AHMET ÇAKIR ın yazısıdır

Geçen hafta Avrupa kupalarındaki son temsilcimiz F.Bahçenin dramatik biçimde elenmesinin üzüntüsüyle sanıyorum UEFA Kupasında neler olup bittiğine yeterince dikkatli bakamadık. G.Saray ve Beşiktaşın eski teknik direktörü Mircea Lucescunun mütevazı Shakhtar Donetski, Fransanın Nancy takımını elemeyi başardı. Yani F.Bahçenin yapamadığı işin daha zorunu başarıp yoluna devam etti.

Rumen hocanın takımı da kendi evindeki maçta rakibiyle berabere kalmıştı. Deplasmandaki maç için de hiç şansı yok gibi görünüyordu. Fakat Lucescu böyle maçların ustası olduğunu bir kez daha gösterdi. Tek gollü galibiyetle istediğini elde etti. Lucescu, sevdiğim ve inandığım bir teknik adam. Bu konuda yalnız olmadığım da açık. Hem G.Sarayda hem Beşiktaşta kazandığı şampiyonluklar nedeniyle değerini ve önemini anlatabilmiş biri. Ben bunların da ötesinde onun gerçek bir futbol dahisi olduğuna inanıyorum. Özellikle, sınırlı bir güce sahip takımına önemli maçlar kazandırma konusunda kimsenin onun eline su dökemeyeceğini düşünüyorum.

Lucescu, sadece sahanın içinde emek veren değerli bir futbol adamı değildi, aynı zamanda bir futbol düşünürü idi. Bizim futbolumuzdaki olumsuz gelişmelerle ilgili önemli uyarılarda bulundu. Elbette ki hiçbir yararı olmadı. Hatta bazı Türk büyükleri, onun bu değerli uyarıları karşısında Sen kendine ve ülkene bak! Burası Çavuşeskunun Romanyası değil türünden dayılanmalarla haddini bildirmeye çalıştılar. Sonunda nereye vardığımız da ortada...

Lucescunun ülkemizden erken ayrılmış olması ciddi bir kayıp. Sadece çalıştığı kulüp değil, Türk futbolu da ondan yararlanıyordu. İşte, mütevazı Shaktar Donetsk takımı son yıllarda Ukraynaya hiç de yabana atılmayacak Avrupa puanı kazandırdı. Biz bu alanda her yıl biraz daha geri giderken, daha birkaç yıl önce çok gerimizde olan Ukrayna çoktan önümüze geçti bile. Bunda da Lucescunun önemli katkısı oldu.

Onu beğenen futbolseverlerin çok olduğunu biliyorum. Ancak, kimi zaman hakkında dehşet verici düzeyde akılsızca laflar edilebildiğine de tanık oluyorum. Çünkü, bu ülkede ağzı olan konuşuyor, beyni olanlar değil.

Böyle insanlara hak ettiği değeri vermediğiniz, onlardan gereği gibi yararlanmayı bilmediğiniz zaman başınıza da bunlar geliyor işte... Biz ülkece Ne zaman Şampiyonlar Liginde tek takıma düşeceğiz endişesi içinde yaşarken, Dinamo Kiev dışında adı bilinen tek takımı olmayan Ukrayna yukarılara doğru yükseliyor...

-------------------------------------------------

O maçta bir şey olmadı mı?


Ne yalan söyleyeyim, F.Bahçe ile ilgili bir şey yazmak içimden gelmiyor. Ancak AZ Alkmaar maçında yaşanan tribün olaylarıyla ilgili olarak federasyonun henüz harekete geçmeyişi, ciddi bir tepki oluşturuyor. En hafif ifadeyle, Bunu yazın, federasyonu uyarın, kanıtlar bu kadar ortadayken niçin bir şey yapmıyorlar? F.Bahçeden korkuyorlar mı? diyen okur mektupları rekor düzeyde...

Açıkçası, federasyonumuzun, ikinci maç öncesinde F.Bahçenin moralini bozmamak için işi biraz geciktirdiği düşüncesindeydim. Malum, bu ülkede ortaya çıkan bir sorunun gereğini tam olarak yapmak değil, yapıyormuş gibi görünerek vaziyeti idare etmek daha önemlidir. Ancak federasyonumuz şu ana kadar, bunu bile yapmaya gerek görmedi. Doğrusu ben de şaşkınlık içindeyim.

Bir okurun hatırlattığı gibi, Beşiktaşa hiç duraksamasız 3 maç saha kapatma cezası verilirken, bütün sorun çekilen bıçağın öldürücü bir yere saplanmış olması mıydı? Kameraların saptayıp defalarca yayınladığı bir yığın yaralı, stada sokulduğu belirtilen 50 adet bıçak, silah sesleri... Bütün bunlar birer hayal miydi yoksa?

***
Futbolu kim bilmiyor?


Hasan Şaşın 1-0 kaybettikleri Gaziantepspor maçının hakemi Cem Dedayla ilgili Futbolu bilmiyor suçlaması pek ilgi çekmedi. Hatta, son dönemdeki formsuzluğu da gözönüne alınarak Sen biliyor musun sanki türünden tepkilere neden oldu.

Oysa Cem Dedanın futbolu bilip bilmediği gerçekten de ciddi biçimde tartışmaya değer bir konu. Çünkü, o çok genç yaşta hakem oldu. Yani, sözü edilmeğe değer bir futbolculuk geçmişi yok. Bugüne kadarki maç yönetimleri de pek parlak bir tablo ortaya koymadı. Tam tersine, özellikle 2004-05 sezonunun 25. haftasında Şükrü Saracoğludaki F.Bahçe-G.Birliği maçı, hakemlik yaşantısını erken bitirecek bir fiyasko oldu. O maçta verdiği hatalı kararlar, sezonun şampiyonunu değiştirecek kadar önemliydi. Nitekim, yetkililer de böyle düşünüyorlardı ki, sezon sonuna kadar ona bir daha görev vermediler.

Geçen sezon da yavaş yavaş tekrar sahne almaya başladı. Yönettiği maçlar pek sorunsuz geçmedi. Kısacası, onu şu anda futbolu bilen, iyi hakemlerimiz arasında sayma şansına sahip değiliz. Belki ileride olacak, o zamana kadar da biraz can yakacak.

Kendisiyle bir alıp veremediğimiz yok. Hatta babasından dolayı sevgimizin olduğunu bile söyleyebiliriz. Fakat nesnel gerçek de ortada. Hasan, bu işte pek haksız sayılmaz.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 407
favori
like
share
termeli Tarih: 22.04.2007 14:43
eems kardes bunlar Çakar in yazilarimi ??


[COLOR=tomato]Lucescu, sevdiğim ve inandığım bir teknik adam. Bu konuda yalnız olmadığım da açık.


Sayin Çakar,bir zamanlar agzinizdan çikan sözler gözü kapali inanirdim,
altini çizerek birzamanlar.
Yahu onunla agiz dalasina giren (bjk ye geçtokten sonra ki sizin hasta GS li oldugunuzu biliyoruz,rahmetli babinizin gerçek bir BJK oldugunu bildigimiz gibi) sevmiyen önyargilya konusan bu adam teknik adam deil diyen,yoksa size benzeyen (olmayan) ikiz kardesinizmiydi ??
asya_kartal Tarih: 15.03.2007 09:16
haber için teşekkürler arkadaşım...