Fatih'in döneminde görev yapan Papalar sırasıyla şöyledir:

1. V. Felix (1439-1449)
2. V. Nicholas (1447-1455),
3. III. Calixtus (ö. 1455-1458),
4. II. Pius (ö. 1458-1464),
5. II. Paul (ö. 1464-1471),
6. IV. Sixtus (ö. 1471-1484)



--------------------------------------------------------------------------------

Fatih’in bu papalarla nasıl mücadele ettiğini, daha doğrusu papaların bu doğudan gelen kasırgaya karşı Hıristiyanlık gemisini parçalanmaktan kurtarmak için ne gibi acil önlemler aldıklarını öğrenmek ilginç olacaktır.

Önce genel bir tablo:
Latin Hıristiyanlığı yahut Katolikliğin hem İslam tarafından doğranan Avrupa atlasına balans ayarı çekmek, hem de o zamana dek giremediği kuzey ülkelerine sızmak için yeni bir atağa kalktığında karşımıza BİN yılı fenomeni çıkar. Bu bin yılını kazasız belasız atlatmak için kilise ne terler dökmüştür bilseniz. Kıyamet kopacak diye insanları bölük bölük dağlara mı sürmediler, kiliselere çağırıp tövbe mi ettirmediler!... Neyse.

İşte bu 1000 yılının yılbaşını Hıristiyan âlemi kazasız belasız atlatınca Papalık, demek ki kıyamet bir sonraki bin yılaymış diyerek kolları sıvadı ve genişleme projesini masanın üzerine açtı. Ondan sonra ver elini Litvanya, Polonya vs...



--------------------------------------------------------------------------------
Bu arada Avrupa’nın baş belası(!) Müslümanlar ne olacaktı? Adamlar İber Yarımadasına çöreklenmişler, Avrupa topraklarından çıkmam da çıkmam diyorlardı. Onları ve himayelerindeki Yahudileri de temizlemek icap ediyordu.

“Christendom” (Hıristiyan âlemi) ilk bin yılında başaramadığını yeni bin yılda mutlaka başarmalıydı. Yoksa Tanrı’nın katına hangi yüzle çıkarlardı?


--------------------------------------------------------------------------------


Bunun için kanlı savaşlar da dahil, elden gelen esirgenmedi. Kudüs’ten İspanya’ya, Urfa’dan “Hindistan”a kadar seferler düzenlendi. Bu, Hıristiyanlığın yeni atağı olacaktı. Nitekim 1492 yılı, Müslüman ve Hıristiyan âlemleri arasındaki iktidar dengesinin değişmeye başladığını işaret edecekti.

Ancak Avrupa’daki Katolik Çekirdek bu yüksek voltajı fişe takarken, genç bir hükümdar, sanki gelecekteki bir şeyleri sezmişçesine, başına geçtiği imparatorluğun yapısını muasır medeniyete ayarlamakla kalmıyor, bir süre o medeniyetin ihtiyar sakalını da peşinden sürüklüyordu. Ufuklardan ufuklara koşturması bundandı.

Yalnız Tebriz’den Bosna’ya, Belgrad’dan Rodos’a koşturmakla atlası buruşturmakla kalmıyor, aynı zamanda fikir ve bilim ve maneviyat ufuklarını da sürüklüyordu çizmesinin peşinden.
Homeros’u olduğu kadar İmam Gazalî’yi de, Papaların tarihini olduğu kadar İbn Rüşd’ün Gazalî’ye verdiği cevabı da merak ediyor, ‘72 parça gemiyi karadan nasıl yürütürüm de, Haliç’te yan yana dizersem bir yüzer köprü kurarım’ın planlarından yeni Kızıl Elma Şehr-i Roma’nın fetih hayallerine dalıyordu.
İşte bu Fatih’in rüzgâr kanatlı atı, tam 6 Papa eskitmişti. Bunların içinde II. Pius gibi, ona cevap veremeyip kahrından ölen edebiyatçı papalar da vardı.

Bu II. Pius hakikaten ilginç bir Papa. Daha Kardinalken, Habsburg Kralı III. Frederik’in danışmanlığını yapmıştı.

