Dinle İstanbul! Sana bir sır vereyim Vereyim de, halimi bilenlerin katına usulca göndereyim Kızgın bir çöl sabahından eğirdiğim, kaygı kutbundan devrilen tereddütlerin buzunu eriterek suladığım ne varsa! Kuruttum gül nefesinde Şimdi zaman geçmek bilmiyor Bu vuslat arefesinde!

Tuna akşamlarında sızlayan mızrapların sözüyle şenlenir gönülKıyımsız bekleyişlerin doyumsuz zevkini gördüm aynalardaKasvet çekip gitti uzaklara! Âh gülleri gül teninde gülden eden âh! Varlığını yudumlamak meğer ne hoş imiş Vallahi bu âlem dedikleri iki kapılı saray Sevdânın kavurmadığı her ân boş imişYanmanın yangından ziyâde yakandan sirayet eden bir hâl-i güzîn olduğunu tekrara ne gerek var? Unutulmuş olmaktansa tutuşmuş olmaktır âşığın murâdı Ve gam denilen acı iksirVuslatı yudumlamak telaşına yaradı!

İstanbul! Hey İstanbul! Çocuk gözlerimin sineme sardığı hayal! Titre ve ayağa kalk bu seher Yâr dudağında bir dua olmuşum duy! Duy da kıskan sana meftun olan şair-i fukaranın ömre sığmaz destanını Boğazın martıları çınlatır şimdi o nazenin semayı İstanbul! Âh İstanbul Seni senden çaldım bu gece Aşk adına ne kadar sır var ise zimmetime geçirdim sessiz sedasız İstanbul biliyor musun? Sultan olmaz imiş gedâsız Gedâ-ı aşkım ben İstanbul Ve veda-ı hüzün!

Kol gezer her semtini içime sığmaz bu neşe Haydi İstanbul! Selam ver bakalım sadık bir dost gibi, ömrüme doğan güneşe Çamlıca;dan başını kaldıran güneş, Fethi Paşa dan salınarak ışıtır Üsküdar açıklarını Sarayburnu bin temaşa ile karşılar hayal kalyonumu Sen ne durursun İstanbul? BilirimHakiki yârini buldu diye bu garip, sarsılan tahtın yüzünden kudurursun Kudur İstanbul kudur! Gözümü diktiğim yegâne nokta Murâdın ayağına serilmiş saadet ufkudur

Dokuz adımda geçtim bu sırlı kapının ardına İşte o vakit koptu yâr gözünden özüme mayalanan fırtına Fırtına dedimse Saran sarmalayan, cana reha bırakan, sözü kuru laftan sıyırıp hakikate erdiren bir fırtına Uyan İstanbul! Aşkın gafili olma Sende bin şaha kalkmış gönlümün yiğit sırtına İki yâre dar mı sanırsın bu gönlü? Sen ve yâr Yeter bu gönül ikinize

Tamburlar inliyordu o gece Kudümler sessizce, içimdeki alevin titreyişini dinliyordu. Nefesler nefeslere ulana dursun Hayal, hakikat zemininde aşk deyû çınlıyordu. Perdeler, birbiri ardınca savrulurken rüzgarda Ve perdeler omuz omuza cân şarkımı terennüm ederken Gonca Gül olmak hevesinden öte bir iştiyak ile yırttı bağrını Gel dedi ey garip bülbül Kızıl yanaklarımla dindireyim bu cân ağrını Teslim olmak aşktı İstanbul! Uzattım gül kokana ruhumun sarp kulesinin anahtarını; İşte O ân her zerreme yâr bellettim, o buğulu esrarın sahibi, çiğ tanesi kadar saf yâriYâri Yani gönlümün yegâne mühürdârını

Fatih te sabahı buldurur söz yokuşu Canân dilinden dinlemek ne de hoştur, âti denilen o kuşu Bilirsin İstanbul senle gördüğümüz o rüya Hani şu öbür yarısını bir türlü feleğin elinden çekip alamadığımız O rüya Artık sanma ki güya! Sevdâ budur İstanbulBeyhude kulak verme güft ü gûya! Hem böyle şaşkın bakma yüzüme Yâr kırılır bunca şaşarsan! Yâri kırma İstanbul… Emanetimi incitme sakın! Artık gül devri sandığından da yakın…

Âşikâr olmaya soyunan sır, Haliçte mehtabın şahadetiyle mor ferâcesini sulara bırakır âheste Kına kokar avuçları, Eyüp Sultan avlusunda şükür için açılır her dem; Kına, gül ve tül kızıl olunca Akla gelendir murâdın raksı Ve sen İstanbul! Âh sen değil misin dolunay denen çiçeği sabırla ekip yeşerttiğim o billur saksı? Göz nuru, gönül süruru yâr Dolunayda ışıldar görmez misin? Âh saadet mekânı şehr-i şahane! Bu garip yüreciğimin hakkını vermez misin?

Tuzhurmatu akşamlarıyla, Şumnu seherlerinin buluştuğu gönül, benimdir! Ben ki bülbül tabiatıyla tutuşmuş mısraların kırbaçlayanı Ben bende değilem a dostlar! Gül vurgunu kanatlarım taşımaz beni bana Ben gülde açan bir nidâyım artık Gönül gözüyle bakanlara görünen, gülün omuzlarından dökülen bir ridâyım

İşte İstanbul Donat her yanını aşkım hatırınaOlma sana alev kusan şaire şâkîMâlum Sevdâ taşıyan fani olsa da bâkî

GüÇeR KaFa

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 579
favori
like
share
crazykaos1 Tarih: 19.07.2007 09:20
ellerine sağlıq