İbrahim Ethem -Kuddise Sırruh
Hicrî ikinci asırda yaşayan İbrahim Ethem -kuddise sırruh- Hazretleri Belh şehrinde dünyaya geldi. Başlangıçta Belh sultanı idi.

Bir gece sarayında yatarken damın üzerinde bir gürültü duydu. --Kim var damda?-- diye bağırdı. Bir ses: --Yabancı değil, develerimi kaybettim de onları arıyorum!-- diyordu. Kızgın bir şekilde: --Ey insan! Kaybolan develeri sarayın damında mı arıyorsun?-- diye sordu. Yine aynı ses, bu defa şöyle diyordu:

--Ey gafil! Sen de Allahı atlas yataklar içinde mi arıyorsun?--

İbrahim Ethem -kuddise sırruh- Hazretlerinin içine bir ateş düştü, hemen adamlarını çağırdı, her tarafı arattı, hiç kimseyi bulamadılar. Sabaha kadar uyuyamadı.

Sabah divan kuruldu, erkân ile memleket meselelerini görüşüyorlardı. İçeriye birdenbire heybetli bir adam girdi, tahtın yanına kadar geldi.

Onunla şöyle konuştular:

-Ne istiyorsun, sen kimsin?

-Yolcuyum, bu handa konaklamak istiyorum.

-Çekil git! Burası han mı? Benim sarayımdır!

-Senden evvel burada kim vardı?

-Babam.

-Ya ondan evvel, ondan evvel?..

-Dedelerim.

-Onlar ne oldular?

-Öldüler.

-İşte benim dediğim. Birinin göçüp öbürünün konduğu yer han değil de nedir?

Ve o heybetli adam hızla geriye dönüp divan odasından çıktı. İbrahim Ethem -kuddise sırruh- Hazretleri hızla peşinden koştu, fakat nereye baktıysa bulamadı.

Can sıkıntısıyla bir gün de maiyyetiyle beraber ava gitmişti. Bir avın izini takip ederken onlardan ayrıldı. Tam avını vuracağı sırada gaiplerden bir ses duydu.--Ey İbrahim! Vallahi sen bu işler için yaratılmadın!-- diyordu. Bu ses üç kere tekrarlandı.

Bu üç hadise arka arkaya gelince içi titredi, intibaha geldi. Artık ne saray, ne taht, ne de mal mülk!

Bir çobana rastgeldi. Çobanın yünden yapılmış kepeneği ile kendi elbisesini değiştirdi ve memleketinden ayrıldı. Nasuh bir tevbe ile tevbe etti.

Memleketini, dostlarını, her şeyini terk ettikten sonra diyar diyar gezdi. Helâl kazanç ve nefsini tezkiye için dağlardan sırtıyla odun toplayıp pazarlarda sattı. Hamamlarda müslümanların kirlerini yıkayacak kadar nefsini alçalttı.

Daha sonra Mekke-i Mükerremeye gitti. Orada Süfyân-ı Sevrî -kuddise sırruh- ve Fudayl bin İyaz -kuddise sırruh- gibi zâtlarla görüştü, sohbetlerde bulundu. Bir mürşidin rehberliğinde Allah yolunda mesafeler katetti.

Oradan Şama geçti, vefatına kadar orada kaldı ve elinin emeği ile geçindi.

Bir sultan iken, ulvî hayata nâil olmak için, dünya sultanlığından vazgeçti, Allah-u Teâlâyı tercih etti.

Birisi ona kabul etmesi ricasıyla bin altın takdim etmişti.

Buyurdu ki:

--En hakir bir şeyle adımızı dervişlik kütüğünden kazımak mı istiyorsun?--

Bir gün hamama gitmişti. Çıkarken para istediler. --Param yok.-- dedi. --Paran yoksa hamama niye girdin?-- dediklerinde vecde geldi ve bayıldı. Kendisine gelince, niçin bu hâle büründüğünü sorduklarında:

--Boş el ile şeytan evine koymuyorlar, Rahman evine amelsiz nasıl girebiliriz?-- cevabını verdi.

Kaynak:Evliyalar Tarihi

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 666
favori
like
share
elma kurdu Tarih: 29.12.2007 00:36
allah razı olsun
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 08:46
Allah razı olsun
konan_1997 Tarih: 02.04.2007 15:26
sağol
maskee Tarih: 21.03.2007 17:41
ağlamamak mümkün mü .içim bi tuhaf oldu .keşke hep böyle ağlasam.çünkü kendimöi rabbime daha yakın hissediyorum.allah razı olsun :76: :79:
BİR Tarih: 21.03.2007 15:31
:cizgi:

Ellerine sağlık çok güzel olmuş.
Allah(c.c.) senden razı olsun.

:altcizgi:
exel@ns-MS- Tarih: 21.03.2007 10:28
Ellerine sağlık arkadaşım güzel bi paylaşım
Gönülce Tarih: 21.03.2007 09:18
çok güzel bir anlatım
emeğine yüreğine sağlık bahar
paylaşımın için sağol canım