Doğduk, çocukluk yaşadık, oyunlar oynadık, kavgalar ettik. sonra okula gittik, tuttuk hayatın bir ucundan. Sonra yavaş yavaş büyümeye başladık. Asırlardır bir soru var kafamızda. Belki de şu dünyaya geldik geleli sorulan. Biz kimiz ? Burada ne işimiz var? Hayatın amacı nedir? Sahi hayat nedir? Hissetmek midir acaba hayat?



Hayatın ne olduğunu anlamaya çalışmadıkları gibi ölümünde ne olduğunu anlamaya çalışmadı insanoğlu. Sadece sonuçlara baktı. Asla oldukları gibi basit olarak kabul etmek istemedi. Ölüm korkusu bütün dinlerin, felsefelerin yönetimlerin ve savaşların temeli oldu. İnsanoğlu daha ne olduğunu bile anlamadığı bir olguyu hayatını temeline koydu.

Hayat; insanın sahip olduğu ve olabileceği en büyük nimetlerden biri. Peki bu değer nereden gelmekte? Bir yazar bunu; “hayatın kısa oluşuna” bağlıyor. Belki öyle . belki her şey hayatla ayakta durduğu için, hayat kainatın zembereği olduğu için… Sebebi ne olursa olsun hayat en büyük nimet!

Her şeyin yolunun, çaresinin bulunabildiği bir dünyada hayatı renklendirmenin de yolları olmalı. Aslında bizi güldürecek veya ağlatacak olan yine bizden başkası değil.

Dünyaya ikinci bir defa gelmeyeceğimize göre, onu, mana, gaye ve değerine uygun bir şekilde yaşamaktan başka bir seçeneğimiz yok herhalde.

Vücudunuzu, kendinize ait olan he şeyi inceleyiniz. Hiçbir yerde tam bir benzerlik bulmanız mümkün değil. Bu durum, evrenin, karbon kağıdı konularak yaratılmadığını gösterir. Evrende birbirinin örneği olan iki şey yaratılmamıştır. Bize ne kadar ayrıntı ve önemsiz gibi görünürse görünsün her şey asıl olup, daha önce tamamen aynı şekil, plan ve görünüşte hiçbir şey var olmamıştır. Aynı şekilde hiçbir zaman da var olmayacaktır. Sizin bu büyük varlık programı içinde yeryüzündeki diğer bürün insanlar kadar çok önemli olduğunu anlıyorsunuz değil mi?



Belli bir amaç için yaratılmış bulunuyorsunuz. Hayatta belirli bir göreviniz vardır. Bir boşluğu doldurmalısınız. Bu boşluğu bulmak size düşer. Siz, iradesi serbest bir varlık olarak yaratıldınız. Allah’ın sizin içinize verdiği bu güç, dünyada yapabileceğiniz şeyleri yapmaktan sizi engellemeyecektir.



Bunun için kendinizle ilgilenin. Siz, kendinizden büsbütün sorumlu olduğunuz biricik kişisiniz. Dünyanız, hayatınızı ancak daha iyi bir duruma soktuğunuz zaman düzelebilir. Kendinizi düzelttikçe, etrafınızdaki herkesi de etkilersiniz.



Bu yüzden önce kişinin kendisini bilmesi gerekiyor. Çünkü çevreyi algılayan, insanın kendisidir. Algılama için kullanabileceğimiz tek araç "kendimiz"iz. "Kendimiz", çevreyi sadece algılamakla da kalmaz, kendisine göre değiştirerek yorumlar. Bu yorumlamalar sonucudur ki, benzer uyaranlar, ortamlar ve etkiler; farklı insanlarda farklı tecrübe, his ve düşüncelerin oluşmasına neden olurlar sıklıkla. Eğer insan kendi mahiyetinden ve yapısından habersizse, gördüklerini ve algıladıklarını tek (nesnel) gerçek sanarak, hayata karşı yanlış kararlar verip, "sürüklenerek" ve "oraya buraya çarparak" gitmeye aday konumdadır. Kanımca "cahil" kelimesinin gerçek tanımı da budur. Kısacası "insanın kendisini tanıması" öncelikli ve esas olmalıdır.



Her şeyin, tüm "bilme"lerin özü, "kendini bilmek"te gizli. Çünkü kendini bilen insan, kabiliyet ve sınırlılıklarının da farkındadır. Kendini bilen insan, değerli varlığını garip uğraşlarla tüketemeyeceğini anlayan kişidir. Kendini bilen insan, gördüğünü sandığı her şeyin bir hayal olabilme ihtimaline hazırlıklı, gerçekliğin tüm boyutlarına karşı zihni açık ve "uyanık" olan insandır.



Peki kim bu "kendilerini bilmesi gerekenler"? Tabii ki hepimiz. Bu "bilme" türü de, öyle bir anda kolayca elde edilebilecek ucuz bir bilgi türü değil. Daha çok bir süreçtir kendini bilme. Sürekli "ayar" gerektiren bir süreç. Düz bir çizgi, doğru bir yol üzerinde sürekli bir yürüyüştür daha çok. Kendini bilemeyen insanlar, "doğru yoldan" ayrılıyor olduklarının ayırdına da varamayacaklardır. Bu yüzden kendini bilme, aslında yüksek düzeyde bir "farkındalık" gerektirir. Kendinin, yaşamının, çevresinin, etkileştiği her şeyin ve bunları yorumlayan zihninin "farkında" olmaktır işin anahtarı. En zor işlerden biridir de bu aynı zamanda. Binlerce gereksiz meşguliyet, para-pul derdi, sosyal sorunlar vb.. hep kendi farkındalığımızı baltalar; hem de her an. İşte o yüzden bu "süreç", insanın yüzleşmek zorunda olduğu en zor süreçlerden biridir. Fakat bunun "bir aşama sonrası" da bir o kadar kolaylaşır. Farkındalık boyutu insana kendisini ve "gerçek yerini" öğretir. Evren içinde ne kadar önemsiz ve küçük, fakat içerik açısından ne kadar değerli ve eşsiz olduğunu kavrayıveren bir insanı durdurabilecek pek fazla engel olduğunu sanmıyorum. O artık "şey"lerin, kendisine göründüğü ve kendisiyle etkileştikleri kadarının mahiyetinden haberdar olduğunu bilmektedir. O artık rolünü bilmektedir ve sınırlarını iyi bilmenin sağladığı o sınırsız hareket özgürlüğüyle, önünde durulmaz bir zihin durumuna geliverir.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2262
favori
like
share
NeV-BaHaR Tarih: 26.02.2007 15:19
güzel paylaşım ama yazı formatı küçük olduğu için zor okudum :2:
Pedaliza Tarih: 25.02.2007 23:49
tofişim inan şeşbeş oldum yaa :67: yaşam hikayelerinde açsaydın bunu keşke