Şimdiye kadar pek çok başarılı Hollywood filminde rol alan Julia Roberts, bu başarısını aldığı ödüllerle de kanıtlıyor adeta.Gerek Oscar, gerekse de Altın Küre ödüllerinde birkaç kez " En İyi Kadın Oyuncu " ve " En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu " seçilen Roberts, 2001 yılının Altın Küre Ödül Töreninden de eli boş dönmedi. Son olarak bir Steven Soderbergh yapımı olan " Erin Brockovich "( Tatlı Bela ) filmiyle karşımıza gelen aktris, filmdeki rolüyle, drama dalında " En İyi Kadın Oyuncu " ödülüne layık görüldü.

2001 Oscarları'nda da " En İyi Kadın Oyuncu " ödülüne layık görülen aktris, filmde usta oyuncu Albert Finney ile birlikte başarılı bir tablo çizmişti. Güzel yıldız,film hakkında: " Erin beni çok etkilemişti. Mücadelesine çok büyük bir saygı duyuyorum toplumumuzda evli olmayan pek çok anne var. Herkes bir şeylerin mücadlesini veriyor. Bence onlar birer kahraman. " diyerek filmin hikayesinden çok etkilendiğini belirtiyor.

" Hikayede en çok hoşuma giden şey, kendisi de zor durumda olan birinin zor durumda olan başkalarına yardım etmesi. O kimse başkaları için kesinlikle değişmiyor.Bu da onu oldukça farklı kılıyor. " diyerek filmde canlandırdığı Erin Brockovich'i anlatan Roberts, Albert Finney'in oynadığı avukat Ed Masry ile Erin arasındaki ilişkiyi çok beğendiğini vurgulamaktan da kendini alamıyor: " Ed hayatının dönüm noktasında. Bir an önce emekli olup golf oynamayı dört gözle bekliyor. Erin bir anda onun hayatını değiştiriyor. Ed aniden adalet duygusuyla yanıp tutuşmaya başlıyor. Ve dünyayı daha yaşanılır bir hale getirmek için elinden geleni yapıyor."






Richard Gere ile başrollerini paylaştığı " Pretty Woman " filmindeki başarılı performansından ötürü dikkatleri üzerinde toplayan Julia Roberts, doğal ve cana yakın tavırları ile bir anda milyonların sevgilisi haline gelmişti. Bu filmle birlikte romantik filmlerin aranan yıldızları arasına giren Roberts, çıkışını devam ettirerek, iki kez Oscara aday gösterilme başarısını yakaladı.

Atlanta'nın arka mahallelerinden birinde dünyaya gelen Roberts'ın çocukluğunun pek parlak geçtiği söylenemez. 4 yaşındayken annesi ile babası ayrılan aktris, 9 yaşındayken de babasının kansere yenik düşmesine şahit oldu. Babasının ölümü ile birlikte o ana kadar sahip olduğu bütün hayat felsefelerinin değişime uğradığını belirten Roberts, 17 yaşında liseyi bitirdikten sonra oyunculuk alanında kariyer yapmak için, kendisi de oyuncu olan, New York'taki kız kardeşi Lisa'nın yanına yerleşir. Bu sırada faturalarını ödemek maksadıyla çeşitli ajanslarda modellik de yapmak zorunda kalır.

1986 yılıyla birlikte şans kapılarını birer birer açmaya başlayacak olan Roberts, erkek kardeşinin yönetmen Eric Masterson'u ikna etmesiyle ilk oyunculuk deneyimini " Blood Red " adlı bir drama ile gerçekleştirir. İlk denemesinin istediği sonucu vermemesine rağmen profesyonel oyunculuk amacından vazgeçmez ve 1988 yılında " Crime Story " adlı bir televizyon dizisinde oynar.






Aynı yıl içerisinde " Satisfaction " ile " Mystical Pizza " adlı filmlerde rol alan Julia Roberts, özellikle son filmdeki, küçük bir pizza dükkanında çalışan Portekizli garson rolü ile kariyerinde beklenmedik bir başarının kapılarını araladı.

1989 yılında rol aldığı " Steel Magnolias " filmiyle starlık mertebesine terfi eden yıldız, bu filmdeki üstün performansı ile Oscar'a aday gösterildi. Ertesi yıl oynadığı Garry Marshall'ın yönettiği " Pretty Woman" da sokakların Juliet'i bir fahişeyi canlandırarak süper-starlığa yükselir. Filmin gişede beklenenden de fazla bir başarı yakalaması ve 1990 yılının en çok hasılat yapan filmi olmasıyla Hollywood simalarının gözdesi haline gelen Roberts," Flatliners ", " Sleeping with the Enemy ", " Dying Young " gibi başarılı yapımlarda görev aldı.

Steven Spielberg'in " Hook " adlı filminde canlandırdığı fantastik çocuk kahramanı rolüyle izleyicilerini düş kırıklığına uğratarak bir anda yönetmenlerin korkulu rüyası olan Roberts, Robert Altman'ın 1992 yapımı " The Prayer " filmi ile prestijini kurtardı. Yeni, genç yüzlerin Hollywood sinemasını istila etmesi ile rakipleri ile dişe diş bir mücadeleye giren Roberts, Denzel Washington ile başrollerini paylaştığı " The Pelican Belief " ( 1993 ) ile beklediği başarıyı yakalayamadı. Bir süre, gişede hayal kırıklığı yaratan filmlerde boy gösteren Roberts, 1995 yılında eleştirmenler tarafından fazla beğenilmeyen " Something To Talk About " ile, Woody Allen'ın yönettiği " Everyone Says I Love You " gibi filmlerde başarılı sayılabilecek bir oyunculuk gösterdi.






Yeniden romantik komedilerin aranılan kadın oyuncusu haline gelen Julia Roberts, Cameron Diaz'ın da yer aldığı " My Best Friend's Wedding " ile eleştirmenlerden tam not alırken, bir Altın Küre Ödülü adaylığı kazandı. Yakaladığı trend ile birlikte ücreti de artan yıldız oyuncu, aynı ücreti aldığı Mel Gibson ile " Conspiracy Theory " adlı filmde yer aldı.

Nispeten daha sakin geçen 1998 yılında yalnızca Susan Sarandon ve Ed Harris ile başrollerini paylaştığı, bir aile dramını konu alan " Stepmom " da oynayan Roberts, ertesi yıl romantik komediye dönüş yaparak Hugh Grant ile birlikte " Notting Hil " adlı filmde oynadı. Son olarak Richard Gere ile birlikte " Pretty Woman "ın nostaljisini yaşadığı " Runaway Bride" filminde izlediğimiz ünlü aktris, Steven Soderbergh'in yönetmenliğini yaptığı ve başrollerinde Albert Finney'in yer aldığı " Erin Brokovich " ile karşımıza geldi.

Roberts 2001 yılında da rol aldığı yapımlarla sevenlerini sinema salonlarına çekmeyi sürdürüyor. " Meksikalı " filminde Hollywood'un önde gelen aktörlerinden olan Brad Pitt ile birlikte rol alan aktris, aynı yıl " America's Sweethearts "da Kiki, " Ocean's Eleven "da da Tess Ocean rolüyle kamera karşısına geçti.

2002 yılında Gorge Clooney'nin yönettiği ve oynadığı "Confessions of a Dangerous Mind"da aktöre eşlik etti.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 539
favori
like
share
SoN-GüL Tarih: 31.03.2007 01:43
Kisa kisa haberler sunulmus ama

Biyografisi olmadigindan konu kalabilir..

Tesekkürler