1. BÜYÜK (ASYA) HUN DEVLETİ



Hunlar ilk olarak Orhun-Selenga ırmakları ile Ötüken-Karakum-Ordos Bölgesi arasında ortaya çıkmıştır.
Bilinen ilk hükümdarları Teoman'dır.Teoman dönemi hakkında pek bilgi yoktur.

Mete Han Dönemi

Teomanın eşi, Mete Hanın üvey annesi, Mete Hanın tahta çıkmasına karşı çıkınca Mete Han hazırladığı 10.000 kişilik orduyla babasını mağlup ederek tahtı ele geçirmiştir.(209) Mete Han tahta çıktığında"Tanhu" ünvanını almıştır.Mete Hanın ilk mücadele ettiği millet Tunguzlar'dır.Mete Han kuzeyi güvenlik altına aldıktan sonra Çin'e yönelmiştir.Hunların aşırı baskısından bunalan Çin iktidarı Chou,Hunlar ile 318'de bir anlaşma yaparlar. Mete Han döneminde devletin sınırları doğuda Kore,batıda Aral Gölü kuzeyde Baykal Gölü güneyde Tibet Yaylası-Karakum Dağları'na kadar genişlemiştir.Mete Han kendi döneminde 26 milleti egemenliğine almıştır.MeteHan Çin'in feodal bir yönetim benimsemesine karşı o merkeziyetçi bir yönetim benimsemiştir Mete Han M.Ö.207'de orduda onluk sistemi kurarak Türk tarihine önemli bir katkıda bulunmuşturBu tarih her yıl Türk Kara Kuvvetleri'nin kuruluş yıldönümü olarak kutlanmaktadır.

Che-Yu Dönemi (174-160)

Chün-chen'in babası ve dedesi kadar kabiliyetli olmayışı devletin gücüne zarar vermiştir.Çine yapılan seferler durmuş ve Çin vergi vermez olmuştur.Çinli ajanlar bu döneme damgasını vurmuşlardır.Bir yandan İpek Yolu üzerinde bulunan devletlerle Hunlara karşı işbirlik yapmışlardır.Hun devletinin içine sızarak Çine bilgi sızdırmışlardır.Bu dönemde Çin, Hun tarzında düzenlediği 140.000 kişilik süvari ordusuyla Hunları bozguna uğratmıştır.Bu mağlubiyetten sonra Hunların merkezi Gobi'den Orhun Nehri bölgesine taşınmıştır.Çinliler, Hun beylerini birbirine düşürmüştür.Çinliler bu dönemde savunmadan saldırıya geçmiştir.

Hohan-yeh Dönemi (58-51)

Chün-chen'in babası ve dedesi kadar kabiliyetli olmayışı devletin gücüne zarar vermiştir.Çine yapılan seferler durmuş ve Çin vergi vermez olmuştur.Çinli ajanlar bu döneme damgasını vurmuşlardır.Bir yandan İpek Yolu üzerinde bulunan devletlerle Hunlara karşı işbirlik yapmışlardır.Hun devletinin içine sızarak Çine bilgi sızdırmışlardır.Bu dönemde Çin, Hun tarzında düzenlediği 140.000 kişilik süvari ordusuyla Hunları bozguna uğratmıştır.Bu mağlubiyetten sonra Hunların merkezi Gobi'den Orhun Nehri bölgesine taşınmıştır.Çinliler, Hun beylerini birbirine düşürmüştür.Çinliler bu dönemde savunmadan saldırıya geçmiştir.

Çin'in Hun'u Yıpratma Politikaları

1-Hunlarla akrabalık ilişkileri kuruyorlar ve prensesler aracılığıyla casusluk yapıyorlardı.
2-Ordularını Hun sistemine göre düzenliyorlardı
3-Çin ipeğini Türkler arasına yayarak onları lüks hayata alıştırmak ve sosyal hayatı gevşetmek istiyorlardı.
4-Hun beyleri arasında fesatlık çıkarıyorlar ve yoğun propaganda yapıyorlardı ve onları birbirine düşürüyorlardı.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 9234
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 11:05
TABGAÇLAR DEVLETİ



IV. yüzyıl sonlarına doğru, Kuzey Çin'de, kudretli bir siyasî teşekkül meydana getiren, Çinliler'in T'o-ba dedikleri topluluğu, Türkler, "Tabgaç" diye anmışlardır. Orhun kitabelerinde sık sık adı geçen ve Göktürk yolu ile Bizans kaynaklarına da intikal eden Taugast ( = Tabgaç) kelimesi, "Çin" manasına da alınmıştır. Çünkü Göktürkler'in ilk zamanlarında, Türklerce "büyük" tanınan bu sülale, Çin'de hüküm sürmekte idi.
Aslında Türkçe olup, "ulu, muhterem, saygıdeğer" manâsını ifade eden Tabgaç tabiri, bazı Karahanlı hükümdarları tarafından unvan olarak (Tafgaç, Tamgaç) kullanılmıştır. Kaşgarlı Mahmud'un, Türklerden bir bölük olduğunu kaydettiği Tabgaçlar, Çin yıllıklarına göre Asya Hunları'ndan bir kısımdır. Sülalenin resmî tarihinde (Wei-shu) de Mete Han, eski T'o-ba (Tabgaç) hükümdarı olarak gösterilmiştir.

Ayrıca Tabgaçların örf-adet ve geleneklerinden çoğu; Kurt efsanesi, mağara, dağ, orman kültleri, göç efsanesi vb. Türklerle ilgili bulunduğu gibi, dillerinin de Türkçe olduğunu ortaya koyan deliler vardır: Bitegçin (Bitikçi, kâtip, hariciye nazırı), kapugçin (kapıcı, hacib), atlaçın (atlı, süvari birliği), tabagaçın (yaya, piyade birliği), kurakçın (koruyucu, muhafız kıtaları), yamçın (posta sürücüsü), aşçın (aşçı, matbahçı başı), törü (kanun töre) vb. Çin kaynaklarında geçen bu kelime ve tabirler, aynı zamanda, Tabgaçların devlet idaresi ve ordu kuruluşları hakkında da bilgi verir durumdadır.

Bununla beraber, bu Türk devletinde, oldukça büyük ölçüde, Moğolların da yer aldığı anlaşılıyor. Araştırmalarda, Tabgaçlara bağlı kabilelerden, kimlikleri tespit edilebilenlerin yarısından fazlasının Moğol menşeli olduğu neticesine varılmıştır. Ancak Moğollar, diğer Çinli halk ile birlikte şüphesiz tebaa durumundadır.

