Kardeşlerim...
Bu başlıkta kardeşlerim..
Önemli yer teşlik eden mekanları inceleyeğiz..
Hergün bir mekan eklemeye çalışacağız..

[COLOR=coral]* AYASOFYA *

Ayasofya Müzesi Ayasofya Cami veya Ayasofya Kilisesi, Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 537 yılında İstanbulun eski şehir merkezine inşa ettirildi.Kutsal Bilgelik anlamına gelen Hagia Sophia, adı verilen bina 6 yılda tamamlandı.Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer alır.Başlangıçta bir kilise olarak inşa edilen ve Osmanlı döneminde camiiye çevrilen Ayasofya, günümüzde bir müze olarak hizmet vermektedir.Bizans tarihçileri Theophanes, Nikephoros, Gramerci Leon ilk Ayasofyanın İmparator I. Konstantinos 324-337 zamanında yapıldığını ileri sürmüşlerdir.Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır.Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze gelmemiştir.İmparator II. Theodosius, Ayasofyayı ikinci defa yaptırmış ve 415te ibadete açmıştır.Yine bazilika planlı bu yapı 532'de Nika ihtilali sırasında yanmıştır.1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır.Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır. İmparator Justinianus 527-565 ilk iki Ayasofyadan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletoslu İsidoros ve Trallesi Anthemiosa günümüze ulaşan Ayasofyayı yaptırmıştır.Yapımına 23 Aralık 532de başlanmış, 27 Aralık 537de tamamlanmıştır.Miletli Isidore ve Trallesli Anthemius tarafından tasarlanan binanın Aralık 557 depreminden sonra zayıflayan kubbesi Mayıs 558de çökünce farklılaştırılarak yeniden inşa edilmiştir.Anadolunun antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofyada kullanılmak üzere İstanbula getirilmiştir.Döneminin en geniş kubbesine sahip olan yapı, asırlar boyunca sık sık çöküp yenilendi.

Bizans dönemi mimarisinin ve sanatının en görkemli örneklerine sahip olan yapı, Mimar Sinanın yaptığı Süleymaniye ve Selimiye Camiinin esin kaynağı oldu.1453 yılında Fatih Sultan Mehmetin İstanbulu ele geçirmesiyle camiye dönüştürüldü, cumhuriyetin ilanından sonra 1935 yılında Atatürkün emriyle müze olarak kullanılmaya başlandı.Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân nef, absis, iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir.İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür. Ayasofyanın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşımaktadır.En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir.Figürlü mozaikler 9.-12. yüzyıllarda yapılmıştır.Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir.Fatih Sultan Mehmetin İstanbula girişinin ardından ilk iş olarak Ayasofyanın onarılmış olması dikkat çekicidir.Bazı rivayetlere göre camiinin kıblesi ters olduğu için eli ile duvarı kıbleye doğru iterek düzelttiği anlatılır. Ayasofyadaki papaz odalarını medrese olarak faaliyete başlatmış, İstanbul Üniversitesinin temeli sayılan bu medreseler 1934 yılında Müzeler Müdürlüğü tarafından her nedense yıktırılmıştır.

Fatih Sultan Mehmet tarafından döneminde camiye çevirilmiş olan Ayasofya, Osmanlılar arasında 500 yıl içinde İstanbulun en önemli camilerinden birisi oldu.Yapıya çeşitli padişahlarca dört minare eklendi.Ayasofya İstanbulun fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlar görmüştür.Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendinin Kurandan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır.Bu levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Ebu Bekir, Hüseyinin isimleri yazılıdır.Mihrabın yan duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar vardır.Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmutun şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecitin hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofyadaki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.Ayasofya 1934 yılında müze haline getirildi.Mozaikleriyle ünlü yapıyı 55.60 m. yüksekliğinde ve içten 30.80.-31.88 m. çapında 40 kaburgalı bir kubbe örtmektedir.Binanın ağırlığını 40ı aşağıda, 67'si üst katta 107 sütun taşımaktadır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2427
favori
like
share
karakurum Tarih: 20.07.2007 04:06
bilgiler için teşekkürler
dijital_h Tarih: 20.02.2007 10:27
bilgiler icin tesekkur ederim...
