[COLOR=coral]* OSMANLININ KABEYİ TAMİRİ *
16. yüzyıldaki inşaat seferberliklerinde, Kabeye el sürülmemişti. Ortaçağdaki birkaç onarım dışında, Kabe hâlâ Ez Zübeyrin 693teki yenilgisinden sonra El Haccac tarafından inşa ettirilen yapıydı. Ne ki, 16. yüzyılın sonunda Kabenin yapı olarak kötü durumda olduğuna ilişkin ilk uyarılar gelmeye başlamıştı. Ancak, kimi ilahiyat ve şeriat bilginleri, binada yapılacak her türlü değişiklik düşüncesine karşıydı, Osmanlı yönetimi de bu görüşleri tereddütsüz kabul ediyordu. Sadece, klasik tarzdaki camilerin sonuncularından birini yaptırmış olan Sultan I. Ahmed , Kabenin büyük oranda yıpranmış yapısını desteklemek için bir şeyler yapılmasına karar verdi. O zaman bile duvarlara dokunulmadı. Bunun yerine, görmüş olduğumuz gibi, bina,duvarların dışbasıncını tutması amaçlanan bir dizi payanda ve bu payandaların üzerindeki bir demir kemerle dışardan desteklendi.Dahası, Kabenin yağmur oluğu da yenilendi altın oluğun, müminin dua etmeyi tercih ettiği ve dualarının kabul edileceğini umduğu bir yere yerleştirilmesinedeniyle, bu yalnızca faydacı bir önlem değildi. Buna ek olarak,Kabenin çatısının büyük bölümü değiştirildi duvarlardaki hasar onarıldı. Bol bol değerli malzeme kullanıldı. Başka bir bağlamda değindiğimiz, som altından bir oluk koymanın dışında, Kabenin içindeki üç sütun da altın ve gümüşle süslendi. Dahası, binanın girişinin üzerinde yer alan gümüş levha altın levhayla değiştirildi.Sultan Ahmedin zamanındaki restorasyon bile Kabenin yapısını gerçekten sağlamlaştırmadı. Bu, Mekkenin ciddi bir fırtınaya maruz kaldığı 1630 yılında açıkça ortaya çıktı. Bu tür olaylar çok sık görülürken, bu fiıtına öyle bir kasıp kavuruyordu ki dönemin gözlemcileri daha önce böylesini görmediklerini düşündüler. Coğrafî konumu nedeniyle Mekkedeki Mescidi Haram bu tür ani su baskınlarından çok yakın geçmişte bile etkilenmiştir. Birçok çöl alanlarında, yağmur suyu yerkabuğunca emilememekte, yüzeyden vadilere doğru akmaktadır. Mescidi Haram, genel olarak kuru olan ancak, yağışlarda hızla dolan böyle bir vadinin ortasında yer almaktadır. 1630da yalnız caminin avlusu değil, kentin alçak bölümlerinin tümü de su altında kaldı ve birçok insan boğuldu. Vakanüvis Süheylî, suyun Kabenin yerden epeyce yukarda bulunan anahtarına dek yükseldiğini kaydetmektedir. Tam üç gün boyunca caminin avlusu sular altında kaldı sonunda sular çekildiği zaman,bir adam boyunda bir çamur tabakası birikmişti. Bu çamur çok geçmeden kurudu ve bir kaya kadar sertleşti, öyle ki, sonunda kürenebilmesi için özel olarak ıslatılması gerekti.Beytullahm duvarları bu ek baskıyı kaldıramayacak kadar yıpranmıştı selden sonra yapılan bir inceleme, Kabenin yıkılmak üzere olduğunu gösterdi. Bunun üzerine şerif, kentin seçkin kişilerini toplantıya çağırdı. İleri gelenlerin bu türlü meclislerinin hukuki bir varlığı yoktu ilk bakışta bunlar tümüyle gayri resmi toplantılar oldukları halde, en azından Kabenin 1630lardaki yeniden inşasında Mekkede sık sık toplantı yapıldı ve etkin bir rol oynadı. Öyleyse, daha önceki inşaat projeleri için de buna benzer toplantılar yapıldığını varsayabiliriz. Ancak, Kutbeddinin tarihi dışında, 16. yüzyıl kaynakları yerel kişileri değil merkezi yönetimi ön plana almaktadır. Bu da bize, ileri gelenlerin toplantılarından neden yalnızca daha sonraki bir olayla, yani Kabe restorasyonuyla ilgisi yüzünden haberdar olduğumuzu açıklıyor.Kaldı ki, Kabenin yapısal dokusunda yapılacak her türlü değişikliğe dinsel bakış açısından itiraz geldiği için, Osmanlı yönetimi başkalarına danışmaya önceki projelerdekine göre daha çok gerek duymuş da olabilir.