Çinli'lerin "Wei" adını verdikleri bu sülalenin kurucusu olarak bilinen Şa-mo Han'dan itibaren, 70 yıl kadar uğraşarak Ta-t'ong bölgesindeki mahalli hükümetçikleri idareleri altına alan Tabgaçların, büyük devlet halinde gelişmesi Kuei zamanında (385-409), verimli topraklara sahip Doğu Çin'in Hsien-pi'lerden (Siyenpi) zapt edilmesi ile (409) olmuştur. Başkenti P'ing-Ç'eng şehri (kuzey Şan-si'de Tai bölgesinde) olan devlet, bir yandan Pekin yakınlarına, bir yandan Huang-ho nehri dirseğinin güneyine kadar uzanmıştı.

Kuzey istikametinde, kudretli bir siyasî teşekkül halinde beliren H'yen-bi'lerin (Hsien-pi) varisi, Moğol menşeli, Juan-Juan'lar yüzünden, ciddî bir genişleme olamıyordu. İki devlet arasında, bazen çok şiddetli mücadele, 150 yıl kadar sürmüştür.

Hükümdar Sseu'den (409-423) sonra, Çin'in başkentleri Lo-yang ve Cha'ang-an'ı (bugün Si-gan-fu) ele geçirerek, hakimiyetini Sarı Irmak bölgesine yayan ve bütün Kuzey Çin'i tek idarede birleştiren büyük hükümdar T'a-o (T'ai-wu) devrinde (424-452), Tabgaç Devleti, en parlak çağını yaşadı.

427'de Hun Hia krallığını alan ve Juan-juan'ları mağlup ederek, bugünkü İç Moğolistan'ı istila eden (436) T'ai-wu, 439'da Kansu'daki son Hun Krallığını (Pei-Liang) ortadan kaldırdıktan sonra, İç Asya'ya yönelerek Karaşar, Kuça şehirlerini himayesine bağladı (448). Böylece, ünlü ipek yolu güzergâhı, tekrar Türk hakimiyetine girmiş oldu. T'ai-wu, Çin askerinin "taydan ve düveden farksız" olduğunu söylüyor ve kendisi "Börü" (= Kurt, Çince şekli Fo-li) lakabını taşıyordu.

İmparatorluk merkezini, Türk hayat şartlarına oldukça uygun gelen bozkır bölgesinde (kuzey Şan-si) tutan T'ai-wu, o sıralarda Çin'de yayılmakta olan Budizm'in, Türkler arasında nüfuz kazanmasını önlemeğe çalışıyor, idaresi altındaki Çin topraklarında bile, Budistlerin dini faaliyetlerini kontrol ediyordu. Tapınaklarda âyinler dışında din propagandasını yasaklayan bir emirname çıkarmış (438) ve 446'da emre riayet etmeyenlerin şiddetle takibini emretmişti. T'ai-wu'nun Türk bünyesini ve seciyesini, Budizm'in bozucu tesirinden korumak maksadını güden bu tutumunun manâ ve değeri, daha sonra anlaşıldı.

Tedbirlerin ehemmiyetini fark edemeyen halefleri zamanında, hattâ Budizm'in himayesi cihetine gidildi. İmparator Siun (452-465) ile gelişmeğe başlayan bu durum, daha sonra büsbütün hızlanarak, Tabgaç topluluğunun Çinlileşmesine zemin hazırladı. 493'te, başkenti, bozkır bölgesinden eski Çin merkezi Lo-yang'a nakleden İmparator Hong (471-499), Türk töresine karşı ağırlık verdiği soysuzlaşmayı, 495 yılında Türk örf, adet ve geleneklerini, Tabgaç dilini ve hattâ yazışmalarda Türkçe tabirlerin kullanılmasını yasaklamakla tamamladı.

Buna karşı çeyrek asır kadar devam eden tepkiler, bastırıldı. Kiao'dan (499-517) sonra idareyi devralan imparatoriçe Hu (ölm. 528), Budizm'e o kadar düşkün idi ki, yabancı memleketlerdeki "dindaşları" ile de ilgileniyordu. 520'ye doğru Hindistan'da Ak Hun İmparatorluğu hükümdarı Mihiragula'yı ziyaret ettiğini gördüğümüz Çinli Budist rahip, bu kraliçenin arzusu ile seyahat ediyordu. Tabiatıyla, Tabgaç iktidarı da gittikçe gücünden kaybetmekte idi. Devlet, 535'e doğru Kuzey (Tai'de) ve Batı (Cha'ang-an'da) Weileri adı ile ikiye ayrıldı ve aralarında mücadele başladı. Kısa zaman sonra, bütün arazileri, Çinli hanedanlara intikal etti (550-556).
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 11:04
UYGURLAR DEVLETİ



Kuruluş

Uygurlar Töleslerden oluşan 11 boydan meydana geliyordu.İlk zamanlarda Göktürklere bağlı yaşıyorlardı.Bilahere Karluk,Basmil ve Uygur beyleri Göktürkleri mağlup etiiler.Basmil idaresinde yeni bir hakanlık kuruldu.Lakin Uygur yabgusu Basmil kağanlığını hakimiyetine aldı.Ve Uygur Kağanlığı resmen kurulmuş oldu.Bu devletin kurucusu Kutluk Bilge Kül Kağan'dır.

Moyençor Dönemi

Bu dönemde devlet dört cihettede genişlemiştir.Karluklar ve Türgişler üzerine yapılan seferler neticesinde hudutlar Sirderya Nehri kıyısına kadar genişlemiştir.Kuzeyde Kırgız isyanları bastırıldı.Çin,Uygurlar'a itaat etti.Selenga nehri civarındaki Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlar tamamen susturuldu.Bu sıralarda Çinde isyan çıkmış ve Çin imparatorunun nüfuzu sarsılmıştır.Moyen-çor imparatora yardım ederek onun prestijini kazanmasını sağlamıştır.Bunun için, Çin imparatoru Uygur kumandanlarına ziyafet vermiş ve hiç kimsenin oturamamdığı Çin tahtına Moyen-çor'u oturtmuştur.Ayrıca bu dönemde Çin imparatoru tüm devlet hükümdarlarına sahte prenses gönderirken Moyen-çor'a kendi öz kızını göndermiştir.

