"Ahmet Ümit'in Sis ve Gece'si de gerilim ve sürükleyicilik açısından bir ilk deneme olarak ilgi toplamıştı. Bu ikinci yapıtında (Kar Kokusu) da gerilim ve sürükleyicilik açısından yazarın daha üst düzeyde bir başarıya ulaştığını söyleyebiliriz."
-Orhan Duru, Yeni Yüzyıl-

"Ahmet Ümit'in Kar Kokusu adlı nefis polisiye romanında 1980'leri, Moskova'da eğitim gören TKP'li Türk gençlerinin gözüyle yaşadık. Unutulmaz portrelerdi hepsi. Üstelik Orhan Pamuk'u aratmayacak bir Doğu-Batı ve zihniyetlerin çatışmasıyla, bir felsefi arka planla işlenmişti bu ilginç cinayet öyküsü."
-Nilüfer Kuyaş, Milliyet-

"Kar Kokusu'nun girişinde karın kokusunu ve sesini duymayan okur olduğunu sanmam. Gerilim ve atmosfer yaratma, kurgulama mükemmel."
-Suna Kılıç, Virgül-


“Kukla, Türkiye’de bu türde yayımlanan romanlar içinde; gerek işlenişi, gerek kurgusu, gerek kişiliklerin yaratılması, gerekse de Türkçesinin güzelliğiyle birinci sınıf bir yapıt değerlendirmesini hak ediyor.”
- Vedat Günyol, Cumhuriyet
“Susurluk öyle karanlık bir hikaye ki, başı sorun görünmüyor, çektiğiniz her parçası elinizde kalıyor, fantastik bir romanın gün yüzü görmemiş canavarı gibi eli kolu her yere uzanıyor. Bu hikayeyi sıkıca paketleyip romana yatırmak, bu ülke için yapılması gerek en büyük iyiliklerdendir.”
- Şebnem İşigüzel, Milliyet-


“Yazarının Türkçe tutkunu, Türkçe vurgunu kişiliğiyle, eşine az rastlanır bir ustalıkla kotardığı bu roman, bugüne dek polisiye roman konusunda eşine rastlanmadık bir beceri ve başarı abidesidir.”
Vedat Günyol, Cumhuriyet Kitap
“Ahmet Ümit’in sürükleyici bir anlatımı var. Romanın en başarılı yanı bu. Ve bu, bir polisiye roman için çok önemli. Bu bakımdan Ahmet Ümit’in polisiye romanda yolu açık görünüyor.”
Fethi Naci, Yeni Yüzyıl


“İçeriği günümüzün felsefi sorunsallarıyla yüklü, akıcı bir dille yazılmış, soluk soluğa bir gerilim kitabı okumak isteyenlere..”
Levend Yılmaz
“Turna donuna girmek’, ‘güvercin donuna girmek’ denilir. Şamanların bazı deneyimlerine. Turna gözüyle görmek denilebilir bunun yanına. Bir Ses Böler Geceyi’de Ahmet Ümit, ‘hikayeci donuna giriyor’. Alevi kültürü, Alevi ‘ruh halleri’ ancak bu kadar anlatılabilirdi. Bu topraklarda kimsenin kimseye yabancı olmadığı da…”
Reha Çamuroğlu


“Patasana, özlemimi bir ölçüde gideriyor. Bu tür bir romanın da edebiyat olabileceğini kanıtlıyor. Sadece keyifle değil, merakla da okunuyor. Yeni ilgi alanları yaratıyor insanda. Ben, kendi adıma, Patasana’dan sonra Hititlerle ilgili başka şeyler okuma isteğini de duydum.”
-Ülkü Tamer, Radikal-

“Bir kitap okudum, polisiyeye bakışım değişti! Ben ki polisiye sevmez, okumayı reddederdim, Patasana’yla birlikte, acaba böyle başka kitaplar var mıdır sorusuna geldim, kendi iradem, kendi beğenimle, kendi tavrıma ters düşerek! Ahmet Ümit’in son romanı Patasana, polisiye severler kadar sevmezleri de çekiyor kendine.”
-Filiz Aygündüz, Milliyet-

Bir coğrafyanın kanlı geleneği anlatılıyor Patasana’da. Anadolu’nun güneydoğusunda bugün yaşananlar ile üç bin yıl önce yaşananlar paralel bir biçimde gözler önüne seriliyor. Poe’nun öykülerindeki gizem, Christie’nin romanlarındaki klostrofobik ortam, Anadolu güneşinin parlak ışığı altında birleşerek etkileyici yeni bir biçime bürünüyor. Patasana trajik öykülerle dolu bir kitap, ama asla karamsar değil. Tüm iyi romanlarda olduğu gibi, Patasana’da da bilgelik, belirsizliğin üzerinde yükseliyor.
(Arka Kapak)


Üç arkadaşın hikâyesi bu. Biraz da Beyoğluğnun hikâyesi. Beyoğluğnun karmaşasının, kalabalıkların arasına gizlenen sırların hikâyesi. Sokakların, binaların, bildiğimiz bilmediğimiz köşelerin, ama en çok insanların hikâyesi. Çocukluktan başlayan, mekânı yine Beyoğlu olan bir dostluğun bugünü anlatılıyor Beyoğlu Rapsodisi’nde. Üç farklı kişiliğin, üç farklı yaşam tarzının birleştiği bir nokta bu dostluk. Önce onları tanıyoruz, hayatlarına tanık oluyoruz. Sanıyoruz ki, herşey hep böyle doğal gidecek. Sanıyoruz ki, hayat normal seyrini sürdürecek. Ama gün geliyor, bir fotoğraf sergisi hayatlarını değiştiriyor. Önce bir kadın giriyor bu üçlünün arasına, bir Rus.
Sonra cinayet fikri hayatlarının bir parçası oluyor.
Soruşturmalar, sorular… Ve sırlar geliyor ardından. Ahmet Ümit bu son romanında polisiye gerilim edebiyatının
sınırlarını aşmayı deniyor. Okuyucusunu sürpriz bir sonla ödüllendirmenin yanı sıra ölümsüzlük üzerine, dostluk üzerine, aile üzerine, sahip olma duygusu üzerine düşündürüyor. Ahmet Ümit�ten heyecan dozu yüksek bir polisiye roman bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmayacak, ama yazarın daha geniş sularda da keyfince yelken açtığını kanıtlayan bir kitap Beyoğlu Rapsodisi. Adım adım Beyoğlu ve her yönüyle insan var bu romanda.
(Arka Kapak)


Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, günümüz Türkiyesi’ndeki suç manzaralarını içeriyor. Eski İstanbullulardan yeni göçenlere, yalılardan gecekondulara, batakhanelerden edebiyat çevrelerine kadar geniş bir sosyal yelpaze içinde anlatılan öyküler, ürkütücü olanı absürd olanla, komik olanı trajik olanla birleştiriyor. İnsanı suça yönlendiren para, ihanet, aşk, kıskançlık, hırs, öfke gibi olguların yaşamımızda giderek vazgeçilmez bir hal alışını ironik bir üslupla bir kez daha anımsatıyor. Kitaptaki öyküler sadece çarpıcı polisiye denklemler sunmuyor; gündelik yaşamda işlenen cinayetlerden yola çıkarak insan gerçeğine ilişkin sorular da soruyor.

Öykülerin iki kahramanı Başkomiser Nevzat ile yardımcısı Ali, bir çizgi romana konu oldu. Ayrıca bu karakterlerden yola çıkılarak başrollerini Uğur Yücel ile Haluk Bilginer’in paylaştığı “Karanlıkta Koşanlar” adlı bir televizyon dizisi yapıldı.
(Arka Kapak)


Bir Hitit Destanı…
Anadolu’daki ilk büyük devlet: Hititler.
Yeryüzündeki ilk büyük savaş: Kadeş.
Kadeş’e giden sevgilisini 3 300 yıldır bekleyen Hititli bir kadın: Ninatta.
Yarıda kalan bir sevda: Ninatta ve Nuvanza…

Ahmet Ümit’ten Yine Çok Farklı, Yine Çok Çarpıcı Bir Epik Roman
(Arka Kapak)

Ey, yılların ötesinden gelecek yabancı.
Ey, beni Nuvanza’ya götürecek kişi.
Ey, Nuvanza’yı beni getirecek kişi.
Şimdi söyle bana, sahiden geldin mi?
Yazdıklarımı okudun mu?
Sahiden on iki ayrı kentte gömülü,
On iki ayrı kente gittin mi?
On iki ayrı bileziği buldun mu?
On iki ayrı bileziği bizi birleştirmek için topladın mı?
Sahiden beni Nuvanza’ya götürecek misin?
Nuvanza’yı bana getirecek misin?

Yoksa Tanrılar yine kandırdı mı bizi?
Yoksa Nuvanza boşuna mı yaptırdı on iki bileziği,
Yoksa Nuvanza boşuna mı sakladı on iki ayrı kente,
Yoksa sen, yabancı, yok sen yok musun?
Yoksa boşuna mı geçti bekleyişim?
Yoksa boşuna mı geçti benim ömrüm?
Yoksa ben Nuvanza’yı boşuna mı sevdim?
Yoksa ben…
(Kitabın İçinden)




Bu kitap, Ahmet Ümit'in 'polisiye' romanlarını kaleme aldığı dönemden önceki günlerde yazdğı öykülerden oluşuyor. Öyküler '78 Kuşağı' olarak da anılan '12 Eylül Darbesi' öncesinde yaşamış insanların serüvenlerini anlatıyor. Politik dönemleri nesnel bir bakış açısıyla anlatmak güçtür. Ahmet Ümit bu zor iş üzerinden gelmeyi beceriyor. Olayların burgacında kıvranan o günlerin insanını, korkaklığı, ihaneti, cesareti ve aşklarıyla, olanca gerçekliği içinde okura sunuyor; sağlam bir kurgu, sıkı bir gerilim ve yalın bir dille.


Agatha'nın Anahtarı'ndaki öyküler, günümüz Türkiye'sinde geçiyor. Polisiye romanın ustalarından Agatha Christie'nin Türkiye'ye geldiğinde kaldığı Pera Palas'tan gecekondulara, yayınevlerinden emniyet müdürlüğüne kadar uzanan geniş bir mekân içerisinde ülkemizin cinayet yelpazesini sunuyor. Ülkemizde işlenen suçlardan yola çıkarak toplumsal psikolojimiz hakkında sorular soruyor. Suçla, insan arasındaki ilişkiyi farklı bir yoldan anlatıyor. Sağlam bir matematik yapısına, sıkı bir kurguya sahip olan öyküler yalın ve akıcı bir dille sunuluyor. Eğlenceli, düşündürücü, irkiltici, hepsinden önemlisi edebiyat tadı, edebiyat keyfi veren, meraklıları kadar polisiyeye ilgi duymayanları da etkileyecek bir kitap.


DOWNLOAD

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1390
favori
like
share
mrtblk Tarih: 17.08.2008 19:09
çok teşekkür ederim Ahmet Ümit Türkiye'nin ve Türk Edebiyatının en büyük polisiye yazarı.
ayse Tarih: 17.07.2007 17:58
tesekkurler ellerinize saglik
milkboy Tarih: 10.07.2007 13:28
paylaşımınız için teşekkür ederim