* TÜRK DESTANLARI *

* 1. Karca Bey Destanı
* 2. Alp Er Tunga Destanı
* 3. Yaratılış Destanı
* 4.Dirse Han ve Oğlu Boğaç Han Destanı
* 5. Altay Yaratılış Destanı
* 6. Türeyiş Destanı
* 7. Köroğlu Destanı
* 8. Bozkurt Destanı
* 9. Manas Destanı
* 10. Ergenekon


* Karca Bey Destanı - Karca Bey *

Eskilerde, yüzyıllar ötesinde Kafkas denilen büyük hanlıklar yurdunda, yaşardı bir kavim, beyleri başlarında.Birlik beraberlik içinde yaşarlardı. Ağıllarasığmaz koyunları. Her yılda birlikte yaptıkları toyları.Kar, tipi ve boran dolu bir gece, Beyin bir oğlu oldu, toy eterce. Karda doğan o çoçuğa. Karça oğlan adı koydular.Bu isim, kar gibi anla mına geliyordu. Karca Bey, babasının kontrolünde, topluma örnek olacak bir kişi, bir lider olarak yetişmekteydi. Ama, ne yazık ki acı günler gelip çatmış, Moğol sürüleri bütün Kafkasyayı talan etmeye başlamıştı.Ovalara sığmayan Kara Moğol orduları geliyor. Koşuyorlar, saldırıyorlar sağa sola. Doğudan esen bir uğursuzluk fırtınası gibidir Moğol sürüleri. Halk, bu fırtına önünden kaçmaktadır bölük bölük. Karca Oğlanın bey babası güneşin doğduğu yöne dikmiş gözlerini. Halkına buyruk verir Haydi göçelim bu diyardan. Tan yeri ağarmadan kalktılar yataklarından gözlerinde yas. Terk ettiler eski yurdu yürekleri sızlayarak. Önlerinde koyun sürüleri, yılkıları. Yol yürümekten takatsiz düştü kadınları, çocukları. Ne zorluklar, ne sıkıntılar çektiler o bitmez tükenmez yolculukta. Çok zayiat vermişlerdi, bitmiş tükenmişlerdi, Gün gelip de Kırım eline vardıklarında Bey dedi ki Artık burada durak verelim.
* Bitmeyen Göç Silsilesi
Haftalarca, belki aylarca süren çileli yolculuk noktalanmış, Moğolların zulmünden kaçan Karaçaylılar, Kırımda yerleşmeye, yaşamaya karar vermişlerdi. Kendilerine evler, ağıllar yaptılar. Ne var ki, burada da aradıkları huzuru bulamadılar. Onlar dağlardan gelmişti, yine yüksek dağların karlı tepelerine yollanmalıydılar.Derken, bir gün bilge kişiler toplandı. Karar verdiler Yine yol göründü bize.O güzelim evler, büyük ağıllar geride bırakıldı. Beyleri başlarında, dağların göründüğü yerlere doğru göçe başladılar. Ne kadar sürdü bu yolculuk, kimse bilmez. Sonunda ulaştılar hayallerini süsleyen Kafkas Dağlarına. Karca Oğlan büyümüş, Karca Bey olmuştu. Onunla birlikte Tram, Navruz ve Adurhay adlı üç yiğit de Karaçayın beyleri idi. Burada ömür boyu rahat yaşarız diyorlardı. Ama, ovalardan gelen Kabartaylar, rahat bırakmadı onları. Sayıları azdı, güçleri yetmezdi Kabartaylara karşı koymaya. Köle gibi yaşamak da yakışmazdı onlara.Karar verdiler Yine göç kalkacak. Karaçay halkı için daha emin bir yer bulunacak.Çaresiz, halk yine düştü yollara. Ulaştı yolları Kafkaslar`da Arhız denilen bir ovaya. İşte şimdi bulduk! Burada gelişir, büyük millet oluruz dediler. Hemen yeniden evler yapmaya, ağıllar kurmaya başladılar. Lakin, yine geldi Kabartay beylerinden dört elçi. Dediler Beylerimizin emridir, vereceksiniz bütün mallarınızı. Esir olarak götüreceğiz çocuklarınızı.Karca Bey öfkeli. Beylerini topladı, danıştı. Sonra, Çare yok, gideceğiz dedi. Ama bir gün güçlenecek ve bize bu sıkıntıları verenlerden hesap soracağız.Ve bir gün yine göç kalkar Karaçay obasından. Lakin öyle bir yere konarlar ki, veba hastalığı kol gezmekte. Nice binler bu hastalıktan öldü. Kalanlar, kendilerine emin bir yer bulmak için yollara düştü.
* Mingi Tav Vatanımızı
Derken, uzaktan Elbruz Dağları gözükür. Karaçaylıları büyüler Mingi Tav adını verdikleri Elbruz Dağları. Yalçın kayalıklar, karlı zirveler, geyikler ve binbir çesit hayvanı ile dağların eteklerinde halı gibi serilen zümrüt ovalar.Karca Bey, beylerle toplantı yapar. Halk bıkmış, usanmıştır göç kaldırmaktan. Karar çıkar oybirliği ile Karaçay halkı, artık hiçbir yere göç etmeyecek. Mingi Tav etrafında yerleşecek. Yerleştiler. Herkes istediği yere evlerini yaptı, yurt tuttular. Bir zaman mutlu yaşadılar. Tasa yok, düşman korkusu yok, hastalık yok buralarda. Derken Kabartay beylerinden Kazıybek çıktı geldi ordusuyla. Talan etti ortalığı, yaktı yıktı Karaçayı. Gençleri esir aldı. Mallarının hepsini önüne katıp götürdü. Karca Beyde artık sabır kalmamıştı. Dağları aşarak ulaştı Gürcü beylerine. Anlattı başlarından geçeni. Asker ve silah istedi. Dedi ki Gün bugün... Yardım edin bize... Gürcü beyleri yardım etmeye karar verdi Karca Beye. Bir zaman sonra Karca Bey, güçlenen ordusuyla Kabartaya girerek Kazıybekin ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı. Karaçaydan aldıkları bütün malları ve esirleri geri aldı. Sonra Kazıybek ile bir daha birbirleriyle şavaşmamak, ömür boyu dost geçinmek için bir anlaşma yaptı.

Not:Hergün yeni destan eklenecektir

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1840
favori
like
share
MeMoLi Tarih: 03.05.2007 02:52
aboo o yazı neydi öle :89:

tebrikler
KONAMI Tarih: 01.05.2007 00:35
* Manas Destanın Devamı *

Manas Destanının ana temasını, Manasın Kırgız Türkleri için vermiş olduğu özgürlük mücadelesi ve onları bir bayrak altında toplama ülküsü oluşturur. Temel ideoloji öz yurdundan uzaklaşan ve dağılan halkı bir bayrak altında birleştirme olduğundan, hadiseler bu ideolojiye paralel olarak Manasın dış düşmanlara karşı vermiş olduğu mücadeleler ile bağlantılı olarak anlatılıyor. Manas Destanı öncelikle Nogaylar devri Kazak Kırgız ortak hayatlarının sonra 1100 yıllık Kırgız Türklüğünün daha sonra bütün Türk alemini benzeştiren değerler dünyasının edebi ve ebedi sembolüdür.
Nogaylar, eski Türk boylarından biridir. Bugün Nogaylar dağınık bir coğrafyada hayatlarını idame ettirmektedirler. Bir kısmı KaraçayÇerkes Cumhuriyetinde bir kısmı Dağıstanda bir kısmı Stavronal eyaletinde ve Çeçenistanda yaşamaktadırlar. Tarihte 1517. asırlar Nogayların Kazaklar, Kırgızlar, Karakalpaklar ile komşu olarak onlarla sıkı bağlar kurarak yaşadıkları zamanlar diye tanınır. Bu zaman OrtaAsya Türk halklarının destanlarında da Nogay Çağı diye belirtilmiştir. Türklerin içtimai hayata bakışlarını, diğer milletlere karşı aldıkları tavırları gösteren ilk edebi metin Orhun Abideleridir. Orhun Abidelerinde aç milleti doyurmak, çıplak milleti giydirmek yoksulu bay kılmak, dağılmış birbirinden uzaklaşmış, esir ve köle olmuş boyları toplulukları derleyip hür ve bağımsız bir devlet kurmak ülküsü yer alır. Paralel duygu ve düşüncelere Manas Destanında da rastlamak mümkündür. Manas Destanının teşekkül ettiği coğrafi mekan dikkat çekicidir. Tanrı Dağlarında Isık Göl ve çevresinde hayatlarını idame ettiren Kırgız Türkleri, Manas Destanını kendileri için kutsal bir emanet görmüşler ve bugüne kadar getirmişlerdir. Kuzeydoğu Türkleri için Ötüken ne derece önemli ise Güneydoğu Türkleri için de Tanrı Dağları aynı ölçüde kıymete sahiptir. Eski Türk destanı olan Alp Er Tonga destanından bizi haberdar eden ve bu destandan bize bazı parçalar ulaştıran Kaşgarlı Mahmut da Tanrı Dağlarından gelmiş ve Türklüğe karşı gösterdiği engin sevgisi ve bağlılığı bu dağlara bağlı ananelerden mülhem olmuştur Türklere dair yüce Tanrının sözlerini naklettikten sonra onları Türkleri yeryüzünün en yüksek yerine, havası en temiz ülkelerine yerleştirmiştir diye izahındaki yüksek yer şüphesiz Tanrı Dağlarıdır. Alp Er Tongadan bahseden diğer bir Türk müellifi, Balasugunlu Yusuf Has Haciptir. O da Tanrı Dağlarının oğludur. Oğuz Destanından, Dede Korkut Destanından Ergenekondan bahseden ve 17. asrın en büyük Türkçüsü olan Ebulgazi Bahadır Han da Tanrı Dağlarında dolaşmıştır. Onun rivayet ettiği destana göre, Türkün babası oğullarına buyurdu ki Türkü kendinize hakan biliniz. Onun sözünden dışarı çıkmayınız... Türk pek akıllı ve terbiyeli kişidir. Babasının ölümünden sonra dünyayı dolaştı. Nihayet bir yeri beğenip oraya yerleşti. Bu yere IsıkKöl denilir. Isık göl halk etimolojisine göre sıcak göl demek ise de, mukaddes göl manasına gelen Izık Kol denilmiş olması daha uygun bulunmuştur. Manas Destanı, Türklerin çok eski tarihlerden beri kutsal olarak benimsedikleri coğrafi mekanda Isık Göl, Tanrı Dağları teşekkül etmiştir. Manas Destanı, muhtevası itibariyle göçebe ve savaşçı Kırgız Türklerinin hayatını bütün ayrıntısı ile yansıtır. Kırgız Türklerinin mitolojileri en eski dini telakkileri evlenme ve düğün adetleri, eğlenceleri, sevinçleri, üzüntüleri, tabiat ve düşmanları ile mücadeleleri, cenaze merasimleri, şölenleri ... bu destanda ana hatları ile kendisine yer bulmuştur.Manas Destanının ilk parçasından bugüne kadar eski geleneksel motiflerin bütün varyantlarında aynı şekilde ele alındığı çeşitli araştırmalar ve incelemeler neticesinde görülmektedir. Kırgız Türklerinin çeşitli dönemlerdeki duygularını, düşüncelerini, ızdıraplarını, sevinçlerini yansıtan Manas Destanına, her dönemde yeni unsurlar eklenerek zenginleştirilip, geliştirilmiştir. Destan, en eski devirlerden günümüze kadar meydana gelen hadiselerin hiçbirini dışarıda bırakmamış her devirde cereyan eden önemli hadiseleri bünyesine dahil etmiştir. Manas Destanında muhtelif kültür tabakaları görülmektedir. Bunun sebebi, Manas Destanının çok eski devirlerden beri Kırgızlarla beraber hayatını sürdürmüş olmasıdır. Bundan dolayıdır ki tabakalaşma bakımından diğer milli destan ve hikayelerimizden daha karışıktır. Çünkü bu destanı meydana getiren Kırgız Türklerinin hayat tarzları da normal seyrini takip etmemiş, bir devirde ziraat ve şehir hayatına geçerken daha sonra göçebe ve avcılık hayatına gerilemişlerdir. 8. asırda yüksek bir kültüre malik olan Kırgız Türkleri, 9. asırda göçebe ordular halinde görülmüşlerdir. Aynı devirde çeşitli yabancı kültürlerin tesiri altına da girmişlerdir. Bir taraftan Çin, Hind, Tibet kültürleri, diğer taraftan İran İslam kültürü, son asırlarda ise Avrupa Rus kültürü. Manas Destanında bu kültürlerin tesirleri görülmektedir. Kırgız Türklerinin etnografyası yanında destanın bütün bölümlerinde savaş hadiselerine geniş yer verilmiştir. Manas Destanında anlatılan savaşlar asıl destandaki olaylardan ziyade, 1617. yüzyıllarda cereyan eden Kırgız Kalmuk savaşları, belki Orta Asya ve Doğu Avrupa Türklerinin putperest Kalmuk ve Çinlilerle yaptıkları savaşlardır. Kalmuk istilası bugün Nogay, Başkurt, Kazak, Kırgız, Özbek destanlarında anlatılan eski savaşlara ait hatıraları unutturmuştur. Bu savaşlarda Nogaylı boylarda olan alpler unutulmaz kahramanlıklar göstermiş olacaklar ki destanlardaki efsanevi alpler dahi Nogaylı sayılmaktadır. Nitekim Manas Destanının baş kahramanı da Nogaylıdır. Bu durum destanda Sarı Nogay Er Manas mısrası ile dile getirilmektedir. Eski destanlarda anlatılan savaşları ve düşmanları yerine 16. yüzyıldan sonraki Kalmuk Oyrat savaşları geçtiği gibi destanlardaki inanç ve adetler yerini müslümanlıktan gelen bazı efsane ve menkıbelere bırakmıştır. Bununla beraber bu destanlarda eski destanların kahramanları, inançları ve motifleri de muhafaza edilmiştir.Nogay halkı ile ilişkilerin kuvvetli olduğu devirler, Manas Destanının meydana gelmesinde çok etkili olmuştur. Manasın Nogay boyundan olmasıyla ilgili motife destanın bütün nüshalarıyla birlikte Seyfeddinin eseri olan Mecmatüt Tevarihte de rastlanır. Manas adı, 16. yüzyılda Tacikçe yazılan bu eserde Toktamış Hanın arkadaşı olarak geçmektedir. MecmatütTevarih adlı eserde Manas, Kalmuk Colaya karşı müslümanlar safında savaşmış ve ele geçen Kalmukların müslüman olmalarına vesile olmuştur. Orazbakoğlu varyantında Kaplan Manas tarafından Nogay ismi şu şekilde zikredilmektedir Şöhretli yerim Nogay diyerek
Bu iş nasıl kolay olur diyerek
Kaplan Manas Bahadırı
Halkı için kaygı çekerek
Destanda yer alan kahramanların savaşı her varyantta benzer özellikler taşır. Manasın Colay ile savaşı, onbir Duudu ile olan savaşı Tekes Hanı yenmesi, Akunbeşimi yenmesi, Altaydan Ancıyanın göçü Manasın Kaşkarı kendine karatması, Şooruk Hanı yenip kızı Akılayı alması gibi savaş hadiseleri Manas destanının ananevi konularını oluşturan olaylardır.