KONAMI Tarih: 21.12.2006 16:20
[COLOR=coral]* EYÜP SULTAN *

[COLOR=coral]* Cami :
Eyüp Sultan Camii dikdörtgen planda, mihrabı çıkıntılıdır.Merkez kubbe altı sütun ve iki filayağına müstenit kemerlere yaslanır, etrafında yarım kubbe, ortasında Eyüp Sultan türbesi, sandukasının ayak ucunda bir pınar, avlu ortasında asırlık bir çınar bulunmaktadır.1458 den sonra çeşitli defalar tamir gören caminin minarelerinin boyu önceleri kısaydı, 1733de yeni uzun minareler yapıldı.1823de deniz tarafındaki minare, yıldırımla hasar gördügü için yeniden inşa edildi.Cümle kapısı önündeki Sinan Paşa kasrı 1798de yıktırılmıştır. Yerinde ulu bir çınar ağacı gölgesinde etrafı parmaklıklı bir set ve çimen sofa vardır.Parmaklığın dört köşesinde döört çeşmecik bulunur.Bunlara hacat çeşmeleri, kısmet çeşmeleri denir.Tamir edildikten sonra camiyi açıp namaz kılan Sultan III. Selim Mevlevi olduğu için parmaklıkların üzerinde mevlevi sikkeleri vardır.Dış avlunun caddeye açılan iki kapısı vardır.İç avlu 12 sütuna müstenit 13 kubbelidir.Avlunun ortası şadırvandır.Türbe tek kubbeli, 8 köşelidir.Türbe methalinde nakşı kademi saadet, sağında sebil bulunur.
Mihrab eyvandır, minber mermerdir.Mihrab tarafı hariç üç tarafı galerilidir. Son cemaat yeri önünde 6 sütunlu ve 7 kubbeli bir revak vardır.Mermer cümle kapısı üzerinde 9 sıralık kitabenin ilk sırası:
Zehi münkadı emri gerdgar zılli Rabbani
Serefrazı cihandaranı asrın şahı devranı
Menarı nurfeşan sultan selim hanı bülend ikbal
Bilin gülbank dahi iyledi pür cümle azani.
Bu kadar çok kabir, türbe, lahit başka bir camide iç içe geçmemiştir.Serviler ve mezarlıklar cami çevresini uhrevi bir mekan yapar.Necip Fazıl, Fevzi Çakmak, Ferhat Paşa, Mehmet Paşa, Siyavuş Paşa, Beşir Fuad, Ahmet Haşim, Ziya Osman Saba, Sokullu Mehmet Paşa burada yatmaktadır.Fatihten sonra asırlarca padişahlar Eyüp Sultan Camiinde kılıç kuşanmışlardır.Bunu Fatih başlatmış, ilk kılıcı Fatihe Akşemseddin kuşatmıştır.Padişahlar Sinan Paşa Köşkünden kayıkla Bostan iskelesine gelir, camide iki rekat namaz kılar, şeyhülislam kılıcı kuşatırdı.Camiin dış avlusunda sebil bulunmaktadır.Üç pencerelidir.Bayramlarda ve özel günlerde şerbet dağıtıldığı için şerbethane denilmiştir.