Bögü Kağan Dönemi(759-779)

Bu dönemde Çin isyanları devam ediyordu.Aynı zamanda Uygur kuvvetleri Çinin kuzayinde tahribat yapıyorlardı.Eskiden beri olan bir inanca göre Güney Çin sıcak ve rutubetli bir iklime sahipti.Bozkır hayatına alışık olan Türkler burayı zaptetseler bile iklimin ve Çin politikasının etkisiyle Çinlileşirlerdi.Bu nedenle Bögü kağan Güney Çin e girmemiş ve Kuzey Çin i hakimiyetine aldı.Bögü kağan Çin ile anlaşarak isyanı bastırmıştır.Bu yardıma karşılık Çin Uygurlara her yıl 2.000 ailenin gelirini gönderecekti.Bu dönemde her bir Uygur atı 40 top ipekli Çin kumaşına tekabül ediyordu ve Çinlilerde bunları almak zorundalardı.Bögü kağanın Çin seferine engel olmak isteyen Tun Baga Tarkan onu öldürdü.

Tun Baga Tarkan Dönemi (779-789)

Tun baga Tarkan tahta geçtiğinde Alp Kutlug Bilge ünvanını almıştır.Bu dönemde Çin e baskı devam etmiştir.Tun Baga Tarkan Çin ile akrabalık kurmak istemiştir.Ve bir Çin prensesi ile evlenmiştir.Buna müteakip Tibetle olan ilişkiler kesilmiştir.

To-lo-ssu Dönemi ((789-790)

To-lo-ssu,Ay Tengride Kut Bulmuş Külüg Bilge ünvanıyla tahta geçmiştir.Bunun döneminde Beşbalık savaşları olmuştur ve Uygurlar bu savaşlarda yıpranmıştır.790 yılında öldürülmüştür.

Feng-Ch'eng Dönemi (790-795)

Bu kağan döneminde ülke az çok huzura kavuşmuştur.Fakat Feng Ch'eng evlat bırakmadan 795 de ölmüştür.

Kutlug Bilge Dönemi (796-805)

Kutlug Bilge,Ay Tengride Ülüg Bulmuş Alp Ulug Bilge ünvanıyla tahta geçmiştir.Kutlug Bilge Karlukların isyanını bastırmış,Tibetlilerin ellerinii Doğu Türkistan dan çekmelerine muvaffak olmuş ve Doğu Türkistan'ın büyük şehirlerine önem vererek gelecekte Uygurların buralara göç etmelerine zemin hazırlamıştır.Kutlug Bilge , Moyen-çor ve Bögü kağanlar döneminde bile halledilmemiş olan Kırgız sorununu çözüme kavuşturmuştur.Kırgız zaferiyle birlikte Uygurlar zirveye ulaşmış oldu.Hem Orta Asya da en geniş sınırlara ulaştılar hem de hakimiyetlerine gölge düşüren hiçbir problem kalmadı.Ve İran ve Arap ülkelerine giden ticaret yolları Uygurların eline geçti.Uygurların güçlenmesi T'ang sülalesini tedirgin etti.Bu yüzden şehir kalelerine daha becerikli kumandanlar göndermeye muhafız sayısını arttırmaya,surları takviyeye ve politik tahriklere başladılar.

Tengride Bolmış Alp Külüg Bilge Kağan Dönemi (805-808)

Bu kağanın en önemli icraati Türkistan'ın en önemli şehirlerinden biri olan Kuça'yı Tibetlilerin elinden kurtarmasıdır.

Ay Tengride Kut Bulmış Alp Bilge Kağan Dönemi (808-821)

Bu dönemde çok önemli bir olay gerçekleşmiştir.Tibetlilerin en iyi dostu ve her savaşta en önde giden Şha-t'olar ile Tibetlilerin arası bozulmuştur.Tibetliler Şha-t'olar'ın Uygurlarla işbirliği yaptığından şüphelenmiş ve buna mukabil Şha-t'olar'a saldırı yapıldı.Hakan,Çin imparatoruna Elçilik heyeti göndererek akrabalık ricasında bulundu.Çin imparatoru Çok zor durumda kalarak tereddüt ettiysede evet demek zorunda kaldı ve kızını Uygur kağanına verdi.Uygur kağanı 821 de vefat etti.

Kün Tengri de Kut Bulmış Alp Küçlüg Bilge Kağan Dönemi (821-824)

Ay Tengride Kut Bulmış Alp Bilge Kağan ölünce yerine , Kün Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kağan geçti.Ölen kağanın akrabalık ricasını kabul etmiş olan Çin imp. Ölünce verilen söz yeni hükümdarlar arasında gerçekleştirildi.821 yılı Uygur tarihinin dönüm noktası olmuştur.Bu tarihten sonra Uygurlar arasında türlü entrikalar , suikastlar birbirini takip eder.Bu karışıklık içinde Uygurların siyesi güçleri hızlı bir şekilde zayıflar.Uygur hakanı bu iç durumu düzeltmek ve Çin ile olan ilişkilere büyük önem vermiştir.Dış görünüş olarak Uygur kağanının şerefini yükselten bu savaş tehdidiyle yapılan evlilik Çin lehineydi.Tai-ho Prensesi Uygur ülkesi için tam bir uğursuzluk timsali olmuştur.Çinliler politik tahriklerini bu Hatun yoluyla yürüttüler.Bu kağan 824te öldü.

o-sa (Hazar Tegin) Dönemi (824-832)

Ay Tengride Kut Bulmış Bilge Kağan ünvanıyla tahta geçmiştir.Bu dönemde iki ülke arasında (Uygur-Çin) sık sık elçi trafiği yaşanmıştır.Çin imp. Uygur elçilerine sık sık ziyafetler vermiştir.Bu dönemdeki ilginç bir konuda Çinliler bir yandan Uygur'u zayıflatmaya çalışırken diğer taraftan da Uygur atlarına çok yüksek ücretler ödüyorlar ve kıymetli eşyalar göndermeye devam ediyorlardı.Ho-sa Kağan 832 de bazı kaynaklara göre yeğeni bazı kaynaklara göre de nazırları tarafından öldürülmüştür.