Destanın konusunu, destanın teşekkül ettiği zamandan 19. yüzyıla gelene kadar Kırgız Türklerinin yaşamış olduğu tarihi olaylar meydana getirmektedir. Bunun içindir ki destan her devre ait vakaları kapsamaktadır. Destanın zengin bir içerik kazanmasında Türk boylarının ortak ataları olan Hunların, Gök Türklerin tesiri olmuştur. Kırgız Türklerinin Çinlilere, Kıtaylara, Kamuklara karşı verdikleri bağımsızlık mücadeleleri çok geniş bir şekilde destanda yer almaktadır. Bu mücadelelerin sembolleşmiş başbuğu Manastır. 840 yılında Uygur Kağanlığı ile yapılan ve Kırgız Türklerinin zaferi ile sonuçlanan savaşta, Külük Buga Tarkan adlı bir Uygur komutanı Kırgız Türklerinin safına askerleri ile birlikte geçerek, Uygurların mağlubiyetinde önemli ve tarihi bir rol oynamıştır. Bu tarihi hadisede dikkati çeken nokta Manas Destanındaki Kalmuk prensi Almambet ile Külük Buga Tarkan arasındaki benzerliktir. Destanda Almambet Kırgız Türklerinin safına geçmiş ve Manasın en yakın arkadaşı olmuştur. Tarihi bir hadisenin Manas Destanına yansıtılmasına başka bir örnek de şudur 1517 tarihinde Çağatay hanlarından Sultan Seyid Han Kırgız Türklerine saldırır. Bu devirde Kırgız Türklerine önderlik yapan Muhammed Kırgızdır. Bu saldırı esnasında Muhammed Kırgızın yardımcıları kendisine ihanet eder ve Kırgız orduları mağlup olur. Tarihçi Muhammed Haydar bu hadiseyi şu şekilde nakletmektedir Kırgız sürüleri Seyid Han tarafindan ele geçirilir, yardımcıları tarafından ihanete uğrayan ve düşmana teslim edilen Muhammed Kırgız ise esir olarak Kaşgaryaya götürülür. Manas Destanında da bu şekilde yapılmış bir ihanete dikkat çekilir. Destanda ihaneti yapan hainlerin başı Kançoradan bahsedilir. Kançora Manasın oğlu Semeteyin en yakın yardımcısıdır. Fakat iktidar hırsı Semeteye ihanet ile sonuçlanır ve Semetey düşmana teslim edilir. Manas, asırlar boyunca Kırgız Türklerinin başından geçen tarihi hadiselerin sanatkarane bir biçimde ortaya konulduğu bir eserdir.Manasın idealleri Türk cihan hakimiyeti mefkuresine paralellik göstermektedir. Destanın özünde, bağımsızlık ve milli birlik savaşı veren bir destan kahramanının şahsında Türk devletlerinin birlik mücadelesi yatmaktadır. Değişik coğrafyalara sürülen Kırgız Türklerinin ümidinin ve dileğinin Talasa ulaşmak olduğu, destanın başından sonuna kadar vurgulanan temalarından biridir. Destandaki iyi kahramanların şahsi görüşüne göre, insanların arzuladığı bütün güzellikler Talasta yani Kırgız yurdunda bulunur. Bu nedenle Talastan çıkan her kahraman vatanseverdir. Onların halk ve vatan için yaptıkları mücadele de bu epik vatan içindir. Talası düşman ele geçirdiğinde halkın hayatında trajik ve sıkıntılı bir zaman başlamıştır. Talas Kırgız Türkleri için Ata Vatanı simgeleyen bir ideolojidir. Manas birçok epizotta Türklerin bulunduğu her yeri ili, kendi yurdu sayar. İslam memleketlerini kafirlerden kurtarmak için savaşır mücadele verir. Manas Destanında İslamiyet, kahramanların ve Kırgız Türklerinin kimliğinin tarifinde belirleyici bir unsur olarak yer almaktadır. Bu unsur zamanla bir ülkü haline dönüşmekte ve Manasın mücadelesinin esasını teşkil etmektedir. Destanın temel ideolojisine göre Manas kafirlerle savaşıp islamın yolunu açacak sonunda komşu bütün kavimleri Kırgızların bayrağı altında toplayacaktır. Destanda alplerin at koşturdukları coğrafi alan çok geniştir. Bu coğrafya, Pekin Beecin şehrinden Kırıma Orhun ırmağından Rum ülkesine, Hint ülkesinden Kuzey Buz denizi kıyılarına kadar uzanmaktadır. İç feodal çarpışmaları ile dış/OyralCungar, Kalmuk / yağmacı saldırıların geçtiği devirler XI XVIII. yüzyıl Manas Destanının gelişmesinde önemli etkenleri olan karmaşık dönemlerdir. Bunlar destanın klasik durumuna gelene kadar gelişmesini gösteren anlamlı dönemler olmuşlardır. Manas metinlerinde,Manas ve neslinin en büyük düşmanı Çinliler ve Kalmuklar olmuşlardır. Bu iki devlet sürekli Kırgız Türklerine saldırmış ve eziyet etmişlerdir. Bu milletlerle yapılan savaşlar, mücadeleler destanın ana konularından birini teşkil etmektedir. Tarihi bilgilere göre, Türkçe konuşan halklar, yüzlerce yıl Batı Moğolistanda Çungaryada yaşayan Oyratları, Kalmuklar olarak adlandırmışlardır. Ruslar da onları Kalmuk adıyla tanımışlardır. Manas Destanında diğer bir mücadele de iç çekişmeler olarak yaşanmıştır. Jirmunskye göre iç çekişmelerin yoğun bir şekilde tezahür ettiği devir, Manasın oğlu Semeteyin dönemi olmuştur. Semetey ve Seytek bölümlerinde kendi çıkarlarını devlet ve millet çıkarlarının üstünde gören ve bu çıkarlar için ülkede kargaşaya sebep olanlara duyulan nefret dile getirilmiştir. Kendi öz kültürünün dışında başka bir kültürün değerler sistemi ile yetişmiş ve o kültürün tesirinde kalmış ferdin vatanı ve milleti için felaket olacağı fikri destanda işlenmiş en çarpıcı konulardan birisidir. Cakıp Hanın kardeşi Köz Kaman Kalmuklar içinde yetişmiş ve oğulları da orada terbiye görmüşlerdir. Bunlar Manasa gelmişlerdir ancak Manasın annesi bunu kabul etmemiş ve şu ifadeyi kullanmıştır
Adı Burbulcun olandan ne hayır!
