Tarih: Tue Jul 13, 2004 2:15 pm Mesaj konusu: Alevilik

--------------------------------------------------------------------------------

Arkadaslar benim sözüm bütün Alevi kardeslerime degil kesinlikle yanlis anlasilmasin bazi alevi kesimlere.
bu aynen bizim icinde gecerlidir yani müslümanlar icin.
Aleviyim diyor bazi kesimler domuz eti yiyorlar.
Camiye gitmiyorlar Hz.ali efendimizi orda öldürüldü diye.
Eyer Hz.ali efendimiz sokakda ölseydi sokagadami cikmazdilar
Bazi alevikesimler?
Benim tanigim bir kac Alevi Arkadasim var bes vakit namazini kiliyorlar orucunu tutuyorlar yani islamiyetin sartlarini yerine getiriyorlar.
Bence Gercek alevilik budur isde.
Bu bazi kesimler aleviligin a sini bile bilmiyorlar zavallilar.
Akadaslar bazilarida Hz.Ali efendimizi Müslümanlar öldürdü diyorlar gercekten cok sacma seyler bunlar.
Hz.Ali efendimiz islamiyet icin savasti bunu bile bilmiyorlar cahil kalmislar nedense.
Ama arkadaslar bunlar alevi degil sadece aleviligin altinda saklanan kör cahil insanlarlar. Neyin icin yasadiklarini bile bilmiyorlar Allah islah eylesin.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 7312
favori
like
share
Mekzun Tarih: 20.10.2010 16:33
Şunu bilmek gerekir ki, Aleviler Müslüman’dır. Alevilikleri ise Hz. Ali’ye yandaşlıkları, taraftarlıkları ve sevgileridir. İmam Hz. Ali, Hz. Peygamberin amcasının oğlu, damadı ve vasisidir. İlk iman eden ve Müslüman olan kişidir.
Rabbimiz Allah’tır. Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir. İmamımız Emiyrül Müminin Ali Bin Ebi Talip’tir. İslam dinine zıt olan bütün dinlerden aklanırız. Dini hükümleri İslam Dini Anayasa’sı olan Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim, sünneti nebevi ve Ehlibeyt imamlarının rehberliğinde öğrenir ve uygularız.
Alevi kardeşimiz bu bilgiler ışığında büyümüştür. Bizleri daha farklı görenlerin basiretleri bizleri bu şekilde görmekle açılacak ve bizi yanlış tanıyan gözlerin önünden bizi kapatan perdeler açılacaktır.
Bu bilgiler bizim gerçek kimliğimizi göstermektedir. Bu deyimler asıl inancımızı anlatmaktadır. Bin dört yüz yıldır doğrularla haykıran bu Alevilerin sesi duyulmadı. Kendilerini tanıttılarsa da onları duymak istemeyenler duymadı.
“İnsanlar bilmediklerinin düşmanıdır.” hadis-i şerifi insanların birbirlerini anlayamadıkları ve tanıyamadıkları için söylendiğine işarettir.
Yüce Allah bizleri en doğru ve gerçek yola hidayet etmiştir. Bu doğru yolda dünyanın en kutsal inancına, İslam’ın özüne sahip olmakla onurlandırıldık. Çünkü İnsanlığın en kutsal inancını en yüce kaynaklardan öğrendik. Yüce Allah’ın hidayetiyle Hz. Muhammed’in sünnetiyle, Ehlibeytin rehberliğiyle, Müslümanlığın temelinde Aleviliğimizle ne kadar övünsek azdır. Bu kutsal inanca mensup olmakla dünyanın en mesut ve huzurlu kulları olarak ahirette sevinecek ve bahtiyar olacağız. Yüce Allah’ın ve Peygamberinin emrettiği şekliyle Ehlibeyt ipine sımsıkı tutunmaya ve Aleviliğimizin gereklerini yerine getirmeye yüce Allah bizi muvaffak etsin.
Allah’ın rahmeti; Hakkı görüp Hakka tapanlara olsun.
Mekzun Tarih: 20.10.2010 16:26
ALEVİLİK NEDİR?

