Ülke ve millet olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Batı(l) dayatmalarına karşı eğilip bükülmeyen bir irade ve idare söz konusu olduğundan çeşitli terör faaliyetlerine, saldırılara maruz kalıyoruz. Erdoğan liderliğindeki Türkiye, "uslu çocuk" olmayı kabul etmediği, "hasta adam"ı ayaklandırmaya tevessül ettiği için dört bir taraftan üzerine geliyorlar. Çanakkale'de başaramadıkları, Sykes-Picot’ta yarım bıraktıkları işi piyonları terör örgütlerini ve kukla devletçikleri kullanarak tamamlamak istiyorlar.

Türkiye'nin üzerine geliyorlar çünkü Türkiye artık kendi ayakları üzerinde durabilme iradesini ortaya koyuyor. Son dönemde Türkiye ile Batı dünyası arasında keskin bir ayrışmanın olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye’nin, “ne derseniz he babam, he paşam devri bitti, muhatap olacaksak iki eşit paydaş gibi konuşacağız, adalet ve demokrasi olgularını sadece işinize geldiği zaman değil, herkes için ve her zaman…” itirazları, Batının alışkın olduğu Türkiye profiliyle örtüşmüyor! “Uslu çocuk” gitmiş, yerine asi, söz dinlemeyen biri gelmiş!

Bugün Batıya karşı böyle yüksek sesle itiraz ve had bildirme cesareti ve özgüvenini gösterebiliyorsak, büyük ölçüde ana silah teknolojimizi üretme kapasitesine ulaştığımızdandır. Birkaç yıl evvel bayrak direğinin ipini üretmek övünç meselesiyken, bugün (iç ve dış muhalefetin onca direnç ve engellemelerine rağmen) dünyanın çok az ülkesinin sahip olduğu nadide silah ve askeri teknolojisini üreten ülke haline geldik.

15 Temmuz işgal/darbe girişimi henüz atlatmış olunmasına rağmen, hem PKK, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C gibi terör örgütleri ve arkasındaki güçlerle mücadele etmek, bununla birlikte sınır ötesi operasyonlar yapmak, belli bir kudrete haiz olmayı gerektirir. Unutulmasın ki daha 15 yıl önce kapı kapı dolaşıp 1 milyon dolar borç için dilenen bir ülke vardı. IMF'nin ülkeden def'i de bu minvalde kilit bir vazife teşkil etmektedir. Son 10-15 yılda yürütülen politikalar, yerli ve milli kaynaklara ağırlık verilmesi, bizi bu noktaya taşımıştır. Kabul edersiniz etmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz, Erdoğan, ülkeyi Batı hegemonyasından azade eden bir komutan ve bir siyaset stratejistidir. Bu memleketin, sahip olduğu mayaya tekrar döndürülmesinin mimarı ve baş aktörüdür.

Esasen Erdoğan'ın duruşu, modern dünya despotizmine bir başkaldırıdır. Ekmeğin büyüğünü avuçlarına alıp dünya nüfusunun büyük bölümünü aç bırakanlara, sömürenlere bir isyandır. Barbar, kolonyal, gaspçı Batı(l) zihniyete bir ıslık, bir direniş, bir sınır ve had çizme, belirleme eylemidir. Lokal pencerelerden bakıp Erdoğan'ı yorumlayanlar, hedef tahtasına koyanlar, siyasi refleksler ile ganimet yarışına girenler Erdoğan'ın yüklendiği misyonu asla anlayamazlar. Batı'nın, mazlum coğrafyalardaki (geçmişten günümüze) tasarruflarına itiraz etme cesareti olmayanlar, Erdoğan'ın zihni mekanizmasını algılayamazlar. Esareti içselleştirmiş, öğretilmiş çaresizliği hazmetmiş, mazlumların hak-hukuk taleplerini sinek vızıltısı olarak görenler Erdoğan'ı idrak edemezler.

Şu realiteyi herkes görmeli; mazlum coğrafyalar Erdoğan, Türkiye şahsında artık kabına sığmıyor, prangaları aşındırıyor, esaret zincirlerini kırmak istiyor, kırıyor. Erdoğan bir meşaledir aslında, bir rota, bir pusula, bir ok...

Bu ülkenin her bir evlâdına düşen, ideolojik yaklaşımları bir kenara bırakarak, bu meşaleyi, rotayı, pusulayı takip edip okun hedefine varmasına yardımcı olmaktır.

Not: Fikri ve fiili safımızı ortaya koymak amacıyla bu yazı girizgâhımız olsun dedik. Nasip olursa, Allah fikir ve feraset verirse her hafta Perşembe günleri dilimiz döndüğünce yazmaya çalışacağız…

Cihat Barış

Beğeniler: 80
Favoriler: 9
İzlenmeler: 1374
favori
like
share