Enderun Mektebi II. Murad tarafından kurulmuş­tur. Saray hizmetinde çalı­şacak görevlileri yetiştirmek maksadıyla kurulan bu okul, eğitim sistemi yönüyle ken­dinden önce kurulmuş bü­tün okullardan farklılık arzeder.

Bir saray mektebi olan Enderun, Fatih Sultan Mehmed döneminde hakiki şahsiyetine kavuşarak, dev­şirme mektebi hüviyetinden, mülki ve idâri kadronun eğitimine de yönelmiştir. En­derun'un gelişmesi II. Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Ka­nuni Sultan Süleyman gibi pâdişâhlar zamanında da sürmüştür.

Enderun Mektebi'ne Devşirme Kanunu ile öğ­renci alınır, usülsüz çocuk kabul edilmezdi. Devşirme işinde her türlü yolsuzluğu önlemek üzere yine aynı ka­nunla alınan bir hayli ted­birler zinciri de bulunmakta­dır.

Enderun Mektebi, Os­manlı Devleti'nde 17. ve 18. yüzyıllarda baş gösteren as­keri ve siyâsi çözülmeden etkilenmiştir. Artık diplo­matik görüşmeler, savunma için silahlı mücadelenin ya­nında önem kazanmaya baş­lamıştır. Bu durum askeri ve siyâsi mektep olan En­derun Mektebi üzerinde ida­re etme tarzı bakımından önemli değişiklikler getir­miştir.

İlk esaslı değişiklik II. Mahmud zamanında olmuş, Enderun birçok değişiklik­lere uğramış, 1850'de de Maarif Nezâreti Enderun'u ibtidâisiyle birlikte rüşdiye derecesinde bir mektep ha­line getirmiştir.

Yeniçeri ocağının kaldı­rılmasından sonra ordu için bu mektepten çok sayıda subay alınmış, bu da mekte­bin düzenini bozmuş, bilhas­sa Tanzimat'tan sonra, bura­da yetişenlerin devlet hiz­metlerinde eskisi gibi başa­rılı olmamaları yüzünden za­ten önemini kaybetmişti.

1 Temmuz 1909'da En­derun Mektebi lağvedilmiştir. 1923'den sonra ise Topkapı Sarayı müze ve kütüp­hane haline getirilerek, bu müessesenin de beş asırlık târihi rolüne nihayet veril­miştir.

EĞİTİM TARZI
Devşirmeler kültürleştirme ve disiplinleştirme di­ye iki aşamaya tâbi tutulur­lardı. Kültürleştirme prensi­bi doğrultusunda, Osmanlı kültür ve geleneğine uyum sağlama mes'elesi halledildi­ği gibi, devşirmeler toplu­mun karakteristik kültürel hayat tarzını, kültürel görev­lerin sorumluluğunu ve bun­ları yerine getirme yollarını öğreniyordu. Diğer taraftan Türk kültürüne tamamıyle yabancı ailelerden gelen bu devşirme çocukların, Türk ve Müslüman âdetlerine gö­re yetiştirilmesi gerekmek­teydi, işte disiplinleştirme kavramı ile yapılmaya çalı­şılan faaliyetler buna yöne­likti. Son derece sert ve di­siplin sağlama hususunda kabiliyetli olan Ak Ağalar bu hususta vazifeliydiler.

Osmanlı Devleti'nin di­ğer okullarında olduğu gibi Enderun Mektebin'de de Kabiliyetleri yöneltme ve destekleme hususunda aza­mi özen gösteriliyordu. Bü­tün hizmetlerde yükselebil­mek, önemli ölçüde kabili­yete dayanıyor, öğretimin başından sonuna kadar ilgi ve kabiliyete öncelik tanını­yordu, öğrenciler, kabiliyetlerine uygun çeşitli öğrenim kanallarından birinde yetişdi. Öğrenimin her kademe­sinde geçerli olan bir husus vardı; o da belirli birkaç mecburi ders dışında bütün derslerin kabiliyete uygun­luğuna göre ve seçmeli olu­şuydu. Bu durum talebele­ri gayretli çalışmaya sevketmek için en iyi yoldu.

Kabiliyetler için sönüp silinip gitme, âtıl kalma di­ye birşey sözkonusu değildi. Onlar heryerde tesbit edilir, kendilerine terfi imkânı sağ­lanırdı. Kimse anadan doğ­ma imtiyazlı değildi ve işe yaramayan, vasıfsız bir a-dam yerinde saymağa mahkûmdu.


EĞİTİMİN VASITALARI

a) Ceza ve Mükâfat: Osmanlı Devleti'nde, özel­likle eğitim ve öğretim ku­rumlarında sıkı bir disiplin tavizsiz olarak uygulanmış, ceza ve mükâfatların sınırla­rı da açıkça belirtilmiştir.

