Annem Cennet Vesilem!...





Örnek anneler



Hz. Hansa (r.anhâ)



Amr b. Hâris’in kızı meşhur saire Hansa (radiyallahü anhâ) “ilhama mazhar ve şiirde dev
bir kadındı, islâmiyeti kabul etmeden önce felakete tahammül edemezdi.



Hansa, kardeşinin ölümü üzerine yazdığı mersiyelerle cihanı ağlatmıştı. Bu büyük kadın o gün için henüz câhiliyenin sisinden, dumanından kurtulamamış, Hz. Muhammed’e uyanamamış, O’nu tanıyamamış, Kur’ân’ın büyüleyici beyanına kulak verememiş ve ona açılamamıştı...



Kur’ân’ı tanıyınca birdenbire değişti. Hem de nasıl değişti! Cahili kardeşine destan kesen Hansa daha sonra Müslüman olduğunda, dört oğlunu birden Kadisiye Muharebesine gönderirken söyle diyordu:



- Ya İslam’ın zafer bayrağını Kadisiye’de dalgalandıracaksınız, yahut da din uğruna cihad ederken şehit olduğunuzu duyacağım. Nitekim öyle olmuştu. Hasta yatağında yatarken dört oğlunun şahadet haberi getirilince:



- ‘Yani ben simdi şehit anası mı oldum?” diye soruyor, Evet, dört şehit anası... diyorlardı. Tekrar soruyordu: Zafer kimlerde?



-“Zafer Müslümanlarda, şimdi Kasidiye’de İslam’ın bayrağı dalgalanıyor.”



- İslam’ın bir zaferi için dört oğlum feda olsun” diyen Hansa Hatun ellerini açarak şöyle yalvarıyordu:



- Ya Rabbi! Bana emanet ettiğin dört kahramanı yine senin dinin uğruna feda etmiş bulunuyorum. Artık beni şehit anaları defterine kayd eyle. Benim için şehit anası olmak kâfi ikramdır. Bunu Benden esirgeme!”



İste bundan dolayı, her ne zaman Hansa Hatun’dan söz edilse Efendimiz (sas) onun için:
- ‘Örnek İslâm kadını’, buyururlardı.



(Kaynak: İbn Esîr, Üsdü’l Gâbe. 7/88-90)



HZ. HATİCE (r.anhâ)



Resulullah Efendimiz’in (sas) Hz. Hatice’den dört kızı (Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye) ve iki de oğlu (Kâsım ve Abdullah) oldu.



Efendimiz (sas) peygamberlikle şereflendiği zaman, ilk iman eden hanım hatta insan o olmuştur. Efendimiz’in (sas), vahye mazhar olduğu ilk sıkıntılı günlerinden vefatına kadar da Efendimiz’i (sas) hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır.


Bu mutlu yuva yirmi üç sene devam etmiş ve peygamberliğin sekizinci senesi, kapanan bir perde gibi arkada acı bir hasret bırakarak sona ermiştir. Onun ve Ebu Talib’in vefat ettiği seneye hüzün senesi denir. Bu defa Efendimiz (sas) yirmi beş yaşına kadar olduğu gibi, yine yapayalnız kalmıştı. Allah (cc). Efendimiz’in (sas) tutunduğu her şeyi alıyor âdeta ‘yalnız bana tutunmalısın’ diyordu.



Artık yetimleriyle ve dertleriyle baş başa kalmıştı. Hele Fâtıma’sını hiç yanından ayırmıyor; ona hem annelik hem de babalık yapıyordu. Nihayet evlilik çağı geldiğinde de onu Hz. Ali ile evlendirdi. Düğün günü Hz. Fâtıma’nın çeyizi serildiği zaman çok duygulandı, müteessir oldu ve ağladı. Bu durum karşısında Hz. Fâtıma da dilgir olmuş o da ağlamış, “



Canım babacığım! Bu mutlu günümüzde sevinmen gerekirken niçin ağlıyorsun?” diye sormuş, Mahzun Nebi (sas) şöyle cevap vermişti: “



Anneciğini, Hatice’yi hatırladım, Senin gelin olduğunu, serilen çeyizini görmeyi ne kadar arzu ederdi, bu gününü görmeyi çok istiyordu.” dedi.



Müminlerin Annesi büyük validemiz Medine devrini, gül devrini görmedi, Fâtıma’sının düğününü de göremedi, o Müslümanlığın hep çileli devrini yaşadı, çilesini çekti. O Hatice’nin gülleri Fâtımalar ve onların çocukları için yaşadı ve “bir gariplik içinde uçup ötelere gitti

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 509
favori
like
share