Dünyaya bilimsel açıdan en çok katkı sağlayan savaş, hiç kuşkusuz, 2. Dünya Savaşı olmuştur. 1 Eylül 1939′da Alman ordularının Polonya’ya girmeleriyle başlayan savaşta kesin olarak kaç insanın öldüğü hesaplanamıyor. Ancak asker-sivil toplam ölü sayısının 30 milyona yaklaştığı ifade ediliyor. Maddi zararın ise 1 katrilyon dolar civarında olduğu düşünülüyor.

Hitler, Mussolini ve Stalin dünyaya kabus dolu altı yıl yaşattı. Bütün bunlar yadsınamaz. Fakat bir gerçek var ki o da bu diktatörlerin askeri üstünlük kurmak amacıyla bilimsel araştırmalara tonla para dökmeleri. Onlar bilimsel araştırmalara önem verince haliyle düşmanları da aynı yola başvurdular ve bilim hiç bir zaman göremeyeceği himayeyi 2.Dünya Savaşı’nda gördü.

2.Dünya Savaşı en büyük katkısını makroekonomi ve iş idaresi alanlarına yaptı. Savaş sonrasında yıkıma uğramış ülkelerin yarattığı ekonomik mucizelerin altında, savaş sırasında ulaşılan üretim verimliliği, işgücünün maksimum yararlılıkla kullanılması ve otomasyonda kaydedilen gelişmeler yatmaktadır.

Savaştan önce Amerikalılar bir ticaret gemisini 35 haftada bitirebilirken 1943′te bu süre 50 güne inmişti.

Sovyet Ilyushin II-4 uçağının imali savaş öncesinde 20000 saatlik bir emek gerektirirken 1943′te bu süre 12500 saate gerilemişti.

Savaşın sonuna doğru İngiliz Hükümeti ihale vereceği şirketleri teknik deneyimlerinden çok iş idaresi alanındaki deneyimlerine bakarak seçmeye başlamıştı.

2.Dünya Savaşı’na bilim adamlarının savaşı demek yanlış olmaz. Devletler, daha savaş başlamadan önce, uzaktan uzağa ayaksesleri işitilen savaşta üstünlük kurabilmek için bilimadamlarına benzeri görülmemiş mâli destekler veriyorlardı.

Alman ve İngiliz bilim adamları, kendi ülkelerinin deniz ve hava kuvvetleri için yeni silahlar ve elektronik sistemler geliştirmeye başladılar. Sovyetler Birliği 1919 yılından itibaren bilimsel araştırmalara özel bir önem vermeyi bir devlet politikası haline getirmişti. 1941′de Sovyetler Birliği araştırma-geliştirme faaliyetleri için 1 milyar 650 milyon ruble gibi o güne dek görülmemiş büyüklükte bir bütçe ayırmıştı.

Faşist rejimler de teknolojik gelişmeleri yakından izliyordu. Mussolini 1936′da Ulusal Araştırma Konseyi’ni kurup başına, radyonun mucidi, büyük bilim adamı Guglielmo Marconi’yi getirdi.

Adolf Hitler, Almanların bilimde de dünyaya egemen olmasını istiyor, özellikle yeni silah teknolojileriyle yakından ilgileniyordu. Ancak bu totaliter rejimlerde düşünceye uygulanan baskılar, ar-ge çalışmalarının, liberal devletlerdeki kadar verimli olmasını engelliyordu.

Stalin, teknik uzmanların ve mühendislerin bir gün kendisine karşı muhalif bir hareket başlatmalarından çekindiğinden binlercesini, gizli polisin gözetimi altındaki bir çalışma kampına kapatmış, araştırmalarını burada sürdürmelerini istemişti.

Nazi baskıları çok değerli Yahudi bilim adamlarının ve özellikle nükleer fizikçilerin Almanya’yı terk etmelerine yol açmıştı . Bu bilim adamları, ABD ve İngiltere’nin bilimsel araştırmalarına büyük katkılarda bulundu. Örneğin ABD’nin savaş sonrasında yürüttüğü uzay programlarının altında Alman bilim adamlarının imzası var.

Diktatörlerin yeni silahlar geliştirmekle görevlendirdikleri bilim adamlarının çalışmalarına sık sık müdahelede bulunmaları kimi zaman parlak sonuçlar yaratmakla birlikte çoğunlukla başarısız neticeler alınmasına yol açıyordu.

2.Dünya Savaşı, düzenli ar-ge faaliyetlerini devletlerin kendilerini devam ettirmekte kullandıkları sürekli ve kudretli bir vasıta kılarken aşırı devlet denetiminin ve ideolojik kaygıların çok fazla ön planda tutulmasının bilimsel araştırmalarda ters sonuçlar yarattığını ortaya koydu.

Liberal devletler totaliter rejimlerin bilimdeki atılımlarına çabuk karşılık verdiler. En başarılı oldukları alanlar kriptoların deşifre edilmesi ve casusluk faaliyetleriydi.

Daha 1931 yılında Fransız Haberalma Teşkilâtı’nda görevli Yüzbaşı Gustave Bertrand, bir Alman casustan 2.Dünya Savaşı’nda kullanılacak Enigma adındaki kriptografi aygıtının çalışma prensiplerini gösteren belgeler temin etmişti. Savaş sırasında İngiliz matematikçiler aygıtın şifrelerini çözümlemeyi başardılar. Öyle ki Hitler’in generallerine bizzat verdiği emirler anında Müttefik kuvvetlerince öğrenilebiliyordu.

Haziran 1940 - Nisan 1941 arasında Almanların İngiltere’ye düzenledikleri hava akınları sonrasında Winston Churchill, radarın savunmada ne derece etkin bir aygıt olduğunu gördü ve Bilimsel Danışmanlık Komitesi’ni kurup başına Profesör L.A. Lindemann’ı getirdi.

