Sporda öyle yoğun birliktelikler var ki sporcu ile takımı adeta ad-soyad gibi durur. Üç büyüklerin formasını giyenler içinde anıtlaşan isimler, ezeli rakiplerinin formasını giymeyi akıllarına dahi getiremezler. Bu sembol isimler, futbolu bıraktıktan sonra da yuvalarından kopamazlar. Futbol donanımları paralelinde teknik adamlığa soyunsalar da ezeli rekabet çerçevesindeki kulüplere adım atamazlar.
Çünkü taraftarın kalbinde çok özel yere konumlanmışlardır ki onları herhangi bir düş kırıklığına uğratmamaya özen gösterirler.

Galatasaraydan 20 yılı bulan futbol hayatının ardından kırık kalple kopan Bülent Korkmaz, yakın dönemin en taze örneği. Fatih Terimin bir özel maçta milli jübilesini yapma nezaketi gösterdiği G.Sarayın eski kaptanı, kendi kulübünde taraftarı huzurunda uğurlanma şansına dahi sahip olamadı. Bu buruk kopuşun ardından teknik direktörlükte rızkını yoklayan Bülent Korkmaz, Süper Ligde kümede tutunma mücadelesi veren Kayseri Erciyessporun teknik patronu olduktan sonra, G.Saray kimliğini bir yana bırakma durumunda kaldı. İkinci yarının ilk maçında G.Sarayın ezeli rakibi F.Bahçeyi sahasında çelmeleyerek haftayı tek puanla kapamasını sağlayan Korkmaz, zirvede puan farkının düşmesine yardımcı oldu. Ancak, G.Saraylı kimliğini bir yana bırakması gereken daha zor bir sınavda takımı Erciyessporu, G.Saray karşısına sürdü. Buzlu zeminde golsüz beraberlikle sona eren bu Türkiye Kupası mücadelesi, kuşkusuz teknik adamın futbol kariyerindeki en soğuk mücadelelerinden biriydi.

Takımlarında sembolleşmiş futbolcuların transfer konusunda çok hassas oldukları bir gerçek. Sergen Yalçının Beşiktaşta sembolleştikten sonra transfer pazarlarında savrularak F.Bahçe, Trabzonspor ve G.Saray formasını giymesi bu futbolcuya üstün yeteneği ve takıma büyük katkılarına karşın simgeleşme yolunda büyük yaralar verdi. Yakın geçmişte Tanju Çolak da G.Sarayın sembolü olmuşken F.Bahçenin formasını giymesiyle bu unvanını zedeledi. Raşit Çetiner, İlyas Tüfekçi, Feyyaz Uçar ve Okan Burak gibi isimler de tam profesyonel anlayışla forma değiştirerek bu yıpranmışlıktan payını aldı. Ancak 1970 ve 80lerde Galatasarayda yıldızlaşan ve Büyük Mehmet olarak sembolleşen kaptan Mehmet Oğuzun Fenerbahçeye transfer olması, en büyük futbol ızdıraplarından biriydi.

Galatasarayın turnesindeki Fenerli futbolcular

Rakip takımın formasını giymeme ya da rakibe hizmet eden rüzgara kapılmama konusunda ilk büyük istisna, F.Bahçe-G.Saray ezeli rekabetinde yaşandı. Henüz Türkiye, Osmanlı günlerini yaşarken 1921 yılı Ağustos ayında Galatasaray bir Avrupa turnesine çıktı. Bir buçuk ay süren, İsviçre, Almanya, Çekoslovakya ve Macaristanda 17 ayrı şehirde 17 ayrı maça çıkan Sarı-Kırmızılılar, bu turneye bir milli seyahat gözüyle bakmıştı. Türk futbol tarihimizin ilk büyük turnesinde, ezeli rakibi F.Bahçe de duyarsız kalamadı. Sarı-Lacivertli kulüp yöneticileri, kalecileri Nedimin yanı sıra Refik Osman Top, Cafer Çağatay, Galip Kulaksızoğlu, Zeki Rıza Sporel ve Bekir Refetin Avrupa turnesinde G.Saray forması giymesine onay verdiler. Böylece F.Bahçe takviyeli G.Saray, gayri resmi milli takım hüviyetinde bir kadroya sahip oldu ve rekabetin keskin ucu da törpülendi. Bu yorucu turnede 11 maçtan yenilgiyle ayrılan, 3 maçı berabere bitiren G.Saray; sadece 3 maç kazanabilmişti.

