Hayatın akışına kendimizi bırakmış gidiyor, bir kez olsun geçmişe
dönüp bakmıyoruz. Gözlerimizi kapatıp geçmişe ait gün ışıklarını
görmek istemiyoruz. Yalnızlığımızı hissedip geleceğe daha hırsla
koşuyor, kimi zaman neşe içinde, kimi zaman hüzünle adımlıyoruz
hayatı. Hayatı her adımlayışımızda da, neleri kazanıp neleri
kaybettiğimizi anlayamıyoruz. Çoğu zaman hayallerin peşinden koşup
yoruluyor, kuruyan dudaklarımızı serinletecek geleceğe bakıyoruz.
Niçin? Hayatın tınısına bir ahenk katmak için mi; yoksa
yalnızlığımızı bir kez daha unutmak için mi? Aslında
yaptıklarımızdan utanmak mı bunun adı, yoksa bir pişmanlık mı?

Kimi zaman dostlarla geçirilen neşe dolu anlarda, unutmak hayatı ve
yapılanları... Niye özeleştiriden bu kaçış, yanlışı sorgulama
yeteneğini kaybediş? Kum saati dünden daha hızlı akıyor, her geçen
gün haznesini eskisinden daha hızlı dolduruyor. Bir sır vermek
istiyor herkese, sessizce... Bu sessizlik bir var oluşa koşmak için
değil mi?

Hayat, istediklerimizi hep az veriyor veya biz doyumsuzuz.
Olabilecekleri şimdiden görmek yerine, körebe oynamayı tercih
ediyoruz. Hayat yarışında kim daha uzun koşuyor ki? Bazıları bu
yarışta soluksuz kalıp gittiği halde, üzerlerine basıp umursamazca
devam ediyoruz. Hayatımızı eğlence yerlerinde içtiklerimizle
eritiyoruz. Her yudumda hatalarımızın eridiğini düşünerek
rahatlıyor, ardından bir kahkaha atıyoruz. Bir an için çocukluğumuza
dönüp çevremizdekilere, küçükken defter yapraklarını kıskaç ile
nasıl düzelttiğimizi anlatıyor; ama büyüdüğümüzde yaptıklarımızdan
bahsedemiyoruz.

Hangimiz, bir ayna karşısında ağlayabildi? "Bu ben miyim, yoksa
başkası mı?" diyebildi. Kırılan hep ayna olmadı mı, gerçekleri
yansıttığı için ilk taş ona atılmadı mı? Hata aynada mı, yoksa bizde
mi? Oturup düşünmek yerine, hayatı umursamamak belki daha kolay
geldi. Bu umursamamanın sonucunu düşünmek bile istemedik. Bunun
sonucu olarak da, hayat vadisinde yalnızları oynadık; kalabalıklar
arasında yerimizi aldık. Çoğunluğun içinde kendimize bir güç aradık.
İçimize yönelmek yerine, geçici heveslerde soluğu aldık. Her soluk
alışımız, bizi daha da tıkadı. Kimi zaman nefes alamaz olduk; ama
sebebini öğrenmek istemedik. Öğretmek isteyenlere de dönüp bakmadık.
İç sıkıntımızı vitrinlere bakarak giderdik, kimi zaman indirimli
yaşadık, kimi zaman pahalı. Hep güzel yaşamayı arzu ettiğimiz halde,
iç güzelliğini bir türlü yakalayamadık. Maskeli balolarda
yüzlerimizi yeniledik. İçimizde bir ses hep yankılandı; ama onu hep
bastırdık.

Nereye kadar bu kaçış? Vicdanımızı dinleme zamanı gelmedi mi? Geldi
de geçiyor. İçimiz kurudu, bir yudum suya hasretiz. Hep birileri
gelsin diye bekledik. Birilerinin gelmesi yerine, biz bir şeyler
yapmaya çalışmadık.

Artık, kum saati devrede, ritmik tanelerini daha hızlı atıyor. Güneş
geceye daha hızlı koşuyor. Dün, hafızalarda eridi gitti, bir film
şeridiydi bizim için. Geçmişin tuvaline bir beyaz boya çekme zamanı
geldi herhalde. İçimizdeki yalnızlık vadisinde bir ses duyuluyor,
bir çağrı bu... Gerçeğe ve doğruya, güzele ve Hakk'a...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 306
favori
like
share
ozlems_o Tarih: 10.04.2007 18:42
teşekkürler