İsmi Dubrulcun olandan ne hayır!
Kalmuklarla, yani Manas Destanındaki Kırgız Türklerinin baş düşmanlarından birisi ile Manasın mücadelesi sırasında bu kardeşler, Manasa, Kırgız Türklerine ihanet ediyorlar. Manas Destamnda bilgelik müessesesine verilen ehemmiyeti görmek mümkündür. Bu insanlara derin saygı gösterilmektedir. Bilgeler devlet adamı, komutan yetiştirir zor durumlarda ortaya çıkarak konu hakkında fikir beyan ederler. Müşavirler, Manas, Semetey ve Seytekin danıştığı, fikir aldığı insanlar konumundadır. Oğuzlardaki Dede Korkutun, Gök Türklerde Tonyukukun görevini Manas Destanında bilge insan Bakay üstlenir. Cakıp Han Manasın her yönden dini, siyasi, askeri eğitilmesi görevini bilgili ve tecrübeli Bakay Hana verir. Bakay Han bilgeliğin, tecrübenin sembolüdür. Manasın bir bilge tarafından muntazam bir şekilde eğitilmesi önemlidir. Çünkü Manas ilerde ordular yönetecek ve bir milletin geleceğini tayin edecektir.
hakan2230 Tarih: 29.04.2007 11:43
çok teşekkürler
KONAMI Tarih: 29.04.2007 00:20
* Manas Destanı *

Tarihin çeşitli devrelerinde değişik coğrafyalarda büyük devletler kurmuş olan Türk milleti, boylar halinde geniş bir coğrafyaya dağılmışlar ve hayatlarını idame ettirmişlerdir. Bu Türk boylarından biri de Kırgız Türkleridir. Kırgız Türkleri Isık Gölü çevresinde, Çu, Talas ve Tekes ırmaklarının yukarısında Altay, Pamir, Tiyanşan dağlarında yaşayan tarihi kaynaklara göre tarihte ismi geçen ilk Türk boyudur. O dönemdeki devlet adını bugüne kadar muhafaza etmiştir. Çin tarihi kaynaklarında M.Ö 2.yüzyılda Hun Türkleri ile ilgili bazı olayların bahsinde Kırgız adı Gengün şeklinde zikredilmektedir. Çincede bu kelimenin Kırgız kelimesine karşılık geldiği bilim adamları tarafından ispat edilmiştir. Büyük Hun imparatorluğuna M.Ö 2. asırda dahil olan Kırgız Türkleri, Hun İmparatorluğunun dağılmasından sonra III. asırda Hakas Devleti adıyla bilinen büyük bir devlet inşa etmişlerdir. Kırgız Türkleri VII. asırda Gök Türklere tabi olmuşlardır. Gök Türkler için Kırgız Türklerini itaat altına almak oldukça zor olmuştur. Bilge Kağan, Kül Tegin ve Tonyukuk kitabelerinde Kırgız Türklerine yapılan seferlerden bahsedilmektedir Uygur Türkleri ile VIII. asırda ittifak kurarak Gök Türk devletini yıkan Kırgız Türkleri, bir asır sonra Uygurları sürerek Kırgız Devletini kurdular. 16-17. asırda Kalmuk ve Moğollara karşı mücadele veren Kırgız Türkleri, 18asırda Türkistanda teşekkül etmiş olan hanlıklara tabi oldular Kırgızistan 1860-1881de Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 1991 yılında Sovyetler Birliğinde meydana gelen büyük çözülme ile Kırgız Türkleri bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Bugün Kırgız Cumhuriyetinin yer aldığı coğrafi mekan ana hatlarıyla şöyledir Güneyinde Tanrı dağları, kuzeydoğusunda Isık gölü yer almaktadır. Kuzey sınırlarından Çu ve Talas nehirleri akar, güneyinde Çin Halk Cumhuriyeti, batısında Özbekistan Cumhuriyeti, güneybatısında Tacikistan Cumhuriyeti, kuzeyinde Kazakistan Cumhuriyeti bulunur. Kırgız Cumhuriyetinin başkenti Sovyetler Birliği döneminde Frunzedir, bağımsızlığını kazandıktan sonra başkenti Bişkek olarak değişmiştir.