Hu Tegin Dönemi (832-839)

Ay Tengride Kut Bulmış Külüg Bilge Kağan ünvanıyla tahta geçti.839 senesinde Uygur hakanının nazırları tahtı gasbetmek istediler fakat Hu tegin onları öldürttü.O sırada diğer bir Uygur nazırı olan Kürebir seferde idi.Külebir hakanın bu davranışına çok kızmış ve isyan etmiştir.Neticede Kağan ölmüştür.Kaynakların kimine göre Kürebir öldürdü kimine göre ise Hakan intihar etti.

Hosa Tegin Dönemi (839-840) ve Yıkılış

Bu dönemde aksilikler birbirini kovaladı.839-840 kışı çok ağır geçtiğinden çoğu Uygur ekonomisine dayanan hayvancılık ekonomisi sarsıldı.Nazırlar arasında da anlaşmazlıklar çıktı.Hu Tegin'in ölümüne üzülen ve Kürebir'e kızan Külüg Baga, Kırgızlarla anlaşarak 100.000 süvarinin başında merkeze hücum etti.Ho-sa Tegin'i ve Kürebir'i öldürdü.Hakanlık otağını yaktı.Böylece Kırgızlar Moyen-çor ve Kutlug Bilge döneminde uğradıkları saldırıların intikamını korkunç bir şekilde almış oldu.(840)
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 11:03
AKHUNLAR DEVLETİ


Büyük kısmı Volga'dan batıya geçen Hunlar'dan, Güney İran'a ve Batı Afganistan'a inen bir bölük olduğu tahmin edilen Orta Doğu Hunlarının, hiç olmazsa, Ak Hun (Eftalit) devleti hanedan ailesi ile hakim zümresini teşkil ettikleri ileri sürülmüş; veya bu devlet, Töleslerden Chao-ché'lere (Kao-kü = Uygurların ataları) bağlı Hua kolu mensuplarının Cungary bozkırlarından Horasan bölgesine geçerek, 5. asrın ortalarına doğru bir siyasî teşekkül haline gelmesi ile ilgili görülmüştür. Hun tarihinin bu noktası, oldukça karanlık bir manzara taşımaktadır. Hakimiyetini, Hazar kıyılarından Kuzey Hindistan'a, Afganistan'a, İç Asya'ya kadar genişleten bu kavmin veya kavimler topluluğunun, çeşitli vesikalarda birbirinden farklı adlarla anılması, durumu daha da karıştırmakta gibidir. Vaktiyle Ed. Chavannes, Yetaların neşet ettiği Hua (Hoa) topluluk adı ile "Hun" kelimesinin yakın ilgisi bulunduğunu düşünmüş ve J. Marquart, türlü adlarla zikredilen bu kavmin, Priskos'taki Kidarita'lardan (Sasanî İmparatorluğu hududunda, Kafkaslar'da oturan Hunlar) ibaret olduğunu ileri sürmüştü. Bizanslı tarihçi Theophanes'e (8. asrın 2. yarısı) göre "Ephtalit" adı, Sasanî İmparatoru Peroz'u (Fîruz. 459-484) mağlup eden Hun hükümdarı Ephtalanos'tan alınmıştır. Bu adın, aslında, Eftalit paraları üzerinde görülen Hephthalkhion olduğu ve birinci kelimenin sülale adını, ikincisinin de kavim ismini gösterebileceği bildirilmiştir. Diğer taraftan, İskenderiyeli Kosmas Indikopleustes (545-549 arası) ile Bizans tarihçisi Prokopios'un (545-550 arası) eserlerinde ve eski Hind vesikalarında aynı kavimden Ak Hunlar (Bizans: Devkhoi Ounni; Hind: Şveta-Huna) diye bahsedilmiştir. 520 yılında, Ak Hun - Eftalit hükümdarını ziyaret eden Çinli seyyah Song Yün'ün notlarından, bu kavmin Hunlarla akrabalığı anlaşılıyordu. 5. asrın ilk yarısında Sasanîlerle çarpışan Ak Hun hükümdarı, "Khakan" unvanını taşıyordu ve Afganistan bölgesindeki Ak Hun prensinin unvanı da "Tegin" idi. Bölge yerli halkının İranî asıldan olduğu şüphesizdir.
Ak Hun-Eftalit meselesi, son zamanlarda, bilhassa K. Czegledy'nin geniş araştırması ile, oldukça açıklık kazanmış görünüyor. Buna göre, tarihî gelişme, 350 yıllarında Altaylar havalisinden batıya doğru cereyan eden büyük göç hareketi ile ilgilidir. İç Asya'da, Hun idaresinden sonra iktidara gelen Sienpilerin yerine kurulan büyük Juan-juan devletinde, Uar ve Hun adlarında iki kabile grubu, 350'lerde, bilinmeyen bir sebeple o devletten ayrılarak, bugünkü Güney Kazakistan bozkırına gelmiş; buranın eski Hun halkını Volga'ya doğru ittikten (Avrupa Hunları) az sonra güneye yönelerek, Afganistan'ın Toharistan bölgesine inmişti. 367'ye doğru, buradaki eski Kuşan (Büyük Yüe-çi) ülkesine hükmeden "Kidarita" hanedanını (ihtimal İran asıllı) da Baktria'ya (Belh havalisi) süren bu İç Asyalı kütle, söylendiği gibi, Uar (= Avar) ve Hun kabileler birliği idi. Bu birlik, daha sonra Kangkü (Çu-Maveraünnehir) ve Sogd'un (Semerkand ve havalisi) hakimleri olarak, (Çince'deki Hiung-nu ve Avrupa dillerindeki Hun şekilleri arasında mahallî söylenişlere göre bazı ufak değişiklikler gösteren) yukarıda sıraladığımız adlar altında anılmıştır. Hakimiyetini, batıda Hirkania'ya (Gurgan, Hazar denizinin güneyi) kadar genişleten bu devlet, 5. asır ortalarından itibaren Heftal adında yeni bir hükümdar ailesine sahip olmuş (bu ad ilk defa 457'de görülüyor) ve yıkıldığı 557 yılına kadar hem sülale, hem kavim olarak, öteki adlar ve Ak Hun adı ile birlikte bu adı da taşımıştır. Yapılan tespitlere göre, devlette rol oynayan kabilelerden bazıları şunlardı: Kadis-hun (Herat civarında. Pers kaynaklarında Hvon, Prokopios'da Eftalit diye zikredilen bu kabile, sonra İran'ın batısına göçmüştür; "Kadisiya" yer adının menşei), Zavul (Zabul; bundan Zabulistan), Çol (Çöl? Gurgan = Curcaniye, havalisinde), Kernikhion (Karmir-hyon= Kızıl? Hun), Askil-Eskil. Bunlardan hiç olmazsa bir kısmının yerli olduğu aşikardır.