Cezalandırma konusun­da aşırılığa gidilmez, fakat kusur ve eksiklikler karşı­sında da sessiz kalınmaz, hoşgörü gösterilmezdi. Çe­şitli konularda yasaklar koyma, tehdit, dayak, azar­lama ve gerekli görüldüğün­de mektepten uzaklaştırma gibi cezalar verilirdi. Dayak suça göre ve seviyeli olur, bunu yaparken talebenin haysiyetini rencide etme­meğe dikkat edilirdi. Mev­ki arttıkça doğru orantılı olarak artan cezalar, sevi­yeye göreydi.

İyi davranışların ve okul başarılarının mükâfatlandırılmasına da özel bir önem verilirdi. Arapça, Kuran tilâveti, Hüsn-ü Hat, Musiki gibi konularda gös­terilen seçkinlik ve başarı­lar; binicilik, silah kullan­ma, cirit ve diğer yarışma­larda gösterilen üstünlükler bizzat hükümdarca hem söz ve hem de nesnel değerler­le mükâfatlandırılırdı. Çeşit­li değerlerde elbiseler, para ödülleri, silahlar, binek hay­vanları bu meyanda sayıla­bilir. Daha büyük ve önem­li görevlere getirilme, maaş artırma gibi mükâafatlar da vardır. Enderun Mektebin­de ilk mükâfatlar, sınıftan sınıfa terfi şeklindeydi.

Enderun Mektebinde mükâfatlandırma sistemi bü­yük önem taşımaktadır. Yükselen kimse mükemmel hayat şartlarına sahip olur ve geliri arttırılırdı.

Saray görevlilerini yetiştirmek üzere kuru­lan Enderun Mektebi, öğrencilerini devşirme usulü ile tesbit ederdi. Aynı zamanda bir saray okulu olan bu müessese de şehzadeler ve diğer ekabirin çocukları da eğitilirdi. Kabiliyetli dev­şirme çocukları ile şeh­zadeler aynı okulda öğ­renim görürlerdi.


b) Çıkmalar:

Hazırlık mekteplerin­den Enderun Mektebine ve­ya Sipahi Bölüklerine ge­çebilmek için bir takım ku­rallara mutlaka uyulurdu. Bunların başında Çıkma Kanunu geliyordu. Bu kanunun uygulanması, mek­tepten mezun olma gibi bir durumdu, Genellikle ye­di senede bir uygulanırdı. Padişah tahta çıktığında da çıkmalar olurdu. Çalışma ve kabiliyetleri iyi olanlar ye­di-sekiz yılda öğrenimlerini tamamlar, yetişmemiş olanlar ise ondört yıl kadar öğrenimlerine devam eder­lerdi.

Hazırlık Sarayı'ndan iyi yetişenler, terbiye ve ahlâk­ları iyi olanlar Saraya alınır, daha yüksek öğretim veren Enderun sınıflarına kabul edilirlerdi. Oralarda da başa­rı gösterenler terfi ederek sırasıyla bütün makamlara yükselirlerdi. İçlerinde Bey­lerbeyi, Serhad Kumandanı, Vali ve Elçi olanlar olduğu gibi Vezir olanlar, hatta Seraskerliğe ve Sadrazamlı­ğa kadar yükselenlerde vardı.

Hazırlık Sarayında, derslerine az çalışmış ve ka­biliyeti kıt olanlar Saraya alınmaz, Sipahi Bölüklerine sevk edilirler, buranın okumuş-yazmış zümresini teşkil ederlerdi. Yeniçeri Teşkilâtı içinde gelişerek terfi edebi­lirler ve kumanda heyetine bile girebilirlerdi.

Terfi sistemi son derece âdilâne uygulanırdı. Çıkma­lar zamanlı ve düzenli yapı­lırdı. Haksızlık ve aksaklığa yer verilmez, saray içinde açılan yerlere dışarıdan hiç kimsenin alınmamasına dik­kat edilirdi.

Kanuni Sultan Süley­man zamanında çıkma Ka­nunuyla Saray Mekteplerinden yetişen gençlerin terfi usulleri sağlam esaslara bağ­lanmıştı. Bu kanunun ciddi bir şekilde uygulanması sa­yılan onbini bulan bütün sa­ray memurlarıyla müstah­demlerinin haklarını koru­yordu. Bu durum da bir memnuniyet ve göreve bağ­lılık sağlıyordu.

Çıkmaların en önemlisi cülus çıkması veya umumi çıkma denilen büyük çıkma olup padişahların cülusları üzerine yapılırdı.

Osmanlı İmparatorlu­ğunda devlet görevleri ve halk hizmetleri İçin Çıkma Kanunu ile uygulanan bu sistem memlekete büyük faydalar sağlamıştır. Bu ka­nunu en iyi takdir eden ve işlettiren Kanuni Sultan Sü­leyman olmuştur. Bununla birlikte devletin diğer nizam ve usulleri gibi Çıkma Kanunuda zamanla sarsılmış­tır.