* Teşekkülü
Dünyanın en uzun destanı özelliğini taşıyan ve dünya edebiyatının şaheserleri arasına giren Manas Destanı, Kırgız Türklerinin milli destanıdır. Bu büyük eser Türklerin ve Kırgız Türklerinin tarihi devirlerdeki kültürlerinin izlerini taşır. Manas Destanının teşekkülü konusu henüz tam olarak aydınlığa kavuşturulamamıştır. Bu konuda çeşitli görüşler beyan edilmiştir ancak yaygın bir görüş bin yıllık bir tarihten söz etmektedir. Orta Asya ve Çin ilişkileri uzmanı arkeolog Bernştam Manas Destanının teşekkülü hususunda şu fikri beyan etmiştir Manas Destanı Kırgız Türklerinin Yenisey ırmağı boyunda Minusin bozkırlarında IX. yüzyılda devlet kurdukları devirde meydana gelmiştir. Bu devletin basında Yaglakar Han bulunuyordu. Moğolistandan gelen düşmanları kovdu. Başka boyların da kendisine katılması ile çok kuvvetlendi. Sayan- Altay dağlarının güneyini aldı. Tanrı dağlarına kadar geldi ve ordusunun bir kısmını buraya bıraktı. Kırgızların ataları daha M.Ö bu Tanrı dağlarını tanımışlardı. A.Bernştamın dayanmış olduğu yazılı belge kuzey Moğolistanda bulunan Gök Türk harfleri ile yazılmış kitabedir. Bu kitabeyi yazan şahıs Ben Kırgız oğluyum ifadesin! kullanmıştır. Suci kitabesinin bir Kırgız beğine ithafen inşa edilmiş olduğu Ben Kırgız oğlu Boyla Kutlug Yargan Kutlug Bağa Tarhanın buyruklarının ügesiyim cümlesinden anlaşılmaktadır. Ötüken Kırgızlarının Suci yazıtları başta olmak üzere Talas yazıtları gibi Gök Türk harfleri ile yazılmış kitabeleri vardır. Dünya destanları hakkında araştırmalar yapan ünlü bilim adamı V.Jirmunsky, Manas Destaninı oluşturan tarihi olayların ancak 15 ve 18. asırlarda geçtiği görüşündedir. Ayrıca, Manasın tarihinin tamamen şekillenip bitişini, 16-17. yüzyılda görülen Kalmuk savaşlarının aydınlattığı fıkrini savunmaktadır. Kırgız edebiyatçısı Yunusaliev ise destanın 9-11. asırlarda oluştuğu fikrindedir. Bernştam ve Yunusalievin destanın teşekkülü ile ilgili beyan etmiş oldukları asırlar birbirine yakındır. Dr. Moldobayev, Manas Destanının muhtevasında yer bulmuş tarihi olayları aşağıdaki yedi devre ayırmıştır. Bunlar
* 1. Hunlar ve onların devri [M.Ö yüzyıl, M.S 5. yüzyıl]
* 2. Eski Türk ve Kırgız devri [6-9. yüzyıl]
* 3. Kara Kıtay ve Karahanidler devri [9-12 yüzyıl]
* 4. Moğol devri [13. yüzyıl]
* 5. Altınordu ve diğer hanlıkların devirlerindeki tarihi hadiseler [14-16. yüzyıl]
* 6. Cungar ve Ayrat- Kalınlık devri [15-18. yüzyıl]
* 7. Son dönemde yapılan ilaveler [19-20. yüzyıl]
Ayrıca Dr. Moldobayev Manas Destanının Kırgız Cumhuriyetinin Kara Kıtayları kovduğu devirde oluştuğu görüşündedir.
Son dönemlerde yapılan çalışmalara göre, Kırgız tarihinin en iptidai zamanlarından 18. asrın sonuna kadar yer alan olayların destanda yansıtıldığı görülür. Bu tarihin üç aşaması şöyledir
* 1. Yenisey devri [ilk zamandan 9. asrın ortasına kadar]
* 2. Altay devri [9. asrın ikinci yarısından 15. asrın başına kadar]
* 3. Tanrı dağları devri [15. asırdan 18. asrın sonuna kadar]
Manas Destanı ile ilgili ilk ciddi çalışmalar 19. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. Manas Destanını ilk defa yazıya geçirerek onu edebiyat dünyasının değerli bir hazinesi yapan değerli şahsiyet Kazak Türklerinden alim Türkolog Çokan Velihanoğludur. Destanı ilim dünyasına tanıtmış ve hakkında malumat vermiştir. O, 1856daki Isık- Köl civarına yapmış olduğu seyahat esnasında Karkara Yaylasında destanın bir bölümünü tespit etmiştir. Çokanın tespit ettiği Köketay Hanın Ası diye adlandırılan bu bölüm ilim çevrelerinde büyük değişikliklere uğramayan, tarihi devirlerine ait özelliklerini muhafaza eden ve ilmi açıdan büyük değere sahip olan nüshalardan biri olarak kabul edilmektedir. Çokanın Manasla ilgili olarak en çok üzerinde durduğu konu Manas Destanının muhteva planı onun hangi devirleri aydınlattığıdır. Çokanın Manastan bahseden ilk yazısı 1861de Rus Coğrafya Cemiyeti Yazıları mecmuasının l. ve 2. kitaplarında çıkmıştır. Çokan Velihanoğlu bu çalışmasında Manas Destanını şu şekilde tarif ediyor Sarp kayalarda yaşayan Kırgızlarda tek bir destan vardır. Bu destan Nogay devrine ait olan Manas Destanıdır. Bu destan Kırgızların mitolojisini, masallarını her türlü geleneklerini bir kahraman çevresinde toplamış Kırgız ansiklopedisidir. Kırgız İlyadası gibi bir şeydir. Kırgızların hayat tarzları, gelenekleri, görenekleri, ahlak ve dini telakkileri, coğrafyası tıp bilgileri, başka uluslarla olan ilişkileri bu destanda ifadesini bulmuştur.Ünlü Türkolog W. Radloff Manas Destanını bir bütün olarak yazıya geçirmiştir. Kırgız Cumhuriyetine yaptığı ilmi seyahatler esnasında birçok manasçıdan varyantları dinleyerek yazıp aldığı bölümleri birleştirerek, 11 ciltlik Kuzey Türk Boylarının Halk Edebiyatlarından Örnekler adlı eserin 5. cildinde yayınlandı. Radloff Almanca tercümesiyle destanı dünyaya tanıtmıştır. Radloffun yayınladığı Manas Destanı 12.452 mısradan ibarettir. Bu mısralar destanın muhtevasına göre şu şekilde ayrılmaktadır
a-Manasın doğuşu 1649 mısra
b-Almambetin islamiyeti Kabulü, Gökçeye ve ondan sonra Manasa ilticası 1862 mısra
c-Manasla Gökçenin muharebesi, Manasla Kanıkeyin evlenmesi ve Manasın öldükten sonra dirilmesi 2686 mısra
d-Bokmurun 2595 mısra
e-Köz Kaman 2540 mısra
f- Semeteyin doğuşu ve Semetey 1078 mısra
Radloffun Manasa yazmış olduğu 26 sahifelik önsöz Manas destanından ziyade genel olarak destanların mahiyeti hakkında olup ancak bu münasebetle Türk destanlarına ve Türk şiirine temas eder. Batı dünyasında Manas Destanı hakkında çalışma yapan diğer bir bilim adamı da L. Von Almasydir. Bu bilim adamı Manas Destanının el yazması bir nüshasını görmüş, bundan istifade etmiştir. Bu hususta yayınlamış olduğu bir makalesinde Manasın yirmi bin beyit Semetey ve Seytek destanlarının da otuz bin beyitten ibaret olduğunu ve hakiki halk destanı olan bu eserin islami tesirler altında kaldığım yazmaktadır. Destanın bütün varyantlarıyla planlı bir şekilde yazıya aktarılması 20. asırda mümkün olabilmiştir. Destanın birinci bölümü meşhur Manasçı Sagımbay Orazbakoğlunun ağzından 1922-26 yıllarında kaleme alınmıştır. Bu manasçının ölümünden sonra Sayakbay Karalayaevin ağzından destanın 3. kısmı eksiksiz bir şekilde yazıya aktarılmıştır. Kırgız Türklerinin dünya edebiyatına kazandırmış olduğu ve dünyanın en büyük destanları arasına giren Manas Destanının Türkiyede tanınmasını sağlayan mümtaz şahsiyet Abdülkadir İnandır. Abdülkadir İnan Manas Destanını değerlendiren makaleler yanında nesir olarak da Türkiye Türkçesine kazandırmıştır. Bu eserleri 1972-1992 yılları arasında üç kez basılmıştır. Makaleler ve incelemeler adlı eserinde Manas Destanı hakkında 9 makalesi mevcuttur. Kırgız Türklerinin bağımsızlığa kavuşması ile Türkiyede Kırgız kültürüne ilgi artmış ve bu yönde yapılan çalışmalar daha da yoğunluk kazanmıştır. Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ,Radloff tarafından derlenen Manas Destanını Türkiye Türkçesine aktarmıştır. Keşen Yusupovun nesir olarak yazdığı Manas metni Prof. Dr. Fikret Türkmen ve Alimcan İnayet tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Ayrıca Prof. Dr. Fikret Türkmenin Manas Destanı Üzerine İncelemeler ve Çeviriler I adlı eseri yayınlanmıştır.
