[COLOR=tomato]Yıl: 1965
"Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.."

[COLOR=tomato]Yıl: 1975"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim,heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum,yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."

[COLOR=tomato]Yıl: 1985
"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonrakendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.."

[COLOR=tomato]Yıl: 1995"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fenâ hâlde kal geldi yâni..Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim..Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.."

[COLOR=tomato]Yıl: 2006"Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni.. Ama concon muyum ki ben,baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. 'Hav ar
yu yavrum?'"

[COLOR=tomato]Yıl: 2026"Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'Hay beybi..'"

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5754
favori
like
share
fiLiz Tarih: 09.12.2007 20:55
Yıl: 2026"Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'Hay beybi..'"

ay cok güldüm buna yaaa
felban Tarih: 08.12.2007 17:51
hep bu turisler yüzünden kaybediyoruz türkçeyi
savcı 06 Tarih: 05.12.2007 23:20
12 eylül 1980 den itibaren türkçemiz bozulmaya başladı.
idiye Tarih: 05.12.2007 16:26
Ya o güzelim istanbul lehcesine ne demeli.Simdi yeni yetme nesil istanbul kizlari su andaki konustuklari lehceye ne demeli.
MaRaBoGLu61 Tarih: 05.12.2007 15:57
Pop çağının siyasete, sanata ve okumaya uzak gençleri Türkçeyi kendi dünyalarına göre yorumlayıp konuşuyor. Kelimeler internet diline göre törpüleniyor. İngilizce-Türkçe karışımı konuşuyor, sesleri farklı çıkarıyorlar. Seyirci kelimesi "seyircıı" oldu bile. Bundan birkaç yıl önce müzik kanallarındaki DJ kızların, kelimeleri İngilizce gibi telaffuz ederek İngilizce-Türkçe karışımı konuşmalarını şaşkınlıkla izliyorduk. Giderek bu duruma alıştık. Aradan bir süre geçti, bir de baktık ki, siyasete, sanata ve okumaya ilgi duymayan gençler, gün boyu müzik kanallarını seyrediyor ve konuşma tarzları buradaki sunucuları bile geride bırakıyor. Türkçeyi düzgün konuşma derdi olmayan gençlerin konuşma dilini internet yazışmaları ve pop kültürü yönlendiriyor.

Artık yüklemi, öznesi belli olmayan bir "internet dili" oluştu. İşte bir gencimizin internet yazışmalarındaki kültür yüklü cümleleri: "Akşam telefon faturasını görünce oha falan oldum. Anneme söyledim. Aaa ne oluyo falan oldu. Napıcaz şimdi yani olduk. Bunun üzerine bir de su faturası kabarık gelince bismillah olduk yani."

Yeni bir ceket aldınız. "Güle güle kullan", "iyi günlerde eskit" gibi iyi dileklerde bulunmak artık modası geçmiş bir ifade. "Abi ceket yapmışsın" cümlesi yukarıdaki anlatımı üç kelimede özetliyor. Biri duygu sömürüsü yaptığı zaman "vicdan yaptım" diyerek karşılık verilebiliyor. Duygu sömürüsü yapma, ya da vicdanımı sızlatıyorsun nevinden bir şeyler denmek isteniyor. Yapmak ve olmak da neredeyse tüm fiillerin imdadına yetişen yardımcı fiillerden. "Tavır yapma" (olaya tavrını koymak ya da küsmek), "su yapma" (ciddiyetini muhafaza etmemek) yeni çarpıcı cümleler arasında.

Bunların yanı sıra internet yazışmalarıyla gündeme gelen birçok kısaltma sözcük, normal yazı ve konuşma diline de girdi. Selam sözü artık internet harici yazışmalarda slm (selam), mrb (merhaba), grsz-by (görüşürüz) şeklinde kullanılıyor. Nasılsın sorusuna karşılık "Sen nasılsın?" şeklindeki soru ise İngilizce"de kısaca bu anlama gelen "u?" diye yazılıyor. İnternette yazışmaya chat"leşme demeye çoktan alıştık. Ancak, Türk Dil Kurumu bu durumdan son derece mustarip.

Türkçeyi çözmen için İngilizceyi de bilmen gerekecek!

Bu şekilde dile hem yazılışı hem de okunuşuyla birlikte giren yabancı kelimelere getirilen eklerin kesme işaretiyle ayrıldığı, ancak bu şekiller Türkçenin ses uyumu kurallarına uymadığı için işi daha da çıkmaza sürüklediği ifade ediliyor. Bu durumu dilin hem ses yapısının, hem yazı özelliğinin, hem de söz varlığının bozulması olarak yorumlayan Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Halûk Akalın "İngilizceyi Türkçeye katarak söylenmek istenen şu: " Ey vatandaş sen şu metni okuyup anlamak istiyorsan yalnızca Türkçe bilmen yeterli değil, biraz da İngilizce bileceksin! Şu anda İnglizcenin "fesahatçı"ları var. Yazıldığı ve okunduğu gibi uyguluyorlar. İmlada yeni bir kargaşa ortaya çıkıyor. Dilde yabancı ögelerin artması söz varlığını bozuyor. Hacker"lar deniyor. Hacker"in okunuşunu bilen biri bu kelimeyi çoğul olarak yazarken hacker"lar diyor. Bunun anlamını bilmeyen biri ise Türkçe okunuşuna göre hacker"ler olması gerektiğini düşünerek "-lar" ekine anlam veremiyor. Eski dilde ileri gelen, reis gibi anlamlar içeren sözün yazılışının benzeri olan İngilizce server ise sunucu anlamına geliyor. Server diye yazıp "sörvır" şeklinde okuyorlar. İmlada bir karmaşa oluşuyor. Bunun Türkçe karşılığı var. Sunucu denilmesi gerekir" diyor.

Dilimize girmekte olan güncel yabancı kelimeleri tespit eden ve Türkçe karşılıklarını yayınlayan Türk Dil Kurumu"nun Başkanı Akalın, bu verileri kitle iletişim kurumlarına da gönderiyor. Türkçe adına en çok gazetecilere, yazar ve gazete-dergi editörlerine görev düştüğünü belirtiyor. Çünkü insanlar yabancı kelimeleri ilk önce televizyon ve gazetelerden öğreniyor. Okumaya ilgi duymayan kesimin Türkçe bilgisine de aynı şekilde kitle iletişim araçları yön veriyor.

"Döncem ben sana"

Gençlerin konuşma dilinin başkalaşmasını ilk keşfedenler ünlü komedyenlerdi. Beyazıt Öztürk"ün üniversiteli gençleri karikatürize eden tiplemesinin kulağına yapıştırdığı cep telefonu ile sürekli sağa sola sallanarak konuşması ve herkese "Döncem ben sana" diyerek telefonu kapatması gerçek hayattaki "tiki" gençlerin tipik bir kopyası.

Kıyafetleri hip hop tarzı olan gençlerde ne gam belirtisi var ne de huzur. Arada kalmışlık ve umursamazlık her hallerinden akıyor. Tofita reklamındaki genç kız yadırganmıştı. Heyecanlarını çığlık atarak ve anlamsız sözlerle ifade eden karakterlerin tasviriydi. Kelimeleri ağzında yuvarlayarak ve harfleri değiştirerek konuşuyordu. "Seyirci"yi "seyircıı" diye telaffuz ediyor, yaka anlamına gelen "degaje"yi göğüs yerine kullanıyordu ama onu çok sevdik. Gözümüze en az Tofita kadar hoş göründü!

Son zamanların fazla şehirli dizisi Avrupa Yakası"nın Selin tiplemesi ne geçim derdi ne de kültürlü olma endişesi taşıyan bir kimlik. Bir süre yurtdışında kalmış. Türkçeyi ancak birkaç kelime ve bağlaçlar vasıtasıyla konuşuyor. İnternet gençliğinin diline pelesenk olan "Oha falan oldum yani" çıkışıyla hiç de âdâba uygun konuşmuyordu fakat biz onu eğlenceli bulduk.

"Çocuk da yaparım kariyer de" diyerek çalışan genç kadınlara da cesaret veren "özgür kız" Nil Karaibrahimgil, gençliğin yaşam şekline yeni jargonlar ekledi. İngilizcevari aksanıyla dilde de özgür olduğunu kanıtlamaya çalıştı ve başardı da. İnce kumaştan tasarlanan giysileri ve uçuk kaçık, çocuksu hareketleriyle onu da sevdik!... Çünkü şarkısı tutuldu. "Kırıcan mı belimi" diyecek kadar fütursuz değildi. Ama biz bu sözleri de kanıksadık. Güfteler de artık gündelik Türkçeyle yazılıyor. "Ayağını yerden kescem senin" diyen Gülben Ergen bu trendi (!) yakalayanlardandı.

"Azerbaycan"da terledim"

Gençlerin bu dilini bir tepki dili ve gelip geçici görenler de var. Kültürün yüksek değerlerini tekrar edebiyata, konuşma ve yazı diline kazandırmak bir özlem. Toplumun sığ bir dil kullandığına dikkat çeken Yavuz Bülent Bakiler, ülkemizi Batı dünyası ile kıyaslıyor. Bakiler, "Batı dünyası 8 yıllık eğitimde ders kitaplarını 71 bin kelime ile yazıyor. Bu rakam Japonya"da 44 bin, İtalya"da 32 bin, Türkiye"de 6 bin"dir. Çağdaş medeniyet seviyesine sıçramak mecburiyetinde olan bir ülkede, çocuklarımızı 6 bin kelimenin içerisine hapsetmek gericiliktir" diyor.

Azerbaycan Yazarlar Birliği"nden Anar Rasulzade"nin "Biz, 1990 yılına kadar Sovyet emperyalizmi altındaydık. Birtakım yanlışları bilerek yapıyorduk. Benim anlayamadığım, Türkiye hür ve müstakil bir ülke, size kim emrediyor, kim doğru yoldan uzaklaştırıyor?" dediğini hatırlatan Bakiler, "Bu, bizim Türk ve İslam dünyasıyla bağlarımızı kopartma isteğidir. Şu an konuştuğumuz dil ileride Türkçenin sonu olur" diyor.

