Tarihin 1055'li yılları gösterdiği günlerde, batı dünyasını reaksiyona getiren bir hadise meydana geldi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Abbasi hilafetinin merkezi Bağdat'a girerek, halifeden Doğu ve Batının Sultanı ünvanını aldı. Bu hadise neden bu kadar önemliydi?

Siyasi alana böylece yeni çıkan ve devlet kuran Selçuklular, İslam'ın liderlik bayrağını ellerine almışlardı. Bizans'ın müslümanlar aleyhindeki ilerleyişini durdurarak, maddi ve manevi kuvvetleri durumunda olan Anadoluyu hakimiyetleri altına almaya başlamışlardı. Türkler'in taze ve dinç kuvvet olarak İslam'a güç katmaları Avrupanın kaynaşmasına sebep oldu. Kudüs'ü kurtarmak üzere ayaklanan Avrupanın bu hareketi, aslında İslam aleminin yeni kazandığı kuvvete karşı bir reaksiyon mahiyetinde idi. Zira kurtarılmak istenen Kudüs daha 7. asır ortalarında müslümanlar tarafından fethedilmişti. Haçlı seferleri sonunda İslam kültürü ile tanışan ve ondan istifade eden Avrupa, rönesansın temellerini atmıştır. Bu suretle rönesansa vesile olarak Avrupaya hür düşünceyi getiren haçlı seferleri, Tuğrul Bey'in 1055'deki hareketine bağlanabilir.

Haçlı seferleri esnasında gerek Haçlılar, gerekse Selçuklu ve diğer Müslüman orduları ve halk arasında kanlı çarpışmalardan yaralananlar için yeni hastahaneler tesisi zarureti, hastahaneciliğin ve tıbbın gelişmesi bakımından pek büyük rol oynadı. Alman İmparatoru II. Konrad ile, Fransa Kralı VIII. St.Luis komutasındaki haçlı ordusu 1147'de Türkler tarafından perişan edildi. Ama perişan haldeki haçlı ordusunun yaralarını Türkler tedavi ettiler. Onlara para ve ekmek dağıttılar. 0 zamanın bir haçlı müellifi, Türklerin bu iyiliklerini gören Franklardan üçbininin müslüman olduklarını bildirir.

Anadolu, Selçuklular devrinde çok sayıda hastahaneleri, medreseleri ile büyük bir kültür merkezi olmuş, çeşitli İslam ülkelerinden ve bu arada Endülüsden talebe ve müderrisleri kendine çekmiştir. Selçuklu Atabeyi Nureddin Zenginin 1154 senesinde haçlı Franklardan aldığı ganimetle Şamda tesis ettiği Nureddin Hastahanesini 1184 de ziyaret eden İbn-i Cübeyr'in tarifine göre, bugünkü modern hastahanelerin ilk numunesini teşkil ediyordu.

1218 senesinde haçlı ordusu ile gelen Bolognalı cerrah Hugo von LUCCA İslam cerrahlarının kendi haçlı yaralıları tarafından bile tedavi için kendisine tercih edildiğini görünce üç sene İslam ordusunda seyyar hastahanelerdeki cerrahların nasıl çalıştığını görüyor. Onlardan hastayı banotu ve ademotu suyuna batırılmış süngerle uyutup ameliyat yapma usulünü öğreniyor. 1221 senesinde İtalyada doğduğu şehir Bolognaya döndüğünde artık İslam cerrahlarından öğrendiği şekilde ameliyat yapıyor. Papaz olan oğlu Theodorich von Borgognoni de aynı şekilde onun ekolünde meşhur bir cerrah oluyor. Oğlunun CHIRURGIA adlı kitabından onun nasıl narkozu kullandığını, lokal anestezi yaptığı,yaralara şaraba batırılmış kıtık koyduğunu, kırıklarda yumuşak sargı kullandığını, Galen'in taze yaraları tedavi ile ilgili metodunu kınadığı ve bunları İbn-i Sina'nın metodu ile ve büyük bir başarı ile tedavi ettiğini öğreniyoruz (2).

Bolognalı cerrah Wilhelm von Salicatoda İbn-i Sina'nın Anatomisini cerrahide tatbik edenlerdendir. Hugo von Lucca'nın haçlı seferlerinden getirdiği İslam cerrahi metodlarının tatbikinden biraz sonra Bologna Tıp Fakültesinden mezun Anatom Mondino de Lıuccı (1275-1326) XIII. yüzyılın sonu ile XIV yüzyılın başlarında Avrupada ilk olarak insan cesetleri üzerinde teşrih yaparak Avrupa tıbbında rönesansa yol açıyor (3).

Burada şunu hatırlatmak yerinde olur ki; Selçuk Atabeyi Nureddin Zenginin 1154 de Şam da tesis ettiği hastahanede tahsil eden meşhur İslam hekimi İbn-i Nefis'in, İbn-i Sina'nın Anatomisine şerh olarak yazdığı ŞERH-İ TEŞRİHÜL KANUN isimli eserinde ilk olarak, Miguel Serveto ve Colombo dan önce XIII. yüzyılda kanın akciğerlerde temizlendiğini tarif eder. İbn-i Nefisin bu eserinin Madritteki Escorial kütüphanesinde olması ve İslam tababeti üzerine çalışan Migule Servetonun küçük kan dolaşımını bulurken bu eserden faydalanmış olması oldukça manalıdır (4).