Sogd bölgesini ele geçirdikten sonra İran üzerine baskı yapan Uar-hunların, 9 yıl kadar süren (358'e doğru) şiddetli hücumları karşısında yıkılma tehlikesi geçiren Sasanî İmparatorluğu, Şapur II'nin gayretleri ile kurtuldu. Hattâ, iki taraf arasında ittifaka varan bir antlaşma oldu ve bu durum üç nesilden fazla bir süre devam etti (bu arada, Şapur'un, 359'da Amida'yı [Diyarbakır] kuşatmasında, yardımcı olarak, Hun kuvvetleri de bulunmuştu). Fakat Bahram Gor zamanında (420-438) başlayan yeni taarruzlar (427'den itibaren), Sasanîleri sarstı. Sogd bölgesinden Ceyhun'un güneyine doğru gelişen istila hareketinin, Bahram Gor tarafından, başarı ile durdurulması, onun en şöhretli ("kurtarıcı") İran imparatorlarından sayılmasına vesile oldu. Halefi Yazdgird II zamanının (438-457) sonlarına doğru, Uar-Hunların (Ak Hun) başında, büyük hükümdar, Eftal (Abdel) hanedanından, Kün-han (Kun-han Priskos'da Kougkhas, İslam kaynaklarında Akh.ş.n.var vb.), İran iç işlerine karışarak, himayesine aldığı veliaht Peroz'u (Fîrüz) Sasanî tahtına çıkarmış (459-484), hakimiyetini Kuzey Hindistan'a doğru genişleterek orada, başında Skandagupta'nın bulunduğu Gupta devletini dağıtmıştı (470'e doğru). 484 yılında, Ceyhun kıyılarında Ak Hun - Eftalitler tarafından mağlup edilerek Herat bölgesini kaybeden ve yıllık vergiye bağlanan Sasanîler'in, bu sırada geçirdiği dinî-içtimaî bir sarsıntı, ülkelerini ihtilale sürükledi. Bu, Mazdek isyanı idi. Mazdek, Mani inancındaki "ikili" telakki (ışık-karanlık, iyilik-kötülük mücadelesi) üzerine sosyal huzursuzluk amillerini de ekleyerek, o tarihlerde yorulan ve iktisadî darlık içine düşen topluluğu kurtarmak iddiası ile, düşüncelerini yaymağa başlamıştı. Buna göre, insanların saadetini bozan iki unsur vardı. Biri servet, diğeri kadın. Bunlardan her ikisi de herkesin ortak malı olduğu takdirde, yeryüzünden kötülük kalkacaktı. Bu tipik komünist propaganda neticesinde, arazi ve servet sahipleri ile aile müessesesine karşı kışkırtılan halk, Mazdek ve müritleri tarafından ayaklandırıldı. Din adamları ve asiller öldürüldü, kadınlar tecavüze uğradı, evler ve konaklar yağmalandı, tahrip edildi. Devletin sıhhat kazanacağı hususunda Mazdek'e inanmak gafletini gösteren Şah Kavad (veya Kubad, 488-496 ve 498-531) da hapsedilmişti; fakat o, kurtulmak imkânını bularak, komşu Ak Hunlara sığındı (496). İran'da olup bitenleri yakından takip eden Ak Hun hükümdarı, insanlık yararına hiçbir şey göremediği Mazdek hareketini kırıp yok etmek için, Kavad'ı 30 bin kişilik Hun süvari birliği başında İran'a gönderdi. Bu suretle Şah, ihtilali bastırdı (498-499) ve hadiselerin gelişmesinden, felaketin derecesini kavrayan halkın da yardımı ile, Mazdek ve taraftarları yakalanarak idam edildi. Tabiatıyla, temizlik ve ülkenin sükûnete kavuşturulması, uzun bir zamana ihtiyaç gösterdiğinden, Sasanî İmparatorluğunda hak, adalet ve mülkiyet esasında normal nizam, daha ziyade, Kavad'ın oğlu Husrev I. Anüşîrvan (531-579) devrinde kurulmuştur ki, bu şehinşah, tarihte "Adil" lakabı ile anılır.

Çin kaynaklarına göre, İç Asya'da Hoten, Kuça, Aksu, Kaşgar ve etrafını hakimiyetlerine alan Ak Hun-Eftalitler, bu arada Kuzey Hindistan'ı da zaptetmişlerdi. Bu harekât, "Tegin" unvanını taşıyan ve Kâbil'de oturan Toramana adındaki başbuğ tarafından idare edilmişti. 6. yüzyılın ilk yarısında ise Toramana'nın oğlu Mihiragula (Gollas, 515-545) imparatorluk güney kanadının en azametli hükümdarı görünmektedir. Ordusunda, daima 700 savaş filinin bulunduğu rivayet edilir. Fakat Budist rahipler (Song Yün ve ondan bir asır sonra buraya gelen Hiuen-tsang), bu "Huna kralı"ndan hoşlanmamışlardır. Çünkü Mihiragula, Budizmi ülkesi halkı için tehlikeli sayıyor ve Budistleri kontrol altında tutuyordu. Buna karşılık, İskenderiye'den Hindistan'a giden tüccar (sonra keşiş) Kosmas tarafından ve 530 tarihli Gwalior kitabesi ile Sanskrit yazılı "Keşmir Vekayinamesi"nde Mihiragula, Hindistan'ın en büyük hükümdarı olarak tasvir edilmektedir.