Zaten İstanbul’un fetih haberi, kendisini bu Katolik hükümdarın sarayında bulmuştu. Hemen Papa V. Nicholas’a bir mektup döşendi. Sinirliydi besbelli. “Nedir bu İstanbul’dan gelen feci haberler?” diye yazıyordu kâğıda; elleri titriyordu: “Elim titriyor yazarken; ruhum dehşet içinde: ne öfkesini zapt edebiliyorum, ne de sefil vaziyetini dile getirebiliyorum. Yazık ki, Hıristiyanlık yaralı!... Hıristiyanlığın iki ışığından birisi sönmüş bulunuyor.”

Papa Hazretleri de köpürüyordu tabiatıyla Fatih’e. Ona “Şeytanın dölü” diyordu. Hıristiyanlığın öcü bir an önce alınmalıydı. Katolik prensleri yardıma çağırdı, hatta promosyon olsun diye, askerlerini 6 aylığına kendi emrine tahsis edenlere cennet kâğıtları (endülijans) vaad etti.

Derken 1453 yılının Kasım ayında doğudan bir geminin yanaştığını gördüler Venedik limanına. Gelen saçı sakalı uzamış bir rahibe benziyordu. Kendisini tanıttı. Kievli bir Rustu. Kardinaldi. Adı, İsidoros’du. Ruhanilerle tanıştırınca işin sırrı çözüldü. Bir yıl kadar önce, Aralık 1452’de Papa onu İstanbul’a göndermişti. Ne için mi? Şu Ayasofya’da Ortodoks Patriğiyle ortak ayin icra etmeleri için.

Yapmışlardı ayini yapmasına ya, ardından yaylım ateş altında kalmışlardı. Bir yandan Sinod üyeleri eleştirmişti bu kararı, bir taraftan Katolikler. İşte bu İsidoros, o zamanlar Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesi için uğraşmış, ancak Nisan’da Fatih’in kuşatması başlayınca surların içinde hapis kalmıştı. Fetihten sonra bir fırsatını bulup Cenevizlilere sığınmış, bir süre orada gizlendikten sonra bir gemide kaçak olarak Venedik’e kadar gelmişti.

İsidoros efendi bir de haber getirmişti ki, pek hayır sayılmazdı. Buna göre, Fatih’in niyeti fenaydı. Adamın gözü dönmüştü; yakın bir gelecekte İtalya’ya sefer düzenlemeye hazırlanıyordu. Derhal bir mektup kaleme aldı ve İstanbul’u nasıl düştüğünü anlattı uzun uzun. Tabii arkasına acil eylem planını eklemeyi unutmadı. Ne yapılmalıydı? Bu mektubun bütün İtalya’da bir havadis-i rüzgâr gibi estiğini naklediyor kaynaklar.

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 382
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 09:23
Papa IV. Sixsus Francesco della Rovera
--------------------------------------------------------------------------------


Ancak 1471’de taç giyen IV. Sixtus, farklı bir çare olarak Fatih’i Ruslarla durdurmayı dener. Rusya tahtında III. İvan oturmaktadır. En iyisi onunla akraba olmaktır der bir danışmanı.

Bunun üzerine Kardinal Bessarion’un üvey kızı Zoe 1472’de Roma’da evlendirilir İvan’la. Ardından da Rusya’ya gelin olarak gönderilir.

Umut, Zoe Hanımdaydı ama bu da bir işe yaramayacaktı. Çünkü gelin kız hemen Ortodoks olmuş ve ismini Sofya yapmıştı. İvan’ın ise bir Haçlı seferine girişmeye hiç mi hiç niyeti yoktu. Planları alt üst olmuştu Vatikan’ın.

Bessarion da, yeni Papa da Fatih’i kafaya takmışlardı bir kere. Bir ara Bessarion Fransa Kralı’nı iknaya uğraştı ama bir türlü başaramadı. Morali bozuktu, hastaydı. Ömrü Alpleri sağken son kere daha aşmasına müsaade etmişti. Dönüş yolunda Ravenna’da öldü, Roma’ya ancak cenazesi gelebilmişti. Takvimler 14 Kasım 1472’yi gösteriyordu. Fatih henüz 41 yaşındaydı.