"Biz de farklı bir dil kullanmıştık"

Öğretim görevlisi ve Türkçenin doğru kullanımı üzerine kitapları olan Feyza Hepçilingirler ise, gençlerin Türkçe konusundaki duyarsızlığını yeni neslin kendini ispat etme hevesi olarak nitelendiriyor. Hepçilingirler"e göre, dilde jargon da denilen alt grupların oluşma nedeni gençlerde kedisinden farklı olanın anlayamayacağı özel bir dil oluşturma isteği. Hepçilingirler bunun gelip geçici bir akım olduğunu düşünüyor. "Biz de kendimizi ifade etmede farklı bir dil kullanmıştık" diyor.

Eski TRT spikerlerinden Erkan Oyal ise dildeki sorunları gençlerin kimlik arayışıyla ilintiliyor. "Kullanılan anlamsız ifadeler bana göre çok tehlikeli. Popüler bilimciler ise olur böyle şeyler diyor. Dildeki bu sorunun Türkiye"de yaşanan sosyal ve iktisadî kaostan kaynaklandığını düşünüyorum" diyor.

Market Türkçemiz var ya...

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öğretim görevlisi Ahmet Turan Alkan ise konuyu daha farklı bir açıdan ele alıyor. Alkan, "Bütün dünyada pop kültürün egemenliği var. Ticarî olarak büyük pazar değerine sahip bir endüstri. Eurovision yarışmasına bakın bir kere; her ülke pop tarzında besteyle yarışıyor. Pop kültürün ve müziğin egemenliği tartışılmıyor; dünyanın en tabii şeyiymiş gibi karşılanıyor. Pop kültürün bir de "pop dil"i var. Popun kültürü satıh kültürü olduğu için dili de, kelime haznesi de satıhta kalıyor. Dikkat ettiniz mi, Türkiye"nin yarışa İngilizce sözlü bir şarkıyla katılması bile kimseyi rahatsız etmedi, itiraz gelmedi pek. Bu, işin evrensel tarafı; bize ait kısmına gelince, gençlerimize dilin imkanlarını, genişliğini, başka hangi işlere yarayabileceğini öğretemiyoruz. Çocuklarda bırakın Türkçeyi, dil şuuru yok, pek zayıf. Gördükleri eğitim yetersiz, yaşadıkları dünya da öyle aman aman dil zenginliği gerektiren bir zorlamada bulunmuyor. Daha fazlasını niçin talep etsinler ki, market Türkçesi yetiyor da artıyor bile" diyor.

Türkçeyi umursamayan gençler olduğu kadar onu korumak için mücadele edenler de var. Bilkent Üniversitesi"nde başlayan "Türkçesi Varken" kampanyası hızla yayılıyor. Umarız konuyu gençler kendi aralarında tartışır ve bu kez Türkçenin hayırına olacak jargonlar geliştirirler.

TÜRK DİL KURUMU BAŞKANI PROF.DR. ŞÜKRÜ PROF.DR. HALUK AKALIN:
METROSEKSÜEL DEĞİL BAKIMLI ERKEK

- Gençler birkaç bağlaçla (yani, falan oldum gibi) meramlarını anlatmaya çalışıyorlar. Türkçeyi düzgün konuşma kaygıları da yok. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Ana dilimiz Türkçeye ilgisizliğe, kayıtsızlığa bağlıyorum. Ancak bu kayıtsızlık yalnızca dilimize karşı değil, genel olarak kültür değerlerimize karşı bir ilgisizlik, aldırmazlık, kayıtsızlık söz konusu. İngilizce sözleri bir İngiliz veya bir Amerikalı gibi söylemeye çalışanlar, sınırlı sayıda bildikleri Türkçe sözleri ise Türk gibi değil de bir yabancı gibi söylüyorlar. Söz dağarcıkları da sınırlı olduğu için birkaç sözle konuşuyorlar. Duygularını, düşüncelerini tam olarak ifade edemeyen kişiler, bildikleri birkaç kelimeye de olmadık anlamlar yüklüyorlar ve olur olmaz her yerde bu sözleri kullanıyorlar.

- Gençler içlerindeki güzellikleri dil ile ifade edemiyor.

Dilin zayıflamasının psikolojilere de etkisi olacaktır. Dilin anlatım gücünden yararlanamayanların ruh hâline bu durum elbette olumsuz olarak yansıyacaktır. Duygularını anlatamayan genç, "Beni neden anlamıyorlar, neden anlaşılamıyorum?" diyerek kabuğuna çekilecektir. Aile içinde sağlıklı ilişkilerin ve iletişimin kurulmasında dilin önemi de ortaya çıkıyor. Ana babaların da dili kullanmaları açısından çocuklarından farksız olduğunu gözlemliyoruz.

- Türkçenin geliştirilmesiyle ilgili projeleriniz var mı?

Üzerinde önemle durduğumuz çalışma Türkçenin Temel Söz Varlığı Veri Tabanı Projesidir. Türkçenin bütün söz varlığını büyük bir sözlük veri tabanı halinde kullanıma sunacağız. Bu benim hayalimdi. Şimdi TDK"nın amacı haline geldi. Bu veri tabanının içinde neler olacak? Öncelikle, yazı dilimizin sözlüğü Türkçe Sözlük, bu veri tabanında yer alıyor. (http//tdk.org.tr) Türkçenin en gelişmiş ve en güncel sözlüğünü ücretsiz olarak hizmete sunduk. Basılı Türkçe sözlüklerin hiçbirinde tetiklemek, derogasyon=ayrıklık, ötelemek gibi sözleri bulamazsınız. Bu sözlükte güncel olaylar sonucunda dilimize giren kelimeler bire bir takip ediliyor. Bu, Türkiye Türkçesinin en gelişmiş sözlüğüdür. İçinde 100 bini aşan söz, deyim, anlam varlığı bulunuyor.

Temel sözlük veri tabanında, "Terimler Sözlüğü" de var. Bütün bilim ve sanat dallarındaki terimler araştırılıyor. Ayrıca Kişi Adları Sözlüğü, Derleme Sözlüğü, Tarama Sözlüğü, Tarihsel Türkçe Sözlük ve Türk Lehçelerindeki Sözler olmak üzere 7 ayrı bölüm altında geniş bir içeriğe sahip olacak. Bu veri tabanı aracılığı ile elektronik ortamda insanlar istedikleri kelimenin Türkçede gelmiş geçmiş bütün dönemlerde ve mimarlık, sanat tarihi gibi bütün alanlarda ne gibi anlamlarda kullanıldığını öğrenebilecekler. Bu projemiz 2007"de tamamlanmış olacak.

- Türkçe"ye girmiş yabancı kelimelere karşılık olarak Türkçe kelime üretmek doğru mu?

Türk Dil Kurumu olarak dilimizin söz varlığına katılmış, yaygınlaşmış ve Türkçeleşmiş yabancı kökenli sözlere karşılık türetmekten çok dilimize girmek üzere olan sözlere karşılıklar buluyoruz. Anchorman, arboretum, derogasyon, metroseksüel gibi toplumumuzun yeni karşılaştığı kavramlara karşılıklar buluyoruz.

- Edebiyat dili anlamında Türkçe yetersiz mi?

Türkçe, tarihinin her döneminde edebiyat dili olmuştur. Bizim ilk yazılı kaynağımız Orhon Yazıtları, Türk edebiyatının söylev türündeki en büyük eserlerimizden biridir. Türkçe asla yetersiz değildir. Türkçenin gücünden haberdar olmayan, Türkçenin söz varlığından bîhaber kişilerin dili yetersizdir.

TÜRKÇESİ VE DOĞRUSU VARKEN

Yanlış: Doğru
Şok olmak: Şoke olmak
Kontür: Kontör
Derogasyon: Ayrıklık-ayrıcalık
Show: Şov
Start almak: Başlamak
Trend: Eğilim
Spontane: Kendiliğinden
Center: Merkez
Check etmek: Kontrol etmek
Laptop: Dizüstü
Provoke etmek: Kışkırtmak
Adapte olmak: Uyum sağlamak
Feedback: Geri bildirim
Printer: Yazıcı
Revize etmek: Yenilemek
Elimine etmek: Elemek
Televizyon izlemek: Televizyon seyretmek
Blok (bloğu): Blok (bloku)
Parlemento: Parlamento
Dinazor: Dinozor
Azerbeycan: Azerbaycan
Ambiyans: Hava, ortam
Partner: Eş
Entegre olmak: Bütünleşmek

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜSTEŞARI PROF.DR. NECAT BİRİNCİ: EĞİTİM TÜRKÇENİN TAM ORTA YERİNDE

Türkçenin, anaokulundan ilköğretimin 5. sınıfına kadar son derece bilinçli ve ağırlıklı bir şekilde öğretilmesi gerekir. Buradan, diğer öğretim kademelerinde bu konu daha hafif yer tutabilir anlamı çıkmamalıdır. Milletler ana dillerine özel önem verirler. Çünkü ana dil, milletin varlığı ile doğrudan ilişkilidir.

Yukarıda sözünü ettiğimiz eğitim devresinde Türkçe, dilbilgisi kuralları çerçevesi içinde değil, çıkış noktası söze dayalı metinler aralığından öğrenciye verilmelidir. Bu metinler, masallar, halk hikâyeleri, atasözleri, deyimler, bilmeceler, tekerlemeler olmalıdır. Dilin büyülü, çekici, hoş dünyası bu metinlerle, bu yaşta öğrenciye hissettirilmelidir. Bu devrede dilbilgisi kurallarını öne çıkarmak ve bu kuralları öğrenciye belleten bir sistemi uygulamak, öğrencide dil zevkini köreltir.