[COLOR=coral]* Eyüp Sultan Türbesi :
Türbe, camiin kuzeyinde, iç avlunun önündedir.Fatih Sultan mehmed tarafından 1454-55 tarihinde yaptırılmıştır.Rivayete göre iç avludaki çınarın bulunduğu yer Ebu Eyüpün gasledildiği yerdir.Türbe 8 köşeli, tek kubbelidir, kesme taştan yapılmıştır cephe yüzlerine oturtulmuş olup, kasnağı yoktur. Pencere söveleri mermerdir.Kapı cephesi hariç diğerleri altta ve üstte iki pencerelidir.Kemerli kapı mermerdir, üzerinde Allah, Muhammed, kelime-i tevhid hakedilmiştir.Türbe içi çinilerle kaplıdır.Üzerinde celi yazılar baştan başa dolaşır.Kubbe kalem işlemeleriyle süslüdür.Kubbe ortasında Ali imran suresi 193. ayeti yazılıdır.Türbenin ortasında etrafı gümüş şebekeli bir parmaklık içinde Hz.Halid b. Zeyd ebu Eyyüb el-Ensarinin sandukası vardır.Üzerinde siyah atlas üzerine sarı simli kisvei şerif örtülüdür.Yazıları Mustafa Rakım Efendi yazmıştır.Kisveyi bağlayan sırma kuşak üzerindeki celi hatları Sultan II. Mahmud yazmıştır.Türbenin içinde, sandukanın ayakucunda bir kuyu bulunmaktadır.I.Ahmed ihya etmiştir.Rivayetlerde bu kuyunun ayazma olarak şifa kuyusu olduğu yazılıdır.Sandukanın üzerindeki dairevi kandillikte 36 adet buhurdan ve zemzemiye vardır.Türbenin duvarlarındaki yazılar I.Ahmed, III. Mustafa, III. Selim, II. mahmud, Abdulaziz, Hattat Osman, Ahmed Razi, Yesarizade Mustafa İzzet, Mahmud Celaleddin Efendiye aittir.Türbedeki sancakı şerif ve dört büyük şamdan Topkapı Müzesinde korumaya alınmıştır.
Türbe kapılarını tahtadan tunca çeviren I.Abdülhamittir.Türbenin önünde medhal vardır.Türbenin sağ tarafında kadınlar mescidi bulunurki burada Adile Sultan itikafa girmiştir.İç avludan türbe medhaline bir hacet penceresi açılır. Hacet penceresinin iç kısmında şu hadisi şerif yazılıdır:
* Devemi kendi haline bırakınız.Zira o kendine düşen görevi yapmaya memur edilmiştir.O da gitti, Ebu Eyyubun kapısı önüne çöktü *
[COLOR=coral]* İmaret :
Eyüp Camii civarında Fatih Sultan Mehmedin yaptırdığı imarette günde iki kere yemek pişirilirdi.Normal günlerde pirinçli, buğdaylı yemek çıkarken Ramazan ayında etli yemek dağıtılırdı.Özel günlerde, cuma ve kandillerde, zerde ve zerbaç, pilav çıkarılıp yoksullara verilirdi.
KONAMI Tarih: 20.12.2006 19:05
[COLOR=coral]* TOPKAPI SARAYI *
İstanbulun fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460 - 1478 yılları arasında yaptırılan ve zamanla yeni eklemelerle genişletilen Topkapı Sarayı, yaklaşık 380 yıl imparatorluğun yönetim merkezi ve padişahların evi olarak kullanılmıştır.Dolmabahçe Sarayının yapılmasından sonra terk edilen Saray, önemini her zaman korumuşturSultan I. Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde özel izinle Saray'ın bazı bölümlerin ziyarete açıldığı bilinir.Dünyada günümüze gelebilmiş sarayların en eskisi ve genişi Topkapı Sarayıdır.Atatürkün emri ile 1924 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır. Konumu Halici , Boğaziçini ve Marmara denizi gören, çok gözel manzaralı, İstanbulun ilk kuruluş yeri olan bilinen akropol tepesidir.Tarihi İstanbul üçgen yarımadasının en uç noktasında, 5 km.yi bulan surlarla çevrili, 700.000 m2 özel araziye sahip bir kompekstir.İstanbulun fethini 1453te gerçekleştiren genç Fatih Sultan Mehmet, İmparatorluk tahtını bu şehre taşımıştı. Kurduğu ilk saray şehrin ortasında bulunmaktaydı.1470lerde yaptırdığı ikinci saraya, önceleri yeni saray, yakın tarihlerden beri de Topkapı Sarayı denilmektedir. Burası, tarihte bilinen diğer Türk sarayları gibi, klasik bir Türk sarayıdır.Değişik fonksiyonları olan, ağaçlarla gölgelendirilmiş, biribirini takip eden ve abidevi kapılarla ayrılmış avlulardan oluşmuştur.Fonksiyonel yapılar bu avluların çevresine serpiştirilmiştir.Saray, kurulduğu çağdan başlayarak Sultanların yaptırdığı birçok değişiklik ve eklemelerle sürekli