Evet arkadaşlar Sevgili Atamızın, bir İngiliz subayının ağzından bir anısını anlatmak istiyorum.

Pera Palas ışıl ışıl.
Pera Palas İstanbul'un en ünlü ve lüsk oteli. İkinci lüks otel Tokatlıyan o zamanlar. İstanbul'a gelen Avrupalı zenginler, Pera ve Tokatlıyan'ı tercih ederler. Bugün İstanbul'u işgal eden sömürgeci subaylar için Pera Palas'ta odalar ayrılmış. Seksen sömürgeci subay ve generalin eşyaları yarleştirilmiş; fakat kendileri otele gece yarısından sonra girmişler.
Onları otelde Levanten kadınlar, cilveli Rum kızlar, Ermeni dilberler karşılamış.
Viski ve şampanya su gibi akıyor.Ortalarda dolaşan güzeller, sömürgeci subaylara baygın bakışlar gönderiyorlar.
Bugün sömürgeciler dört yıldır savaştıkları Osmanlının başkentini işgal etmişler. Orduları, İstanbul sokaklarında zafer yürüyüşleri yapmış.
Bugün, İngiliz,Fransız,İtalyan,Amerikan ve Yunan askerlerinin ayak sesleri, Sultanahmet'in, Süleymaniye'nin, hatta İstanbul'un yedi tepesinden yükselen ezan seslerini bastırmış.
Bugün Türk'e karşı kazandıkları tarihi zaferin tadını çıkarıyorlar.
......