Alevilik; Kaynağını Kuran’dan alan, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) hadisleri ve Ehlibeyt imamlarının (a.s.) öğretileriyle şekillenen İslam’ın özüdür, sırat-ı müstakimdir. Yani doğru ve hak olan yoldur.

Alevilik, Hz. Ali’nin (a.s.) taraftarı (Şiası) olmak demektir. Onun taraftarı olmak demek Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) taraftarı olmak demektir; yani Allah’ın taraftarı olmak demektir. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) hadis-i şerifte “Her kim Ali’yi severse, beni sevmiş olur; beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.” diye buyurmaktadır. Kur’an, Allah’ın (c.c.) kelamı; Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Kuran’ın dili, Hz. Ali (a.s.) de konuşan Kuran’dır. Hadis-i şerifte “Kuran Ali’yle, Ali de Kur’an’la beraberdir. Kıyamet Günü’ne kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.” diye buyrulmaktadır. Hz. Ali (a.s.) Sıffin’de bir hutbesinde “Konuşan Kur’an benim.” diye buyurmuştur. Kısaca Kur’an, Hz. Muhammed (s.a.a.v.) ve Hz. Ali (Ehlibeyt) (a.s) birbirini destekleyen, insanın doğru yolda yürümesini sağlayan ana kaynaklardır. Alevilik bu kaynaklara dayandığından hak yoldur.
makyol86 Tarih: 25.06.2008 11:26
ardakaşlar bu sizin bilgi dediğiniz var ya hani size göre bilgi onların aslı yok var olan bilgi soyut olan değil yani sizin kendi yazdıklarınız asıl olan somut olan yani gerçekten bi yazı bir söz bir yaşanmışlıktır
ne gördünüz ki ne yorum yapıyosunuz.biz aleviyiz diye müslüman olarak dahi kabul etmeyen cehalet unsuru insanlar var bumu sizin farz anlayışınız bumu dinden anlayışınız
camiye gitmez haccı bilmez zakatı zaten vermez oruç mu hiç bilmez diyenleriniz yokmu yani nerden biliniyo bunlar gözle görülmeyeni dil nasıl söyleye biliyo.
biz deriz ki eline diline eşine beline sahip ol yani EDEB dir bu.EDEB den bilen insan kimse hakkında görmediğini söylemez bilmeden cehalet unsuru faliyetlerde bulunmaz.biz allahın birliğine peygamberimizin kulu ve ümmeti olduğuna hz. alinin de allahın arslanı olduguna inananlardanız. hani diyonuz ya ayrım yapılıyo ayrımı başlatanın kim nerde ve nasıl olduğunu bi araştır.araştır öğren ve sonra bana yorum yaz.senin yazdıkların yanlış diye.ondan sonra farz nedir sünnet nedir ve alevilik nedir ne değildir ben sana anlatayım
unutma lordburg araştır kim ne yapmış alevilere kim başlatmış ayrılıkları kim alevileri camiye geliyor dinsizler diye kışkırtmış önce öğren sonra gel tartışalım.....bekliyorum
serchar Tarih: 20.01.2008 19:14
Allah razı olsun
elma kurdu Tarih: 29.12.2007 03:21
paylaşım ve fikirleriniz için teşekkürler
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 09:03
paylasım için sağolu
AndroMeda Tarih: 12.01.2007 05:50
aslinda devami var ama dedigin gibi cok uzun oldugu icin yazmadim :85:
eskitoprak Tarih: 08.01.2007 15:34
bilgiler icin tesekkurler ama cok yav oku oku bitmiyor
KONAMI Tarih: 19.12.2006 19:03
Kardeşlerim...