Öğrencide dil zevkini uyandıracak, öğrencilere okuma alışkanlığı kazandıracak metinler hazırlanmaktadır. Bu çocuk kitapları üzerinde uzman arkadaşlarımız çalışıyor. İlköğretimin 6. sınıfından orta öğretimin sonuna kadar okutulmak üzere 100 temel eser tespiti çalışmamız vardır. Değişik kültür çevrelerinden, üniversitelerden, yayın dünyasından, edebiyatçılar arasından belirlenmiş 35 kişilik bir grup, başlangıcından bu yana Türk edebiyatının 100 eserini belirleyecek. Bu komisyon ilk toplantısını yaptı. İkinci toplantı haziran ayı içinde yapılacak. Bu toplantılardan çıkacak neticeler sonrasında bu eserler belirlenmiş olacaktır. 6. sınıftan orta öğretimin sonuna kadar bu eserlerin yüzde altmışı, bir program dâhilinde ve öğretmenlerin rehberliğinde öğrenciler tarafından okunacak. Bu düz bir okuma değil, eserlerin dil, kültür, düşünce ve estetik varlığını ortaya koyan bir çalışma şeklinde olacak.

Seçilecek bu yüz eserin içinde Cumhuriyetten sonra yazılmış olanları kelime varlığı yönünden ayrıca ele alınacak ve bunlardan bir sözlük oluşturulacak. Bu sözlük, Türkçe"nin bir genel sözlüğü değil, orta öğretimi bitirmiş bir öğrencinin öğrenmek durumunda olduğu kelimeleri ihtiva eden bir sözlük olacaktır ve 4 ilâ 5 bin civarında kelimeyi ihtiva edecektir.

Ayrıca Türkçe öğretimi içinde şiir ezberleme çalışmaları teşvik edilecek. Bu yol ile öğrencilerin en olgun dil metinleri ile karşılaşması sağlanmış olacak.
MaRaBoGLu61 Tarih: 05.12.2007 15:56
* Yanlış kullanımına en sinir olduğunuz ifade?
"Beş gibi gelirim..." Ne demek "gibi"? Saatin gibisi olmaz, beş sularında veya beşe doğru denir. Bir de "Atıyorum" var... Ne atıyorsunuz? Eğitimli insanlara hiç yakışmıyor.
* Asıl şu "Kendine iyi bak" lafından nasıl kurtulacağız?
Kendime iyi bakarım, sizin söylemenize gerek yok ki... Dilimizde "Hoşça kal", "Sağlıcakla kal", "Allaha ısmarladık" gibi sözler varken bu kadar gülünç bir söze neden gerek duyuyorlar; anlamak mümkün değil. Bir de "Size dönerim" var... Bu sözü duyunca içimden "Ne zaman birlikteydik, ne zaman ayrıldık da bana döneceksiniz" demek geliyor.
* Daha kötüsü de var onun: "Döncem" diyorlar.
Evet, o daha fena. Bir de "metroseksüel" sözü yok mu? Bunun dilimizdeki karşılığı "bakımlı erkek".
* Bakımlı demek de hiç frapan olmuyor işte...
Peki "metroseksüel"i kim anlıyor? Kime sorsanız "metro" için yer altında işleyen taşıt, "seksüel" için de "cinsellikle ilgili bir şey" der.
* Şişli Belediye Başkanı Sarıgül'e sormuştum; "Sizin için metroseksüel diyorlar, katılıyor musunuz?" diye... Yanıtı "Hayır ben Erzincanlıyım" olmuştu.
Mümkün. Yazılıp çizilmeden önce kimse bilmiyordu ki anlamını...
* Nasıl bir ruh halindeki kişi "ş" yerine İngilizce'deki gibi "sh" yazar?
Aşağılık kompleksi olan biri... Bu durumla Türk tarihinde bir kez daha karşılaşılmıştı: Mütareke döneminde İstanbul işgal altındayken...
* Bir dilin ne kadar küreselleşmeci ya da ne kadar ulusalcı olacağının sınırı nedir?
Bu ölçüyü dilin kendisi belirler... Sınır, komik duruma düşmekle çizer kendisini. Eğer konuşurken "Ne derlerdi Türkçe'de" diyerek araya ingilizce kelimeler katıyorsanız, komik duruma düşersiniz. O zaman anlayın ki bir hata yapıyorsunuz.
* "Turkish"çe konuşanların gerekçesi şu: "Benim söylemek istediğim kavramı karşılayan Türkçe bir söz yok..." Doğru mu bu?
Türkçe'de her kavram için söz vardır. Onlar bilmiyorlar. Hep Türkçe'yle İngilizce'yi karşılaştırıp "Ama İngilizce'deki söz varlığı daha çok" derler. Diller kelime sayısıyla karşılaştırılmaz. Bir Afrika kabilesine 300 kelime yetiyordur ve biz ona fakir bir dil diyemeyiz. Bu bir uygarlık meselesidir. Siz Batı'yla dilinizi değil uygarlığınızı karşılaştırın.
* Belki şöyle düşünüyorlardır: "Ne yapayım; ben yaşadığım toplumdan daha uygarım..."
Hayır, siz sadece yaşadığınız toplumun dilini iyi bilmiyorsunuz.
* Kanıt?
Türkçe'nin gerçek söz varlığı yaklaşık 600 bindir. İnsanlarımız 300 kelimeyle yaşıyorlar.
* Türkçeyi iyi bilmenin barajı ne kadar?
Türkçe biliyorum diyen bir insanın 20 bin kelimenin sözlüğe bakmadan anlamını biliyor olması gerekir.
* Peki TDK'nın sırf "laiklik" olsun diye Arapça, Farsça kelimeleri yok saymasına ne diyorsunuz?
Türkçe'ye bir dönem bu düşünce hâkim olmuştu. Böyle bir ayrımcılık mümkün değil. Marşımızın adı "İstiklâl." İstiklâl bizim için kökeni bakımından olmasa da kullanımı nedeniyle Türkçe kelimedir. Ama "Bağımsızlık" da dilimize yerleşmiştir.
* Attila İlhan seçmeli Osmanlıca dersinin okutulmasını öneriyor?
Olabilir.
* Şapka geliyor mu?
Hiç gitmedi ki...
* Yapmayın, şapka koyduk diye öğrenciyken az uyarılmadık...
İşte bu da aynı bakış açısının eseriydi... Arapça'dan geliyor ya... Oysa Arapça kelimelerdeki k, g, 1'den sonra gelen a'larda (rüzgâr gibi), bir de bazı kelimeleri ayırt etmek için (hala ve hâlâ, dini ve dinî gibi) kullanılıyor. "Plan", "reklam" gibi Batı'dan kelimelerdeki işareti kaldırdık.
* "He" mi, "Haş" mı, "Aş" mı? "Ke" mi "Ka" mı?
He ve Ke diye okunur. Diğerleri yanlış.
* Peki bu 'Ğ'nin durumu ne olacak?
O bizim en önemli harflerimizden biri olarak yerini korumaya devam edecek. O olmazsa olmaz.
* Hâlâ tartışıyoruz: eski İstanbul Valisi mi? İstanbul eski Valisi mi?
Tartışmaya gerek yok: Tamlayan kelime başa gelir. Hiç "telefon eski kulübesi" diyor musunuz? Eski telefon kulübesi diyoruz, değil mi? Doğrusu eski İstanbul Valisi'dir.
Ne yuro, ne öro onun adı avro!
* Aynı TV programında bile biri "Yuro" diye telaffuz ediyor diğeri "Öro"... Nedir doğrusu?
AB para birimini Almanlar oyro, Macarlar euro, Yunanlılar efro, Ruslar yevro, Fransızlar öro, İngilizler yuro diye seslendiriyor. Çünkü bunun formülü şöyledir. Kendi dilinizde Avrupa'yı nasıl okuyorsanız ilk hecesinin sonuna "o" harfini getirirsiniz. Türkçe'de doğrusu "avro"dur. Geçen hafta Azerbaycan'daydım ve onların bile "avro" dediklerini duydum. "Nereden öğrendiniz bu kelimeyi?" diye sordum; "E başka ne denebilirdi ki?" yanıtını aldım.
* "Şey" ne demek?
Eşya kelimesinin tekilidir.
* Kullanmak sanki ayıp bir şeymiş gibi... Cehalet belirtisiymiş gibi algılanıyor.
Hayır, "şey" önemli bir kelimedir ama nerede kullandığınıza bağlı tabii.
"Şeyin şeyine şey ettim" derseniz olmaz.
* "Şeyini şey ettiğimin şeyi" olmaz yani...
Olmaz tabii. İşte orada içine hangi anlamı katarak söylediğinize bakmak gerekir.
* Dil bendini çiğneyip aşan bir şey değil midir? Yani kuralları sonradan gelmez mi?
Dili anlatırken güzel bir benzetme yapılır: Dil bir araçtır. Ama nasıl bir araç? Otomobil gibi uçurumdan bile aşağı sürebileceğiniz değil; at gibi gün geldiğinde korktuğu yerden bir adım bile götürtemeyeceğiniz araç.
* Neden hostes yerine "gök götürü konuksal avrat", otobüs için "çok oturgaçlı götürgeç", dediniz?
Bunlar tamamen bir uydurma. TDK'yi küçümsemek ve alaya almak için uyduruldu bunlar. TDK, hiçbir zaman bu tür karşılıklar önermedi.
MaRaBoGLu61 Tarih: 05.12.2007 15:55
İnsanın yaşamında ve kişilik gelişiminde ana dilinin çok önemli bir yeri vardır. Dili yeterli düzeyde olan kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta daha çok başarılı olurlar. Kendi dilini iyi bilip düzgün kullanmanın önemli bir yararı da yabancı bir dili öğrenmeyi kolaylaştırmasıdır. Gerçekten, etkili bir yabancı dil öğretiminin altyapısını, iyi bir ana dili eğitimi oluşturur.
Türk edebiyatının tanınmış şairlerinden Yahya Kemal’in “Türkçe ağzımda annemin sütüdür” diyerek yücelttiği, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ise “Türkçem benim ses bayrağım” diyerek hem yücelttiği hem de kutsallaştırdığı dilimize bugün gerekli özeni gösteriyor muyuz? İnsanlarımızda bugün Türkçe sevgisi, ana dili duygusu, dil bilinci ve duyarlığı yeterince var mı? Bu soruların iyice düşünülmesi, sürekli göz önünde tutulması gerekir.
Dil öğrenimi beyni, dolayısıyla düşünceyi değiştirir, biçimlendirir. Sosyal yapının iç dokusunu ana dili oluşturur. Oysa Türkçemiz giderek zayıflıyor, güdükleşiyor. Bugün Türkiye’de çevre kirlenmesi, hava kirlenmesi, siyaset kirlenmesi gibi çeşitli kirlenmelerin yanı sıra, bir de “dil kirlenmesi” vardır. Dil duyarlığı ve dil bilinci bakımından görülen eksikler, Türkçenin geleceği için ciddî bir tehlikedir.