Aynı yıl Papalığın organize ettiği 23 kalyonluk bir Haçlı filosunun İzmir limanına hücum ettiğine ve kısa bir süreliğine de olsa karaya çıkıp bir garnizon kurduğuna şahit olundu. Ancak Fatih’in kuvvetleri derhal yetişti ve şehre yeniden egemen oldu.

Buna, Papa’nın içerideki ayağını kesmekle cevap verdi genç sultan. Otlukbeli’nde Papalıkla işbirliği yapan Uzun Hasan’a da ertesi yıl haddini bildirecekti. Böylece Papa’nın Müslümanı Müslümana kırdırma stratejisi de Doğu Anadolu’da çökecekti.

Papa’nın Venedik’i tekrar yanına alma stratejisi de iflas etmişti. Şimdi artık Osmanlı ile teke tek kalmıştı.

Fatih Katolik dünyanın olası tehdit alanlarına savaş açmıştı. Daha önce Trabzon Rum İmparatorluğu’nun işini bitirmişti. Bu defa Karadeniz’in karşı kıyılarına el attı ve burada Papalıkla işbirliği yapan Cenevizlilerin kolonilerini, Kefe’den başlayarak ele geçirdi.

Ardından sıra Akdeniz’e gelmişti. Rodos vardı hedefte; ancak alınamadı. Buna mukabil İtalyan çizmesinde bir limanda bulunan Apulya kalesi, Arnavutluk kıyılarından hareket eden Osmanlı gemilerindeki kuvvetler tarafından 18 Ağustos 1480’de düşürüldü. Türkler geliyor!

İtalya Otranto’nun düştüğü haberiyle sarsılmış, çizmeye korku hakim olmuştu. Fatih, denizden ve karadan İtalya’ya doğru mu yürüyordu? Bu bir kıskaç operasyonu muydu yoksa?

Papa son bir gayretle insanları yardıma çağırdı, para topladı. Bir yandan da sessiz sedasız planlar yapıyordu.


--------------------------------------------------------------------------------
Ne planı biliyor musunuz? İtalya’dan kaçma planları. Fatih’in geleceği haberleri bütün çizmeyi sarmış, Papa da Fransa’nın Avignon şehrine kaçıp dağların arkasında sakin bir yerde saklanmayı ciddi ciddi planlamıştı.

--------------------------------------------------------------------------------

“Per velvele” Otranto’ya çıkan Gedik Ahmed Paşa kuvvetleri, Apulya (yahut Pulya) kalesine birbuçuk sene yetecek kadar silah, mühimmat ve gıda maddesi depolamıştı. Belli ki, burası, müstakbel İtalya fütuhatı için bir askerî üs vazifesi görecekti.

Ertesi sene Mayıs’ında Fatih’in karadan bir sefere çıktığı haberleri tuz biber ekmişti bunların üstüne. Hem denizden, hem de karadan gelerek Roma’yı fethe mi niyetliydi Fatih? Yapar mı yapardı bu gözüpek adam.

Tehdit, kesenin ağzını açtırmış, kardinaller bu defa tam 150 bin duka altın toslamışlardı ceplerinden. Bununla yeterli bir ordu kurulur ve 25 adet de kalyon yaptırılırdı. İyice bunalan Papa, 8 Nisan 1481 tarihinde bütün Hıristiyan alemine yönelik bir çağrıda bulundu ve zaman bu zaman deyip cömert yardımlarını istedi.

Ancak Papalığın yardımına ecel yetişmişti bu defa. Fatih Sultan Mehmed, 3 Mayıs 1481 günü, Gebze’de, Sultan Çayırı’nda hayata gözlerini yumuyordu. Kesin olmamakla birlikte zehirlenmişti.

--------------------------------------------------------------------------------
Kim tarafından? İddia sahipleri, bu sanatta ustalık kesbetmiş bulunan Vatikan tarafından zehirlendiğini yazarlar.

Nitekim Fatih’in ölümü, Roma sokaklarında bir zafer muştusu gibi esmiştir rivayetlere göre. Şenlikler düzenlenmiş, hatta St. Angelo kalesinden sevinç topları atılmıştır.



