Kızıl Sultan batı iftirası

[COLOR=burlywood]Sultan 2. Abdülhamid tarih sayfalarında hep farklı yorumlar ve değerlendirmelerle anıldı. Büyük bir tarih düellosunun yaşandığı ülkemizde o hep "Kızıl Sultan" ile "Ulu Hakan" arasında gidip geldi. Aslında siyasi uçların kısır tartışmalarına yıllardır alet edildi. Osmanlı padişahları arasında en çok yazılıp çizilen o olmasına rağmen yapılan çok değerli çalışmalar bile hep göz ardı edilip, Osmanlı üzerinde ciddi emelleri olan Avrupalıların "Kızıl Sultan" yakıştırmalarına alet olundu. Abdülhamid'in bilinmeyen yönleri, kişiliği ve siyasi kimliği hakkında Atatürk Kitaplığı'nda yapılan "Abdülhamit'i Anlamak" başlıklı sohbet toplantısında konuşan araştırmacı ve yazar Mustafa Armağan önemli bilgiler verdi.

Çirkin saldırılar

[COLOR=burlywood]Abdülhamid'in, 2. Mahmut'un yaptığı gibi pragmatik çözümlerle değil, temel bir İslami meşruiyet çözümü içinde ülkeyi yeniden yapılandırmaya götürdüğünü kaydeden Armağan, "Onun amacı gerçek bir Halifenin manevi etkisi altında birleşmiş olan Müslüman ağırlıklı bir imparatorluğa dönüşülmesi idi. Bu dönemde Adbülhamid çok akıllı bir siyaset güderek Osmanlıyı parçalamak isteyen Batı'dan zaman kazanmak maksadıyla çok geçikmiş olan alt yapısını tamamlamaya ve modern bir devlet haline getirme çabalarına girişti. Bu aslında Batı'nın istemediği bir şeydi. Islahat hareketlerine verdiği destekle Osmanlı İmparatorluğunun gelişmesini istiyormuş gibi gözükmesine rağmen bu karşı atak Batılılar tarafından hoş karşılamamıştı. Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını bekleyen İngiliz, Fransız, Rus İmparatorluklarının yapmak istediklerini püskürten, onların taleplerini karşılamayan ve onlara karşı büyük ölçüde zaman kazanmaya matuf denge politikası izleyen birisi sistemin başına geçince ister istemez Batı kamuoyu, Batılılaşmayı tam anlamıyla becerebilen bir Padişah olmasına razı olmadılar. 1879'da dizginleri ele alan Abdülhamid, 1908'e kadar bu poltikayı akıllıca uyguladı. Dillere dolanan 'Kızıl Sultan' lakabı da bu dönem Batılılar tarafından yakıştırıldı. Zaten İttihat ve Terakki'cilerin istediği de buydu dedi.

Halkıyla bütünleşti

[COLOR=burlywood]Sultan 2. Abdülhamid'in yardımsever bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Mustafa Armağan, Abdülhamid'in padişahlığı boyunca Tazimat'la birlikte halk ve devlet arasındaki kopukluğu gideren bir devlet adamı olmaya çalıştığını söyleyen Armağan, "Şehit ailelerini durumunu inceletip kimsesiz aileleri saraya yerleştirdi, yine aynı dönem gazilere maaş bağlattı. Hatta bir ziyaretinde hastanedeki bütün askerlere saat hediye etmişti. Diğer bir ziyareti sırasında bacağını kaybeden bir askere sarayda bizzat kendi eliyle bir baston yapıp sonraki ziyaretinde bu askere vermişti" diye konuştu. 1894 büyük depremini de hatırlatan Armağan, depremin meydana getirdiği yıkımın ardından Abdülhamid'in kendi cebinden çok yüksek miktarda para koyarak bir yardım kampanyası başlattığını da sözlerine ekledi.

Büyük devlet imajı

[COLOR=burlywood]Abdülhamid'in Batı'ya hep Osmanlı'nın büyük bir devlet olduğu imajını verdiğini kaydeden Armağan, "Cumhuriyet'in kurulmasındaki en büyük adımlar aslında Abdülhamid zamanında atıldı. Dolayısıyla Türkiye'nin modernleşme sürecinde Abdülhamid, Tanzimat'a dini meşruiyet kazanırmış, bunu yaparken de halkla bütünleşmeyi ihmal etmemişti. Zaten Kurtuluş Savaşı ve onun öncesinde oluşan bu dini ve milli ruh onun döneminde başlamıştı. Bugün ülkemizin yüzde 99'unun Müslüman olduğunu söylüyorsak bu bir bakıma Abdülhamid devrindeki İslamlaşma sürecinin bir neticesidir" diye konuştu. Armağan, Abdülhamid'in Müslümanların da Gayrimüslimler gibi kaliteli bir eğitime tabi tutulması için elinden geleni yaptığını da ifade etti.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 402
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 07.06.2007 18:37
eline sağlık
Sindy Tarih: 07.06.2007 09:51
paylasimin icin tesekkuler