BAŞLICA SORUNLAR

Bugün Türkçemizle ilgili başlıca güncel sorunları şöyle sıralayabiliriz: Özensizlik ve yanlış kullanım, yabancı sözcük tutkusu, yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimi birbirine karıştırma, Türkçenin bilim dili olmadığı görüşü, Türkçe öğretimindeki yetersizlik, sözcük ve terim üretimindeki yetersizlik, öğretmen faktörü.

Özensizlik ve Yanlış Kullanım

Dilimizin sözlü ve yazılı kullanımında akıl almayacak yanlışlar yapılıyor. Kurallarına uygun, doğru ve düzgün kullanılmıyor Türkçe. İlköğretimden yükseköğretime kadar okullarımızda görülen Türkçe yetersizlikleri, üniversite öğrencilerimizde bile sık sık göze çarpan sözlü ve yazılı anlatım kusurları, bozuk cümleler ve söyleyiş yanlışları, bir dilekçe yazarken yapılan yanlışlar, resmî yazışmalarda göze batan anlatım kusurları, basın yayın organlarındaki akıl almaz özensizlikler, sokak ve caddelerde bulunan tabelalardaki yabancı sözcük hastalığı... Türkçemizin geleceği için önemli bir tehlike oluşturmaktadır.
Radyo dinlerken, televizyon izlerken insan bazen şaşırıp kalıyor. Osmanlıcadan gelme sözcüklerin yanlış telaffuzları, damıtık dilin giderek argo dile dönüşmesi, vurguların ve tonlamaların ürkünçlüğü, görüntülü yayınlarda sunucuların garip el kol hareketleri, konuşma sırasındaki tuhaf jestleri, Türkçeyi sevenleri üzüyor.
Bazı özel ve yerel TV kanalları ile radyoların, daha kendi adlarından başlayarak Türkçeye karşı alabildiğine saygısız ve sorumsuz tutumları yürekler acısı. Son yıllardaki moda deyişle medyada, özel ve yerel TV kanallarında yeni tip sunucular, haber ve spor spikerleri de moda oldu. Oysa sunuculuk ve spikerlikte dili düzgün ve pürüzsüz kullanma, fizikî güzellikten önce gelir, önce gelmelidir. Dil bilinci ve sevgisi onlara özellikle kazandırılmalıdır. Ekran sorumluluğu bunu gerektirir. Sunucu ve spiker adayları, öncelikle dili doğru ve düzgün kullanma konusunda ciddî bir eğitimden geçirilmelidir. Çünkü onlar her gün milyonlara sesleniyor, milyonlarla yüz yüze geliyor. Örnek olma, model olma gibi bir sorumluluğu da var onların.
Türkçeye karşı özensizlik, sorumsuz davranışlar, bu dili yanlış kullanma, ne yazık ki dar ve sınırlı bir çerçevede görülmüyor. Bu gevşeklik, devlet adamları, çeşitli mesleklerdeki aydınlar ya da aydın olması gerekenler, öğretmenler, her öğretim kademesindeki öğrenciler için de söz konusu.
İnsanlarımıza özellikle doğru konuşma, düzgün yazma, duygu ve düşüncelerini pürüzsüz anlatma becerisi kazandırma konusuna özenle eğilmek zorundayız. Çünkü üniversitede okuyan gençlerimizin büyük çoğunluğunda bile önemli dil ve anlatım kusurları ile karşılaşıyoruz.

Yabancı Sözcük Tutkusu

Günümüzde Türkçe, neredeyse ana dilimiz olduğunu unutturacak ölçüde yabancı sözcüklerle dolduruluyor, kendi sözcüklerimiz acımasızca dışlanıyor.
Sorunların belki de en önemlisi, dilimizin kamuoyu önündeki kullanımında görülen “Türkçeden kaçış” diyebileceğimiz süreçtir. Ülkeyi yönetenler, basın-yayın kuruluşları ve bir kısım aydınlar, çok güzel Türkçe karşılıkları bulunsa da yabancı sözcükleri kullanmaktan sanki olağanüstü bir zevk alıyorlar. Türkçe konuşmaktan kaçan bir kamuoyu oluşmuş görünüyor. Bu durum dilimiz için büyük tehlikedir.
Bugün de benzeri durumlara sık sık tanık oluyoruz. Güzelim uzlaşma yerine concencous, yoğunlaşma yerine consantrasyon, kontrol yerine çek etme dedik mi kültürlü kişi oluyoruz. İstanbul Taksim’deki görkemli bir otelin adı The Marmara, Hilton’daki sergi merkezinin adı Exibition Center.
Kentlerimizde caddeler, yabancı adlar nedeniyle işgal altındadır. Kendilerine “entel” denilen bir kısım aydınlar, kendi yurduna yabancılaşmayı evrensellik sanıyor.
Konuşmada veya yazıda aralara yabancı sözcük sıkıştırmak, bağımsızlık gururunun nasıl törpülendiğini gösteren acı bir örnek değil midir? Neredeyse, ana dilimizin Türkçe, anavatanımızın Türkiye olduğunu unutuyoruz.
Yabancı dil ne kadar önemli olursa olsun, insanın ana dili daha da önemlidir. Temel görevimiz, gençlerimizi düşünen, eleştiren ve düşüncelerini düzgün ifade edebilen bireyler olarak yetiştirmektir. Öğrencinin kendi dilini ikinci sınıf, yetersiz bir iletişim aracı olarak görmesi çok sakıncalı bir durumdur. Böyle bir öğrenciden kendi diline ve kültürüne, ana diline saygı duyması nasıl beklenebilir?
1930’lardan 1980’e kadar yürürlükte olan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 21. maddesi, Türkçeyi koruyucu hükümler taşıyordu. Son yıllarda görülen yabancı dil işgali nedeniyle, ilgili Devlet Bakanlığınca 1997’de hazırlanan “Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu. Böylece Türkçeyi yozlaşmalardan koruma, yabancı dillerin inanılmaz baskısından kurtarma amaçlanıyor.
Nitekim Fransa’da 1994 yılında hükümetin önerisi ile Fransızcayı İngilizcenin akınından korumak için “Fransız Dilinin Kullanımına İlişkin Yasa Tasarısı” adlı bir tasarı hazırlanmış ve yasalaşmıştır. Fransızcayı korumaya yönelik yasanın bizim için de büyük önem taşıyan 9. maddesi şöyledir:
“Eğitim, sınavlar ve yarışmalar ile kamuya ya da özel sektöre ait eğitim kurumlarında yapılan tezler ve bilimsel yazılar için kullanılacak dil Fransızcadır.”
Bu akılcı yaklaşımla gerçekçi uygulamadan alınacak dersler bulunduğu çok açıktır.

Yabancı Dil Düşkünlüğü

Ülkemizde özellikle 1980’den sonra görülen büyük yanlışlardan biri, yabancı dil öğretimi ile yabancı dille öğretimin birbirine karıştırılmasıdır. Günümüz dünyasında yabancı dilin ve yabancı dil öğrenmenin önemi elbette ki tartışılamaz. Her türlü ilişki, iletişim ve gelişme için yabancı dil elbette ki çok gerekli. Ama ülkemizde özellikle son zamanlarda düşülen önemli bir yanılgı, yabancı dilin araç değil amaç olarak görülmesidir. İşte bu nedenle, yabancı dille öğretim yapan okulların ve üniversitelerin sayısı hızla artmaktadır. Oysa yabancı dil amaç değil araçtır.
İşin en acı ve düşündürücü yanı da, yabancı dille öğretim yapan kurumlarda okuyan Türk çocuklarının Türkçeyi ihmal etmeleri, giderek unutmaları, özellikle yazılı anlatım yetersizlikleri içine düşmeleri ve kendi dillerini küçümseyip hor görmeleridir. İşte en büyük tehlike de burada yatıyor. Ana dilinin yetersiz olduğu inancı ile yetiştirilen bir genç, kendi diline ve kültürüne nasıl saygı duyacaktır?
O hâlde öncelikle yapılması gereken şey, yabancı dil öğretimi ile yabancı dille öğretimi birbirine karıştırmamaktır. Çok gerekli olan yabancı dil öğretimini bütün okul kademelerinde en etkili ve verimli bir şekilde gerçekleştirelim. Bunun yollarını arayalım. Ama çok gereksiz olan ve ülkemizin geleceği, kültürü açısından büyük tehlikeler taşıyan yabancı dille öğretim tuzağından kurtulalım. Bunun için de her şeyden önce ana dili duygusu, duyarlığı ve dil bilinci gerekir.
Ülkemizde nitelikli insan yetiştirmek istiyorsak, başkalarının diliyle değil, kendi dilimizle, kendi kültürümüzle yetiştirmeliyiz. Çünkü kendi kültürünü dışlayan bir toplum, varlık nedenini yadsıyor demektir.
Çağdaş ülkelerin hiçbiri yabancı dilde eğitim yapmıyor. Bu durum, sadece az gelişmiş ülkelerde ve sömürgelerde görülüyor.
Bazı okullarda eğitim yabancı dille yapılırsa Türkiye’nin dış dünya ile daha kolay anlaşacağı, Türkçenin bilim dili olmadığı, İngilizce ile daha iyi bilim yapılacağı yolundaki görüşler yanlıştır. Bu görüşler, emperyalizmin sömürge ülkelere dayattığı anlayışın sonucudur. Her ülkede bilim ancak o ülkenin kendi diliyle yapılabilir. Yabancı dille eğitim, eğitim bilimine de aykırıdır. Çünkü bir insan, dünyayı en sağlıklı biçimde ancak kendi diliyle algılayabilir ve anlatmak istediğini de en güzel kendi diliyle anlatabilir.
Ülkemizin tanınmış üniversitelerinden biri olan ve eğitimi İngilizce yürüten ODTÜ’de yapılan bir araştırmada, öğrencilerin yabancı dille eğitimden memnun olmadıkları, buna karşı çıktıkları görülmüştür. İngilizce eğitim yapılan Boğaziçi Üniversitesinde de benzer görüşler öne sürülmekte, eğitim dilinin Türkçe olması savunulmaktadır.