--------------------------------------------------------------------------------

Zaten büyük sultanın vefatından 4 ay geçmiş geçmemiştir ki, Otranto İtalyanlar tarafından geri alınır.

Çizme sonunda rahat bir nefes almıştır. Tipi, dinmiştir. Roma vatandaşlarına, Fatih zamanındaki fazla mesailerine mukabil 3 gün tatil izni verilmiştir. Dinlenmeye hakları vardı ne de olsa...

Tam 6 Papa geçmişti Fatih’in tezgâhından. Tam 6 Papa eskitmişti o 51 yaşında hayata veda eden ebedî genç. Ama oğlu Cem Sultan, esir gibi de olsa, yine de İtalya’da bir parça Osmanlı rüzgarı estirecek, o büyük adamın oğlu olarak belki de hakkı olmayan bir itibara sahip olacaktı. Bu bir parça rüzgâr bile hâlâ hakkında ciltlerce roman yazılmasına yetmektedir.


MUSTAFA ARMAĞAN

--------------------------------------------------------------------------------

Yararlanılan eserler:

* John France, The Crusades and the Expansion of Catholic Christendom, 1000-1714, Londra ve New York 2005, Routledge, Bölüm 9.


* Charles A. Frazee, Catholics and Sultans: The Church and the Ottoman Empire, 1453-1923, Cambridge University Press, 1983, Bölüm I.

* A. A. Vasiliev, History of Byzantine Empire, vol. 2, Madison 1958, The University of Wisconsin Press, s. 713-722.
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 09:22
Papa Pius II Enea Silvio Piccolomini
--------------------------------------------------------------------------------





Görünüşe göre burada bir taşla iki kuş vurmak niyetindeydi Papa. İlk kuş, ikna etmekte zorlandığı Katolik prensler ve krallardı. Mektupla onlara gözdağı vermek istiyordu. Ancak öbür taraftan da Fatih’i İtalya seferinden vazgeçireceğini umuyordu.



--------------------------------------------------------------------------------
Mektup uzundu ve Rönesans üslubunda, yani biraz dolambaçlı ve ağdalı bir üslupla yazılmıştı. Kaynaklar Fatih’in bu mektuba cevap vermediğini yazıyor. İlahi kaynaklar! Bu mektup, mahçup kız mektupları gibi hiç gönderilmemişti ki! Papa onu yazmış ve bir matbaada çoğalttırmış ve gerekli yerlere(!) dağıttırmıştı. Fatih’in eline ulaşmasından daha önemli bir propaganda boyutu olduğu aşikârdı basılmasının. Mektup, Avrupa için yazılmıştı.

--------------------------------------------------------------------------------

Ne içeride, ne de dışarıda edebî bir metinden öte yankı bırakmayan bu sağ üst köşesine posta pulu yapışmamış mektubun sessizliğini, Papa’nın 23 Eylül 1463’de kardinallerine çektiği fırça bozacaktı. Bu Katoliklere de ne olmuştu böyle? Ölü toprağı mı serpilmişti üstlerine? Davranın tembel ruhlar! İleri!


Papa bir an bu işte bir taktik hatası yaptığını düşündü. Hep “İleri!” diyordu ama kimseye adım attırmak kabil olmuyordu. Halbuki doğru tavrın “Ardımdan gelin!” olması gerekmiyor muydu? Kendisi başa geçmeliydi. Bir ay sonra Katolik prenslere yeni duyurular gönderdi ve Haçlı seferine çağırdı onları.


Hummalı bir faaliyet başlamıştı Roma’da. Paralar toplanıyor, elçiler saraylara gidip geliyor, organizasyonlar hızlanıyordu.

Nihayet 18 Haziran 1464’de II. Pius, St. Piyer Kilisesi’ndeki haçı eline alarak Ancona’ya gitmek üzere yola çıktı partisiyle. Yalnız kendisini pek iyi hissetmiyordu. Yolculuk müşkilatlıydı gerçi. Ama asıl müşkilat ve sürprizler daha yeni başlıyordu.

Papa’nın çağrısına Fransa, İspanya, Almanya ve Hollanda’dan gelen garibanlar kulak vermiş ve limanlarda toplanmıştı. Ancak ne paraları pulları vardı, ne de silahları. Kuru kuruya gönüllü olmak bir işe yaramıyordu ki.

