* DELÂLET *

Yol göstermek, kılavuzluk etmek rehberlik, alâmet. Mekkede hacc sırasında hacılara ziyaret yerlerini gösteren kimseye delîl denilmiştir. Kurânda delâlet, kök ve türevleri itibariyle sekiz yerde geçmekte olup, hepsinde de lügat anlamında kullanılmıştır. Istılahta ise delâlet, bir şeyin belirli bir durumda bilinmesinden dolayı başka bir şeyin de bilinmesinin lâzım gelmesi, olarak tarif edilmektedir. Bu durumda ilk olarak bilinen şeye dâll delalet eden, gösteren buna bağlı olarak sonradan bilinen şeye de medlûl denir .Kurân ve Sünnetin anlaşılması, onların lafızlarının nass, şerî hitâb hükme delâletinin anlaşılmasına bağlı olduğu için, delâlet, daha doğrusu nassların delaleti, fıkıh usulünün başlıca konuları arasında yer alır. Ancak hemen belirtelim ki, nassların delaleti konusu dinî bir mahiyete sahip olmayıp genel bir ifadeyle, Arapça bir ibarenin doğru anlaşılmasını kolaylaştıran dil kurallarıdır.Kurân ve Sünnet lafızlarının hükme delalet etmesi farklı yollarla olmaktadır.Bu delâlet yollarının isimlendirilmesinde ve gruplandırılmasında usulcülerin izledikleri metodlar farklılık arzetmekle beraber bu farklılık, önemli pratik sonuçlar doğurmamaktadır. Bu itibarla, konunun açıklanmasında, cumhur usulcülerin metodu takip edilecek, yeri geldikçe ve farklılık arzettikçe Hanefî usulcülerin görüş ve isimlendirmelerine temas edilecektir.Şerî hitabın hükme delaleti biri lafzın mantûk ile, diğeri de mefhum ile delâleti olmak üzere iki çeşittir Mantûk, lafzın söylenildiği alana delâleti olup sarih mantûk ve sarih olmayan mantûk kısımlarına ayrılır. Sarih mantûk, lafzın konulduğu mana olup, bu manaya ya mutabakat tam uyum, ya da tazammun içerme yoluyla delâlet eder. Meselâ,
* Allah, alım satımı helâl, ribayı da haram kıldı *
âyetinin sarih mantûku, alım satımın helâl, ribanın haram olmasıdır. Hanefiler bu delâlet şeklini nassın ibaresi olarak adlandırırlar . Sarih olmayan mantûk ise, lafzın konulmuş olduğu mana değil, onun lâzım manasıdır. Bu hüküm şayet, söyleyenin o lafızla kastettiği anlam ise, iktiza veya îmânın delâleti aksi halde, işaretin delâleti olur.Mefhûm da, lafzın söylenildiği alanın dışında kalan fakat yine lafızdan anlaşılan mana olup mefhumı muvafakat ve mefhumı muhalefet olmak üzere iki kısma ayrılır.Mefhumı muvafakat, zikredilmeyen bir hususun hükmünün, daha evlâ veya eşit bir şekilde, zikredilen şeyin hükmüne uygun muvâfık olmasıdır. Hanefîler buna nassın delâleti adını verirler. Meselâ,
* Anne babaya öf deme *
âyetinin mantûku, anne babaya öf demenin haramlığıdır. Bu, söylenen husustur. Anne babayı döğme ise, âyette sözkonusu edilmeyen bir husus olup, bunun da haram olduğu herhangi bir araştırma ve ictihadı gerektirmeksizin âyetten anlaşılmaktadır. İşte âyetin, anne babayı dövmenin haram oluşuna delâleti, mefhumı muvafakat yoluyla olmaktadır.Mefhûmı muhâlefet ise, zikredilmeyen konunun hükmünün, zikredilenin hükmüne, olumlu ya da olumsuz bir yönde aykırı olmasıdır. Meselâ,
* İçinizden hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinin altında bulunan mümin cariyelerden alsın *
âyetinin mantûku, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyenlerin mümin cariyelerle evlenebileceğini ifade etmektedir. Bunun mefhumı muhalefeti ise, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetirenlerin, mümin cariyelerle evlenemeyeceğidir. Cumhur, mefhumı muhalefeti genelde delil olarak alır, Hanefiler ise, alınması yönünde başka bir gerekçe olmadıkça mefhumı muhalefeti delil almayı reddetmektedirler.Bu delâlet yolları dışında lafızlar hükme delaletinin açık oluşu bakımından zâhir, nass, müfesser ve muhkem kısımlarına ayrılır. Bu ayırımda da, sözün söyleniş amacı, başka bir nass tarafından açıklanması veya hiçbir yorum, tahsis ve nesih kabul etmeyişi gibi ölçüler getirilmiştir.
Hükme delaletinin kapalı oluşu hafâ açısından da lafızlar, hafi, müşkil, mücmel ve müteşâbih kısımlarına ayrılır. Bu cümleden olarak, meselâ, Kurândaki
* Sârık hırsız sözcüğünün *
benzeri eylemlere delaleti tartışılmış, kelime bu yönüyle hafî kapalı kabul edilmiştir. Aynı şekilde, Kurânda geçen kurû kelimesi müşkil olup birkaç anlama gelmektedir. Hatta âyetlerde geçen salât, zekât gibi kelimeler, ilk plânda mücmel olup, Hz. Peygamberin söz ve tatbikatıyla açıklık kazanmıştır. Bütün bunlar, nassların manaya delâletinin değişik kademelerdeki farklılığı olarak değerlendirilebilir.

Kaynak :
* İslam Ansiklopedisi
* Cürcânî Tarifât, 104
* Bakara, 275
* İslâm Hukuku Metodolojisi,121
* İsra, 17/23
* Nisâ, 4/25
* Mâide, 5/38
* Bakara, 2/228

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 582
favori
like
share
elma kurdu Tarih: 29.12.2007 01:10
allah razı olsun
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 08:49
Allah razı olsun
konan_1997 Tarih: 02.04.2007 14:45
sağol
KarBeyazi_M Tarih: 27.03.2007 16:12
Allah razı olsun kardeş güzel olmuş ellerine sağlık :5: