İtalya Ligi Serie Ada oynanan ve Sicilya derbisi olarak bilinen Catania-Palermo maçının sonrasında çıkan olaylar, hem bir can aldı, hem de futbolun kalbini Hrant Dink cinayetinin ardından, ideolojik farklılıkların tribünlerde ötekini aşağılayarak temsil edilmesi, futbolun, ideolojilerin gölgesinden kurtulamayacağını gösteriyordu bizlere.
Geçtiğimiz cuma günü, mafyanın anavatanı olarak nitelendirilen Sicilya Adasının derbisi Catania-Palermo maçının bitiminde yaşananlar, futbolun, ideolojilerin lanetli gölgesinden yakasını kurtaramayacağını bir kez daha gösterdi. Sis bombası ile duraklayan ve deplasman takımı Palermonun 2-1 galibiyetiyle sona eren maçın ardından, akla yalnızca skora sinirlenen bir kitle gelse de, İtalya, polis memuru Filippo Racitinin ölümüyle sonuçlanan olayların arkasında politik etkilerin olduğuna inanıyor.

Çizmedeki son trajedinin bir hafta öncesinde, 4. Ligde oynanan Sanmartinese-Cansellese maçından sonra çıkan olaylarda ev sahibi ekibin teknik direktörü Ermanno Licursi de hayatını kaybetmişti. Birçoğumuzun gözden kaçırdığı bu olayın sonrasında amatör maçların iptal edildiği İtalyada, futbol tamamen durdu. İtalya Başbakanı Romano Prodi, futbol için hazırlayacakları taslağı bitirene kadar yeşil sahaların kapısına kilit vuracaklarını belirtirken, Futbol Federasyonunun bu defa kimsenin gözünün yaşına bakılmayacağı iddiasıyla hareket etmesi, politik ideolojilerin futbolu ezmesinin önüne geçmesini engellemek çabasında. Ancak, Juventus, Milan, Fiorentina ve Lazionun başını çektiği futbol skandalına kesilen cezaların, Marcelo Lippi ve talebelerinin gayretiyle, indirildiğini de unutmayalım!

Futbolun çıkardığı devlet savaşı: El Salvador-Honduras

İdeolojilerin, ölüm oyununda futbolu kullanması, alışagelinen bir durum olmaya doğru giderken, bu yanılsamadan kurtulmak için bir gerçeği hatırlamakta fayda var. O da, Honduras ve El Salvadorun 1970 Dünya Kupası Elemeleri için karşı karşıya gelmesi Meksikaya gidebilmek için verilen zafer mücadelesinde, El Salvador, rakibinin maç öncesi tacizlerinin ardından, son dakika golüyle rakibine yenilmişti. Henüz ilk maç olmasına rağmen, golün acısına dayanamayan 18 yaşındaki Amelia Bolanios kalbine sıktığı kurşunla intihar ederken, El Salvador gazetelerinin attığı Vatanın yıkılışını görmek istemedi başlıkları, bir felaketin tetikleyicisi olmuştu. Genç kızın cenazesi, devlet töreniyle kaldırılırken, başbakanın dahi uğurlamaya gelişi, bu ölüme, rövanş öncesi ciddi mesajlar yükledi.

Kahraman Amelianın resimleriyle donatılan statta El Salvador, rakibini 3-1 yense de, bu defa telafisi olmayan kaybedişi hazmedemeyen Honduras olacaktı. Maç bitiminde 2 Honduraslının öldürülmesiyle sonuçlanan olaylar, kısa zamanda devletlerarası savaşa dönüştü. İki devletin 100 saatlik çatışmasının boyutu, 4 bin ölü, 12 bin yaralı ve 50 bin evsiz kalan insan şeklinde açıklanıyordu.

Futbol, yalnızca gerçek savaşların değil, potansiyel ve psikolojik savaşların da arenası oldu. 1998 Dünya Kupasının sonucu en fazla merak edilen maçı, şüphesiz ki İran-ABD arasında oynanacak 1. tur karşılaşmasıydı. Birbirinden nefret eden iki ülkeyi bir araya getiren maçın sonunda Estili ve Mahdavikia, 2-1lik sonuçla, ABDye hüsran yaşatmakla kalmıyor, süper gücü ülkesine de yolluyordu. Bu sonuç, milyonlarca İranlıyı zafer şarkılarıyla sokaklara döküyordu; ama daha ötesinde bir gerçek vardı: Futbol, siyasete galebe çalmıştı.

Bilimsel düzlemde Daniel Bellin ortaya attığı ideolojilerin sonu tezi tartışılsa da, dünya toprakları üzerinde futbol-ideoloji ilişkisinin sıcaklığını koruduğu, hatta futbolun başlı başına ideolojik bir kimlik kazandığı kesin. Endüstriyelliğin getirdiği ideolojikleşme bir tarafa, Türkiyenin de aralarında bulunduğu birçok ülkede, kimliklerin dışa vurulduğu, hatta inşa edildiği alan olarak futbol, bu tezi doğru kılıyor.