gelişmiştir.Sultanların 1853te gösterişli Dolmabahçe Sarayına taşınmaları ile resmi saraylıktan çıkmış ve hızla harap olmaya yüz tutmuştu.Cumhuriyet döneminde 50 yılı aşan sürekli onarımlar Topkapı Sarayını eski sade güzelliğine kavuşturmuştur.Sarayda sergilenen müze parçalarının pek çoğu dünyada eşi-benzeri olmayan şaheserlerdir.Saray olarak kullanıldığı devirlerdeki fonsiyonları, tarihteki diğer saraylara göre oldukça değişiktir.Burası imparatorluğun tek sahibi Sultanın resmi ikametgâhı olmakla beraber, resmi devlet işlerinin merkezi, bakanlar kurulunun toplantığı, devlet hazinesi, darphanesi ve arşivlerinin bulunduğu yerdi. İmparatorluğun en yüksek öğrenim kurumu, Sultanın ve devletin üniversitesi de sarayda bulunurdu.Osmanlı Türk İmparatorluğunun kalbi, beyni ve her anlamdaki tek merkezi burasıydı. Kuruluşundan epey sonra da sultanların özel haremleri de bu saraya yerleştirilmişti.Osmanlı Türk İmparatorluğu Türklerin tarihte kurduğu 16 bağımsız devletten en uzun ömürlü ve en geniş topraklara sahip olanıdır.622 yıl süren bu dev imparatorluk Akdenizi ve Karadenizi çevreleyen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yüzyıllarca hüküm sürmüştür.Değişik ırk ve değişik dinlerden pek çok ulusu idaresinde birleştirmiştir.Tarihte böylesine geniş topraklara bu kadar uzun süre hükmeden diğeri de Roma İmparatorluğudur. Osmanlı Türk İmparatorluğunda 36 Sultan hüküm sürmüş ve 16. yy. başlarından itibaren, halifelik ünvanı ile de, İslam dünyasının dinsel hükümranlığını üstlenmiştir. Sarayda Sultanın özel avlusunda bulunan okulda eğitimini tamamlayan yetenekli memurlar, geniş imparatorluğun yönetimi ve örgütlenmesinde büyük bir sadakatla başarı göstermişlerdir.Vezir ve sadrazamların pek çoğu bu okulun mezunları idi. Topkapı Sarayında gün ışığı ile başlayan hayat her adımda, her durumda, büyük tören ve katı protokol kurallarına bağlı idi. Asırları bulan kökleşmiş gelenek ve göreneklere herkesin uyması şarttı.Bu husus imparatorluğun çöküş devrinde bile kati kuraldı.Batı dünyası protokol usülleri, daima bu sarayın kurallarının etkisinde kalmıştır.Topkapı Sarayının sahil köşk ve pavyonları geçen yüzyıl sonlarında tahrip olmuşlardır. Değişik çini, ağaç işleri ve mimari üslupları, Topkapı Sarayında Türk sanatının gelişmesini, üslup farklarının uyumunu en güzel şekilde gösterir.Topkapı Sarayı Müzesine bağlı Şerifler Yalısı Sultan I.Abdülhamit döneminde yapılmış selamlık köşktür.
* BİRİNCİ AVLU Sarayın birinci avlusuna Bab-ı Hümayun diye bilinen İmparatorluk kapısından girilir. Kapı dışındaki anıt çeşme 18. yy. Türk sanatının en güzel örneklerindendir. Birinci avluda saray fırınları, darphane, muhafız alayı, odun depoları ve aşağıdaki düzlüklerde özel sebze bahçeleri yer alırdı. Sarayın ilk yapısı Çinili Köşk ve Arkeoloji Müzeleri de bu avludadır.Girişi takiben solda 6. yy. Bizans eseri olan Aya İrini Müzesi yer alır.
* İKİNCİ AVLU Topkapı Sarayı Müzesinin ana girişi, ikinci kapı olan Bab-üs Selam, orta kapıdır.İkinci avlu devlet ve hükümetin yönetim merkezidir. Yalnızca sultanların at bindiği bu avluda, halktan resmi işi olanlar, özel ödeme günlerinde maaşlarını alan yeniçeri temsilcileri, elçi kabulleri ve devlet törenleri yapılırdı. 5-10 bin kişinin mevcut olabildiği törenlerde, tam bir sessizliğin hüküm sürdüğü bilinir.Sultanların katıldığı tören ve olaylarda imparatorluk tahtı bu avlunun diğer yanındaki kapının önüne yerleştirilir ve bir saygı ifadesi olarak tüm katılanlar elleri önlerinde kavuşmuş olarak dururlardı.Avlunun sol yanında kabinenin toplandığı yönetim bölümü yer alır.Sarayın tek kulesi de buradadır.Devlet adaletinin bu divanda dağıtılmasından dolayı buraya Adalet Kulesi denilirdi.Bu kuleden bütün İstanbul ve liman gözetlenebilirdi. Kulenin tek girişi harem kısmında bulunmaktadır.