Ölçüm ve inşaat ustası Ali b. Şemseddine Kabeyi yıkılmaktan kurtarma sorumluluğunun verilmesini kararlaştıran da, büyük olasılıkla bu meclisti. Cidde sancak beyinden, limanda bulunan keresteden bir miktarını vermesi istendi ve sipariş kısa sürede Mekkeye ulaştı.Dört mezhebin müftüleri Kabe restorasyonunun padişah adına şerifin üstlenmek zorunda olduğu dinsel bir sorumluluk olduğunu bildirmişlerdi. Ancak, Osmanlı merkezi yönetimi temsilcilerine de haber verildi.Şerif Mesud, padişahın bir temsilcisi olarak hiçbir dengi olmayan Mısır valisi Mehmed Paşayı da tüm gerekli ayrıntılarıyla ve doğru olarak haberdar etmek için Mısıra derhal bir iki haberci gönderdi. Haberciler pazartesi günü yola çıktılar ve Ramazanı şerifin sonunda Kahireye vardılar. Valinin huzuruna çıkarıldılar ve kendisine Mekke sakinlerinin mektubuyla şerifin dilekçesini sundular. Durumla ilgili bilgi almasından sonra vali önerge ile dilekçeyi saraya ileterek hükümdarı da durumdan haberdar etti.Ancak, Hicaz işleriyle ilgili özel sorumluluğu nedeniyle, Mısır valisi ayrıca bizzat harekete geçti. Gereken inşaat malzemelerinin Mısırdan temin edilmesini ve kendi Çerkeş Memlûklerinin kumandanı olan Rıdvan Ağanın Mekkeye gitmesini emretti.Görevinin önemini vurgulamak üzere, Rıdvan Ağa beyliğe terfi ettirildi. Başlangıçta Rıdvan Bey, İstanbuldan yeni emirler gelinceye değin valiyi temsil etmek üzere gönderilmişti. Ancak, daha sonra bu görev sürekli olarak uhdesine verildi.Süheylînin duruma ilişkin anlatımı az çok gerçekçiyse, Rıdvan Bey Kabenin restorasyonundan fiilen sorumlu kişi olarak kabul edilmelidir. Bunun anlamı, artık yarım yamalak önlemlere başvurmaktan vazgeçilip, Kabe duvarlarının taş taş sökülmesi ve ardından binanın eski plana göre yeniden inşa edilmesi kararının bizzat Rıdvan Bey tarafından alınmış olduğuydu. Ya da, plan başlangıçta başka biri tarafından sunulmuş olsa bile, kendisi en azından planın hayata geçirilmesinden sorumlu olan kişiydi.Rıdvan Bey bir mimar değil, bir yönetici ve siyasal koordinatördü inşaat projesi için gereken her şeyin Mısırdan zamanında getirtilmesini sağlamak zorundaydı ve bu amacı gerçekleştirmek için Mısırdaki vali ve Memlûklerle olumlu ilişkilerini sürdürmesi gerekiyordu. Ancak, Mekke ileri gelenlerinin onayının alınması da kaçınılmazdı ve bu onay, hiçbir zaman çantada keklik olmamıştı. Tam cami avlusunun bir ölçüde temizlenmiş olduğu ve Kabe duvarlarının taşlarının tek tek sökülmesi işinin başlayacağı bir sırada, Şafii baş müftüsü itiraz etti.Müftünün görüşüne göre, bu denli önemli bir adım, ancak padişahın resmen onay vermesinden sonra atılabilirdi. O zaman Rıdvan Bey, kısa bir süre sonra Mekkeli bazı din bilginlerinden karşıt bir fetva elde etti hatta bunu verenler içinde başka bir Şafii müftü bile vardı. Kabedeki hasar tümüyle anlaşıldığından itibaren, birçok din bilgini yetkilileri mümkün olduğu kadar çabuk davranmaya teşvik etmişti.İşin teknik yönleri inşaat ustalarıyla mühendisleri ilgilendiriyordu. 