EĞİTİMİNŞEKLİ

a) Seçkinler Eğitimi: Büyük İmparatorluklar, bü­yük devletler genişleyen devlet çarkını işletecek seçkin elemanların yetiş­tirilmesini hedeflemişlerdir. Bu istikametle Batı'daki Prenslerin Eğitimine karşı Osmanlılarda Enderun Mektebinin varlığını görü­yoruz. Her ikisinde de, sıkı bir eleyicilik söz konusudur. Aynı zamanda yetişen elitler ya da seçkinler, kendi ailelerine olan bağım­lılıklarını da büyük ölçüde kaybederler.

Saray mekteplerinden yetişenler büyük bir çoğun­lukla devletin en büyük makamlarına kadar yükseliyorlardı. Şairler, edipler, tarih­çiler, musiki ve güzel yazı meraklıları ve üstâdları olan sanatkârların hemen hepsi Saray Mektepleriyle bunla­rın devamı olan Enderun'­dan yetişiyordu.

Enderun-i Hümâyun kuruluşundan itibaren aşağı-yukarı devletin bütün büyük siyasi ve askeri memurlarını yetiştirmiştir. Bu memurla­rın orada aldıkları terbiye­nin mükemmel bulunması, Devletin o zamanlarda eğitime verdiği büyük önemi göstermektedir. Enderun-i Hümâyunun ileri gelenleri­nin hepsi Osmanlı Devletine olan sadâkat ve hamiyyetleriyle her sınıfa yükselebil­mişlerdir.

M. Baudler, bu mektepdeki seçkinler eğitimini çok iyi bir şekilde değerlendir­dikten sonra şöyle demekte­dir:

Türk Milletinin başarı­larına şaşmamak lâzım. Çünkü onlar elit kadroları nasıl yetiştireceklerini, gençleri nasıl disipline ede­ceklerini biliyorlar. Yine onları mükemmel insan hâline getirirken, kabiliyetlerine göre taltif etmesini de bili­yorlar.

Enderun Mektebi'nde başarılı olanlar, son derece adilane uygula­nan terfi sayesinde yük­selebilirlerdi. Beylerbeyi, vezir, hatta sadrazam pek çoktur. Seviyeli bir eğitim veren bu mektep, tarihden silinmiştir ama, eğitim sistemi açısından halen birçok Batı oku­lunda yasamaktadır.


b) İdarecilik Eğitimi:

Osmanlı İmparatorlu­ğunda, idare teşkilatını ve faaliyetlerini düzenleyen ka­ideler Fatih Sultan Mehmed'in Kanunnâmeleriyle esas şeklini almıştır. Onun za­manında bir taraftan ordu ıslah edilmiş, diğer taraftan da askeri, mali ve sivil idare için yüksek seciyeli idareci­ler yetiştirilmiştir.

Devlet idaresi Hüküm­darın mutlak kudretine da­yanıyordu. Ancak Fatih Ka­nunnâmesi bu yetkileri bir yerde engelliyordu. Fatih, Kanunnâmesiyle kendisinin ve kendinden sonra gelecek­lerin yetkilerini kontrol al­tına alıyordu.

Osmanlılarda veraset usulüyle makamların el de­ğiştirmesine engel olunmak­ta, bu da yerli teb'ayı hü­kümetten uzak tutarak ger­çekleştirmekteydi. Bu du­rum Türk idarecileri tarafın­dan getirilmiş bir savunma tertibatıydı.

Türk Padişahlarının Sa­ray eğitim sistemiyle yetiş­tirmek istedikleri idari me­mur, mücadeleci devlet adamı ve sâdık bir müslüman tipindeydi. Bunlar ay­nı zamanda ilim adamı ve iyi bir hatip, kibar ve iyi ahlâklı olmak zorundadır. Bu amaçla Enderun Mekte­bi Öğrencisi Saraya kabul edildiği günden ayrıldığı gü­ne kadar Müslümanlık ile Türk örf ve âdetlerini mükemmel bir şekilde öğrenme durumundadır.

Osmanlı Devleti idareci­liğin önemini kavramış ve ona gereken değeri vermiş­tir. Gençleri kabiliyetlerine göre sınıflandırmış ve onla­ra idarede şans tanımıştır.