Ayrıca F.Bahçe, G.Saraya emanet ettiği futbolcularını eksiksiz teslim alamadı. Turnenin Almanya maçlarında F.Bahçenin golcüsü Bekir Refet, Sarı-Kırmızılı formayla oynadığı maçlarda Almanları büyülemişti. Karlsruhenin Phönix kulübü bu tıknaz acar futbolcuyu kadrosuna katmak için kesenin ağzını açıp bütçesini bile zorlayan bir girişimde bulundu. G.Sarayda forma giyen Alman futbolcu Emil Oberle de, Gel Almanyada oyna. İki senede kazandığın parayla İstanbulda güzel bir iş kurarsın diyerek ikna edince bu transfer gerçekleşti. Bombacı Bekir, Almanyada Phönixle anlaştı. Bekir iki yıllığına anlaşmıştı; ama Almanyadan bir daha hiç dönmedi. Böylece G.Sarayın Avrupa turnesinde F.Bahçe önemli golcüsünü yitirdi. Tabii büyük kazanım da söz konusu idi: Rekabette dışa karşı kenetlenme ve futbolcuların kaynaşması.

Ezeli rekabet aktörlerinin rakip formaya ilhakının başka bir benzeri 14 yıl sonra yeniden yaşandı. 1935 yılında Macaristan ve Romanyaya 5 maçlığına turneye çıkan Galatasaraya bu kez Beşiktaşın üç simge futbolcusu katıldı. Beşiktaş, meşhur voleci Şeref, Faruk Bilginoğlu ve Hüsnü Savmanı G.Saraya veriyor ve Kara Kartalın asları Sarı-Kırmızılı formayla yaban ellerde Türk futbolunun başarısı için ter akıtıyordu.

Tıpkı F.Bahçe ve G.Saraydakiler gibi Beşiktaşın sembolleri de rakibe hizmet etmek bir yana kulüplerinden hiç kopmadılar. Hakkı Yeten, Şeref Görkey, Faruk Sağnak, Şevket Yorulmaz, Süleyman Sebalar hem Siyah-Beyazlı formayı giyerek sahalarda top koşturdu hem de teknik adam ya da yönetici olarak Kartal yuvasına hizmette süreklilikleriyle anıtlaştılar.

Müjdat, takımından hiç kopmadı

F.Bahçenin tarihte iki ünlü Müjdat Yetkineri oldu. 1940lı yılların Müjdat Yetkineri F.Bahçenin gol yollarında önemli bir unsuru idi. 1970lerde genç takımdan A takıma sıçrayan Müjdat Yetkiner ise savunma ve zaman zaman orta sahanın mücadeleci bir futbol portresi oldu. II. Müjdat, Fenerbahçe ile bir dolu lig ve kupa şampiyonluklarının yanı sıra Avrupa kupası zaferleri yaşadı. 1970lerde sırtına geçirdiği F.Bahçe formasını 90lara kadar hiç çıkarmadı. İsmi kaptanlığını da yaptığı F.Bahçe ile öylesine özdeşleşti ki, hiçbir transfer girişimi onu Sarı-Lacivertli yuvadan koparamadı. Müjdatı, Fenerbahçe kaptanı olmasına rağmen Beşiktaşlılar da çok severdi. Beşiktaşta oturdu sürekli ve buradaki berberini dahi değiştirmedi. Sadakat konusunda Fatih Terimin çok özel bir yeri var. Terim, 11 yıl formasını giydiği G.Sarayına hiç ihanet etmedi. Futbolcu olarak şampiyonluk yaşayamasa da G.Sarayına üst üste dört lig ve UEFA Kupası şampiyonluğu armağan etti. Peş peşe lig şampiyonluklarından sonra Aziz Yıldırımla karşılıklı kahve içerken F.Bahçenin teknik direktörü olması yönünde aldığı teklifi, Ben G.Sarayın sembolüyüm. F.Bahçe teknik direktörlüğü büyük onur; ama bana yakışmaz sözleriyle nazikçe geri çevirmesi, Terimin duruşunun bir örneği oldu. Futbolda sembol olmanın hakkını vererek yaşamak, bazen sembol olmak da zor. Üç büyükler boyutunda, kulübe aidiyet, profesyonelliğin bir adım önündedir hep.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 816
favori
like
share
okanoo28 Tarih: 07.02.2007 18:59
eems34 başkan

çok güzel bir konu açmışsın öncelikle tebrik ediyorum...

4 büyükler arasında belkide seombol olan futbolcular ezeli rakiplerine transfer olunca büyük taraftar kitlelerinin gözünden düşüyorlar ve taraftarlar eski sempatileri ile bakamıyorlar... bunu normal karşılıyorum..

ancak profesyonel yaşam içerisinde bu tarz duygusal olaylara da pek yer olmadığını düşünüyorum...

bugun tuncay şanlı Galatasaraya yada Beşiktaşa gitse belki ona FENERLİ TUNCAY gözüyle bakmam ama profesyonelliği için orada olduğunu bilir saygı duyarım...

bu bilincin de özellikle ülkemizde yerleşmesi gerek.. dilerim buna örnek olacak taraftar profilleri çoğalır çevremizde...


Paylaşımın için teşekkürler eems34