16. yüzyılda Mekkede İstanbullu mimarlann sık sık çalışmış olmasına rağmen, Kabe inşaatına gönderildiklerine ilişkin hiçbir bilgiye rastlamamak tayız. Büyük olasılıkla danışılan uzmanlar o sırada Mekkede bulunan Suriyeli ya da Mısırlılardı. Bunlann asıl dertleri, gelecekte yöneltilebilecek suçlamalara karşı kendilerini korumak olduğu için, aülan her adımdan ileri gelenleri mümkün olduğunca çabuk haberdar ediyorlardı. Böylece, Kabenin duvarlan tümüyle sökülmeden önce, Mekke şerifi ile diğer nüfuzlu kimselerin yanı sıra Rıdvan Beyin de katıldığı bir toplantı yapıldı. Ustalar burada, Kabe duvarlarının geri kalan bölümlerinin bile mukavemetten yoksun olduğunu resmen açıkladılar Bu konuda bizi suçlamayın ve Neden bunu bize daha önce söylemediniz? demeyin. Gelgeldim, bazı din bilginleri Kabeden geri kalanların tümüyle sökülmesine hâlâ karşıydılar. Rıdvan Bey bunun üzerine ustaların görüşüyle açıkça örtüşen başka bîr fetva elde etti. Ancak bu ikinci fetvayı aldıktan sonradır ki, işçilerin işe başlamalarına izin verdi. Bütün bu olaylar içinde, inşaat ustaları ve ölçümcüler yalnızca ikincil bir rol almışa benzemektedir. Biyografileri okunduğunda da anlaşıldığı üzere, Mimar Sinan ve Sultan Ahmed Camii mimarı Mehmed Ağa gibilerin, epeyce kendine güvenen, iddialı kişilikler oldukları anlaşılmaktadır. Ancak, Mekkeli ustaların hiç de böyle davranmadıkları görülüyor.Süheylînin tarihi, Kabenin sökülüp ve daha sonra yeniden inşa edilmesini mümkün kılan yönetsel mekanizmaları yansıtır. Bundan başka, işin fiili akışını da şaşırtıcı ölçüde ayrıntılarıyla kaydetmiştir. İlk adım olarak, Kabe bir tür tahta perdeyle çevrilmişti. Hacıların Kabeyi tavaf etmeye devam etmelerine karşın, yapı görünmez hale gelmiş, ancak inşaat hemen hemen tamamlandıktan sonra tahta perde kaldırılmıştı. Yapının elemanları söküldükçe büyük bir dikkatle korunmaya alındı. En değerli parçalar, Hazreti Abbas Sikayesi olarak tanınan binanın yarısına yerleştirildi. Bu sırada, 17. yüzyılın başından 1630 su baskınına değin Kabenin duvarlarını taşımış olan demir payandalardan altın ve gümüş süslemeler söküldü. Bu şekilde yüz batmandan fazla altın ve 120 batman gümüş elde edildi. Ne yazık ki, batman bir yerden diğerine değişen bir ölçüdür. Ancak, bu rakkamları Mekkenin Mısıra bağımlılığı göz önüne alındığında son derece yüksek olasılık olan Mısır batmanı olarak kabul edecek olursak, I. Ahmed desteklerinin süslemeleri, 81 kilogram altın ve 98 kilogram gümüş içeriyor olmalıdır. Demir, asıl yapının mukavemetini artırmak için inşa edilen desteklerde yeniden kullanıldı.Kabe tümüyle yıkıldığı zaman, yalnızca Haceri Esved eski yerinde kaldı. Ancak, Hacerülesvedi taşıyan duvar parçası da pek dayanıklı olmadığı için, aralanmış olan taşların çatlakları arasına erimiş kurşun döküldü.Artık yeniden inşa aşamasına geçilebilirdi Süheylî, Kabenin iç tavanı düzeyine ulaşılmadan önce yirmi sıra taşın gerektiğini ve çatı düzeyine varmak içinde dört sıra daha taş konduğunu ileri sürmektedir. Bir yirmi beşinci sıra taş da, yapıyı tamamlamak için kullanıldı. Her aşamada, Süheylî her yeni sıranın konmaya başladığı zamanı ve taş ustalarının başladığı yapı bölümünü kaydetmiştir. Taşların birkaç tanesi yeni yontulanlarla değiştirildi, sonunda inşaatçıların elinde eski yapıdan elli taş kaldı.Vakanüvisimiz, Kabe çatısını oluşturacak tik ağacının cami avlusuna taşınmasını ve marangozların ağacı yapı için gereken ölçülerde kesmeye başladığı anı da kaydetmiştir. Bundan başka, tavanı destekleyen üç sütunun, kaideleriyle birlikte binadaki yerlerine yerleştirilmesini de aktarır. Kapıyla iki yanında yer alan iki küçük sütunun takılmasının yanı sıra içeriyi aydınlatan kandillerin demir kulplarının raptedilmesi bile kaydedilmişti.



Kaynak :
* Hacılar ve Sultanlar Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3141
favori
like
share