[COLOR=coral]* ALEVİLİK *
Dördüncü halife Hz. Alinin soyundan gelen, onu diğer sahâbeden ve diğer üç halîfeden üstün tutan mezhebe mensup kimse.Alevîlik düşüncesi, ister açıkça, ister gizlice, Aliye uyup onun Kurandaki nâs ve Resulullahın vasiyetiyle imamlığa tayin edildiğini ileri süren imametin onun soyundan dışarı çıkmayacağına inanan ve onu diğer sahâbeden üstün gören zümrelerin başlattığı fikir ve siyasî kavgalarla ortaya çıkan hareketin genel adıdır.Bu fikir ve harekete katılanlar, Aliye uydukları ve onu, öteki sahâbîlerin önüne geçirdikleri için Alevî; buna taraftar olanlara da tarafını tutan anlamında Şia denilmiştir.Şia, Alevîliğin ifade ettiği katılıktan daha mûtedîl bir kelimedir ve İslâm âlimleri Alevîlik için Şiadan farklı olarak Râfıza Ravâfız tabirlerini kullanırlar.İslâm tarihinde Hz. Peygamberden sonra halîfe olarak Hz. Aliyi tanıyanlara, Aliye mensup, inancı bakımından, Ali taraflısı anlamında Alevî tabiri kullanıldı.Alevîlik, halifelikte Hz. Alinin hakkının yendiğini, sahâbenin Hz. Peygamberden sonra Ebû Bekre beyat etmekle, İslâma aykırı hareket ettiği iddiasını yansıtır.Alevîler Hz. Alinin hilâfette hak sahibi olduğunu şu sebeplere dayandırırlar: Ali, Hz. Peygamberin tabii olarak varisiydi.O, İslamı ilk kabul eden kimsedir.Hz. Muhammed[s.a.v]in amcasının oğlu ve damadıdır.İslâm savaşlarının kahramanıydı.Yaşadığı sürece Hz. Muhammedin en yakın yardımcısıydı.Onun bütün işlerine bakardı.Hz. Muhammed[s.a.v] Aliye olan sevgisini ve güvenini bildirerek, onun kendisinden sonra halîfe olacağına işaret etmiştir.Bu yüzden onlar, Ebû Bekir, Ömer ve Osmanın işbaşına getirilişini batıl saydılar.Yani bunu şerîat kurallarına ve Hz. Peygamberin sünnetine aykırı görerek bununla savaşmayı dinî bir görev kabul ettiler.Ancak, Hz. Peygamberin, Hz. Ali hakkında söyledikleri ve Alinin üstünlükleri doğru olmakla birlikte, Allah Resulü benzer sözleri Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi diğer büyük Sahâbîler hakkında da söylemiştir.Üstelik, hastalandığında imamlığa Hz. Ebû Bekri geçirmiştir.Diğer yandan Hz. Peygamber, kendisinden sonra müslümanların başına kimin geçeceğini isim vererek belirtmeden bu dünyadan ayrılmıştır.Böyle bir hadîs olsaydı, Hz. Ebû Bekrin halife seçildiği sırada yapılan konuşma ve müzâkerelerde bu hadîsin sözkonusu edilmesi gerekirdi.Çünkü ashâb-ı kîrâm, kendi aleyhine bile olsa, Hz. Peygamberden işittiğini nakletmekten çekinmeyecek derecede üstün mezîyetlere sahiptir. Ancak, Allah Resulünün cenaze işleriyle uğraşması yüzünden, halîfe seçimi sırasında hazır bulunamayan Hz. Ali ile bu kadar önemli bir konunun istişare edilmemiş olması bir eksiklik sayılabilir.Fakat, Ensârın hilâfet konusunu müzâkere etmekte olduğu topluluğa Hz. Ömerle Hz. Ebû Bekr bile sonradan katılmıştı.Bu çok önemli meselede yanlış bir adımın atılması endişesi ve işin kısa sürede çözülmesi zarûreti, seçimin Hz. Ebû Bekir lehine yapılmasını gerekli kılmıştır.Nitekim daha sonra Hz. Ali de Ebû Bekre beyat etmiştir.
