[COLOR=555555]Gözlerini açtı.
İşte bir sabah daha!
Dolu dolu yaşanacak bir gün daha.
Her zamanki gibi erken kalkmıştı yine.

Gülümsedi.
Kalktı, ilk iş olarak pencereye doğru yürüdü.
Cama hohlayıp sildi.
Şöylece baktı dışarı. Güneşin pırıltılarını seyretti.
Gülümsemesi arttı.

Konuşmaya başladı kendi kendine.
"Eyy güneş! canlılığın kaynağı,
bize hayat veren güneş!
Nasılsın?
Gülümsemeni hiç eksik etme bizden."

Çok iyimser bir insandı Cevdet bey.
Çok gülen, çok neşeli, hayat dolu kıpır kıpır biriydi.
Erdemli birisiydi.
Hayatını bilime, üretmeye, eğitime adamış biriydi.
-Boş zaman- sözcüğü, onun için en büyük küfürdü.
Gününün çoğunu kitaplarla, gazetelerle geçirirdi,
çok okurdu.

Yüzünü yıkarken aynaya baktı.
Yakışıklı birisiydi, beğenilen, imrenilen birisiydi.
Yüzündeki kırışıklıklar bilgisinin, kültürünün
şahitleriydi. Onlar, Cevdet beyin ihtişamlı yapısını
gölgelemek şöyle dursun, daha da güçlendiriyordu.

Mutfağa gitti. Sevgili eşi maharetli elleriyle yine
güzel bir kahvaltı hazırlamıştı.
Sıcak bir gülümsemeyle selamladı
eşini ve dünya tatlısı torununu.

Torunu Jale'yi kucağına oturtup
kocaman bir öpücük kondurdu yanağına.

Gazetesini aldı eline her zamanki gibi.
Manşete baktı, yüzü asıldı.
Küçük bir çocuğun öldürülmesiyle ilgili bir haber vardı.
Öfkelendi.
Daha yaşanabilir bir dünya için çok iş yapmıştı.
Ama yetmiyordu.

İkinci sayfayı çevirdi.
Yine türban eylemiyle ilgili bir haber vardı.
"Pis yobazlar!" dedi nefretle.

"Dedeciğim, yobaz nedir!" diye sordu,
sevimli torunu Jale.

"Bunlar," dedi dedesi,
"Çağın gerisinde kalmış insanlar yavrucuğum."
Torunu: "Dedeciğim, neden çağın gerisinde kalıyorlar?" diye sordu.
Dedesi cevap verdi:"Onlar, değişime karşı direniyorlar canım."
Torunu: "Dedeciğim, onları da çağırsak, çağın gerisinden kurtulamazlar mı?"
Dedesi: "Biz de bunun için çalışıyoruz tatlım, bunun için!"

Jale'nin kafası biraz karışmıştı,
ama iyiliksever dedesi onu mutlu etmişti.
Çok sevdiği dedesiyle gurur duyuyordu.
Koşup sarıldı.

Cevdet bey bir torununa baktı, bir türban haberine baktı,
bir de manşetteki öldürülen çocuk haberine.

İçinden kendi kendine konuşmaya başladı.
"Pis yobazlar, o pis paçavra için nasıl da direniyorlar!
Madem Allah'ınız var, neden size yardım etmiyor?
Madem Allah diye birşey var, neden çocuklar öldürülüyor?
Madem Allah var, niye yeryüzünde adalet yok?
Pis gericiler!"

Herşeye rağmen umutluydu Cevdey bey.
İnsanlar eğitim aldıkça aydınlanacak,
aydınlandıkça daha yaşanabilir bir dünya olacak.

Kahvaltısını bitirip üstünü değiştirmeye gitti.
Bugün yapılacak çok işi vardı.
Bir üniversitede konuşma yapacaktı gençlere.

Hazırlığını bitirip arabasına bindi.
Üniversiteye doğru sürmeye başladı.

Dikkatli kullanıyordu arabayı.
Sonra bir anda, karşı şeritten bir araç
kontrolü kaybedip kendisine doğru yöneldi.

***

İki metre ileride omuzdan kopmuş bir kol görüyordu.
Tuhaf, kendi koluna ne kadar da benziyordu.
Etraftaki insanlar bağırıp çağırıyor,
şaşkın şaşkın oradan oraya koşuşup duruyorlardı.

Tuhaf bir his kapladı içini. Sanki havada yüzüyordu.
Sanki ağırlığı kalmamıştı. Tuhaf bir rahatlık, bir huzur hissediyordu.

Birden. havada yüzer gibi hareket edebildiğini hissetti.
Kendi bedenini paramparça, kopmuş kafasının başka bir tarafta olduğunu
görünce şaşırdı.