Lindemann, Sir Henry Tizard ile beraber Alman avcı uçaklarının haberleşmelerini bozan elektronik karıştırma sistemleri geliştiren araştırma projelerini yönetti. 1940 yılının sonbaharında Almanlar buna X-Gerat’larıyla karşılık verdiler. X-Gerat, bir çok frekans üzerinden haberleşmeyi sağlayan bir aygıttı. Fakat İngilizler radarlarında yaptıkları bir değişiklikle uçaklarının Alman avcı uçaklarını tek tek izleyebilmelerini sağladılar.

Benzer bir durum Almanya üzerindeki hava muharebelerinde yaşandı. Gece uçuşlarında uçakların, elektronik karışıtırıcılar engeline rağmen hedeflerini bulmalarını mümkün kılacak sistemler geliştirilmesi fikri bundan sonra doğdu. H2S adı verilen sistem sayesinde pilotlar ‘bulutların arasından’ önlerini görebiliyordu.

Ayrıca İngiliz uçaklarının Alman pilotları şaşırtmak için attıkları alüminyum parçalar da çok işe yaradı.

1943 Mart’ından itibaren kullanılmaya başlanan mikrodalga radarlar ise Alman denizaltılarının yerlerinin tespit edilmesini mümkün kıldılar.

ABD başkanı Roosevelt ülkenin bilimsel araştırmalarını Vannevar Bush’a emanet etmişti.

Bush’un başında bulunduğu Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Kurumu, üniversitelere çalışmalarında kullanmaları için 1 milyon dolarlık fon aktardı. Bu kurumla birlikte, Donanma Araştırma Laboratuarları ve ordunun diğer birimleri, antitank roketi, saniyeli fitil, DUKW amfibi savaş aracı, sıtma hastalığıyla mücadelede büyük başarılar sağlayan DDT ile penisilini bulup geliştirdiler.

Nükleer fizik alanında çok büyük mesafe katedildi. 1938′e gelindiğinde Alman fizikçiler Otto Hahn ve Fritz Strassmann nükleer fizyonunun gerçekleşmesini gösterebilecek kadar yol almışlardı.

İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve Amerikan bilim adamları, nükleer bir bomba geliştirilmesinin mümkün olabileceğine inanıyor ve böyle bir bombayı ilk yapan taraf olabilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.

1939′da Albert Einstein, Başkan Roosevelt’e bir mektup yazdı. Mektubunda Einstein, başkana atom bombasını Nazilerden önce Amerikalıların bulması gerektiğini, aksi takdirde savaşın kaderinin ABD ve müttefikler aleyhine değişeceğini ifade ediyordu.

ABD’nin 2.Dünya Savaşı’nda ar-ge faaliyetleri için harcadığı toplam 3.850.000.000 Doların 2.000.000.000 Doları Roosevelt’in atom bombasının geliştirilmesi için başlattığı Manhattan Projesi’nde kullanıldı. Amerikalılar atom bombasının peşindeyken öteki devletler de boş durmuyordu. Hepsi bu bombayı ilk bulan olmak istiyor, ancak kimse bu cehennem silahının kullanılmasının yaratabileceği uzun erimli sonuçları düşünmüyordu.

Generalleri kara kara düşündüren savaşlardaki zayiatlar, askeri tıbbın hızlı bir evrim geçirmesine yol açtı. Sıhhiye hizmetleri yeniden örgütlendi; yaralılara çok hızlı ve doğru bir şekilde müdahele edilmeye başlandı. Ölüm oranları ve organ kayıpları daha önce öngörülemeyen oranlara indi.

Havadan yaralı taşınması da bu hususta çok faydalı oldu. Anestezi ve kan nakli sıradan uygulamalar haline geldi. Cerrahi alanlarda uzmanlaşma da 2.Dünya Savaşı sıralarında başladı. Tıptaki en önemli devrim, savaş sırasında bulunan penisilinin kullanılmasıydı. Penisilinin bulunması kemoterapinin altın çağına girmesini sağladı.

Savaş sona erince doktorlar sivil yaşama döndü. Önlerinde yeni bir çağ bulunduğunun farkındaydılar. Bilimin diğer kollarında, tıbbın yararlanabileceği çok önemli gelişmeler kaydedilmişti. 1950′li ve 60′lı yıllar kalp cerrahisinin ve organ nakillerinin uygulanmaya başlandığı yıllar oldu. Ölümü bekleyen sayısız hasta organ nakilleri ile yaşama döndürüldü.

Kısacası, devletlerin barışçıl amaçlarla kolay kolay destek vermeyeceği bilimsel araştırmalar, savaş zamanında kıymete bindi ve belki de daha bir kaç nesil araştırılması akla dahi gelmeyecek konular araştırılarak bir çok teknolojik gelişme sağlandı.

Hesaplanan, nasıl daha fazla düşman öldürülebileceğiydi. Ama gün oldu, devran döndü; savaş zamanı buluşlarının babalarının dahi düşünmediği bir şey gerçekleşti.

Öldürmek için yapılan keşif ve icatlar yaşatmak için kullanılır oldu.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 785
favori
like
share
daedrix Tarih: 28.07.2007 14:14
cok gusel bi calisma olmus eline saglik
temsi Tarih: 28.07.2007 11:03
bu değerli çalışmalırınız için şahsinıza ve samimi paylaşımınıza hürmet ve saygılarımı sunuyorum
engerek61 Tarih: 12.07.2007 17:15
eline saglık saolasın
Sindy Tarih: 12.07.2007 15:52
Paylasim icin tesekkurler Milkboy