Eskiden, bizim ecdadımız, sözlerinde, sohbetlerinde, birbirleriyle olan münasebetlerinde pek muhabbetli olurlar, şiirlerle konuşup nağmelerle anlaşmaya özen gösterirlerdi.

Günlük olarak kullandıkları kelime sayısı, iki bini bulurdu.

Eee tabiî ki şiirlerle konuşup nağmelerle anlaşan insanların kelime dağarcığı da dolu olmalı ki, dudaklarda da güzel sözler terennüm etsin. Ancak günümüzdeki, günlük konuşulan ve kullanılan kelime sayısı üç yüzü bile geçemiyor. Böylece gittikçede dilimizde kısırlaşıyor.

Daha çok, argolaşan ve her kelimeye de argoca anlamlar yüklenen bir Türkçe haline getirildi. Artık birilerinin yanında konuşurken, acaba hangi kelimeyi kullansam ya da kullanmasam da bana gülmeseler diye iyice düşünerek Türkçemizi konuşur hale geldik.
Tarih boyunca bizde bir Kıraathane kültürü oluşmuştu. Yani bozulup yozlaşmış olan şimdiki Kahvehanelerin aslıdır Kıraathaneler. İşte kahvehaneler, kıraathane iken, görevleri ve yüklendikleri görevleri itibariyle şimdikinden çok farklıydı.

Oralarda sohbetler edilir, güzel Türkçe konuşulur, şiirler söylenir, kitaplar okunur, yarenlikler yapılır, yardımlaşmalar yapılır, güzelim mis kokulu meşhur Türk kahveleri içilir, nargileler fokurdatılırdı. Şimdilerde pek kalmadı öyle yerler.

Bakınız, bir kahve tiryakisi yaşlıyla, garson arasındaki geçen şiirli nağmeli konuşmaya:

Bir gün, beş paraya içilen kahveye zam gelir ve on para olur.
Kıraathanenin, her sabah gelip bir fincan kahvesini içip yanına da beş para bırakıp giden devamlı müşterisi, bir yaşlı zat vardı.
Garson sabah erkenden Kıraathaneyi açar hazırlığını yapar müşterilerini bekler.
Tabi kahvede artık zamlı satılacaktır.
İlk müşteri yine malum yaşlı zat çıkıp gelir. Her zamanki olduğu gibi, garson hiç bir şey söylemeden bu zatın kahvesini ikram eder.
Ve geriye çekilir kahvesini bitirmesini bekler.
Kahvesini içen yaşlı zat yine beş para bırakıp kalkarken,
garson oradan seslenir ve zam geldiğini şöyle anlatmak ister.

Bey Amca,
Kahve yemenden gelir yolları ırak,
Beş para yetmiyor on para bırak.

Yaşlı zat bastonuna dayanak doğrulur, zammı şöyle protesto eder.

Garson efendi,
Kahve yemenden gelir yolları sapa,
Beş para yetmiyorsa kahveni kapa. der.

Onlar ne güzel anlaşırlarmış işte böylesine. Kimse kimseyi kırmamaya, dökmemeye özen gösterirmiş.
O güzelim kahveler için vecizeler söylenmiş, kahveler yudumlanırken nede güzel muhabbetler edilirmiş.
Arkasından;

Gönül ne kahve ister ne kahvehane,
Gönül sohbet ister kahve bahane,

diye de eklerlermiş o güzelim muhabbetlerin arkasından.
Boşuna da söylememişler bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diye.
Aslında kahveyi de hatırlı kılan o gönül sohbetleriymiş.
Şimdiki kahvelerin niye kırk saniye hatırı olmuyor.
Çünkü kahveyi hatırlı kılan, onun yanındaki yapılan gönül sohbetleriydi.
Aaah hey gidi güzel günler demekten de insan kendisini alamıyor

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 507
favori
like
share
crazykaos1 Tarih: 19.07.2007 09:16
ellerine sağlıq
fiber_optic Tarih: 28.06.2007 22:26
Teşekkürler Ellerine Sağlık
muco07 Tarih: 21.06.2007 16:38
ah ah
nerede o eskı gunler diyesi geliyo insanın....