Türkçenin Bilim Dili Olmadığı Görüşü

Türkçenin bilim dili olarak yetersiz olduğu öne sürülüyor. Eksik yanları elbette vardır ve bu, her dil için söz konusudur. Peki, böyle bir durumda yapılması gereken şey, dilimizi tümüyle bir kenara atmak mıdır, yoksa kendi olanaklarıyla onu geliştirmeye ve zenginleştirmeye çalışmak mı? Yetersiz ve eksik diye dilimizi kendi kaderine bırakırsak, Türkçe bir bilim ve kültür dili olarak nasıl ve ne zaman gelişecektir?
İşte hiç düşünülmeyen ve gelecek açısından büyük tehlike oluşturan sorun burada. Eğer dil duyarlığı ve dil bilinci bakımından sorumsuzluk böyle sürerse, Türkçe 14. yüzyıldaki durumuna düşecektir. O zamanlar ve Selçuklular döneminde aydınlar arasında bilim dili Arapça, kültür ve sanat dili Farsça idi. Türkçe sadece halk arasında konuşuluyor ve halk edebiyatı sanatçıları tarafından kullanılıp yaşatılıyordu. Ve dilimizin bu acı serüveni, yaşam savaşı, Tanzimat dönemine, özellikle 20. yüzyıl başlarındaki Millî Edebiyat Akımına kadar sürdü. Şimdi ise tehlike daha çok batı dillerinden gelmektedir.
Büyük ihmale uğramış olan Türkçenin durumuna çok üzülen 14. yüzyıl divan şairi Âşık Paşa günümüz diliyle şöyle dert yanıyordu:
Türk diline kimse bakmaz idi
Türklere hiç gönül akmaz idi
Beş yüzyıl sonra aynı sıkıntı ve sorunları yaşamak zorunda mıyız? Bunları yeniden yaşamamak için gerekli özeni göstermek, bilinçli davranmak zorundayız. “Tarih tekerrürden ibarettir.” sözü akla geliyor ama aslında bu söz yanlıştır. Tarih kendisinden ders almasını bilmeyenler için tekerrürden ibarettir.
1933 reformunu yaşayan İstanbul Üniversitesine gelen yabancı bilim adamlarından 3 yıl içinde Türkçe öğrenmeleri ve bu sürenin sonunda derslerini Türkçe vermeleri istenmişti. Amaç ne? Amaç, Türkçenin bilim dili olarak kullanılması ve geliştirilmesidir. Çünkü cumhuriyeti kuranlar, dilin bir ulusun kimliği ve o ulusu yarınlara taşıyan en önemli öge olduğunu çok iyi biliyorlardı. Düşünülmesi gereken bir soru şudur: Sanki Türkçe 1933’te bilim diliydi de şimdi mi yetersiz duruma düştü?

Türkçe Öğretimindeki Yetersizlik

Okullarımızda, hemen her meslekte ve üniversitelerimizde Türkçe yetersizlikleri ile ne yazık ki sık sık karşılaşıyoruz.
Dil eğitiminin temel amacı, kişilerin düşünme ve iletişim becerilerinin geliştirilmesidir. Dille iletişimin bir yönünü anlatma, öteki yönünü anlama oluşturur. Bu nedenle bütün ülkelerin eğitim sistemlerinde, dil eğitimine, özellikle ve öncelikle ana dili eğitimine büyük önem verilir. Yetişmekte olanlara dilin çok iyi bir şekilde öğretilmesi için çalışılır. Çünkü dil, kültürün temel ögesidir ve insanları birbirine yaklaştıran en güçlü araçtır.
Dil eğitiminde asıl hedef; dört temel beceri olan dinleme, konuşma, okuma, yazma becerilerinin hedef kitleye kazandırılması ve geliştirilmesidir. Ana dili dersi bir bilgi kazandırma değil, beceri kazandırma dersidir.

Sözcük ve Terim Üretimindeki Yetersizlik

Bir dilin gelişip zenginleşmesi, çağın gelişmelerine ayak uydurabilmesi için sözcük ve terim üretimi de çok önem taşımaktadır.
Almanya, Fransa, Macaristan gibi ülkeler dillerini yabancı dillerin istilasından kurtarabilmek için dil gümrüğü adını verebileceğimiz bir uygulama başlatmışlardır. Bu uygulamaya göre, yeni bir buluş yapıldığı ya da yeni bir alet icat edildiği zaman, herhangi bir gecikmeye fırsat vermeden bu kavrama uygun yeni bir sözcük türetilmektedir. Böylece yabancı sözcükler dile girip yerleşmeden karşılıklar bulunmakta ve dilin yozlaşması önlenebilmektedir. Türkçede ise yabancı sözcükler dilimize iyice yerleştikten sonra karşılıklar bulunmaya çalışılmaktadır. Ülkemizin gümrük birliğine girmesinden sonra bu konu çok daha önem kazanmıştır.
Türk Dil Kurumu ile Çağdaş Türk Dili dergisinin son yıllarda başlattığı yabancı sözcüklere karşılık bulma çalışmaları çok olumlu çabalardır. Bu konuda bazı yanlışlar yapılsa, tartışma götürür öneriler olsa bile bu tür iyi niyetli adımlardan geri dönülmemeli. Ayrıca bu konuda yazılı ve sözlü basın-yayın organlarının desteği sağlanmalı. Aksi takdirde yabancı sözcükler Türkçeye hızla dolmaya devam edecek, dilimiz gelişip zenginleşemeyecek ve yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulamayacaktır.
Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşamasını, gelişip zenginleşmesini istiyorsak, üretelim, türetelim, yaratalım ve Türkçe karşılıklar bulmaya çalışalım. Bunun herhangi bir ideolojiyle, sağcılıkla-solculukla, ilericilikle-gericilikle, tutuculukla, dindarlıkla-dinsizlikle bir ilgisi yoktur.

Öğretmen Faktörü

Türkçe eğitiminde yer alan ögelerin etkili olabilmesi için okul binaları, donatım, program, araç-gereç önemli olmakla birlikte, bunları kullanıp programı uygulayacak olan öğretmenin bilgi ve becerisi hepsinden daha önemlidir. “Bir okul, ancak, orada çalışan öğretmenler kadar iyidir.” denilebilir. Görülüyor ki her derste olduğu gibi ilköğretimden üniversiteye kadar dil eğitiminde de en büyük görev öğretmene düşüyor. Özellikle ilk ve orta öğretimde. Aslında dil kusurlarına yalnızca Türkçe öğretmenlerinin ve öğretim elemanlarının değil, ders veren herkesin dikkat etmesi gerekir. Bu nedenle, öğretmenlerin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimleri büyük önem taşımaktadır. Hele Türkçe öğretmenlerinin hem kendilerini çok iyi yetiştirip eksik yanlarını gidermeleri, hem de öğrencileri iyi eğitmek için yorulup usanmadan çaba göstermeleri şarttır. Bu konuda öğretmen yetiştiren kurumlara da büyük görevler düşüyor.
İşte bu noktada karşımıza, çözümü gerekli önemli bir sorun çıkıyor: nitelikli öğretmen sorunu. Unutmayalım ki nitelikli ve başarılı öğretmen yetiştirmek için, her şeyden önce nitelikli adaylar gerekir.
Üniversiteye giriş sınavında düşük puan alan adayların, öğretmen olmayı hiç aklından bile geçirmemiş adayların nitelikli öğretmen olmaları beklenemez. O hâlde yapılması gereken şey, öğretmenlik için geniş tabandan nitelikli adaylar seçme yoluna gitmek, bu adayları hizmet öncesinde çağdaş değerler doğrultusunda yetiştirmek, bütün dallardaki öğretmen adaylarına dil bilinci ve Türkçe sevgisi kazandırmaktır. Bu yapılırsa, yalnızca Türkçe eğitimi ve öğretimi için değil, öteki dersler için de nitelikli ve başarılı öğretmenler yetişecek, mesleğin ve Türkçenin saygınlığı daha da artacaktır. Bu konuda 1959’da kurulan Yüksek Öğretmen Okulu modeli ve 1970 öncesi eğitim enstitüleri göz önüne alınabilir.
Şu nokta herkes tarafından çok iyi bilinmelidir ki öğretmenlik, her üniversite mezununun yapabileceği bir meslek değildir.
Öğretmen adayının ve öğretmenin her şeyden önce genel kültür, özel alan bilgisi, öğretmenlik meslek bilgisi bakımından çok iyi yetişmiş olması gerekir. Bunun yanı sıra mesleğe uygun kişilik özellikleri, meslek sevgisi, öğrenci sevgisi, mesleğe karşı ilgi ve yetenekler, meslekî yeterlikler, düzgün konuşma, Türkçeyi doğru ve düzgün kullanma gibi temel ölçütler de gereklidir öğretmenlik için.
SONUÇ
Sonuç olarak, Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşaması, varlığını sürdürebilmesi için ana dili konusunda bireysel ve toplumsal duyarlık kaçınılmazdır. Bu konuda tek tek bireyler ve toplum olarak dil bilinci taşımak, bilinçli çabalar içinde olmak zorundayız.
Dilimize karşı her türlü özensizliği ve yanlış kullanımları alışkanlık hâline getirmekten kaçınmak, yabancı dil hayranlığı ile yabancı sözcük tutkusundan kurtulmak, yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde eğitimi kesinlikle birbirine karıştırmamak, Türkçenin bilim dili olmadığı görüşüne karşı çıkmak, Türkçe öğretimindeki yetersizlikleri görüp gerekli önlemleri almak, dil gümrüğü uygulamasına girişmek, sözcük ve terim üretimine hız vermek, nitelikli ve yeter sayıda öğretmen yetiştirmek, Türkçemizin varlığını sürdürebilmesi için büyük önem taşımaktadır.