İtalyada yaşanan olaylar öncesinde, Hrant Dink cinayetinin zanlısı Ogün Samastın futbolculuk geçmişi, futbolla ideoloji arasında bağ kurma çabalarını da beraberinde getirmişti. Samast, ismini futbolcu Ogün Temizkanoğlundan alıyordu. Futbola gitmesini, kendisinden çok, saldırgan davranışlarını törpüleyeceğine inanan ailesi istemişti. Ancak oynadığı 10 maçın tümünde bu saldırganlığını yenemeyince, futbolla ilişkisi de sonlanmıştı. Dink cinayetinin daha önce bu coğrafyada yaşanmış olaylar silsilesinin parçası olarak düşünülmesi, gözleri Samastın memleketi Trabzona dikti. Şehri itham etmeye varan açıklamalara verilen tepkinin Trabzonspor-Kayseri maçında, bazı gruplarca, Samastın olay anında taşıdığı beyaz bere ile sembolize edilmesi ve Fenerbahçeye uyarlanmış tezahüratın Ayağa kalkmayan Ermeni olsuna dönüvermesi, incitici görüntülere yol açtı. Diğer yandan, Trabzondaki bir yerel gazetenin, antrenmanda beyaz bere takan Trabzonsporlu Hüseyini eleştirmesi de, hassasiyeti abartarak, paranoyak bir hale geçtiğimizi gösteriyordu.

Trabzonda beyaz bereli eylemin yapıldığı hafta, Hrant Dink cinayetinin yeşil sahalarda farklı veçhelerle terennüm etmesi, ideolojileştirilen futbolun korkutan yüzüyle de karşı karşıya getirdi. Lig Ada oynanan Malatya-Elazığ maçında, 400 civarında Elazığlının Hrant Dinkin memleketi olması sebebiyle Ermeni Malatya sloganlarını savurması, rakiplerinin PKK dışarı sloganıyla bunu püskürtme çabası, sonrasında yaşanan yaralanmalar, acı kıpırdanmalardı.

2001 yılında Diyarbakırda oynanan 2. Lig Yükselme Grubu karşılaşmasında Diyarbakır-Altay maçında, siyah-beyazlı takıma yapılan muamele nedeniyle, İzmir ve Diyarbakır arasındaki gerginliğin günümüze taşındığını Karşıyaka-Diyarbakır maçı ortaya koydu. Galibiyeti kutlayan Karşıyakalı futbolculara yabancı madde yağdıran Diyarbakırlı taraftarların hareketinin sevimsizliği kadar, Karşıyakalı taraftarların bulunduğu PKK dışarı, Türkün Türkten başka dostu yok tezahüratları da, yeşil sahaya inen kara gölgeler olarak hatırda kaldı.

Herkes kimlik biçiyor, en çok da medya!

Futbolda, kimliğin sunumunu taraftarlık üstleniyor. Doğası gereği rakibini ötekileştirmeye dayalı toplumsal rolün hedef aldığı nokta neresi? Yanıt, rakip takımdan başlıyor; ancak uzadıkça, söylemin muhatapları da değişiyor. 18 Mart 2001 tarihinde F.Bahçe tribünlerine asılan ve Galatasaray-Trabzonspor maçının ertelenmesi üzerine, dönemin Galatasaraylı başbakanı Mesut Yılmazı hedef alan Sandıkta görüşürüz Mesut Bey ya da Tayyip Erdoğana atıfta bulunan Adam gibi adam Tayyip Erdoğan sloganları, tribünlerin, futbol kadar iç siyaseti de izlediğini gösteren birkaç örnek arasında geliyor.

İç siyasetinse futbolu yalnızca izleyerek kaldığını söylemek, yurtdışındaki örneklere bakıldığında aşırı iyimserlik anlamı taşıyor. Hitler, Mussolini, General Franco, Salazar, Kaddafi, Çavuşesku, Stalin, Saddam Hüseyin gibi futbolu bir şiddet nesnesi haline getiren diktatörlerin yanında, Benim İçin Ağlama Arjantin diyen Eva Peronun bile bu masum oyunu siyasetin hegemonyasına sokma hevesi bu gerçeği doğruluyor.

İdeolojiler üzerinde yükselen siyasetin, futbolla kurduğu ilişkiyi yalnızca politik çıkarlara indirgemenin anlamsızlığını galiba en iyi, özellikle uluslararası arenaya çıkıldığında attığı başlıklarla medya anlatıyor. Milliyetçi söylemin ve kışkırtıcılığın, medyayı, aktarıcı olmaktan taşıyıcı olmaya götürdüğü, daha doğrusu bize kimlikler biçtiği yolda gelin beraber yürüyelim: Kill Türks Lion (Öldür Türkün Aslanı-Star, 17.05.2001), Türkiyem Vursun, Köpekler Kudursun (Pas, 22.06.2002), Pimleri Çekilmiş El Bombaları (Akşam, 10.06.2002), Fatih Terim: Kılıcı Çektik, Yeniçerilerimle Birlikte En İyi Sonucu Alacağız (Milliyet, 10.08.1999

[SIZE=22]Sizce de abartmamış mıyız?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 603
favori
like
share