İran'da Anüşîrvan büyük bir devlet adamı olarak belirdikçe, Ak Hun - Eftalitler sönükleşti. 552 yılında, Orta Asya'da Göktürk Hakanlığı kurulup İstemi Yabgu, Maveraünnehir bölgesinde faaliyete geçtiği zaman ise, iki büyük imparatorluk arasında sıkışan Ak Hun - Eftalit devletinin, Göktürklerin mücadeleye giriştikleri Juan-juanlarla olan siyasi ve sıhrî rabıtaları da fayda vermedi. Anüşirvan ve İstemi'nin ortaklaşa hareketleri neticesinde, Ak-Hun iktidarı yıkıldı ve ülke Göktürklerle İranlılar arasında paylaşıldı (557).
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 11:02
GÖKTÜRKLER DEVLETİ

Asya Büyük Hun İmparatorluğu'ndan sonra, her bakımdan temsil ettiği Türk kültürü itibariyle ikinci "süper" Türk imparatorluğu niteliğinde olan Gök-Türk hakanlığı, "Türk" sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak benimsemekle, bütün bir millete ad vermek şerefini kazanmış, Doğu Sibirya'daki Yakut Türkleri ile batıda Ogur (Bulgar) Türklerinin bir kısmı dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri kendi idaresinde birleştirmiştir. Hakanlığın yıkılmasından sonra bir yelpaze gibi açılarak dört tarafa yayılan çeşitli Türk zümreleri gittikleri yerlerde 'Türk" adını ve Gök-Türk idarî, siyasî ve iktisadî geleneklerini yaşatmışlardır. Yine bütün bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, töre ve hayat telakkisinin izleri görülmüştür. Gök-Türklerden sonraki çağlarda, R Türkçesi (Ogur lehçesi) müstesna, bütün Türk lehçe ve ağızları Gök-Türk Türkçesi'nin damgasını taşır. Doğudan batıya: Orta Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, İran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile Türk'tür.
Bizim bugün diğer Türk devlet ve zümrelerinden ayırdetmek üzere Gök-Türk (Kök-Türk) dediğimiz bu topluluk ve devletin adı "Türk" veya "Türük" idi. Ancak, kitabelerin bir yerinde, kendini Gök-Türk olarak tanıtmıştır ki, "Gök'e mensup, ilahî Türk" manasına gelen bu tabir, V. Thomsen'e göre hakanlığın parlak devresine işaret etmekte olmalıdır (herhalde Mu-kan Kağan zamanı).

Gök-Türk hakanlığı çağında, daha doğrusu 6.-9. asırlarda Orta Asya'da tarihî rol oynayan toplulukların, çeşitli adlar altında gruplaşan Tölesler olduğu anlaşılmaktadır. Türkçe Töles kelimesi, ihtimal "asıl, kök, temel" manalarına gelmektedir. (Bk. L. Bazin, Les Calendriers..., s. 661, 667.)

Tölesler (Tölös, Tolis, Çince'de T'ie - lo, T'ieh - le), Çin kaynaklarında eski Hun boylarından olarak zikredilen ve bütün Orta Asya'ya yayılmış kalabalık Türk kütleleri bütünüdür. Sui-shu'da (Çin Sui hanedanının 581-618 yıllığı) 50 kadar kabilesi sayılmakta ve şöyle sıralanmaktadır: 1'i Baykal gölünün kuzeyinde, 5'i Tola ırmağı kuzeyinde, 5'i Tanrı dağları kuzey eteğinde, 9'u Altaylar'ın güneybatısında, 4'ü K'ang (Semerkant havalisi) krallığının kuzeyinde, 10'u Seyhun boyunda, 4'ü Hazar'ın doğusu ve batısında, 6'sı Fu-lin'in (Bizans) doğusunda". Ancak Baykal gölünden Karadeniz'e kadar yayılan bu toplulukların hepsini de Türk menşeli saymak doğru olmasa gerektir. En batıda gösterilen bazılarının (mesela Alanlar) İranlı oldukları biliniyor. Wu-hun'lar (=Ugor) da Urallı bir kavim grubudur. Ayrıca, Ogur boylarının da T'ieh-le'ler olarak zikredildiği anlaşılmaktadır. Töles boylarının, taşıdıkları adlar henüz tamamen çözülememiş olmakla beraber, Hunlardan geldikleri ve umumiyetle dil ve örflerinin Gök-Türklerinkinin aynı olduğu belirtilmiştir. Bazı Çin kayıtlarına göre, Tabgaçlar devrinde (386-534), yüksek tekerlekli araba kullandıklarından dolayı Kao-kü (Chao-ch'e = yüksek tekerlek) diye adlandırılan bir kısım Töles kabileleri, diğer Türkler gibi kendilerini kurt ata'dan türemiş kabul ederlerdi. Ayrıca, T'ang-shu'da (Çin T'ang sülalesi 618-906 yıllığı) da 15 Töles kabilesinin adlan verilmiştir. Gök-Türk hakanlığı zamanında Orta ve Doğu Asya'da gruplaşan Tölesler ile diğer ilgili bölgelerdeki topluluklar şunlardır:

1. Tarduşlar (Çince'de Sie Yen-t'o, Hsieh Yen-t'o. Hsie/ = Sir/ Yen-t'o = Tarduş?). Töles kabilelerinden bir grup (herhalde Tarduş: Hakan Tar-du'nun unvanı ile anılanlar: Batı Gök-Türkleri= On-oklar) Altaylar'ın batısında oturmakta olup Töleslerin en zengin ve kuvvetlileri olarak gösterilirler.

2. Uygurlar. Töleslerden bir kütle. Tola ırmağının kuzey sahasında yer almışlardı.

3. On-Oklar (ihtimal "Tarduş" diye de adlandırılan Töles grubu), Altaylar'dan Seyhun (Sîrüderya) yakınlarına kadar uzanan geniş bölgede görünüyorlar. Çu ırmağı - Isıkgöle göre, 5'i doğuda To-lu (sol kanat), 5'i batıda Nu-çi-pi (sağ kanat) adı ile 10 kabileden kurulu olup, "Batı Gök-Türkleri" diye de anılmışlardır. Türgişler, To-lulardan idiler. Ayrıca bunlardan bir kısmı Çu-yüe (Çiğil?) ve Ç'u-mi (Çumul) adları ile anılan Türk kabileleri ile birlikte 630'u takip eden yıllarda, Gök-Türk hakanlığının fetret devresinde, Beş-balık civarındaki kurak bozkırlara çekilmişler ve Şa-t'o (Çince çöl veya Türkçe sadak? Veya Çiğil'ler?) adını almışlardır.