Üstelik toplandıkları şehirlerin ahalisine yük oluyor, aralarında sık sık kavga dövüş çıkıyordu. Buluşma yerleri olan Ancona’ya tam bir kaos hakimdi. Bu lafta muharipler şehrin kaynaklarını hızla tüketmişlerdi. Çeşitli milliyetlerden savaşçılar arasında kavga eksik olmuyordu. Hastalık derseniz gırla gidiyordu. Hatta yer yer salgına dönüşmüştü. Dirlik düzenlikten sorumlu Girit başpiskoposu, fakir fukaranın evlerine dönmesini istiyordu.

19 Haziran’da Papa II. Pius, Ancona’ya varmıştı. Bu sırada şehir tam bir kaosa teslimdi. Profesyonel askerleri fukara taifesi arasından ara ki bulasın. Bu yüzden Papa’nın Müslümanlar üzerine yürüme çağrısına masumlardan başka cevap veren olmadı. Venedik, Osmanlı Devleti’yle arasını bozmak istemediği için tek bir gemi bile göndermemişti Papa kuvvetlerine. Papa’nın zaten bozuk olan sağlığı bu manzara karşısında berbat bir hal almış, ateşi fırlamıştı.

14 Ağustos’ta bir kardinali yanına çağırdı ve ona, bu kutsal girişimi devam ettirmesini vasiyet etti. Birkaç dakika sonra da hayata gözlerini kapadı. Venedik filosunun kıyıya yanaştığı haberleri geldiğinde o çoktan ruhunu teslim etmişti. Askerleri evlerine, gemileri Venedik’e, hazinesi ise saklanmak üzere Macaristan Kralı’na yollandı.
Fatih’le mücadelede bir Papa daha pes etmişti. Ondan sonraki Papa olan II. Paul (II. Jean Paul ile karıştırmayalım lütfen!) bir Venedikliydi, dolayısıyla Fatih’le aşık atılamayacağını, dahası memleketi olan Venedik’in Fatih’le iyi geçinmesinin menfaati icabı olduğunu gayet iyi biliyordu.

Bu yüzden onun döneminde fazla bir çizik görülmez aynamızda.
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 09:22
Sözü uzatmak pahasına, bu Kievli kardinalin bir arkadaşı olduğunu söylememiz lazım: Sakızlı Leonardo. Onun hayal gücü daha da bereketli olmalı ki, Türklerin kulaklarına bu fetih fikirlerini Şeytanın üflediğini, Bizanslıların başlarına gelen felaketin sebebinin kiliselerin birleşmesi konusunda gevşek ve lakayd davranmaları olduğunu yayıyordu etrafına. Bizans ruhsuz bir bedene dönmüştü onun nazarında. Tanrı’nın gazabı bu yüzden yağmıştı üzerlerine.
--------------------------------------------------------------------------------


Papa da biliyordu pekâla bunları. Ancak bir türlü etrafındaki filleri yerlerinden kımıldatamıyordu. En güvendiği Venedik’in de elini kolunu bağlamıştı Fatih. Bir kapitülasyon; iş tamam. Venedik, bırakın bir Haçlı seferine gemi katmayı, metelik bile veremem diyordu. Öylesine bağlamıştı İstanbul’daki “şeytan” onu. 9 Nisan 1454’de bir konferans toplamak istedi. Ancak nafile. Geleceğin Papası II. Pius Regensburg’da boş sıralara nutuk atmak zorunda kalmıştı.

20 Nisan 1455 tarihi, yeni bir papanın taç giydiğini haber veriyordu. Adı III. Calixtus olmuştu. Yeni Papa hızlı çıkmıştı. Yalnız İstanbul’u geri almakla yetinmiyordu hayal gücü. Gözünü Kudüs’e de dikmişti. Haçlı seferi, Vatikan’ın öncelikli işiydi artık.


--------------------------------------------------------------------------------
Papa Calixtus III Alfons de Borja
--------------------------------------------------------------------------------


Sakız ve Midilli adaları civarında ufak bir Osmanlı filosunu yenilgiye uğratmak bile onun için bir zafer anlamına gelmişti (1456). Hemen bir zafer madalyası döktürdü kendisine. Üzerine şu gurur kokan sözü kazıtmıştı: “Ben dinin düşmanlarının imhası için seçilmiş biriyim.”