İngiliz Orduları Kumandanı General Harringtaon da yanında beş general ile Pera Palas'a girer. Pardösülerini emre hazır bekleyen yaverlerine fırlattıktan sonra bara geçerler.
Yeni gelenlerin patırtıları bile, Pera'nın diğer salonlarından gelen şuh kahkahaları bastıramaz.
General Harrington'un masası, beş dakika içinde viski, şampanya ve her türlü mezelerle donatılır. Ve bütün şampanya kadehleri havada tokuşur;"Konstantinepolis'in şerefine!"
"Konstantinepolis; İstanbul!"
Türk'ün gözbebeği İstanbul. Sömürgeciye göre Bizans, İstanbul'da yok edilmiştir. Türk de kendi gözbebeğinde yok edilecektir. Bunu saklamaya hiç gerek duymuyorlardı ve işe İstanbul'dan başlamışlardı.
Pera'nın bütün salonlarında kadehler tokuşuyor. General Harrington kadehini bir daha kaldırmıştır. Masadaki generallerin kadehleri de tokuşmak üzere havalanır; fakat bütün gürültüler birdenbire bıçak gibi kesilir. General'in ve arkadaşlarının elleri havada kalmıştır.
Sadece onların değil, bardaki bütün gözler kapıya yönelmiştir.
Bedenini saran paşa üniforması, omuzlarındaki apoletleri, göğsündeki madalyaları ve her adımda gıcırdayan parlak çizmeleriyle bara bir Türk subayı girmiştir.
Bütün gözler, bütün bakışlar donmuştur. Ortalıktaki sessizliği birkaç kadının iç çekişleri yırtar. Bir Fransız kadını "Ne güzel adam." diyerek yanındakine gösterir.
Türk subayının göğsüne bastırdığı astragan kalpağı sol elinde. Koyu sarı saçları arkaya taranmış. Mavi gözler üzerindeki kalın kaşlar çatılmış, bakışlar buz gibi.
Otel Müdürü Mösyö Martin, Türk subayının önenden saygıyla yürürken iki garson arkasından seğirtir.
Sarı saçlı subay, bütün gözlerin üzerinde olduğunun farkında; fakat o hoş bir vurdumduymazlık içinde.
Sarışın subayın masasına yerleşmesini bekleyen Mösyö Martin saygıyla geri çekilir. İki garson, sarışın subayın siparişlerini alarak uzaklaşırlar. Diğer salondaki uğultu tekrar başlayınca bardakiler de kendilerine gelirler. Buna rağmen bütün masalardan kaçamak bakışlar sarışın paşaya gidip gelir ve sonra fısıldaşmalar.
General Harrington'un masadaki kahkahalarının yerini merak almıştır.
Kimdir bu adam?
Bütün Pera'daki uğultuları kestiren,güzel kadınlara iç çektiren bu Türk subayı kimdir? Kaldıki böyle bir günde meydan okurcasına Pera'ya giren bu Türk subayının burada ne işi vardır ve bu ne cesarettir?
Özellikle kendilerini bile sıradan bir sırıtmayla geçiştiren otel müdürünün bu Türk subayına iltifatı nereden gelmektedir?
General Harrington merakına mağlup olur ve bir tepsi içerisinde Türk paşasının siparişlerini gotüren garsona işaret eder. Generaller, garsonun elindeki tepsideki küçük rakı şişesiyle küçük bir tabaktaki beyaz leblebiye bakakalırlar.
General Harrington, eğilen garsonun kulağına Türk subayının kim olduğunu sorar.
Garsonun cevabı hepsini dondurur.
Biraz önce muhteşem girişiyle salondakileri susturan Türk subayı, İngilizlerle Fransızlara Anafartaları dar eden, Conkbayırı'nı cehenneme çeviren,Çanakkele'de kendilerine dayak atan Binbaşı Mustafa Kemal'dir.
Çanakkale'de ki Binbaşı Mustafa Kemal, şu an karşı masada oturan Mustafa Kemal Paşadır.
İngiliz generallerinin masasında artık kahkaha yoktur. İstisnasız hepsi namını bildikelri Binbaşı Mustafa Kemal'in hayranıdırlar. Kendini çabuk toparlayan General Harrington garsonu tekrar çağırır:
- Hemen gidiniz, General Mustafa Kemal'i masamıza davet ediniz.
General Harrington'un davetinden masadakilerin hepsi memnun olmuştur.
Emri alan garson, Kemal'in masasına doğru giderken generelle birlikte tüm bardakilerin gözü onun üzerinde toplanır.
Kemal içkisinin ilk yudumundan önce bir Bafra maden sigarası tellendirmiş,ağzına birkaç leblebi atmıştır. Çağırmadığı halde kendisine doğru gelen garsonu görünce meraklanır:
- Bir sey mi var çocuk?
Garson saygıyla eğilir:
- Zat-ı alinize bir daveti iletmekler vazifelendirildim paşa hazretleri.
Kemal;"Hımm." diye gülümsedikten sonra sorar:
- Nasıl bir davetmiş bu?
Garson barın köşesindeki masayı gösterir:
- General Harrington ve arkadaşları sizi masalarına davet ediyorlar efendim.
Kemal başını çevirir ve garsonun gösterdiği yöne bakar. General Harrington ve arkadaşları gözlerini dört açmış gülümseyerek kendisine bakmaktadırlar.
İngiliz ve Fransız generaller, onunla göz göze gelince tipik bir sırıtmayla baş eğerek selam verirler.
Kemal de bir baş eğmesiyle selamı iade ettikten sonra garsona döner:
- Harrington cenaplarına saygılarımı iletiniz; lakin onların benim masama gelmeleri gereklidir. Lütfen kendilerini masama davet ettiğimi söyleyiniz Burada ev sahibi olan biziz, kendileri misafirimizdirler.
Bu cevaba garson şaşırır; fakat asıl şaşkınlığı Kemal'in cevabını duyan General Harrington ve arkadaşları gösterir.
Şaşkınlık da değil, resmen bozulurlar.
Bozulmalarının asıl sebebi reddedilmek değil,misafir addedilmektir.
Misafir!
Yani geçici. Yani gidici!
Üstelik davet edilerek gelen. Kaldıki onlar davet de edilmediler, yüzsüzce geldiler.
İngiliz ve Fransız generaller, Kemal ile tanışmak için can attıkları halde yapılan hakareti hazmedemezler.
Kadehlerini bir dikişte yuvarlarlar.
Ne kadeh tokuşturmak ve ne de; "Konstantinepolis'in şerefine!" hiç bir şey diyemezler.
Daha çok kez Mustafa Kemal adını duyacaklarından ve olacaklardan habersizdirler, sadece içlerindeki kin daha da büyür.

Not: Alıntıdır. (Nurten Arslan'ın "Küçük Anılarda Büyük Sırlar" kitabından)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1229
favori
like
share