"Bu da ne böyle!"
Hiçbir acı hissetmiyordu. İnsanlara bağırmak, konuşmak istiyordu,
ama onlar sadece onun parçalanmış cesediyle ilgileniyordu.
Şaşkınlığı bir anda korkuya dönüştü.
Tarif edilemez bir korku.

Unuttuğu, aklına bile getirmediği ölüm onu yakalayıvermişti.
Ama neden hala etraftakileri görebiliyor ve duyabiliyordu?
Ölünce herşey bitmeyecek miydi?

Dehşete düştü. Çaresizlik içinde bir oraya, bir buraya
uçuşup duruyor, cesedinin parçalarını toplayan insanların önüne çıkıyor,
onlara kendini göstermeye, sesini duyurmaya çalışıyordu.

Vasiyeti üzerine, cenazesi müslümanlar gibi defenedilmedi.
Oldukça yüksek bir fiyatla, denizi gören bir tepedeki mezarlıktan
yer alınmıştı kendisine. Cesedini oraya gömdüler.

"En verimli çağında kaybettik!" diyordu, en yakın arkadaşı.

Cenazesi gömüldükten sonra tuhaf birşeyler olmaya başladı.
Artık etrafı göremiyor ve sesleri duyamıyordu.
Ama tarif edilemez bir sesler ve görüntüler dünyasında buldu kendisini.

Korkudan deli gibi titriyordu. yaşadıkları rüya olamazdı.
Çünkü gerçekten bile daha gerçekti herşey.
Dünyada yaşadığı 56 yıl sanki yarım saatlik bir rüyaydı.

Birden kendisini bir mahkemede buldu, sanık sandalyesindeydi.
Hakim seslendi, "Necati oğlu Cevdet Öztürk!
Söyle bakayım, rabbin kim?"

Cevdet bey afalladı. Korkudan titriyor,
titrerken bütün bedeni zangırdıyordu.

Hakim seslendi, "Getirin teraziyi, getirin bu adamın bütün amellerini!"
Terazinin beyaz kefesine, cevdet beyin yaptığı tüm iyilikleri yerleştirdiler.
Siyah kefede ise siyah bir taş vardı.
İyilik kefesi dolmuş taşmış, ucu bucağı görünmüyordu.

Hakim yine seslendi, "Necati oğlu Cevdet Öztürk,
sana bir eş, çocuklar ve torunlar verildi mi?"

Cevdet bey "Evet" dedi ve beyaz kefedeki iyilikler azalmaya başladı.

Hakim yine seslendi, "Necati oğlu Cevdet Öztürk,
sana makam, mevki, şöhret verildi mi?"

Cevdet bey yine "Evet" dedi ve
beyaz kefedeki iyilikler biraz daha azaldı.

Hakim yine seslendi, "Necati oğlu Cevdet Öztürk,
sana para, araba, ev, eşya verildi mi?"

Cevdet bey yine "Evet" dedi ve
beyaz kefede hiçbirşey kalmadı.
Terazide sadece, siyah kefedeki siyah taş kaldı.

Hakim son kez seslendi, "Necati oğlu Cevdet Öztürk,
seni cehenneme gönderiyorum, son sözün nedir?"

"Hayır, bu adil değil, ben Allah'la görüşmek istiyorum!"
dedi Cevdet bey, ve Allah'ın huzuruna çıkarıldı.

Cevdet bey yere kapanıp ağlamaya, yalvarmaya başladı.
"Rabbim, ben seni gerektiği gibi taktir edemedim, bana bir şans daha ver!"

Allah: "Sana dünyada yeterince zaman verilmişti!" dedi.

Cevdet bey:"Bu adil değil, ben insanlara çok iyilik yapmıştım,
Cennet'e girmek en çok benim hakkım."

Allah: "O zaman iyiliği çağıralım, seni o kurtarsın!" dedi.

İyilik çağırıldı, kendisine soruldu.
"Haşa, beni yaratan Allah'tır.
Ben ancak Allah'ın dilemesiyle varolurum, ben seni kurtaramam!" dedi.

Cevdet bey:"Ama ben hayatımı insanlara hizmet için bilime adadım!" dedi.

Allah: "O zaman bilimi çağıralım, seni o kurtarsın!" dedi.

Bilim çağırıldı, kendisine soruldu.
"Haşa, beni yaratan Allah'tır.
Ben ancak Allah'ın dilemesiyle varolurum,
Allah dilediğine dilediği kadar benden verir,
ben seni kurtaramam!" dedi.

Cevdet bey:"Ama ben gözlerimi, ellerimi, bedenimi insanlara hizmet için
eskittim!" dedi.

Allah: "O zaman bedenini çağıralım, seni o kurtarsın!" dedi.