W. Radloffun Proben olarak tanınan eserinde yer alan Manas başlığı altındaki birinci bölüm üzerinde Yrd. Doç. Dr. Naciye Yıldız çalışmıştır. Bu çalışma doktora tezi olarak hazırlanmış ve yayınlanmıştır. Bu bölüm 7 başlıktan meydana gelmektedir.
Ayrıca bilim adamları tarafından Manas Destanını çeşitli açılardan değerlendiren birçok makale yazılmış ve yayınlanmıştır. Ülkemizin başvurusu neticesinde UNESCO 1992 yılında almış olduğu karar ile 1995 yılını Manas Yılı olarak ilan etmiştir. Manas Yılı ülkemizde pek çok üniversite, kurum ve kuruluş tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanmıştır. Manas Destanı ile ilgili çok sayıda kitap ve makale neşredilmiştir. Bütün bu çalışmaların koordinatörlüğünü Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı üstlenmiştir. Manas yılı olarak kabul edilen 1995 yılında en kapsamlı kutlama Kırgız Cumhuriyetinin başkenti Bişkekte gerçekleştirilmiştir. Bişkekte düzenlenen büyük organizasyona Türkiyeden çok sayıda bilim adamı iştirak etmiştir. 26-28 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilen Manas Destanı ve Dünyanın Epik Mirası konulu bilgi şöleninde bilim adamları tarafından 226 bildiri sunulmuştur. Bu bildirilerin 22 tanesi Türkiyeden giden bilim adamları tarafından sunulmuştur. Bu bilgi şöleninde Manas Destanı bütün yönleriyle değerlendirilmiştir. Manas, yüzyıllardan sonra kahramanı olduğu şaheserle Türk dünyasının Bişkekte biraraya gelmesine vesile olmuştur.

Devamı eklenecektir..
KONAMI Tarih: 28.04.2007 00:06
* Bozkurt Destanı *

Bozkurt Destanı, bilinen en önemli iki Kök-Türk destanından biridir ötekisi Ergenekon Destanıdır. Ayrıca, Ergenekon Destanının, Bozkurt Destanının devamı olması kuvvetli bir olasılıktır. Bu destan bir bakıma Türklerin soy kütüğü ve var olma hikâyesidir. Türk ırkının yeni bir var oluş biçiminde dirilişi de diyebileceğimiz Bozkurt Destanı, Bilge Kaganın Orhun Anıtlarındaki ünlü vasiyetinin ilk sözleri olan Ben, Tanrının yarattığı Türk Bilge Kağan, Tanrı irâde ettiği için, kağanlık tahtına oturdum cümlesi ile birlikte düşünülecek olursa, soy ve ırkın nasıl yüceltilmek istenildiğini de anlatmaktadır. Destan, Çin kaynaklarında kayıtlıdır. Bozkurt Destanının iki ayrı söyleniş biçimi vardır. Ama bu iki varyant arasındaki fark azdır ve Çinlilerce yazıya geçirilirken ad ve kelimelerin Çinceye uydurulma gayreti yüzünden ortaya çıkmıştır. Kimi araştırmacılar, Türklerle ilgili başka bir kurt efsanesini de katarak bu varyant sayısını üçe çıkarsalar da, aslında onların Bozkurt efsanesinin üçüncü söylenişi dedikleri bu destan, Hunlar çağındaki Usun Türklerinin bir efsanesidir. Bu efsane, Hunlarda Kurt adlı bölümde anlatılmıştır. Bozkurt Destanı, Çinde hüküm sürmüş Chou hanedanının resmi tarihinin 50. bölümünde ve yine Çin hanedanlarından olan Sui sülalesinin resmi tarihinde kayıtlıdır. Bozkurttan türeyiş efsaneleri, Türk mitolojisinin en ileri ve romantik bölümüdür. Türk mitolojisinde genel olarak tüm millet düşmanlarınca yok edilir, geriye yalnızca bir çocuk kalırdı. Türk özelliğini taşıyan hemen her efsanede bu motifi bulmak mümkündür. Aşağıda yer verilen Bozkurt Destanına göre Türkler, eskiden Batı Denizi adlı bir yerin batısında oturmakta idiler. Efsanedeki Batı Denizi, Aral Gölü olabilir. Batı Denizinin Altay Dağları ya da Tanrı Dağları üzerinde bir göl olması da muhtemeldir. Destandaki, geriye kalan tek çocuğun kolları ile bacaklarının kesilerek bir bataklığa atılması da, Türk mitolojisinde önemli bir yer tutar. Bu tür bataklık motifleri, Hun ve Macar efsanelerinde de vardır. Türklerin yeniden türeyişlerini anlatan bir destan olan Bozkurt Destanının kısa bir özeti aşağıda verilmiştir
* Bozkurt Destanı
Türklerin ilk ataları Batı Denizinin batı kıyısında otururlardı. Türkler, Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek-kadın, küçük-büyük demeden öldürdüler. Bu büyük ve acımasız kıyımdan yalnızca 10 yaşlarında bulunan bir oğlan sağ kaldı geriye. Düşman askerleri bu çocuğu da buldular ama onu öldürmediler bu yaşayan son Türkü acılar içinde can versin diye, kollarını ve bacaklarını keserek bir bataklığa attılar. Düşman hükümdarı çeri askerlerinin son bir Türkü sağ olarak bıraktığını öğrendi hemen buyruk verdi ki bu son Türk de öldürüle ve Türklerin kökü tümüyle kazına...Düşman çerileri çocuğu bulmak için yola koyuldular. Fakat dişi bir Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavraya rak kaçırdı Altay dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı. Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı dörtbir yanı sarp dağlarla çevrili idi. Bozkurt burada çocuğun yaralarını yalayıp tımar etti, iyileştirdi onu sütüyle, avladığı hayvanların etiyle besledi, büyüttü. Sonunda çocuk büyüdü, ergenlik çağına girdi ve Bozkurt ile yaşayan son Türk eri evlendiler. Bu evlilikten 10 çocuk doğdu. Çocuklar büyüdüler dışarıdan kızlarla evlenerek ürediler. Türkler çoğaldılar ve çevreye yayıldılar. Ordular kurup Lin ülkesine saldırdılar ve atalarının öcünü aldılar. Yeni bir devlet kurdular, dört bir yana yeniden egemen oldular. Ve Türk kaganları atalarının anısına hürmeten, otağlarının önünde hep kurt başlı bir sancak dalgalandırdılar...