Müslümanlar, Ehl-i Beyt denen Ali ve ailesini öteki Ashâb-ı Kîramdan ve Allah Resulünün öteki halîfelerinden ayırmadan severler.Onun ailesine yapılan haksızlığa ve zulme karşıdırlar ve tarih içinde de karşı olmuşlardır.Meselâ, Ahmed b. Hanbel,Ehlüs-Sünne ve-l Hadîs taraftarlarının Hz. Muhammed[s.a.v] in ailesine hak ettikleri muhabbeti gösterdikleri ve Ali İbn Ebî Tâlibin haklarını tanıdıkları için Ali'nin şiası, taraftarı olduğunu ifade etmektedir.Aynı tavrı İmam-ı Âzam da takınarak Abbasîlere karşı İmam Zeydi desteklemiştir.Bu anlamda Şia, îtikâdî ve siyasî bir mezhep olarak kabul edilirken, Alevîlik, Hz. Ebû Bekr es-Sıddıka,Ömer el-Faruka ve Osman Zünnureyne ve daha pek çok ashâb-ı kirâma buğz ve düşmanlık taşıyan fikirlerle dolu bir tarîkat görünümündedir.Bu ifrata sebep olan Emevilerdi.Emeviler devrinde, Ömer İbn-i Abdulazizin hilâfetine kadar cuma hutbelerinde Ali İbn Ebî Tâlibe ve ehl-i beytine hakaret edilir ve lânetler okunurdu.Onların bu yanlış hareketleri öteki müslümanları bağlamazdı.Çünkü onlar, bütün müslümanları temsil edemezlerdi.Hele hilâfet konusundaki olayları göze alarak öteki, müslümanları zalim görmek ve göstermek haksızlıktır ve hakdan sapmadır.Ne Resulullahın üç halifesi ne de Ashâb-ı Kirâm, Ali İbn Ebi Talib hakkında düşmanlık eseri bırakmamışlardır.Alevîlik, zaman içinde parçalanmış ve sayısı yüze varan tarîkatlara ve yollara ayrılmıştır.Ancak bunları İmam Ebu Câfer es-Sâdıkın içtihatlarıyla amel eden ve müslümanlarla aralarında bir fark görmediklerini söyleyen, yeryüzünde Allahın hâkimiyetini istediklerini haykıran Caferiyye ve Zeydiye kollarına bağlı müslümanlarla karıştırmamak gerekir.Câferî müslümanları Şia içerisinde incelerken, dünü, bugünü ve îman-amel ilişkisiyle gözönüne almak ve ona göre değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Câferîlerle, Zeydîleri Alevîliğin diğer kolları olan Batînîler,Karmatîler,hatta kuzey Afrika ve Mısırda uzun yıllar hüküm süren Fâtımîlerden, bugün Anadoluda yaşayan Alevîlerden, Lübnan ve Suriyedeki Dürzî ve Nusayrîlerden ayırt etmek gerekir.Alevîlerden Gulât olanlar yani aşırı gidenler Hz. Alide, diğer halifelerde bulunmayan ilâhî nitelikler ve özellikler olduğuna inanıyorlar.İslâm tarihinde bu görüşü ve inancı daha da ileri götürerek, Allahın Alinin varlığında, insan suretinde görünüş alanına çıktığını, onun bir ilâh-insan olduğunu söyleyenler bile çıktı.Alinin mehdi olduğunu, ölmediğini ve kıyamet gününden önce çıkarak dünyada adaleti sağlayacağını öne sürdüler.Bunlar sebeîlerdir. İslâmda ilk dînî ayrılık hareketini teşkil eden ilk Alevîlik, Hz. Ali daha hayatta iken Sanalı bir Yahudi olan İbn Sebenin telkini ile başlamıştır.Bundan sonra Alinin ve soyunun, hatta İbn Seman, Ebû Mansur el-İclî, Ebul-Hattâb, Horasanlı Ebû Müslim gibi Ali ile aile bağı bulunmayan ve sadece taraftarlık yapan birtakım yabancıların öncülük ettiği tenâsüha, ibâhaya, farzları terketmenin caiz olduğuna ve imanın, imamı bilmekten ibaret bulunduğuna inanan birçok Alevî kolları meydana çıkmıştır.Dağınık Alevî kollarını birleştiren Câfer es-Sâdıka bir aralık gidip gelen ve inanışlarında İslâma aykırı şeyler bulunduğu için kovulan, İmam Câferin lânetlemesine uğrayan Ebî Mansur el-İclî ile Ebûl-Hattâbın