ÖNERİLER:

Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşaması, gelişip zenginleşmesi için şunlar önerilebilir:

1. “Önce Türkçe!” sloganı kafalara ve gönüllere yerleştirilmeli, herkesi güzel Türkçe öğrenmeye ve kullanmaya özendirmeliyiz.

2. “Önce Türkçe!” konusunda bireysel ve toplumsal duyarlık, dil duygusu ve ana dili bilinci oluşturulmalıdır. Bu konuda herkese görev düşer. Asıl sorumluluk ise, örgün ve yaygın eğitim kurumlarına; yazılı, sözlü ve görüntülü kitle iletişim araçlarına, sanatçılara, yazarlara, aydın kesime düşmektedir.

3. Özellikle aydın kesim, yabancı hayranlığı ile yabancı sözcük düşkünlüğünden kurtarılmalıdır.

4. Yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimin çok farklı şeyler olduğu kafalara iyice yerleştirilmelidir. Okullarımızda hâlen yürütülmekte olan yabancı dil öğretiminin çok verimsiz olduğu göz önüne alınarak, verimli ve etkili yabancı dil öğretimi için gerekli önlemler hiç zaman geçirmeden alınmalı, yabancı dilde öğretime ise son verilmelidir.

5. Verimli bir yabancı dil öğretimi için, yüksek öğretim kurumlarında ilk yıl küçük gruplar hâlinde ve nitelikli okutmanlarla etkili bir “yabancı dil hazırlık sınıfı” uygulaması, daha sonraki yıllarda “meslekî yabancı dil” dersleri önemli bir çözüm yoludur. Ankara Üniversitesinin TÖMER kanalıyla yürütmekte olduğu hazırlık sınıfı uygulaması esas alınabilir.

6. Bütün öğretim kademelerinde Türkçe eğitiminin yeterince etkili, verimli yapılabilmesi için gerekli duyarlık ve özen gösterilmelidir. Bu önemli konu, gelip geçici olan bakan ya da hükümet politikası olarak değil, sıkı ve değişmez bir devlet politikası olarak görülmelidir. İşin özü, etkili ve bilinçli ana dili eğitiminde yatmaktadır. Şunu hiç unutmayalım ki iyi bir yabancı dil öğretimi için de iyi bir ana dili eğitimi ön koşuldur.

7. Çok kolay olmamakla birlikte dil gümrüğü uygulamasına bir an önce geçilmeli, baskın dile/dillere karşı koyabilmek için sözcük ve terim üretimine yeterince önem verilmeli, çeşitli dallardan uzmanları da devreye sokarak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmalıdır.

8. Dil alanında en etkili kesimlerin başında eğitimciler, öğretmenler geldiğini göz önünde tutarak, öncelikle Türkçe ve edebiyat öğretmenleri olmak üzere, bütün öğretmenlerin ana dili duyarlığı ve bilinci ile yetiştirilmelerine büyük önem verilmelidir.

9. 1930’lardan 1980’lere kadar yürürlükte olan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 21. maddesi, çeşitli işyerlerinin kapılarına asılacak levha ve tabelaların Türkçe olmasını şart koşuyordu. Bu yasanın uygulamadan kaldırılmış olması ve değişen şartlar durumu tersine çevirmiştir. Adı geçen yasaya yeniden işlerlik kazandırılması uygun olur.

10. Türkçenin yozlaşmaktan korunması ve kurtarılması için genel ve yasal bir düzenleme amacıyla hazırlanan “Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun” tasarısı, dil-anlatım ve konuya yaklaşım bakımından gerekli düzeltme ve düzenlemeler de yapılarak bir an önce yasalaşmalıdır.

11. Bir ülkenin kültürü ve dili tek başına ele alınamaz. Dil ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik yapısı ve özellikleri ile iç içedir ve onlardan ayrı düşünülemez. Eğer bir malı veya aracı kendimiz üretmiyor da dışarıdan alıyorsak, sadece onu değil, onun adını ve onunla ilgili terimleri de almak zorundayız demektir. O hâlde, ekonomi ve teknoloji başta olmak üzere her alanda üretmeden tüketmek çılgınlığına karşı çıkmak da ulusal bir görev ve sorumluluktur. Çünkü üretimi bir yana bırakarak sadece tüketim toplumu olmakla hiçbir yere varılamaz. Bu şekilde olup da tarihten silinen toplum ve ülke sayısı az değildir.

Görüldüğü gibi en çarpıcı ve can alıcı noktalardan biri, dili bir bütünün parçası olarak görmek, önce o bütünü geliştirmektir.

Prof. Dr. Cahit KAVCAR
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi

KAYNAKLAR

1. AKÜNAL Okan, Zühal; “Yabancı Dilde Eğitim mi? Yabancı Dil Eğitimi mi?”, Cumhuriyet, Bilim Teknik Dergisi, 1 Mart 1997, sayı 519.
2. ALAYDIN, Ethem; “Öğrenim Türkçe Olmalı”, Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 21 Aralık 1997, sayı 509.
3. Fransız Dilinin Kullanımına İlişkin Yasa Tasarısı, Türk Dili, 1994, sayı 514.
4. HENGİRMEN, Mehmet; “Anadili Bilincinin Geliştirilmesi”, AÜ TÖMER İzmir, Ana Dili Dergisi, 1996, sayı 1.
5. KAVCAR, Cahit; “Türkçe Eğitimi ve Sorunlar”, AÜ TÖMER Dil Dergisi, 1998, sayı 65.
6. KAVCAR, Cahit; OĞUZKAN, Ferhan; SEVER, Sedat; Türkçe Öğretimi, Türkçe ve Sınıf Öğretmenleri İçin, Ankara 1995.
7. KEPENEK, Yakup; “Bilim Dili Türkçe”, Cumhuriyet, 4 Kasım 1996.
8. KORKMAZ, Zeynep; “Batı Kaynaklı Yabancı Kelimeler ve Dilimiz Üzerindeki Etkileri”, Türk Dili, 1995, sayı 524.
9. KORKMAZ, Zeynep; “Türk Dilinin Yabancı Dillere Karşı Korunması İçin Alınması Gereken Önlemler”, Türk Dili, 1995, sayı 528.
10. SOYSAL, Mümtaz; “Çifte Edilgenlik”, Hürriyet, 8 Mayıs 1994.
11. TAŞDEMİRCİ, Ersoy; Belgelerle 1933 Üniversite Reformunda Yabancı Bilim Adamları, Ankara 1992.
12. Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun Tasarısı, Türk Dili, 1994, sayı 514
MechhuL Tarih: 05.12.2007 10:49
Özer abim çok teşekkürler, böyle önemli bir durumu gündeme getirmen çok iyi oldu. Bu durum öyle bir hal aldıki artık normal sanki Türkçe ye ait kelimeler gibi kullanmaya başladık. Beni asıl üzen konu Türkçe nin yanlış kullanımının ilkokul mezunu öğrenimini tamamlamamış kişilerin değil de en az lise mezunu olan çoğu üniversite mezunu gençler tarafından saçma sapan kelimelerle güzel Türkçe mizin kirletilerek konuşulmaya çalışılması. Bu ne özentidir. Neye özeniyorlar. Televizyonda gördükleri amerikan filmleri ya da magazin dünyasının ışıltılı kişiliklerine mi? Bence bunun sebebi biraz cehaletleri, biraz şımarıklıkları, biraz kişiliklerini oturtma çabalarında yaptıkları saçmalıklar biraz da kendini bilmezlikleridir. Bu yazımdan alınabilenler mutlaka olacaktır. Hatta iğnenin ucu dokunduğu için bana kızanlarda olabilir. İsteyen üzerine alınsın, isteyen kızsın. Madem ki Türk üm diyorsun, Madem ki Türkçe konuşuyorsun; Hakkını ver!

Saygılarımla...
MaRaBoGLu61 Tarih: 05.12.2007 10:08
Pop çağının siyasete, sanata ve okumaya uzak gençleri Türkçeyi kendi dünyalarına göre yorumlayıp konuşuyor. Kelimeler internet diline göre törpüleniyor. İngilizce-Türkçe karışımı konuşuyor, sesleri farklı çıkarıyorlar. Seyirci kelimesi "seyircıı" oldu bile. Bundan birkaç yıl önce müzik kanallarındaki DJ kızların, kelimeleri İngilizce gibi telaffuz ederek İngilizce-Türkçe karışımı konuşmalarını şaşkınlıkla izliyorduk. Giderek bu duruma alıştık. Aradan bir süre geçti, bir de baktık ki, siyasete, sanata ve okumaya ilgi duymayan gençler, gün boyu müzik kanallarını seyrediyor ve konuşma tarzları buradaki sunucuları bile geride bırakıyor. Türkçeyi düzgün konuşma derdi olmayan gençlerin konuşma dilini internet yazışmaları ve pop kültürü yönlendiriyor.