KONAMI Tarih: 27.04.2007 00:08
* Göroğlu Köroğlu Destanı *

Bölgeden bölgeye, ülkeden-ülkeye farklı renklere bürünen Köroğlu Destanı, Türk dünyasının ortak kültür abidelerinden biridir. Köroğlu, Türk kültür coğrafyasının uçsuz bucaksız ufuklarında at koşturan bir halk kahramanının destanıdır. Bu destan, Anadolu, Azerbaycan, İran, Rumeli, Kırım ve Türkmenistanda söylenip dillenmiştir. Köroğlu, Anadoluda Bolu dağlarına yaslanıp Çamlıbele taht kurmuş, Türkmenistanda Balkan dağlarına çekilip Çandıbili yurt edinmiştir. Bu destan, Türkçe konuşan halkların dostluğunu kardeşliğini pekiştirmeye onları bütünleştirmeye büyük katkı sağlayan kudretli kahramanlık dizisidir. Türkmenlerin Göroğlu destanı daha eski ve en zengin varyantlardan birisi olduğu için her zaman bilimadamlarının aradığı kaynak eser niteliğini taşımıştır. Türk araştırmacıları eseri Vamberinin, Chodzkonun, Samoyloviçin kitaplarından, Evliya Çelebi, Mehmet Emin gibi seyyahların yazılarından araştırma imkanını bulmuşlardır. Yalnız kış gecelerinde Türkmenlerin perimasallarının yanısıra daha asil bir zevk almak itibariyle bahşılardan dutarın eşliğinde Göroğlunu dinlemeyi tercih ettiklerini, bu destan ananesinin Türkmenlerin arasında kuvvetli olduğunu Vamberinin, Chodzkonun gözlemlerinden öğrenmişlerdir. Destanın çeşitli varyantları üzerinde derinliğine araştırmalar yapan ve Göroğlu hakkında tez hazırlayan Pertev Naili Boratav araştırmasının sonunda şuna ulaşmıştır Maalesef Türkmen rivayeti elimizde olmadığı için, bütün bu rivayetlerin ne gibi tahriflere maruz kaldığını tayin etmek mümkün değildir. Hatta Türkmen rivayetine en yakın zannettiğimiz Özbek rivayeti bile tam değildir. Destanın günümüze kadar gelmesini de söze ve saza borçluyuz. Bahşılar, ozanlar, aşıklar Göroğlu kervanının başını çekenlerdir. Bu destan, Türk topluluklarının çoğunda bulunmaktadır. Ayrıca, bazı bilim adamları bu destanı iki temel versiyona ayırmıştır Batı yahut Kafkas ve Anadolu anlatmaları Azerbaycan, Gürcü, Anadolu, Gagauz ve diğer Balkan varyantları, Kırım varyantı ikinci versiyon ise Doğu yahut Orta Asya anlatmaları Özbekler, Türkmen, Tacik, Karakalpak, Orta Asya Arapları, Sibirya Tobolları varyantları. Şimdiye kadar Göroğlu destanını araştıranlar Göroğlu kimdir, tarihî bir şahsiyet midir, neden Göroğluna eşkiyalığı yakıştırmışlar? Buna rağmen bu sanat eseri destan, neden böylesine geniş bir coğrafyaya yayılmış, bu destanın kökü nereden kaynaklanmış, neden bu destan yaşamaya ve değişmeye tabii tutulmuş? gibi soruların cevaplandırılması konusu bizi meşgul etmektedir. Göroğlu destanlarının en zengini sayılan Türkmen bölümü ise bu sorulara cevap verecek niteliktedir. Göroğlu destanının çeşitli halklardaki varyantlarının çoğunda geçen bazı kelimeler eserin temel köklerine işaret etmektedir. Göroğlunun yurdu türlü versiyonlarda, meselâ Türkmenlerde Candıbil bazı elyazmalarda Canlıbil, Çanlıbil, Azerilerde Çenlibil, Kazaklarda Cenbil, Türkiye Türklerinde Çamlıbel geçmektedir. Bunlar destanın temelinin bir kökten çıktığına işarettir. Türkmen Göroğlusunda çoğunlukla Teke ili, bazen Teke Yomut ili, bazen de Teke Türkmen ili baş kahramanın yurdu olarak gösterilmektedir. Anadolu varyantlarında da Göroğlunun Türkmenlerden olduğu hakkında bazı ifadeler bulunmaktadır. Örneğin Anadolu varyantının Ayvaz ağlama şiiri şöyle başlamaktadır
Ben bir Türkmen idim, geldim yabandan,
Haberi aldım, ben bir çobandan
Şiirin devamında ise Göroğlunun babasının Türkmen olduğu söylentisi vardır diye açıklama verilmiştir. Anadolu Elazığ varyantında Göroğlu aslen Türkmendir denmektedir. Buralarda Türkmen kelimesinin geçmesi Türkmenlerin tarihi ile ilgili eski dönemlerdeki geniş coğrafyayı bize hatırlatmaktadır. Bunu meşhur Türk tarihçisi Prof. Dr. Faruk Sümerin ifadeleri ile anlatırsak, bizim bu Türkmen dediğimiz grup, o zamanki tarihî bakış açısından, çok geniş anlama sahiptir 11. yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzların Türkiye Türkleri ile İran Azerbaycan, Irak ve Türkmenistan Türklerinin ataları olduklarını biliyoruz. Göroğlu destanı da, o zamanlarda Türkmenlerin bulunduğu bu geniş coğrafyaya yayılmıştır. Pertev Naili Boratav Anadolu, Özbek ve Paris nüshalarını inceleyerek, Göroğlunun menşei hakkında şu sonuca varmıştır Benim Göroğlu rivayetlerini tetkikten sonra vardığım netice, destanın yeni şekliyle alâkadardır. Bugünkü şekliyle Göroğlu destanı aslı itibariyle Türkmen menşeinden görünüyor. Göroğlunun tümüyle ortaya çıkarılması için onun diğer Türk halklarındaki bütün nüshalarının birarada neşredilmesi gerekmektedir. Böylece ortaya çeşitli yönleriyle bir Göroğlu çıkacaktır. Türkmenistanda bazı bölümleri daha önce yayımlanan Türkmen Göroğlu destanı, 30 bölüm halinde tamamı Türkiyede ilk defa Ahmet Yesevi Üniversitesi Yardım Vakfı tarafından yayımlanmıştır. 1997 Uluslararası Mahdumkulu Ödülüne lâyık görülen eser, Annaguli Nurmemmet tarafından Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Halk şairleri ve hikâyecilerinin yüzyıllar boyunca yaşattığı Köroğlu destanının Türkmen varyantı, bütünüyle edebiyat ve bilim çevrelerinin önüne ve gün ışığına bu eserle çıkmaktadır.