Avrupa’dan güçlü bir Haçlı seferi çıkartamayacağını anlayınca bir Müslüman müttefik aradı kendisine ve en uygun adres olarak Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı buldu. Olsa olsa Fatih’i içeriden o durdurabilirdi. Mektuplaştılar. Ne var ki Fatih’i cehenneme göndermeye ömrü vefa etmedi bu Papa’nın da.

Sıradaki.
Şimdi artık o ünlü II. Pius, nam-ı diğer Aeneas Sylvius Piccolomini vardır sahnede. Hem bu Papa, bir hümanist idi, yani Yunan ve Latin klasikleri uzmanı. (Hümanistin o zamanki manası buydu.) 1458’de tahta çıkan yeni Papa’ya Fatih, Mora fütuhatıyla hoş geldin demeyi tercih etmişti. İki ay sonra Mantua şehrinde bir toplantı düzenlemeye karar verdi Papa. Artık bu Türk de çok oluyordu canım.

1459’un Ocak’ında Papa’nın canını sıkacak olaylar zinciri başlamıştı. Canla başla hazırlandığı toplantı, tam bir fiyaskoyla neticelenmiş, tek bir kral veya prens dahi teşrif buyurmamıştı toplantısını. Kalbur altı memurlardı katılanlar. Onlardan da ne köy olurdu, ne kasaba. Yeniden kaleme sarıldı ve bu defa daha ciddi bir tonda yazdı mektubunu. Durumun aciliyetini vurguluyordu. 26 Eylül’de nihayet toparlanabildi kağnılar. Doğu Hıristiyanlarına gösterilen ilgisizlikten yakındı onlara. Burada Trabzonlu Bessarion adlı değerli bir din adamı, Papa’ya cevap yetiştirdi. İddialarını cevaplandırdı teker teker. Tam bu sırada İmparator III. Frederik’in kendisini Macaristan Kralı ilan ettiği haberi bir bomba gibi düştü toplantı masasına. Yeni yeni toparlanan Orta Avrupa Katolik çekirdeği, bir kere daha yara almıştı.

19 Aralık’ta zor bela bir anlaşma metni çıktı ortaya. Buna göre, 30 bin asker, 10 bin at ve bir filo hazırlanacaktı. Ruhbanlardan öşür, yani onda bir vergi tarh edilecek, din adamı olmayanlardan otuzda bir, Musevilerin ise gelirlerinin 20’de biri toplanacaktı.



--------------------------------------------------------------------------------
19 Ocak 1460’da resmi bir ilan çıkarıldı. Tam her şey hazır denilirken İsidoros’un İstanbul Patrikliğine seçildiği haberi geldi. Böylece önemli bir kozlarını kaybediyordu Haçlı hayalcileri. Fetihten kaçan bu değerli Rus kardinali de Fatih’le çalışmaya gidiyordu!
--------------------------------------------------------------------------------


Papa, kral ve prenslere yolladığı elçilerin dönmesini bekleyedursun, Fatih’in beklemeye hiç niyeti yoktu. Roma’ya ulaşan haberlere göre Osmanlılar Midilli’yi fethetmişlerdi. II. Pius giderek umutsuzlaşıyordu. Fatih’in, çağın yükselen yıldızı olduğunu anlamış mıydı bilinmez. Ama etrafından umudunu kestiği açıktı. Bu sefer Fatih’e karşı alttan almaya karar verdi. Hani bazı insanlar yumuşak muameleden anlar ya, belki de bu delikanlıya hitap şekilleri yanlıştı. En iyisi, ona sıkı bir mektup yazmaktı.

1461 yılına gelmiştik ve edebiyatçı Papa II. Pius, sonradan Montaigne’in bile diline düşecek olan mektubunu itinayla kaleme alıyordu.

İkna yeteneğine fazlasıyla güveniyordu.

Mektubunda Fatih’e, Hıristiyan olduğu takdirde kendisini destekleyecekleri ve bu sayede Cihana hükmedebileceği yazılıydı.