Ölenin arkasından iyi konuşmak gerekir. Bu anlayışıma rağmen eğer konu, heba edilen binlerce insanın kanıyla ilgiliyse, ister yaşıyor olsun ister ölü, sorumlu olup ta sorumsuz davrananlar hakkında, yine de yazmak gerekir diye düşünüyorum.
12 Eylül öncesindeki olaylar karşısında, asli görevli olan devletin ve halkın polisi çalışamaz duruma düşürülmüştü. Suçluların yakalanmasında ve adalete sevk edilmesinde, polisi acz içinde bırakanlar, silahlı eylem yapan illegal aşırı sol eylemcilerin karşısına, silahlı illegal aşırı sağ eylemcileri çıkarmış ve olayların önünü bu şekilde alabileceklerini hesaplamışlardı. Onların bu hatalı tutumlarını, bazı kalemşörlerin de körüklemesi yüzünden, gençler birbirlerine düşürülmüş ve sonuç da 5000 gencimiz de öldürülmüştü. Daha da kötüsü, bazı bürokratların vurdumduymazca davranışları nedeniyle de, darbeye adeta çanak tutulmuş ve darbeden sonra... da, sağ-sol demeden binlerce genç mağdur edilmiş ve işkencelere maruz bırakılmıştı.
12 Eylülden sonra, öncelikle Kenan Evren, Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in tavizleriyle, irticanın hortlamasına ve cemaatlerin tırmanmasına sebep olunmuş ve Turgut Özal, TCK 163 üncü maddeyi yürürlükten kaldırarak, irtica ve cemaatlerle yasal platformda mücadele edilebilmesinin yolunu da tıkamıştı. Böylece Cumhuriyetin ve rejimin riske edilmesinin temelleri daha o tarihlerde atılmıştı. Recep Tayip Erdoğan’da, atılan o temeller üzerine, 11 yıldır kat çıkmakla meşguldür.
1987 den sonra, yine devletin asli görevlisi olan güvenlik unsurları, Hayri Kozakçıoğlu ve Turgut Özal ikilisinin kararıyla oluşturulan, koruculuk gibi iş verip maaşa bağlamaktan öte amacı ve fonksiyonu olmayan palyatif önlemlerle PKK karşısında devlet, başarısızlığa mahkum edilmiş ve 1990’lı yıllardan sonra Tansu Çiller döneminde bu defa da, el altından bazı devlet görevlilerinin de içinde olduğu, faili meçhul cinayetlerle ve sanki sorun bu yolla çözülebilecekmiş gibi bir anlayışla, Türkiye yine kan gölüne döndürülmüştü.
PKK bağlamında şimdilerde ise, taviz verilerek sonuç alınabileceği sanısıyla, PKK’yla pazarlığa oturulmakla sanki Güney Doğuyu ver de kurtul taktiği uygulanmaktadır. Hâlbuki terörist ile pazarlığa oturmak, kesin olarak silah bırakmaları ve fiilen terörün sonlandırılacağı noktasına gelinmeden, bir devletin yapabileceği en son hareket olması gerekirdi. Bana göre, bu noktada terörist ile yapılacak pazarlık, terörün büyük ölçüde amacına ulaştığının göstergesidir.
Terör, irtica, poliste cemaatleşme, gezi olayları, toplumsal olaylarla ilgili değerlendirmelerim ve meslekte yaşadıklarım ile özel yaşantımdan kesitler de katarak, roman tarzında kaleme almaya çalıştığım bu kitabımı yazarak, gazeteci ağabeyim rahmetli Zeki Domaç’ın isteğini de yerine getirmiş oldum...

Yazan-Çetin DOMAÇ

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 134
favori
like
share