Doğru telaffuzu ebdâl olan kelime, Arapça bedîl yahut bedel'in çoğuludur. Arapça'da hem bedel hem de bedîl şeklinde okunan kelime “bir şeyin karşılığı, birinin yerine geçen” manalarına gelmektedir. Biz bu kelimeyi tekil manada kullanmış; bazan Farsça abdalân , bazan da Türkçe abdallar biçiminde bir daha çoğul yapmışız. Bugünkü imlâda kelimeyi aptal şeklinde yazıyor ve “ahmak, şaşkın, bön, alık, safderûn ” manalarına sıfat olarak kullanıyoruz. Aynı manaya gelen büdelâ'nın da yine bedîl'den türetildiğini ve dilimize budala telaffuzuyla yerleştiğini bu arada hatırlatalım.

Ne olmuş, yahut nasıl olmuştur da “birinin veya bir şeyin karşılığı” manasına abdal, ahmak haline gelmiştir? Abdal yahut büdelâ kelimeleri bazı hadis-i şeriflerde geçmekte, bu hadisler vesilesiyle tasavvufun ricâlü'l - gayb telakkisindeki bir zümreyi adlandırmak için kullanılmaktadır. Buna göre Allahu Teâlâ âlemdeki manevî nizamın muhafazası, hayırların temini, şerlerin def'i için sevdiği bazı velî kullarını vazifelendirmiştir. Ricâlü'l - gayb yahut gayb erenleri denilen bu seçkin kulların derece, rütbe ve makam itibariyle aralarında fark vardır.

Birçok kaynak ve bu arada hususen İbnü'l -Arabî'nin el- Fütûhâtü'l - Mekkiyye'sinde ricâlü'l - gayb hakkında, derecelerine, sayılarına, vazifelerine, nerede yaşadıklarına dair tafsilat bulunabilir. Avam arasında bir kısmı üçler, yediler, kırklar diye bilinen bu velîlerin kırkına abdal, yedisine büdelâ , dördüne evtâd , üçüne nükebâ , birine gavs veya kutub derler. Ricâlü'l - gayb dünyanın her ânında mevcuttur.Bunlardan bazı zümrelere abdâl yahut büdelâ denilmesi, kelimenin kök manasıyla alâkalıdır. Bir görüşe göre abdal, “nefsini ruhuna bedel eylemiş”tir . Veled Çelebi ise “Beşere has sıfatları Cenâb -ı Hakk'ın sıfatlarına tebdîl eden velî”ye abdal diyor. Aynı anda birçok yerde görünmeleri, kendilerine bedel birçok makam ve suret göstermeleri ve nihayet öldükleri zaman Allah tarafından yerlerine başka birinin geçirilmesi gibi sebeplerle de bu zatlara abdal denilmiştir. Ricâlü'l - gayb'den iki zümre olarak abdal ve büdela hakkında sözü Mesnevî şârihi Sarı Abdullah Efendi'ye bırakıp bahsin bu kısmını kapatalım:

“ Ebdâl , sülehâdan bir kavimdir ki dünya anlardan bir an hâlî olmaz. Kaçan anlardan birisi intikâl eylese yerine birisi dahî nasb olunub ana bedel olur. Büdelâ , ricâl'ullah'dan yedi nefer ricâldür ki, bâtınlarıyla Allah'a, nasîhat ve mev'ızeleriyle ıslâh-ı müslimîne müteveccihler olub , halkı Hakk'a da'vet ederler.”

Bugün istihza maksadıyla sarfettiğimiz Abdala malûm olur tabiri, işte bu ricalullah akidesi'nin bakiyesidir.

Abdâl nasıl aptal oldu?

Yukarıda izaha çalıştığımız ıstılah (terim) manâsını muhafaza etmek yahut en azından bu telâkkiye halel getirmemek suretiyle abdâl'ın zamanla daha umûmî bir mânâ kazandığını görüyoruz. Abdal az konuşan, az yiyen, az uyuyan, halktan ayrı yaşayan, bir yerde ikâmet etmeden yalın ayak baş açık devamlı dolaşan, nefislerini terbiye için dilencilik yapan, dilendiği nesneleri yolları üzerindeki fukaraya yahut tekkelere hediye eden ermiş olarak dü ş ünüldüğünden , bir müddet sonra bütün gezgin dervişler'e ad olmu ştur. Nitekim Türkistan'da Yesevî menkıbelerinden birinde, Hakîm Ata'nın vefatından sonra kırk aşı verilirken Kâbe'den kırk abdal'ın geldiği, bunlardan birinin Yeseviliğin meşâyih silsilesindeki mühim halkalardan Zengi Ata olduğu anlatılır ki, 12. asırdan itibaren bilhassa Yesevî dervişlerinin abdal diye anıldığına delalet eder. Osmanlı'nın kuruluşunda rol oynayan Horasanlı dervişlerin de abdalân-ı Rûm şeklinde adlandırıldığı, Abdal Musa, Kumral Abdal gibi şahsiyetlerin varlığı hatırlanmalıdır.

Abdal'a bugün halk arasında verilen farklı ve menfî manâların hepsi, kelimenin bu şekilde umumiyet kazanmasından sonradır ve mutlaka gezgin dervişlerin bir hâlinden mülhemdir. Meselâ “tamahkâr, devamlı bir şeyler isteyen, dilenci” manâları , ya yozlaşan bazı dervişlerin haddi aşmalarının ya da cemiyetin dünyalık sevgisinden neşet eden su-i zannının ifadesi olabilir.

Anlaşılabilir, hatta mazur görülebilir bir istihaledir bu. Aynı şekilde davul zurna çalanlara abdal denilmesi, bazı gezgin dervişlerin nefîriyle alâkalı da olabilir, “davul çalan” manâsına ablât veya tabıldâr kelimelerinin telâffuz benzerliğinden kaynaklanan bir karışıklıkla abdal'a tahvili ile de izah edilebilir. Amma abdal'ın aptal'a tahavvülü, alık yahut ahmak hâline gelmesi tamamen bizim zihniyet değişikliğimizle alâkalıdır; sadece kelimenin değil, kalbimizin de sertleşip katılaştığının delilidir. Mehmet Zeki Pakalın'ın ; “ kalendermeşreb ve derviş- nihât olanlar mâişet umûruna aldırmadıklarından, onlara kıyasen iş bilmeyen, kâra aklı ermeyen adamlara da abdal denmiş ve bunun lâzımı olarak idrâki zayıf ve düşüncesi ibtidâî kimselere de isim ve sıfat olmuştur” sözleriyle abdal'ın ilk manâsıyla son manâsı arasında kurduğu irtibat, mantığımıza uygun gelse de gönlümüzü incitmelidir.


alıntı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 7244
favori
like
share
poyraz Tarih: 17.07.2007 16:35
ellerine sağlık