Biz zannediyoruz ki hayatın ağır şartları, inişler çıkışlar biz mutlu olmayalım diye var. Öyle zannediyoruz ve öyle zannettiğimiz için de kendimizi her engelin karşısında, her eşiğin önünde, her duvarın dibinde mutsuz, çaresiz ve medetsiz hissediyoruz. Yani yüzemeyeceğimizi, su üzerinde kalamayacağımızı zannediyoruz. Oysa her olayın, her nesnenin, her zorluğun temelinde bize bir kabiliyet kazandırma hikmeti saklıdır.

Küçük iş, büyük aşk

Büyük bir inşaatta duvar ören iki işçiye ayrı ayrı ne yaptıkları sorulmuş. Birinci işçi elindeki tuğlayı duvara bıkkınca yerleştirirken şöyle cevap vermiş: Duvar örüyorum işte Diğeri ise elindeki tuğlayı sıkıca tutup gözlerini uzaklara kaydırmış: Ben herkesin hayranlıkla seyredeceği, içinde olağanüstü bir huzur ve huşu duyacağı muhteşem bir mabed inşa ediyorum! Aslında iki işçinin yaptığı da aynıydı. Sadece duvar örüyorlardı. Ama ikincisi işine aşk katıyor. Hem işini önemsiyor, hem de kendini önemli kılıyor. İhtimaldir ki ikinci işçi birincisinden daha az yoruluyordur. Günlerin aşkla geçsin. Aşksız hiçbir şey yapma! Aşksız hiçbir şeye dokunma! Aşksız su bile akmaz, aşksız ateş bile yakmazken insan kalbi ne yapabilir? Küçük de olsa, yaptığın her işi büyük aşkla yap!


Anne heykeli

Amerika nın ünlü doğa parkı Yellowstone National Park ta çıkan bir yangın sonrası görevliler hasar tespit çalışmaları için ormanda geziyorlardı. Görevlilerden biri bir ağacın dibinde küller içinde neredeyse kömürden bir heykele dönüşmüş bir kuş gördü. Görevli, elindeki çubukla hafifçe dokundu kömürleşmiş kuşa. Dokunur dokunmaz kuşun kanatları altından üç küçük kuş yavrusunun cıvıldayarak çıktığını gördü. Anne kuş gelen tehlikeyi fark ederek, yavrularını bir ağacın arkasına getirmiş, kendisinin yanacağını bile bile onları kanatlarının altında saklamıştı. Yangın yayılmadan, çok rahatlıkla uçup oradan uzaklaşması mümkün iken, yavrularının yanında kalmayı tercih etmişti. Alevler bulunduğu yere varıp küçücük bedenini kavurmaya başladığında, hiç kıpırdamadan kalmıştı. Bedeni yanıp kavrulmuştu; ama geriye hiç ölmeyecek bir anne heykeli bırakmıştı.


Gol

İki kardeş top oynuyorlardı. Büyük olanı kaleci yaptığı küçük kardeşine sert bir şut çekmeye hazırlanıyordu. Kendilerini seyreden babasına doğru bağırdı: Dünyanın en iyi golcüsü ben olacağım Topu havalandırdı, kaleciyi ters köşeye göndermek istiyordu; ama kardeşi bir hamlede topu yakaladı. İkinci şuta hazırlanırken tekrar bağırdı: Dünyanın en iyi golcüsü ben olacağım Çok daha sert vurdu topa. Ama kardeşi uçtu ve topu avuçlarıyla kavradı. Üçüncü teşebbüs de gol olmayınca, kendilerini seyreden babasına seslendi: Dünyanın en iyi kalecisi kardeşim olacak! Sen de böylesi sürpriz zamanlarda hayatı böyle güzelce kucaklamaya hazır mısın? Başarısızlık bulduğun yerde, hayal kırıklığı yaşadığın zamanda, güzel olan yeni bir şeyi keşfet. Asıl golü o zaman atacaksın.


Yüzmek

Bir dostum, yüzme hocasından duyduğu bir sözü aktardı. Duyunca, henüz yüzme bilmeyen bendeniz de yüzme konusunda cesaretlendi: Evet sen yüzebilirsin; çünkü suyla kavga etmiyorsun Anladım ki yüzmek, suya rağmen yaptığımız bir iş değil; su sayesinde yaptığımız bir iş. Oysa yüzmeye cesaret edemeyen, yüzmekten korkan, denize düşmekten korkan herkesin kafasında bunun tersi vardır. Onlar sanır ki su bizi boğmak için vardır, su bizi dibine çekmeye iştahlıdır, su bizi alt etmeye ayarlıdır. Oysa yüzenler gayet iyi bilirler ki, su yüzmek için vardı, su onları taşımak için akar. Yüzme hocasının bu sözünü dikkate alınca aslında pek azımızın hayatta yüzme bildiğini söyleyebilirim. Biz zannediyoruz ki hayatın ağır şartları, inişler çıkışlar biz mutlu olmayalım diye var. Öyle zannediyoruz ve öyle zannettiğimiz için de kendimizi her engelin karşısında, her eşiğin önünde, her duvarın dibinde mutsuz, çaresiz ve medetsiz hissediyoruz. Yani yüzemeyeceğimizi, su üzerinde kalamayacağımızı zannediyoruz. Oysa her olayın, her nesnenin, her zorluğun temelinde bize bir kabiliyet kazandırma hikmeti saklıdır. Ve bizim yüzmemiz, yani önümüze çıkan olayı koltuklarımızın altına alarak yeni bir şey öğrenmemiz gerekiyor. İşte o zaman hayata yeni bir bakışla bakarız. Hayatı yeni bir gözle görürüz. Ve hayatın sahibi kalbimize şöylece fısıldar: Evet, sen güzel yaşıyorsun; çünkü hayatla kavga etmiyorsun!

SENAİ DEMİRCİ

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 370
favori
like
share
SoN-GüL Tarih: 24.05.2007 20:16
Anne heykeli hikayesi cok dokunakliydi.. :76:

Yüregine saglik