* HAREM 16 yy. ortalarına kadar şehrin başka semtindeki Eski Sarayda yerleşikti. Topkapı Sarayı Haremi dar uzun koridorlar, küçük iç avlular etrafına serpiştirilmiş 400 kadar odadan oluşmuştur.Burası çağlar boyunca değişikliklere uğrayarak gelişmiştir.Sultanın annesi, kız, erkek kardeşleri, ailenin diğer fertleri ve geniş aileye hizmet eden cariye ve harem ağalarının bulunduğu evin özel bölümü durumunda idi Harem. Dışarıya kesinlikle kapalı olan bu özel, Harem bölümü için asırlar boyu pek çok öyküler anlatılmıştır. Sultana ve ailesine hizmet verecek cariyeler, çeşitli ırkların en güzel ve sıhhatli kızları arasından seçilir veya hediye edilirlerdi.Çocuk yaşta hareme giren kızlar yıllar süren kati disiplin içinde yetiştirilillerdi.Saray usullerini öğrendikten sonra, belirli sınıflara ayrılmış bu cariyelerden sultanın gözüne girebilenler, onun karısı bile olabilirdi. İmparatorlukta kraliçe unvanı yoktu.Haremin bütün idaresi sultanın annesinin elinde idi.Zenginlik ve ihtişamın yanında dedikodu, kin ve sultana daha yaklaşabilmek için mücadele, yaşamın bir parçası idi. Yeni bir sultanın tahta geçişi, eski sultanın hareminin bir başka saraya gönderilmesine sebep olurdu.İdaresi ve kişiliği zayıf sultanlar devirlerinde harem kadınları ve harem ağalarının yönetime etkileri ve çevirdikleri entrikalar hemen ortaya çıkardı.Bütün güzellikler, entrikalar ve çirkinlikleri ile birlikte haremde yaşam, çağdaşı kadın dünyasından üstün bir yaşam şekli idi. Harem bölümünün ancak bir kısmı ziyarete açıktır.Hareketli ve renkli eski günlerinin tam tersine loş koridorlar, boş odalar ziyaretçinin ancak hayal gücünde canlanabilir.Harem gezisi sultan annesine tahsis edilen bölüm ile 40 odalı kısımdan başlar. Büyük hamam ve kubbeli, geniş sultan salonu sonraki bölümlerdir.Her münasip yere çeşme ve ocak yerleştirilmiştir. Enteresan çeşmelerin aktığı havuzlu, büyük salon 16. yy. şahane çinileri ile süslü olup, III. Murat devri eseridir. Küçük kütüphane odasına ve çok enteresan meyve ve çiçek resimleri ile bezeli yemiş odasına salonun dip tarafından girilir. Harem turunun sonunda gezilen iki 16. yy. odası, camları güzel vitraylar ve duvarları zengin dekorla kaplıdır. Bu çift oda şehzadeye tahsis edilmişti.
* SİLAH KOLEKSİYONU VE DİVAN ODASI Geniş saçaklı Divan-ı Hümayun bölümünün yanındaki büyük yapı devlet hazinesi idi. 8 kubbeli bina eski silahların modern biçimde sergilendiği zengin bir koleksiyondur.Sultanların kullandığı zırh ve silahlarla, saray ve ordu mensuplarının değişik çağlarda kullandıkları silahlar, diğer ülkelerden ele geçirilenlerle birlikte teşhirdedirler. . Hükümet üyelerine tahsis edilmiş Divan bölümü yanında sarayın tek kulesi Adalet Kulesi yükselir.Divan toplantıları Sadrazam başkanlığında toplanan Vezirler ve katipler ile yapılırdı.Sultanlar toplantıya katılmaz ancak, duvarda harem bölümüne açılan yüksek, perde ile kapalı bir pencereden toplantıyı dinleyebilirdi.Elçi kabullerinde ziyafet sofrası bu salonda kurulurdu.