Bedeni çağırıldı, kendisine soruldu.
"Haşa, beni yaratan Allah'tır.
Ben ancak Allah'ın dilemesiyle varolurum,
Allah dilediğine dilediği kadar benden verir,
sağlığı da hastalığı da veren Allah'tır,
ben seni kurtaramam!" dedi.

Cevdet bey adeta katran akıtır gibi terliyordu.
"Allah'ım, sen affedensin, merhametlisin, beni affet!"
diye hıçkırarak yalvardı.

Terazi kefesindeki kara taş önüne atıldı ve Allah seslendi:
"Sen, bana ortak koşmayı affetmediğimi bilmiyor muydun!".

Cevdet bey: "Yüce Allah'ım, senin yüceliğin hakkı için beni affet!" dedi.

Allah: "Tamam, seni affettim, şimdi cennetime gir!" dedi.

Cevdet bey koşarak Cennet'in kapısına ulaştı.
Tam içeri girecekken, tarif edilemeyecek kadar çirkin,
kıllı ve pis kokulu bir hayvan, koşarak onu yakaladı.
Ve konuşmaya başladı.
"Vaay benim dostum, nasılsın?"

Cevdet bey, kendisini sımsıkı saran bu pis hayvandan korktu ve:
"Bırak beni, defol, çekil git yolumdan!" dedi.

Hayvan: "Hayattta bırakmam! Sen benim dünyadaki en iyi dostumdun!
Burada da ben sana dostluk yapacağım. Gel benimle.
Benim yerim çok sıcak ve rahattır!" diyerek çekiştiriyordu.

Cevdet bey kurtulamayacağını anladı.
Hayvan, cehenneme doğru çekiştirirken Cevdet bey:
"Dur, Allah'ın huzuruna çıkalım, ondan sonra nereye istersen götür!" dedi.

Allah'ın huzuruna çıktılar.
Cevdet bey: "Allah'ım, bu hayvan beni cehenneme sürüklüyor,
söyle de benim peşimi bıraksın!"

Allah: "Olmaz, sen dünyada ona arkadaşlık yaptın,
bu rada da o sana arkadaşlık yapacak."

Cevdet bey: "Hani sen sözünde duranların en hayrılısıydın,
hani sen doğru söyleyenlerin en hayırlısıydın,
hani sen vaadinden dönmezdin!
Niye bana cennet sözü verip de cehenneme gitmeme engel olmuyorsun?
Bu yanımdaki hayvan da nedir?"
diye haykırdı.

Allah: "O yanındaki hayvan kibirdir.
Sen dünyadayken bana ve indirdiklerime hakaret etmiştin,
alaya almıştın. Bugün alaya alınan sen olacaksın!"

Cevdet bey, kibir hayvanıyla birlikte cehennemin dibine doğru
düşmeye başladı.
Katran akıtır gibi terliyordu.

Bir anda olduğu yerden kalktı.
Üzerine kovayla su dökülmüş gibi terlemişti.
Kalkarken delirmiş gibi çığlık atıyordu.

Nadire hanım koşarak yanına geldi.

Cevdet bey şokun etkisinden birkaç dakika sonra kurtulabildi.

Lavaboya gidip yüzünü yıkadı.

Nadire hanım telaştan ne yapacağını şaşırmıştı.

Cevdet bey yüzünü kuruladıktan sonra büyük bir kahkaha attı ve:
"Sadece aptalca bir kabus sevgilim. Dün akşam 'Takva' filmini
seyretmiştik ya, ondan olacak..."
Derin derin nefes alması geçip sakinleşirken
kendi kendine sırıtmaya başladı.
"Sadece aptalca bir rüya!"

Sevgilim, takım elbisemi ütüledin mi?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 527
favori
like
share
SoN-GüL Tarih: 07.03.2007 20:20
Ahiret bu kadar güzel anlatilamazdi ve aslinda bizim dogru bilipte yaptigimiz seyler

Allah katinda bir günah ..biz ise herseyi dogru bildigimizi saniyoruz

Sonrasinda bile bunu rüya olarak degerlendiren biri..Aslinda iyimser

ve iyilik yapan birisi olmasina ragmen ..demekki onunda kendisine göre dogru

sayilanlar,,aslinda bir yalandan ibaret..cok güzel bir hikaye yüregine saglik
KaHiN Tarih: 07.03.2007 01:46
[COLOR=555555]ßu Da ßenim Yorumum ;

ßir Ömür ßoyu Okumak ? Eqer okudukLarınızın iÇinde Okumanız qereken yoqSa Ve Dü$üneMiyorSanız YeterSizLik için YeterLiSiniz demektir.ßir An Dü$ünMek ßir ömür ßoyu okumaya ßedeLdir ßeLki de ?