KarBeyazi_M Tarih: 23.04.2007 12:20
ellerine sağlık çook düzel olmus
KONAMI Tarih: 23.04.2007 00:52
* Türeyiş Destanı *

Uygurlar, 300 senelik bir süre içinde, Göktürklerin hakimiyeti altında kaldıktan sonra M.S.744 de büyük bir imparatorluk kurmayı başarmışlardı. Uygur boylarının birçokları daha önceleri, Çin sınırlarında gezmişler ve ticaret hayatı ile meşgul olmuşlardı. Bu sebeple büyük dinleri öğrenmişler ve yabancı kültürlere oldukça ısınmışlardı. M.S. 763 senesinden sonra Uygurların, Mani dinini resmi din olarak aldıklarını görüyoruz. Mani adlı bir Hıristiyan papazının temsil ettiği bu din, kök itibarı ile Suriyeden geliyordu. Hıristiyanlık ile Museviliğin bir nevi karışımından doğmuştu. Suriyeden kovulan Mani, İrana gelmiş ve orada birçok mürit edinerek ölmüştü. Bu mezhep, Maninin ölümünden sonra, İranda epey süre yaşamış ve eski İran dinlerinden de birçok unsurlar almıştı. Orta Asyada ve Çinde gezen Mani rahipleri, Uygurların Büyük Kağanı BöğüKağanı ziyaret etmişler ve bu yolla Türkler arasına Mani dinini sokmağıda başarmışlardı Bu sebeple Uygur çağındaki mitolojilerde özellikle Önasya tesirlerini görmek mümkündür. Uygurların da kendilerine göre bir türeyiş efsaneleri vardır. Fakat Uygur türeyiş efsanesi, dış tesirler ne kadar kuvvetli olursa olsunlar, yine de eski Türk özelliklerini muhafaza edebiliyorlardı. Bu efsanenin metin ve açıklamaları Türk mitolojisi adlı eserde geniş olarak belirtilmiştir.
Tola ile Şelenga, birleşir dökülürmüş,
Suların kavşağında, bir ada görülürmüş.
Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş,
Tepenin tam üstünde, bir de kayın göğermiş.
Gün olmuş zaman olmuş, bir ışık peyda olmuş,
Işık gökten inince, kayın da nurla dolmuş,
Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş,
Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiş.
Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,
Bu durumu görenler, aklını kaçırmışlar.
On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış,
Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış.
Beş güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından,
Gözleri kamaştırmış, bakmışlar arkasından.
Gün olmuş zaman olmuş, hepsi kocaman olmuş,
Küçükleri BöğüHan, Uygurlara Han olmuş.
Türklere göre cennette, Kutsal ağaç ile bu ağacın kökünde bir AnaTanrı vardı. Efsanede bazı dış tesirler vardır. Fakat ana motifler, en eski Türk mitolojisinin özelliklerini taşırlar. Türklerde nehirlerin kavuştukları yerler, kutsal idiler. Tıpkı Oğuz destanında olduğu gibi burada da, nehirlerin arasında kutsal bir adacık görülmektedir. Kayın ağacı, Türklerin kutsal ağaçlarından biri idi. Tanrı, kendi haberlerini, kayın ağacı yolu ile gönderirdi. Bu ağaç aynı zamanda, bütün insanlığın atası olan, bir KadınAnayı da içinde saklardı. Dede Korkut kitabında da, şöyle deniyordu Başun ala bakar olsam, başsuz ağaç! Dibün ala bakar olsam, dipsüz ağaç
Eski Türklere göre, ağacın yalnız gövdesi ve yapraklar değil kökleri de önemli idi. Çünkü Dede Korkut kitabında da dendiği gibi, onun kökleri dipsiz, yani, yer altı âleminin en derin noktalarına kadar gidiyor ve oralardan da haber getiriyordu. Gerçi Türklerin bu kutsal ağacı ile, Önasya mitolojisindeki Tuba ağacı arasında, bir ilgi de yok değildi. Ama, aralarındaki fark, çok büyüktü. Sibiryada yaşayan Yakut Türklerinin efsanelerinde, böyle bir ağaç için, şöyle deniyordu
Gitmiş sormuş ağaca, benim anam, kim diye!
Elbet bir atam vardır, benim babam, kim diye!
Ağaç da dile gelmiş, soyunu sayıp dökmüş,
ErSogotoh adlı er, saygı ile diz çökmüş.
Gök tanrısı ErToyon, onun babası imiş,
Karısı Kübey Hatun, onun anası imiş.
Türk mitolojisindeki bu ağaç da, tıpkı İslâmiyetteki Tuba ağacı gibi, gökyüzünde ve cennette bulunuyordu. Fakat Türklerin bu ağacının, bir de sahibi vardı. Yakut efsanesi, ağacın bu sahibini de şöyle anlatıyordu
Bu kutsal ağacın da, var idi bir sahibi,
Bir dişi Tanrı idi saçları da kar gibi!
Kendisi ihtiyardı, göğsü de ap alaca!
Görenler sanır idi, bir keklik gibi kırca!
Memeleri büyüktü, aşağıya sarkardı!
Uzaktan bakan kimse, iki tulum sanardı!
Aslında ise ağaç, normal boydan küçüktü!
Ana Tanrı gelince, ona göre büyürdü!
Büyürken sesler çıkar, gürültüyle esnerdi,
Bu sesler yavaş yavaş, gittikçe genişlerdi.
Sibiryanın en kuzeylerinde yaşayan ve yüzyıllar boyunca, hiçbir yabancı görmeyen Yakut Türklerinin bu efsanesinde de, ağacın sesler çıkardığı ve içinde de, bir AnaTanrınını bulunduğu, açık olarak görülmektedir. Bazı Türk efsanelerine göre ise, bu AnaTanrı zaman zaman ağaçtan çıkıyor ve göklerde geziniyordu. Bazı efsanelerde ise, bu AnaTanrı, denizin diplerinde yaşardı. Altay Türkleri bu AnaTanrıya AkAna adını veriyorlardı. Oda bir yaratıcı idi. Yeri, göğü ve insanları yaratan Tanrı Ülgene, yaratma gücüne de o vermişti. Türk mitolojisindeki AnaTanrı, kutsal kayınlar ve buna benzer daha birçok motifler, çok geniş olarak üzerinde durulması gereken konulardı. Bu meselelerin hepsi, Türk mitolojisi adlı eserimizde ele alınmış ve incelenmiştir.
fikret336 Tarih: 22.04.2007 15:41
paylaşım için sagol