* MUTFAKLAR VE PORSELEN KOLEKSİYONU İkinci avlunun sağ tarafında 20 bacalı saray mutfakları yer alır.Sarayda mevcudu 12.000”i geçen Çin ve Japon porselenlerinin 2500 kadarı bu bölümde sergilenmektedir. Buranın mutfak olarak kullanıldığı günlerde sayıları 1000i geçen aşçı ve yardımcıları, sarayın değişik bölümlerine tahsis edilmiş yemekleri pişirip, gönderirlerdi. Günümüzdeki porselen teşhiri kronolojik ve modern bir sergidir. Dünyanın en zengin koleksiyonunun seçilmiş parçalarıdır.Mutfakların bir bölümü eskisi gibi muhafaza edilmiş, diğer bölümünde de İstanbul işi porselen eşya ve cam işi teşhire sunulmuştur.Ayrı bir bölümde gümüş eşya ve Avrupa porselenleri koleksiyonu yer alır.Eşsiz Çin seledonları giriş sağ salondadır.Mavi beyazlar, tek ve çok renkli porselen teşhirleri,Japon porselen salonu ile nihayetlenir. Helvahane bölümünde günlük yaşamda kullanılan madeni kapkacak, kahve takımları, tombaklar sergilenmektedir.
* ÜÇÜNCÜ AVLU Üçüncü avluya Bab-üs Saade denilen, Ak Hadım Ağaların kontrol altında tuttuğu, ancak özel izni olmayan hiç kimse geçemediği kapıdan, Sultanın özel avlusuna girilirdi.Saray Üniversitesi, Taht Odası, sultanın Hazine Dairesi ve Kutsal Emanetler bölümü bu kısımda yer alırdı. Sultanlar elçi kabullerini Taht Odasında yapar, yüksek devlet memurları ile de burada görüşürlerdi.Giriş karşısındaki taht odası hizmetkârları, güvenlik nedenleri ile sağır ve dilsiz kimselerden seçilirdi.Sultanın çeşitli, değişik hizmetlerini gören subay rütbeli personel aynı zamanda saray okulunun ileri gelenleriydi.Avlunun ortasında bulunan 18 yy. III Ahmet Kütüphanesi Barok üslubunun Türk mimarisine uyumunun tipik, güzel örneğidir.
* ELBİSELER Avlunun sağ yan bölümünde teşhir edilen sultan elbiseleri koleksiyonunun, dünyada bir benzeri yoktur.Özel saray tezgâhlarında, elde yapılmış kumaşlardan dikilen elbiseler 15. yy.dan beri itina ile bohçalanıp, özel sandıklarda saklanmış olup tamamı 2500 kadardır.İpek, altın ve gümüş simlerle işlenmiş elbiseler yanında, Türk Sanatının şaheserleri olan Sultanların kullandığı ipek halı, özel seccade örnekleri de teşhir edilmektedir.
* HAZİNE Topkapı Sarayı müzesinin hazine koleksiyonu dünyanın en zengin, bir numaralı koleksiyonudur.4 odada teşhir edilen eserler otantik ve orjinaldir. Değişik yüzyıllardaki Türk mücevherat işçiliğinin şaheserleri, Uzak-Doğu, Hint ve Avrupa eserleri ile birlikte seyredenleri büyüler.Hazine Bölümü sergilemesi 2001 yılında modernize edilerek değiştirilmiştir.İlave bir ücret ile gezilebilen bölümde ilk odada Osmanlı İmparatorluğunun değişik çağlarda kullandığı biri som altın kaplamalı diğeri benzersiz mine ve kıymetli taşlarla süslenmiş, bir diğeri abanoz ağacı ve üzerine fildişi kakma motifli, ötekisi bağa ve sedef kakmalı, kıymetli taşlarla süslü dört taht ve sultanların nadide taşlarla süslü sorguçları, iri taşlı zümrüt askıları yer alır.İkinci odada Rus-Çin-İran-Hind el işi güzel eserler, devlet madalyonları sergilenmektedir. Üçüncü salon vitrinlerini Yeşim, tutya ve neceften yapılma eşsiz eserler, bir 16 yy. merasim miğferi, her biri 48 kg som altından yapılan iki büyük şamdan süsler.Dördüncü salonda merasim kılıç ve hançerleri, takı ve yüzükler yanında Sarayın sembolü Topkapı hançeri,Kaşıkçı Elması, III Mustafanın süslü zırhı ve altın üzeri değerli taşlarla süslü beşik sergilenmektedir. Üçüncü odayı dördüncüye bağlayan, Boğaziçi’nin girişine ve Asya sahiline hakim şahane manzaralı bir balkon vardır.