4. Karluklar. Altaylar'ın batısında idiler.

5. Oğuzlar (630'dan sonra bu adla ortaya çıkan Töles boyları.) Selenga ırmağı - Ötüken bölgesinde oturuyorlardı.

6. Doğu Avrupa'da Türk toplulukları: Avarlar, Hazarlar, Ogurlar, Peçenekler ve ihtimal Kıpçak-Kumanlar vb.

7. Kırgızlar. Baykal'ın batısında, Yenisey nehrinin kaynakları bölgesinde idiler.

8. Basmıllar (Çince'de Pa-si-mi). İdi-kut'unun (hükümdar) Türk olduğu belirtilen bu kavmin aslen yabancı olup, Türklerle karıştığı ileri sürülmüştür. Daha ziyade İç Asya'da Beş-balık havalisinde görünmektedirler.

9. K'i-tan, Tatabı, Dokuz-Tatar, Otuz-Tatar gibi Moğol soyundan kabileler doğu bölgesinde Kerulen ve Onon nehirleri havalisinde bulunuyorlardı.

Ancak, hatırlatmak gerekir ki, bütün bu topluluklar, zaman zaman yer değiştirmekte, arada bir çözülen boylardan yeni birlikler meydana gelmekte, hulasa oynak kütleler teşkil etmekte idiler. Yine görülmektedir ki, Tarduş, Uygur, On-ok, Oğuz, Ogur, Hazar vb isimler Türk soyundan gelen kütlelerin türlü teşkilatlanmalar dolayısıyla aldıkları adlardan ibarettir. "Türk" de, bilinen manası ile önceleri belirli bir topluluğun (Aşına ailesi etrafında toplananların) adı iken sonraları yaygınlaşmıştır.

Gök-Türkler, Çin kaynaklarının açıkça belirttikleri üzere, Asya Hunlarından iniyorlardı. Başbuğ ailesi olan Aşına soyunun bir dişi kurttan türediğine dair o çağda pek yaygın olduğu anlaşılan rivayetler, Gök-Türklerin erken tarihini efsanelerle karıştırmaktadır. Ancak kurttan-türeme geleneğinin, Asya Hunları arasında da mevcut olması ve kurt ata'nın Türkleri dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdığı (Bozkurt Destanı'nın aslı) rivayetinin Hunlarda görülmesi, Gök-Türklerin Hunlara nispetini ortaya koymaktadır. Aşına ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama uğramış olduğu rivayetini, Tsü-kü (aslında Asya Hun devletinde bir unvan) adlı Hun ailesine mensup Meng-sün tarafından kurulan Kuzey Liang Hun Devletinin, 439'da Tabgaçlar tarafından yıkılması hadisesine bağlamak mümkündür. Sui-shu'ya (Çin yıllığı, 581-618) göre, bu Hun devletinde idareyi elinde tutan Tsü-kü (Chü-ch'ü)'ler imha edildiği zaman, A-shih-na (Aşına) kolu, 500 ailelik bir kütle halinde, Kan-su bölgesinden göçerek, Juan-juanlara sığınmışlardı. Gök-Türklerin nüvesini teşkil ettiği belirtilen ve Meng-sün'ün oğlu An-çu ve sonra torunu Şu'nun öldürülmesi üzerine önce Hsi-hai'da iken sonra Altaylar'a nüfuz eden bu kütle, Chü-ch'üler (Tsü-kü) yolu ile de Asya Hunlarına bağlanmaktadır ve hatta, bu kısa göç hareketini idare eden Aşına soyunun, Güney Hun tanhuları yolu ile Mo-tun'un mensup olduğu ünlü T'u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Kurt ata inancı dolayısıyla Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurt başlı sancak (tuğ) olmuştur.
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 11:02
Olay :

Ağır vergiler altında ezilen Bizans çareyi Atilla'yı öldürtmekte aramıştır.Suikastı gerçekleştirmekle görevli Bigila ve heyet, Atilla'nın yanına varmadan Atilla Edekon vasıtasıyla durumdan haberdar olur.Fakat Bizanslıların hiçbirine dokunmaz..Thedosios'a şu mektubu yollar :"Thedosios, Atilla asil bir babanın oğludur.Atilla babası Muncuktan aldığı asaleti muhafaza etmiştir, fakat Thedosios Atillanın haraç-güzarı olmakla köle durumuna düşmüştür.Thedosios kölelik haysiyetinide koruyamamıştır, çünkü efendisi olan Atillanın canına kıymak istemiştir."Böylece Bizansın işi biter ve sıra Batı Roma'ya gelir.

Galya Seferi (451)

Nedeni:

Atillanın Batı Roma topraklarını kendi topraklarına katmak istemesi.

Gelişme:

Roma imparotoru III.Valantinianus'un kızkardeşi Atillayla evlenmek istemiş ve Atillaya nişan yüzüğü göndermiştir.Augusta'nın evlenme teklifini kabul ettiğini bildiren Atilla çeyiz olarak Augusta'nun payına düşen Roma imparotorluğunun yarısını veya Augustanın kocası sıfatıyla Roma imparotoruluğu idaresine iştirak hakkını istedi. Bu kabul edilmeyince savaş kaçınılmaz oldu.

Sonuç:

200.000 kişilik Roma kuvvetleriyle karşılaşan 200 .000 kişilik Hun ordusu savaşmıştır.Savaşta kimin galip geldiği hala münakaşa edilmektedir.Fakat 24 saat süren savaş sonunda yaklaşık 165.000 kişi ölmüştür. Güçlü olan rivayet ise Roma ordusunun dağıldığı ve Aetius'un zor kaçtığıdır.Fakat Atillanın gayesine ulaşabildiği aşikardır.

İtalya Seferi (452)

Nedeni:

Atilla'nın İtalya'yı zabtetmek istemesi.

Gelişme:

100.000 kişilik bir orduyla Po ovasına kadar ilerleyen Atilla Romanın başkentini tehdit ediyordu.Halk ve saray endişeli idi.Roma Senatosu çok korkuyordu ve ne olursa olsun barış yapmaya kararlıydı.Bunun için Papa I.Leo heyeti, Atillanın ordugahına giderek yalvarır.Atillada bu eski medeniyet merkezine zarar vermek istemez ve muzaffer ordusuyla başkentine geri döner.Atilla bir yıl sonra zifaf gecesinde kanama geçirerek hayatını kaybeder.Atillanın ölümünden sonra sırasıyla İlek, Dengizik, İrnek babalarının yerini tutamadılar.

İmparotor olan İlek ayaklanan Germen kavimleri ile yaptığı Nedao Savaşında hayatını kaybeder.

Dengizik ise çok cesur fakat siyasi zekadan mahrumdur.İmparator birliğini yeniden kurmak için neticesiz mücadelelere girer, nihayet bir Bizanslının kılıcı ile can verir.

İrnek ise büyük kardeşinin ölümünden sonra orta Avrupa'da tutunmanın zorluğunu anlayarak savaşlarda yorgun düşen Hunların büyük bir kısmını alarak Karadenizin batı kıyılarına dönerler.
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 11:02
I.Balkan Seferi(440)

Nedenleri :

-İkinci Theodosios'un Hunlardan kaçanları iade etmemesi.
-Grek tacirlerin Hunları aldatmaları

-Margos piskoposunun Hun büyüklerinin mezarlarını soyması

-Vandalların Bizans'a karşı Atilla'dan yardım istemesi.


Gelişme:

Morgos'un zaptıyla başlayan hareket Batı Roma impatotorunun , Theodosios'un antlaşmaya riayet edeceğini bildirmesi ve bunun karşılığında kendi oğlunu Hunlara rehin vermesi sonucu durur.Batı Roma ve Bizans'ı baskı altına alan Atilla, bir çobanın savaş tanrısı Ares'in kılıcını bularak Atilla'ya vermesi herkese Atilla dünyaya hükmedecek yargısı uyandırdı.

II.Balkan Seferi (447)

Nedenleri:

-Bizansın kaçakları geri vermemesi
-Yıllık vergiyi ödememesi


Gelişme:

İki koldan ilerleyen Hun ordusu Tuna'yı geçtikten sonra sırasıyla Sofya, Filibe, Breslau ve Lüleburgaz'ı alır ve Bizansın başkentini kuşatmak için Büyükçekmece'ye ulaşır fakat Bizansın barış istemesi üzerine Anatolios Barış Antlaşması yapılır (447).maddeleri:

-Kaçaklar derhal iade edilecek

-Geçmiş vergiler karşılığında 6.000 lire altın Hunlara ödenecek

-Hunlara ödenen yıllık vergi 2.100 libre altına çıkarılacak

-Parasını ödemeden Roma'ya kaçan esir başına 12 altın ceza ödenecek bu ceza ödenmediği taktirde esir sahibine iade edilecek

-Romalılar Hun ülkesinden kendi taraflarına kaçanları bir daha kabul etmeyecek
matrakSsS Tarih: 13.05.2007 11:01
2. AVRUPA (BATI) HUN DEVLETİ


Batı Hunları, Avarlar ve diğer Hun kabilelerin baskısı sonucu batıya yani Karadenizin kuzeyine doğru göç etmek zorunda kalmışlardır.

Batı Hunlarının lideri Balamir önce Ostrogotlara taarruz ederek bu devleti yıktı.Ostrogotların lideri Ermanarikh intihar etti.(374)daha sonra Vizogatları yenen Balamir, Roma imparatorluğunun kuzey eyaletlerini alt üst ederek ispanyaya kadar gelmiştir.


Kavimler Göçü (375):

Batı Hunlarının batıya göç etmesi sonucu Ostrogotlar , Vizigotlar, Gepitler ve Vandalların birbirini ittirerek batıya göç etmeleridir.
-Türkler Anadoluya ilk kez Hunlar döneminde girmiştir.Ve Kudus'e kadar ilerlemişlerdir.

Balamir'in ölümünden sonra yerine Uldız geçer.Uldız döneminde Atilla dönemine kadar olan dış siyaset belirlenir.Uldız'ın ölümünden sonra tahta Rua geçer.Rua'nın kardeşlerinden Muncuk'un ölmesi üzerine diğer iki kardeş Aybars ve Oktar sağ ve sol eligler olmuşlardır.Rua,Hun ordusunu isyana teşvik ettiği ve tabi kavimleri Hunlardan ayırmak için propaganda yapan Bizans üzerine yürüyerek Bizans vergiye bağlamıştır.Ayrıca Rua, Bizanslıların Hun topraklarında paralı asker topladığı için Bizanslı tacirlerin Hun topraklarında gezmelerini yasakladı.Ticaretin ancak belirli sınır kasabalarında yapmalarına izin verdi.


Attila Dönemi (434-453)

Rua'nın ölümünden sonra Atilla kardeşi Bleda ile birlikte tahtı paylaşmıştır.Fakat dış ilişkiler ve ordu yönetimi Atilla'nın elindeydi.445'te Bleda'nın ölümü üzerine Atilla tek başına hükümdar olmuştur.
434 yılında Bizans'tan gelen elçileri sınırda karşılayan Atilla, Bizans ile Margos Barış Antlaşması imzalamıştır.Bu antlaşmanın maddeleri ;

-Esir edilmiş Romalılarla ve daha önce Roma'ya kaçmış olan bir çok esir ve Hunlardan kaçan Roma hududuna kabul edilmeyecek.

-Romalı mülteciler ve esir alınmış insanların birbiri için 8 altın kurtarma ücreti ödenecek.Ancak bu fidyeyi verdikten sonra esirler geri dönebilecekler.

-Romalılar Hun hakimiyeti altında olan kavimlerle diyalog kuramayacaklar.

- Ticaret yapmak için eşit şartlar içinde bir araya gelinecek.

-Romalılar ve Hunlar barış içinde olacak

-Yapılan antlaşma devamlı olacak ve bu antlaşmaya riayet edilecek

-Romalıların, Hun kralına ödedikleri vergi 300 altın libreden 700 altın libreye çıkarılmıştır.

Atilla anlaşma gereği ikinci Theodosios'un iade ettiği kaçakları daha Bizans sınırdayken astırmıştır.Bu olay Roma'da , Bizansta ve diğer kavimlerde Atilla'nın otoritesine katkıda bulundu.

Kavimler göçü dolayısıyla hareket halinde olan kavimler Roma şehirlerini alt üst ediyordu.Roma imparotoru Atilla'dan yardım ister , Atilla gönderdeği Hun müfrezeleriyle isyancıların başını astırır.Fakat Burdongların kralı Bundikar Belçika'ya saldırınca Hunlar bunlarla savaşmak zorunda kalırlar.Yapılan savaşta kral Gundikar dahil 20.000 Burdong ölmüştür.Bu savaş Almanların meşhur destanları Nibelungen'e konu teşkil etmiştir.Böylece Hunlar Manş Denizi ve İskandinavya'yakadar genişlemiştir.