Artık yüklemi, öznesi belli olmayan bir "internet dili" oluştu. İşte bir gencimizin internet yazışmalarındaki kültür yüklü cümleleri: "Akşam telefon faturasını görünce oha falan oldum. Anneme söyledim. Aaa ne oluyo falan oldu. Napıcaz şimdi yani olduk. Bunun üzerine bir de su faturası kabarık gelince bismillah olduk yani."

Yeni bir ceket aldınız. "Güle güle kullan", "iyi günlerde eskit" gibi iyi dileklerde bulunmak artık modası geçmiş bir ifade. "Abi ceket yapmışsın" cümlesi yukarıdaki anlatımı üç kelimede özetliyor. Biri duygu sömürüsü yaptığı zaman "vicdan yaptım" diyerek karşılık verilebiliyor. Duygu sömürüsü yapma, ya da vicdanımı sızlatıyorsun nevinden bir şeyler denmek isteniyor. Yapmak ve olmak da neredeyse tüm fiillerin imdadına yetişen yardımcı fiillerden. "Tavır yapma" (olaya tavrını koymak ya da küsmek), "su yapma" (ciddiyetini muhafaza etmemek) yeni çarpıcı cümleler arasında.

Bunların yanı sıra internet yazışmalarıyla gündeme gelen birçok kısaltma sözcük, normal yazı ve konuşma diline de girdi. Selam sözü artık internet harici yazışmalarda slm (selam), mrb (merhaba), grsz-by (görüşürüz) şeklinde kullanılıyor. Nasılsın sorusuna karşılık "Sen nasılsın?" şeklindeki soru ise İngilizce"de kısaca bu anlama gelen "u?" diye yazılıyor. İnternette yazışmaya chat"leşme demeye çoktan alıştık. Ancak, Türk Dil Kurumu bu durumdan son derece mustarip.

Türkçeyi çözmen için İngilizceyi de bilmen gerekecek!

Bu şekilde dile hem yazılışı hem de okunuşuyla birlikte giren yabancı kelimelere getirilen eklerin kesme işaretiyle ayrıldığı, ancak bu şekiller Türkçenin ses uyumu kurallarına uymadığı için işi daha da çıkmaza sürüklediği ifade ediliyor. Bu durumu dilin hem ses yapısının, hem yazı özelliğinin, hem de söz varlığının bozulması olarak yorumlayan Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Halûk Akalın "İngilizceyi Türkçeye katarak söylenmek istenen şu: " Ey vatandaş sen şu metni okuyup anlamak istiyorsan yalnızca Türkçe bilmen yeterli değil, biraz da İngilizce bileceksin! Şu anda İnglizcenin "fesahatçı"ları var. Yazıldığı ve okunduğu gibi uyguluyorlar. İmlada yeni bir kargaşa ortaya çıkıyor. Dilde yabancı ögelerin artması söz varlığını bozuyor. Hacker"lar deniyor. Hacker"in okunuşunu bilen biri bu kelimeyi çoğul olarak yazarken hacker"lar diyor. Bunun anlamını bilmeyen biri ise Türkçe okunuşuna göre hacker"ler olması gerektiğini düşünerek "-lar" ekine anlam veremiyor. Eski dilde ileri gelen, reis gibi anlamlar içeren sözün yazılışının benzeri olan İngilizce server ise sunucu anlamına geliyor. Server diye yazıp "sörvır" şeklinde okuyorlar. İmlada bir karmaşa oluşuyor. Bunun Türkçe karşılığı var. Sunucu denilmesi gerekir" diyor.

Dilimize girmekte olan güncel yabancı kelimeleri tespit eden ve Türkçe karşılıklarını yayınlayan Türk Dil Kurumu"nun Başkanı Akalın, bu verileri kitle iletişim kurumlarına da gönderiyor. Türkçe adına en çok gazetecilere, yazar ve gazete-dergi editörlerine görev düştüğünü belirtiyor. Çünkü insanlar yabancı kelimeleri ilk önce televizyon ve gazetelerden öğreniyor. Okumaya ilgi duymayan kesimin Türkçe bilgisine de aynı şekilde kitle iletişim araçları yön veriyor.

"Döncem ben sana"

Gençlerin konuşma dilinin başkalaşmasını ilk keşfedenler ünlü komedyenlerdi. Beyazıt Öztürk"ün üniversiteli gençleri karikatürize eden tiplemesinin kulağına yapıştırdığı cep telefonu ile sürekli sağa sola sallanarak konuşması ve herkese "Döncem ben sana" diyerek telefonu kapatması gerçek hayattaki "tiki" gençlerin tipik bir kopyası.

Kıyafetleri hip hop tarzı olan gençlerde ne gam belirtisi var ne de huzur. Arada kalmışlık ve umursamazlık her hallerinden akıyor. Tofita reklamındaki genç kız yadırganmıştı. Heyecanlarını çığlık atarak ve anlamsız sözlerle ifade eden karakterlerin tasviriydi. Kelimeleri ağzında yuvarlayarak ve harfleri değiştirerek konuşuyordu. "Seyirci"yi "seyircıı" diye telaffuz ediyor, yaka anlamına gelen "degaje"yi göğüs yerine kullanıyordu ama onu çok sevdik. Gözümüze en az Tofita kadar hoş göründü!

Son zamanların fazla şehirli dizisi Avrupa Yakası"nın Selin tiplemesi ne geçim derdi ne de kültürlü olma endişesi taşıyan bir kimlik. Bir süre yurtdışında kalmış. Türkçeyi ancak birkaç kelime ve bağlaçlar vasıtasıyla konuşuyor. İnternet gençliğinin diline pelesenk olan "Oha falan oldum yani" çıkışıyla hiç de âdâba uygun konuşmuyordu fakat biz onu eğlenceli bulduk.

"Çocuk da yaparım kariyer de" diyerek çalışan genç kadınlara da cesaret veren "özgür kız" Nil Karaibrahimgil, gençliğin yaşam şekline yeni jargonlar ekledi. İngilizcevari aksanıyla dilde de özgür olduğunu kanıtlamaya çalıştı ve başardı da. İnce kumaştan tasarlanan giysileri ve uçuk kaçık, çocuksu hareketleriyle onu da sevdik!... Çünkü şarkısı tutuldu. "Kırıcan mı belimi" diyecek kadar fütursuz değildi. Ama biz bu sözleri de kanıksadık. Güfteler de artık gündelik Türkçeyle yazılıyor. "Ayağını yerden kescem senin" diyen Gülben Ergen bu trendi (!) yakalayanlardandı.

"Azerbaycan"da terledim"

Gençlerin bu dilini bir tepki dili ve gelip geçici görenler de var. Kültürün yüksek değerlerini tekrar edebiyata, konuşma ve yazı diline kazandırmak bir özlem. Toplumun sığ bir dil kullandığına dikkat çeken Yavuz Bülent Bakiler, ülkemizi Batı dünyası ile kıyaslıyor. Bakiler, "Batı dünyası 8 yıllık eğitimde ders kitaplarını 71 bin kelime ile yazıyor. Bu rakam Japonya"da 44 bin, İtalya"da 32 bin, Türkiye"de 6 bin"dir. Çağdaş medeniyet seviyesine sıçramak mecburiyetinde olan bir ülkede, çocuklarımızı 6 bin kelimenin içerisine hapsetmek gericiliktir" diyor.

Azerbaycan Yazarlar Birliği"nden Anar Rasulzade"nin "Biz, 1990 yılına kadar Sovyet emperyalizmi altındaydık. Birtakım yanlışları bilerek yapıyorduk. Benim anlayamadığım, Türkiye hür ve müstakil bir ülke, size kim emrediyor, kim doğru yoldan uzaklaştırıyor?" dediğini hatırlatan Bakiler, "Bu, bizim Türk ve İslam dünyasıyla bağlarımızı kopartma isteğidir. Şu an konuştuğumuz dil ileride Türkçenin sonu olur" diyor.

"Biz de farklı bir dil kullanmıştık"

Öğretim görevlisi ve Türkçenin doğru kullanımı üzerine kitapları olan Feyza Hepçilingirler ise, gençlerin Türkçe konusundaki duyarsızlığını yeni neslin kendini ispat etme hevesi olarak nitelendiriyor. Hepçilingirler"e göre, dilde jargon da denilen alt grupların oluşma nedeni gençlerde kedisinden farklı olanın anlayamayacağı özel bir dil oluşturma isteği. Hepçilingirler bunun gelip geçici bir akım olduğunu düşünüyor. "Biz de kendimizi ifade etmede farklı bir dil kullanmıştık" diyor.

Eski TRT spikerlerinden Erkan Oyal ise dildeki sorunları gençlerin kimlik arayışıyla ilintiliyor. "Kullanılan anlamsız ifadeler bana göre çok tehlikeli. Popüler bilimciler ise olur böyle şeyler diyor. Dildeki bu sorunun Türkiye"de yaşanan sosyal ve iktisadî kaostan kaynaklandığını düşünüyorum" diyor.

Market Türkçemiz var ya...