* SAAT KOLEKSİYONU BÖLÜMÜ Kutsal emanetlerin yanındaki oda, dünyanın en zengin koleksiyonudur.Giriş sağ tarafında Türk sanatkârlarını saatleri yer alır.Çok değerli duvar ve masa saatleri, cep saatleri 16-19. yy.lar arası tarihlenir.Değişik markalar saraya hediye edilmişlerdi.Salonun en büyük saati 3.5 metre boyunda ve 1 metre eninde İngiliz malı olup, içinde bir org vardır. Cep saatleri arasında Sultan Abdülmecit ve Abdülazizlerin portreli saatleri enteresandır.Kubbeden aşağıya sarkan kuş kafesinin altı enteresan, mineli bir saattir.
* KUTSAL EMANETLER BÖLÜMÜ 16 yy. Mısırın fethini takiben saraya getirilen İslam'ın kutsal emanetleri o tarihten beri bu bölümde muhafaza edilmektedirler.Emanetlerin sergilenmesinden önce, bölüm Taht Odası olarak kullanılmıştı.Kubbeli odaların duvarları çinilerle kaplıdır.Hz.Muhammedin kılıçları,yayı ve değerli bir kutu içerisinde muhafaza edilen hırkası koleksiyonun önemli parçalarıdır.Odadaki büyük, süslü işlemeli, kubbeli kafes gümüşten mamuldür. Diğer oda vitrinlerinde Peygamberin, mührü, sakal kılları, mektup ve ayak izleri sergilenmektedir.İlk el yazma Kuranlardan birisi,Kâbenin anahtarları, önemli kişilerin kılıçları diğer eserlerdir.
* SULTAN PORTRELERİ GALERİSİ Kutsal Emanetler bölümü ile Hazine arasında, müze müdüriyetinin bulunduğu önü sütunlu binadadır.Büyük salonda zaman, zaman değiştirilen sergiler yer alır. Topkapı Sarayı Müzesinde zengin, değişik belgeler, kitaplar, minyatürler, yazı takımları gibi kıymetli eserler bulunmaktadır.Bu nadide parçalar buradaki salonda zaman içerisinde sergilenir.Salonun balkon şeklindeki galeri duvarlarında Sultanların yağlı boya tabloları bulunmaktadır.
* DÖRDÜNCÜ AVLU Sarayın üçüncü avlusundan koridorlar ile dördüncü avluya, bahçeler içindeki pavyonlara geçilir.Burada sarayın tek ahşap pavyonu, 17. yy. zengin işlemeli ve çinilerle süslü Bağdat ve Revan köşkleri ve nihayet saraya inşa edilen en son yapı olan Mecidiye köşkü yer alır. Köşkün alt katı ziyaretçilere ayrılmış lokantadır.Bağdat köşkünün önündeki teras Haliç, Galata bölümü ve Eski İstanbul’un kubbeler ve minarelerden oluşan eşsiz manzarasının birlikte seyredilebileceği en uygun yerdir.Saray yamaç bahçeleri halka tahsis edilmiş büyük bir şehir parkıdır.