Enderun Mektebinin ilk ders cetveli Kur'ân-ı Kerim, İlm-i hâl, Tecvid, Akâid ve amelen bilinmesi gereken dini meselelerden ibaret ol­mak üzere tertip edilmişti. Sultan Murat II zamanında yine tefsir, hadis, fıkıh, feraiz, şiir ve inşa, musiki, he­yet, hendese, coğrafya, ilm-i kelâm, mantık, meani, bedi, beyan, hikmet de ilave olun­du. Bu dersleri okutmak içın çeşitli İslâm ülkelerin­den de bilginler getirildi. 3. sınıfın ilk sınıfında (1. ko­ğuştaki adı Seferli'dir) ta­lebelere tablzenlik, sarık sarma usulü, berberlik, ikin­ci sınıftakilere (kilerli) pa­dişahın şahsına mahsus yiyecek-içecek şeyleri hazırla­mak, üçüncü sınıftakilere de (hazineli) gene padişahın gi­yecek şeyleri ile saray mef­ruşatını tanzim etmek gibi sanatlar öğretilirdi. Talebe­ye, bunlara ilâveten keman-keşlik, cündilik, tüfekendazlık gibi silahşorluk fenni, ata binme de tâlim ettirilir­di. Üç koğuştaki şâkirdana (talebelere) o vaktin usulün­ce Ağa unvanıyla hitap edilirdi.

Mektep talebesine kuş­luk, ikindi ve yatsı vakit­leri olmak üzere günde 3 de­fa yemek verilir, taharet ve nefâzetlerine son derece itinâ gösterilirdi. Padişahlara hizmet edecekleri için mua­şeret âdabı meselesine de özellikle dikkat edilirdi. Yere tükürmek, öksürürken men­dilini ağzına getirmemek, le­keli elbise giymek gibi şey­ler haklarında cezayı gerek­tiren durumlardı.

Enderun Mektebi tale­beleri yaz-kış, akşam na­mazlarından bir saat önce abdestlerini alırlar, güneş batıncaya kadar Kur'ân okurlardı. Akşam namazını kıldıktan sonra yatsıya ka­dar dinlenirler, yatsı ezanı okunur okunmaz ikişer iki­şer dizilir, Hünkâr meclisi­ne gelirlerdi. Burada her oda kendisine ayrılmış yerde namazı kıldıktan sonra imamla birlikte kalkarlar, Hünkâra dua ederlerdi. Son­ra herkes odasına çekilirken, ayak üzeri padişah selâmetliği için ve geçmiş padi­şahlar ruhları için üç ihlas, bir fatiha okurlardı.

Sabahları güneş doğma­dan önce kalkarlar, sabah namazına kadar Kur'ân okurlar, namazı kıldıktan sonra Kur'ân'dan okuyacak­ları yeni dersleri alırlardı. Enderunlular bu dersleri de saraya gelen hocalardan alır­lardı.

Bu işi bitirdikten sonra o gün hünkâra ait ne va­zife varsa görürler ve bun­larda bitince ya yazı meşkederler, yahut başka ilim ve marifet tahsisiyle meş­gul olurlardı.

Bu saray okulları ge­nellikle devleti yöneten yüksek dereceli sivil kadroyu yetiştirmekle birlikte işle eğitimi kaynaştıran eğitim yöntemleri bakımından da önemlidirler.

Sarayın mimarını, nak­kaşını, ressamını, hattatını, kâtibini, imamını, müezzini­ni, müverrihini, şairini, âli­mini, silahşorunu, hârendesini, sazendesini, nüktedâtını Enderun yetiştirmiştir. Hatta çok defa Türk dev­letinin seraskerini, kazaske­rini, sadrazamını, kaptan-ı deryasını, valilerini, elçile­rini Enderun verirdi.

Enderun'dan çıkanlar arasında en dindar müslümanlar, en kuvvetli hafızlar, en kuvvetli müezzinler, en hassas şairler ve edipler, en cesur askerler ve kuman­danlar, en mahir sanatkâr­lar, mimarlar, ressamlar ve nakkaşlar, en yüksek musişinaslar ve hattatlar, en değerli âlimler ve müverrih­ler yetişmiştir. Bu meyanda diyebiliriz ki Enderunlular Türk kültürüne, Türk hü­kümetine büyük hizmetler etmişlerdir.

Yazar : Cemil Örnekli
KAYNAKLAR:
1- Enderun Mektebi, Yrd. Doç. Dr. Ülker Akkutay S.25-163.
2- Osmanlı Tarih Deyimle­ri ve Terimleri Sözlüğü, M. Zeki Pekalın Cilt I s.537-540.
3- Türk Maarif Tarihi, Osman Ergin Cilt 1 s.13-24.
4- Meydan Lorcusse, Enderun Maddesi Cilt 15S.193.
5- XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, C. Baltacı.
6- Os­manlı Devletinin Saray Teşkilâ­tı, İ.H.Uzunçarşılı.
7- Tarih-i A-tâ,A.A.TayyarzâdeCilt1-5.
8- The Palace Schoot of Muhammad the Cangueror, B.Miller.
9- TheGoverment ofthe Ottoman Empirein the timeof SuleimantheMagnificent, A.E. Lybyer.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 7675
favori
like
share