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi öğretim görevlisi Ahmet Turan Alkan ise konuyu daha farklı bir açıdan ele alıyor. Alkan, "Bütün dünyada pop kültürün egemenliği var. Ticarî olarak büyük pazar değerine sahip bir endüstri. Eurovision yarışmasına bakın bir kere; her ülke pop tarzında besteyle yarışıyor. Pop kültürün ve müziğin egemenliği tartışılmıyor; dünyanın en tabii şeyiymiş gibi karşılanıyor. Pop kültürün bir de "pop dil"i var. Popun kültürü satıh kültürü olduğu için dili de, kelime haznesi de satıhta kalıyor. Dikkat ettiniz mi, Türkiye"nin yarışa İngilizce sözlü bir şarkıyla katılması bile kimseyi rahatsız etmedi, itiraz gelmedi pek. Bu, işin evrensel tarafı; bize ait kısmına gelince, gençlerimize dilin imkanlarını, genişliğini, başka hangi işlere yarayabileceğini öğretemiyoruz. Çocuklarda bırakın Türkçeyi, dil şuuru yok, pek zayıf. Gördükleri eğitim yetersiz, yaşadıkları dünya da öyle aman aman dil zenginliği gerektiren bir zorlamada bulunmuyor. Daha fazlasını niçin talep etsinler ki, market Türkçesi yetiyor da artıyor bile" diyor.

Türkçeyi umursamayan gençler olduğu kadar onu korumak için mücadele edenler de var. Bilkent Üniversitesi"nde başlayan "Türkçesi Varken" kampanyası hızla yayılıyor. Umarız konuyu gençler kendi aralarında tartışır ve bu kez Türkçenin hayırına olacak jargonlar geliştirirler.

TÜRK DİL KURUMU BAŞKANI PROF.DR. ŞÜKRÜ PROF.DR. HALUK AKALIN:
METROSEKSÜEL DEĞİL BAKIMLI ERKEK

- Gençler birkaç bağlaçla (yani, falan oldum gibi) meramlarını anlatmaya çalışıyorlar. Türkçeyi düzgün konuşma kaygıları da yok. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Ana dilimiz Türkçeye ilgisizliğe, kayıtsızlığa bağlıyorum. Ancak bu kayıtsızlık yalnızca dilimize karşı değil, genel olarak kültür değerlerimize karşı bir ilgisizlik, aldırmazlık, kayıtsızlık söz konusu. İngilizce sözleri bir İngiliz veya bir Amerikalı gibi söylemeye çalışanlar, sınırlı sayıda bildikleri Türkçe sözleri ise Türk gibi değil de bir yabancı gibi söylüyorlar. Söz dağarcıkları da sınırlı olduğu için birkaç sözle konuşuyorlar. Duygularını, düşüncelerini tam olarak ifade edemeyen kişiler, bildikleri birkaç kelimeye de olmadık anlamlar yüklüyorlar ve olur olmaz her yerde bu sözleri kullanıyorlar.

- Gençler içlerindeki güzellikleri dil ile ifade edemiyor.

Dilin zayıflamasının psikolojilere de etkisi olacaktır. Dilin anlatım gücünden yararlanamayanların ruh hâline bu durum elbette olumsuz olarak yansıyacaktır. Duygularını anlatamayan genç, "Beni neden anlamıyorlar, neden anlaşılamıyorum?" diyerek kabuğuna çekilecektir. Aile içinde sağlıklı ilişkilerin ve iletişimin kurulmasında dilin önemi de ortaya çıkıyor. Ana babaların da dili kullanmaları açısından çocuklarından farksız olduğunu gözlemliyoruz.

- Türkçenin geliştirilmesiyle ilgili projeleriniz var mı?

Üzerinde önemle durduğumuz çalışma Türkçenin Temel Söz Varlığı Veri Tabanı Projesidir. Türkçenin bütün söz varlığını büyük bir sözlük veri tabanı halinde kullanıma sunacağız. Bu benim hayalimdi. Şimdi TDK"nın amacı haline geldi. Bu veri tabanının içinde neler olacak? Öncelikle, yazı dilimizin sözlüğü Türkçe Sözlük, bu veri tabanında yer alıyor. (http//tdk.org.tr) Türkçenin en gelişmiş ve en güncel sözlüğünü ücretsiz olarak hizmete sunduk. Basılı Türkçe sözlüklerin hiçbirinde tetiklemek, derogasyon=ayrıklık, ötelemek gibi sözleri bulamazsınız. Bu sözlükte güncel olaylar sonucunda dilimize giren kelimeler bire bir takip ediliyor. Bu, Türkiye Türkçesinin en gelişmiş sözlüğüdür. İçinde 100 bini aşan söz, deyim, anlam varlığı bulunuyor.

Temel sözlük veri tabanında, "Terimler Sözlüğü" de var. Bütün bilim ve sanat dallarındaki terimler araştırılıyor. Ayrıca Kişi Adları Sözlüğü, Derleme Sözlüğü, Tarama Sözlüğü, Tarihsel Türkçe Sözlük ve Türk Lehçelerindeki Sözler olmak üzere 7 ayrı bölüm altında geniş bir içeriğe sahip olacak. Bu veri tabanı aracılığı ile elektronik ortamda insanlar istedikleri kelimenin Türkçede gelmiş geçmiş bütün dönemlerde ve mimarlık, sanat tarihi gibi bütün alanlarda ne gibi anlamlarda kullanıldığını öğrenebilecekler. Bu projemiz 2007"de tamamlanmış olacak.

- Türkçe"ye girmiş yabancı kelimelere karşılık olarak Türkçe kelime üretmek doğru mu?

Türk Dil Kurumu olarak dilimizin söz varlığına katılmış, yaygınlaşmış ve Türkçeleşmiş yabancı kökenli sözlere karşılık türetmekten çok dilimize girmek üzere olan sözlere karşılıklar buluyoruz. Anchorman, arboretum, derogasyon, metroseksüel gibi toplumumuzun yeni karşılaştığı kavramlara karşılıklar buluyoruz.

- Edebiyat dili anlamında Türkçe yetersiz mi?

Türkçe, tarihinin her döneminde edebiyat dili olmuştur. Bizim ilk yazılı kaynağımız Orhon Yazıtları, Türk edebiyatının söylev türündeki en büyük eserlerimizden biridir. Türkçe asla yetersiz değildir. Türkçenin gücünden haberdar olmayan, Türkçenin söz varlığından bîhaber kişilerin dili yetersizdir.

TÜRKÇESİ VE DOĞRUSU VARKEN

Yanlış: Doğru
Şok olmak: Şoke olmak
Kontür: Kontör
Derogasyon: Ayrıklık-ayrıcalık
Show: Şov
Start almak: Başlamak
Trend: Eğilim
Spontane: Kendiliğinden
Center: Merkez
Check etmek: Kontrol etmek
Laptop: Dizüstü
Provoke etmek: Kışkırtmak
Adapte olmak: Uyum sağlamak
Feedback: Geri bildirim
Printer: Yazıcı
Revize etmek: Yenilemek
Elimine etmek: Elemek
Televizyon izlemek: Televizyon seyretmek
Blok (bloğu): Blok (bloku)
Parlemento: Parlamento
Dinazor: Dinozor
Azerbeycan: Azerbaycan
Ambiyans: Hava, ortam
Partner: Eş
Entegre olmak: Bütünleşmek

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜSTEŞARI PROF.DR. NECAT BİRİNCİ: EĞİTİM TÜRKÇENİN TAM ORTA YERİNDE

Türkçenin, anaokulundan ilköğretimin 5. sınıfına kadar son derece bilinçli ve ağırlıklı bir şekilde öğretilmesi gerekir. Buradan, diğer öğretim kademelerinde bu konu daha hafif yer tutabilir anlamı çıkmamalıdır. Milletler ana dillerine özel önem verirler. Çünkü ana dil, milletin varlığı ile doğrudan ilişkilidir.

Yukarıda sözünü ettiğimiz eğitim devresinde Türkçe, dilbilgisi kuralları çerçevesi içinde değil, çıkış noktası söze dayalı metinler aralığından öğrenciye verilmelidir. Bu metinler, masallar, halk hikâyeleri, atasözleri, deyimler, bilmeceler, tekerlemeler olmalıdır. Dilin büyülü, çekici, hoş dünyası bu metinlerle, bu yaşta öğrenciye hissettirilmelidir. Bu devrede dilbilgisi kurallarını öne çıkarmak ve bu kuralları öğrenciye belleten bir sistemi uygulamak, öğrencide dil zevkini köreltir.

Öğrencide dil zevkini uyandıracak, öğrencilere okuma alışkanlığı kazandıracak metinler hazırlanmaktadır. Bu çocuk kitapları üzerinde uzman arkadaşlarımız çalışıyor. İlköğretimin 6. sınıfından orta öğretimin sonuna kadar okutulmak üzere 100 temel eser tespiti çalışmamız vardır. Değişik kültür çevrelerinden, üniversitelerden, yayın dünyasından, edebiyatçılar arasından belirlenmiş 35 kişilik bir grup, başlangıcından bu yana Türk edebiyatının 100 eserini belirleyecek. Bu komisyon ilk toplantısını yaptı. İkinci toplantı haziran ayı içinde yapılacak. Bu toplantılardan çıkacak neticeler sonrasında bu eserler belirlenmiş olacaktır. 6. sınıftan orta öğretimin sonuna kadar bu eserlerin yüzde altmışı, bir program dâhilinde ve öğretmenlerin rehberliğinde öğrenciler tarafından okunacak. Bu düz bir okuma değil, eserlerin dil, kültür, düşünce ve estetik varlığını ortaya koyan bir çalışma şeklinde olacak.

Seçilecek bu yüz eserin içinde Cumhuriyetten sonra yazılmış olanları kelime varlığı yönünden ayrıca ele alınacak ve bunlardan bir sözlük oluşturulacak. Bu sözlük, Türkçe"nin bir genel sözlüğü değil, orta öğretimi bitirmiş bir öğrencinin öğrenmek durumunda olduğu kelimeleri ihtiva eden bir sözlük olacaktır ve 4 ilâ 5 bin civarında kelimeyi ihtiva edecektir.

Ayrıca Türkçe öğretimi içinde şiir ezberleme çalışmaları teşvik edilecek. Bu yol ile öğrencilerin en olgun dil metinleri ile karşılaşması sağlanmış olacak.