ekolü,İsmâiliye veya Yedi İmam mezhebini oluşturmuştur. Batınîlik adı verilen bu mezhep Yemende kökleşmiş, Irak, İran, Horasan ve Türkistana kol atmış ve batıda Endülüse kadar yayılmıştır.Bu mezhepten olanlar Bahreynde ve Ahsâda Karmatiyye mezhep ve hükümetini, Kûfede ve Basrada birçok ihtilâlleri, Mağripte önce Alevî Hükûmetini, sonra Mısırda Fâtımî halifeliğini vücûda getirmişlerdir.Cebel-i Dürûzda Lübnanda yaşamakta olan Dürzîlikle daha birçok fırka ve mezhepler Batınîlikten doğmuştur.Muhammed b. Nusayr de bu arada bugün Suriye, Lübnan ve Adana yöresinde sâlikleri bulunan Nusayrîliki kurmuştur.Hz. Alinin ölümünden sonraki gelişmeler, özellikle Kerbelâ olayı Hz. Hüseyinin şehid edilmesi, Alevî topluluğun siyasî bir görüş çevresinde toplanmasına yol açtı.Sonraları Şia Şiîlik adını alan ve daha çok İranda gelişen Alevî mezhebinin özünü besleyen bu olaylar zinciri oldu. İslâm ordusunun doğuya doğru ilerlediğini gören İran, bağımsızlığını kaybedeceğini anlayınca, İslâmın içinde doğan ve gelişen Hz. Ali taraftarlığını eski dîn ve siyasetleriyle kaynaştırarak benimsedi.Bundan Alevîliğin, bir başka kolu doğdu.Alevî inancı bu yeni ad altında hızla gelişti.Bu inanca, ruhun bedenden bedene geçişini tenâsüh kabul eden Hind inançları da yine İran etkisiyle karıştı.Anadolu Alevîliği ise, sadece Batınîlikin devamı değildir.Yesevî, Kalenderî, Hayderî gibi Türk tarikatlarının, Hurûfiliğin, Vücûdiyye ve Dehriyye inançlarının karıştığı, bazı Türk gelenek ve göreneklerinin ve halk şiirinin yaşadığı bir dünyadır.Onda tenâsüh, hulûl, ibâha ve bir çeşit iştirak ilkeleriyle birlikte, Türk şölenlerini andıran âyinler de görülür.XIII. yüzyılda Anadolunun fikir hayatında Orta Asyadan ve Horasandan göçen bilgin ve mutasavvıfların derin etkileri olmuştur.Bu arada Harezmli göçmenler, köylere varıncaya kadar Anadolunun dînî havasının değişmesine yol açmışlardır.Bu tarihi kökenlere dayanan Alevîlik günümüzde varlığını sürdürmektedir.Şiîlik, Bektâşîlik ve Kızılbaşlık gibi Alevî kollarının özel törenleri, toplantıları bulunmaktadır.Bu kolların hepsinde Hz. Hüseyinin Kerbelâda şehid edildiği 10. Muharrem günü kutsal olup, matem günü kabul edilir.Şiîler o gün, özel anma törenleri düzenler, dövünür, ağlar, yakınırlar.Kızılbaş ve Bektâşîler bu günün acısını çeker, fakat dövünmezler.Alevî törenlerinin en büyüğü kadınların da katıldığı cem âyinidir.Bu tören cuma günleri düzenlenir.Cem âyininin küçüğüne dernek denir.Bu toplantılar sazlısözlü, içkili olur.Özel zikirler yapılır.Töreni yöneten dede tarafından bir sure veya ayet okunur.Ayrıca cemâyininden başka görgü âyini, canlardan birinin diğerini şikâyeti hâlinde sorgu âyini düzenlenir.Nevrûz, hem bahar bayramı, hem de Hz. Alinin doğum günü sayıldığı için, genellikle kutsal kabul edilir ve törenler düzenlenir .Alevîlik İranda olduğu gibi Anadoluda da daha çok şiir ve edebiyatla yayılmıştır.Alevîlerin büyük tanıdığı yedi şair Nesimî, Fuzûlî, Hatâî, Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Yeminî ve Virânîdir.Bunlardan Nesimî ve Fuzûlî dışındakiler tam batinîdirler.Yollarını müstakil bir dîn ekolü ve İslâmiyetin esası kabul eden Alevîler, Hz. Peygamber, Hz. Ali, Oniki İmam ve Hacı Bektaş Velîyi kendi yorumcu ve düşünürleri sayarlar.