KONAMI Tarih: 19.12.2006 12:15
[COLOR=coral]* SULTANAHMET CAMİİ *

Sultanahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından İstanbuldaki tarihi yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağaya yaptırılan cami.Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için Avrupalılarca Mavi Cami Blue Mosque olarak adlandırılır.Ayasofyanın müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbulun ana camii konumuna ulaşmıştır.Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate şayan en önemli yanı, İznik çinileriyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış,yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Sultanahmet, Türkiyenin altı minareli ilk camisidir.Bir efsaneye göre dönemin padişahı I. Ahmet, başta minareleri altından yaptırmak istemiştir.Ama kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa bu emri güya yanlış işiterek,altın sözcüğünden altı yaparak, camiyi 6 minareli inşa ettirmiştir.Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır.43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir.Caminin içi 260 pencereyle aydınlatılmıştır.Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur.Avlunun batı girişinde, demirden ağır bir kordon bulunmaktadır.Bu kordon avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmaması için eğmesini gerektiriyordu.Bu, padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylemdi.
guven80 Tarih: 18.12.2006 21:05
teşekkürler emeginize saglık
KONAMI Tarih: 18.12.2006 18:24
[COLOR=coral]* SELİMİYE CAMİİ *

* Kalfalığımı İstanbuldaki Şehzade Camiinde yaptım.Ustalığımıda Süleymaniye Camiinde tamamladım.Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han camiinde sarf edip uzmanlığımı ayân ve beyân ettim * [Mimar Sinan]

Selimiye Camii Edirne II. Selimin emri üzerine Mimar Sinan tarafından Kıbrısın fethiyle elde edilen ganimetlerle eski sarayın Baltacılar koğuşunun bulunduğu yerde yapılan cami.1568 - 1575 yıllarında tamamlanan Selimiye Camii Osmanlı-Türk mimarisinin en büyük eseridir.Üçer şerefeli dört minaresi vardır.Her minarenin yüksekliği 79,89 m.dir.Kubbesi 31,28 m. çapında olan Selimiye Camiinin harim tarafındaki minarelerin şerefelerine ayrı merdivenlerden çıkılabilmektedir.Osmanlı hükümdarı II. Selim tarafından Mimar Sinana yaptırılan Selimiye Camii, zamanın başkenti olan Edirnede, şehrin en yüksek noktasında Yıldırım Bayezıtın yaptırdığı Baltacılar Koğuşunun kalıntıları üzerine yapılmıştır.Yapımına 1569da başlanmış ve 1575de tamamlanmıştır.Osmanlı-Türk sanatının en muhteşem eseridir.Mimar Sinan, Selimiye için ustalığımın eseri demiştir.Açık havalarda Rodop Dağlarından ve Uzunköprünün Süleymaniye Köyünden görülebilmektedir.Selimiyede daha önceki hiçbir camide, Ayasofyada, Bizans eserinde ve antik çağ mabetlerinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır.Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii tek bir kubbe ile örtülmüştür.Kubbe, 8 filayağına dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur.Kasnak, filayaklarına kemerlerle bağlıdır.Kubbenin çapı 33,28 metre, yüksekliği 15,86 metredir.Sinan, bu şekilde örttüğü iç mekana verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekanın bir kerede kolayca anlaşılmasını sağlar. Kubbe aynı zamanda camiinin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler.
Selimiyenin herbiri 70,89 metre yüksekliğinde, kalem gibi incecik 4 minaresi vardır.Minareler üçer şerefelidir. İki minaresinde şerefelerin üçüne giden yol ayrıdır.Bu minarelerden aynı anda üç şerefeye de birbirini görmeden üç kişi çıkabilir.Öndeki iki minarenin taş oymaları çukur, ortadaki minarelerin oymaları ise kabarıktır.Minarelerin kubbeye yakın olması, camiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösteren bir görünüş güzelliği sağlar.Diğer camilerde ise minareler açığa yapılmış ve yapı genişlemiştir.Caminin mimarisinde olduğu kadar, mermer, çini ve hat işçiliklerinde de kusursuzluğa varılmıştır. Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür.Büyük kubbenin tam altındaki hünkar mahfili, 12 mermer sütunlu ve 2 metre yüksekliktedir.Çinilerin bir kısmı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında, Rus generali Skobelef tarafından sökülerek Moskovaya götürülmüştür.Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür.Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır.Dış avluda ise sıbyan mektebi, darül kurra, darül hadis, medrese ve imaret bulunmaktadır. Sıbyan mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır. Geçmişte cami meşalelerle aydınlatılmakta idi.Meşalelerden çıkan is, hava akımı yaratmak üzere özel olarak yapılan bir delikten dışarı çıkmaktaydı.