Katolik İspanya Kralı, Mursiyeyi zaptedince oradaki İslam alimi Muhammed bin Ahmed El-Mursiyeye hürmet göstererek, ona orada bir medrese inşa ederek Hıristiyanlara tıp, matematik, felsefe, müzik dersi vermesini sağlamıştı (5). Fransa da Montpellierdeki Tıp Fakültesi İslam üniversiteleri olan medreseler karakterinde idi Oxford ve Cambridge üniversitelerinde de İslam tesiri görülür. Avrupa üniversitelerinde verilen ilmi derecelerdeki İslam tesiri de bğrizdir. Mesela; Baccalaureat Arapça, Bi-hakkal-rivaya dan gelmektedir. Salerno ve diğer Avrupa üniversitesindeki doktora imtihanı da Selçuklu medrese ve hastahanelerindeki icazetten alınmış olduğu aşikardır.

Ebul Farac'ın Muhtasarüd-düvel adlı eserinden (s.477), Selçuk hekimlerinin Sicilyada hıristiyan kıralların nezdinde çalıştıklarını biliyoruz. Sultan Alaaddin'in hizmetinde bulunan Selçuk hekimi Yakubi sonradan Sicilya kralı Friedrich II von Hohenstaufen'in hizmetinde çalışmıştır.

XIII ve XIV. yüzyıllardaki Avrupada rönesansın başlangıcı ancak Haçlı seferlerinde Selçuklulardan gelen tesir ve bu tercüme merkezlerinde İslam eserlerinin tercümeleriyle açıklanabilir. XIII yüzyılda Paris ve Oxford üniversitelerinde ders okutmuş olan Roger Bacon tabii ilimler için Yunancanın yanısıra Arapçanın da lüzumlu olduğunu söyleyince Oxfordluları hiddetlendirmiş, Bacon müslüman oldu diye sokaklarda gösteriler yapılmıştı.

Gene XIII. yüzyılın büyük hıristiyan alimi Dominik tarikatından Albertus Magnus (1206-1280) ders verdiği kürsüye bazen, İslam alimlerinin kıyafetiyle çıkardı (6). Anatominin kurucusu ve Avrupada tıpta rönesans açanların başında gelen Andereas Vesaliusun (XVI. asır) büyük bir zahmete katlanarak Arapçayı öğrenip er-Razinin El-Mansur için yazdığı tıbbi eserin IX. bölümünü Latinceye tercüme ederek neşretmesi, İbn-i Sinanın kanununun 1500 senesine kadar Rönesansın asıl merkezi İtalyada 16 defa basılması İslam tıbbının Avrupa rönesansına ne kadar tesir ettiğini gösterir (7).

İspanya üzerinden de İslam hastahanelerinin Avrupa hastahanelerine tesiri büyük olmuştur. Hospital Saint Elaise hastahanesindeki kubbe inşaat tekniği, Kurtubadaki Emeviler zamanında inşa edilen caminin mihrabı üzerindeki kubbenin bir kopyesidir. Madridde Katolik İspanyol Prensesi İsabellanın Latince hocası Beatriz de Galindo namına göre İslam mimarı Hasan (Malatina) hastahanesi 1499 tarihli vakfiyesine göre İslam mimarı Hasan (Maestra Hazan) tarafından inşa edilmiştir. Bu da İslam kültürünün hala xv. asır sonunda bile tesirinin ne derece büyük olduğunu gösteriyor.

Bütün bunlardan sonra, Avrupanın kör talihini değiştiren rönesans hareketinin İtalyada başlaması ve Avrupanın yeniden dirilişine ön ayak olması düşündürücüdür. Çünkü asırlardan beri, Endülüs Emevi Medreselerinde ders gören talebeler yurtlarına dönmüşler ve İtalyanın fikir hayatına kısa zamanda hakim olmuşlardır. Kuzey Afrikadan ilerleyip İspanya ya çıkan hilalin ucuyla, Anadoludan Viyanaya uzanan hilalin ucu Avrupa üzerinde birleşseydi, dünyanın kaderi daha değişik olabilirdi! Fakat Avrupa, haçlı seferleri ve İspanya da kurulan Emevi devletiyle, Balkanlara yerleşen, oradan Viyana ya uzanan İslam Alemine çok şey borçludur. Avrupa tababetin yanında, sağlığın temeli olan temizliği de bizden öğrenmiştir.

Yavuz Türkoğlu
Kaynakca :

1-Turan O.Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti. İst. 1969 sf: 223
2- Terzioğlu A. Selçuk Haıtahaneleri ve Avrupa Kültürüne Tesirleri T.T.K. yayn. XIX. seri, sayı 4, sf. 52-53.
3-Hunke Sigrid, “Allans Sonne Über Dem Abendland, Stuttgart 1967
4- Görlitz W. Wachter der Glaubigen, Hamburg 1936, sf. 118
5- y.a.g.e. sf.146
6- İbn-i Hacer, Durarül Kâmine, Haydarabad, 1348-1350 sf.375
7- Adıvar Adnan, Osmanlı Türklerinde ilim, İst.1970 sf.48

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 565
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 04.06.2007 12:57
paylaştıgın için sağolasın :20: