Yabancı dil sorununa kalıcı çözüm buldum..

''Önce eğitim şart'' diyenlere alternatif önerim var.. ''Goril Koko'yu memlekete getirmek şart..'' Allahın dil bilmez şebeği gelsin.. Şu İngilizceyi nasıl edip de bizden iyi öğrendiğini hele bir anlatsın..

Ben eğitimden sorumlu hükümet adamı olsam, bir saat vakit geçirmem.. İnternete mi girerim, ulak mı salarım.. Orasını tedbirin günü geldiğinde Allah bilir..

İlk iş Goril Koko'yu bulurum..

Allı pullu davetiye ile memlekete çağırır, Milli Eğitim'de 'Yabancı Diller' şubesine genel müdür yaparım..

Ondan sonra Türkiye'nin sırtı elli yıl yere gelmez..


***


Biz bu yabancı dil meselesinden çok çektik..

Mister ve Missis Brown çifti, anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirdi..

Kötü insanlar değillerdi..

İkisi de vatanına, milletine özellikle de Kraliçe'ye bağlı insanlardı.. Üç bebeleri vardı.. Benim yaşımda olanın adı George, küçüğünün Jack'ti..

İyi top oynardı.. Her nedense baba Brown, oğlu Jack'e futbol oynadığı için ''Ulan deyyus.. Sana ayakkabı dayandıramıyoruz.. Top peşinde koşan adam olmaz..'' diye kızmazdı..

KIZ KABAK ÇIKTI

Brown ailesinin bir de kızları vardı.. Ben okulu bitirdiğimde hâlâ bebekle oynuyordu..

Londra'ya gidip gelen Türklerin yalancısıyım.. Markette çalışan bir oğlanın peşine takılıp evden kaçmış.. Kötü yola düşmüş..

Soho'nun oralarda bir yerde 'Table Dans' işinde çalışıyormuş..

Biz durduk yerde Kraliçe'nin tebaasına çamur atmayalım.. Zaten bizi ilgilendirmez de.. Konumuz dil eğitimi..

Bizim hükümet adamları, İngilizce öğretme işini bu Brown ailesine ihale etmişti..

Aile ne yazık ki başarısız oldu..

Bizim kuşak bu ailenin yanına pansiyoner girmiş gibi altı yıl boyunca (üçü ortaokul, üçü lise) Brownlar'la yatar kalkar yine de iki lafı bir araya getiremezdi..

Zaten her yıl yenisi gelen İngilizce öğretmenleri de ''My name is Ayşe.. Fatma..'' diyenlerle diyemeyenleri ayırırdı..

Diyemeyenler arka sıralara..

Hele ''I'm fourteen years old.. I'm living this city'' türünden cümleleri Tarzan lehçesi ile kurabildin mi en ön sıraya kontenjan senatörü gibi kurulurdun..



***


Milli Eğitimciler, bu Brown ailesi marifetiyle üzerimizde her yöntemi denediler..

Başarısız oldular..

Başarısız olduklarını da şuradan biliyorum.. O vakitler memlekete turist neyim gelmezdi.. Bir turist yanlışlıkla il sınırlarından içeri girmeye görsün..

Uzaydan gelmiş 'sayborg canlısı' muamelesi görürdü..

PANİK OLDUK..
Bir Amerikalı oğlanla kız gelmişti şehre.. İkisi de otuzlu yaşlarda.. İkisi de taze hippy.. Belki de yaya olarak Katmandu'ya gidiyorlardı..

Parasızlıktan mı ne? Şehirde on beş gün kaldılar.. Asla yanlız kalamadılar..

Nereye doğru yürüseler etraflarında kırk, elli kişilik insan kalabalığından bir çember onlarla birlikte yürürdü..

Hani beyaz adam vahşi Afrika'da bir kabilenin köyüne girer..

Siyahların tamamı etraflarına birikir, adamın pantolonuna gözünü dikip ''Bu hacet görmüyor besbelli.. Tanrı olmalı..'' diye düşünürler ya!

Bizim merakımız da ona yakındı..

Bizim yeni İngilizce hocası Çimen Hanım da azmetmiş bize dil öğretecek..

Amerikalı turistin şehre geldiğini o da duymuş.. 'Gidin, konuşun, biraz pratik yapın..' deyip sokak ödevi verdi..

Dediğini yaptık.. Çoğu öğrenci, elli atmış kişi başına biriktik..

İletişimi nasıl kuracağımızı bilemiyoruz.. Kimisi ''Çomakla dürtelim, bakalım ne olacak?'' diyor.. Kimisi ''Taş atalım laa!'' aklını veriyor..

Amerikalı çift kalabalığa alışmış, umurlarında değiliz..


***


Biz geviş getirirken çobanını seyreden sığır gibi boş boş bakarken, adam birden şehvetlendi.. Kızı belinden tuttuğu gibi kendine çekip öpmeye başladı..

Ama ne öpmek?

Böylesi film olarak sinemaya gelse ahali kapıları kırar.. İzdiham hükümet meydanına kadar taşar..

Dağ köylerinden bile seyircisi gelir..

Öpüşme şokunda turislerle ''iletişim'' kuracağımız tuttu..

İLETİŞİM BUDUR

Kimimiz ''I'm on üç years old' diye bağırıyor.. Kimimiz ''Van, tu, tri, for.. Arabacı kirkor..'' sloganı atıyor..

Kimimiz de ''Coni.. Coni.. İndir doni..'' sayhası ile olaya teşvik veriyor..

Amerikalı öpüşmeyi kesip kendi dilinden bir şeyler söyledi.. Bağırma kızma yok.. Sadece bir iki cümle..

Panik olup sağa sola kaçışmamız ondan sonradır..

O zaman çocuk aklımla anladım ki bizim dil eğitiminden bize hayır yok, koyunlara hiç yok..

Bir sonraki hocamız 'Hafız metodunu' denedi üzerimizde..

Brown ailesinin o hafta ne yaptığını bütün metni ezberleyerek öğreniyorduk..

Bize bir İngiliz gelip de 'Brownlar ne yaptı?' diye sorsa anında ezbere geçebilirdik..

''The Browns went to the seaside..''

Ezberimizin mealini bilmediğimizden aynı soruyu soracak bir Türk'ün merakını giderme imkânımız yoktu..


***


Goril Koko'nun dil yeteneğini o yüzden önemsiyorum.. İki bin İngilizce sözcüğü yazılış şekli ile tanıyormuş.. Üstelik o sözcükleri parmakla göstererek altı yedi kelimelik cümleler dahi kurabiliyormuş..

Türkiye sıfır dil konuşan nice başbakanlar gördü.. Anlaş Goril Koko'yla..

Getir memlekete, hükümet adamlarına dış ilişkilerde çevirmenlik yapsın..

''Şu içeceği bardağa dök..''

''Bana sen kurabiye, çabuk..''

Bizim eğitim sistemi altı yıl mesai harcayıp, bize bu cümleleri dahi kurduramadı.. Eloğlu gorile kendi dilini söktürttü..

Vardır bu işin de hikmeti..

Bilse bilse dile yatkın olmayışımızın sırrını Goril Koko bilir.. En azından bizi eğitmenlerden daha iyi anlar..

Goril Koko ısrarım bundandır..

Hem bundan sonraki kuşakların CV'lerine yazacakları inandırıcı bir referansları olur..

''İngilizceyi Goril Koko'nun yanında öğrendim..'' derler..

Akıl için yol birdir..

Selahattin Duman/Vatan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 460
favori
like
share
XeNTuS Tarih: 21.05.2007 19:10
Paylasım ıcın saol eline saaglık
AndroMeda Tarih: 16.05.2007 15:32
[COLOR=orangered]ehuehuhehehee selahattin abimiz işte

ince ince dalga geçerken sorunu can damarından vuruyor yine :85: