Tarih konusunda konuşmayı seven bir milletiz. İnsanları ölçüsüz yüceltmek gibi bir zaafımız da var. Kim bilir, belki de kendi yapamadıklarımızı başkalarında görerek teselli bulmak istiyoruz. Böylece kahramanlık duygularımızı tatmin ediyoruz.

Ama tarihte bazı insanlar var ki, adeta başarılarında teselli bulunsun diye değil, örnek alınmak için yaşamışlardır. İşte Fatih Sultan Mehmed Han bunlardan biridir.

Fatih Sultan Mehmed denince aklımıza ne geliyor?
İstanbul’u fethetmiş olması mı?
30 yıllık saltanatı süresince 17 devleti dize getirmesi mi?
Babasından kalan toprakları 20 milyon kilometre kareye çıkarması mı?
Askerî dehası mı yoksa ilmî zekâsı mı?
Fatih’i fatih yapan özellikler sadece bunlar olabilir mi?
Tarih boyunca daha büyük başarılara imza atmış dahiler hiç de az değil. Oysa Fatih’in, genellikle askerî başarılarının gölgesinde gözden kaçırılan çok önemli başka özellikleri var. Ve asıl o özellikleri onu tarihin örnek şahsiyetleri arasına yerleştiriyor.

Fatih’i keşfetmek için hakkında yazılan şiir ve yazılardaki duygusallık pek işe yaramıyor. Ders kitaplarındaki “çağ açıp çağ kapayan padişah” tanımlaması, zafer edebiyatının ötesine geçilememesi de öyle.

Peki Fatih’i nasıl anlamalıyız?

Her şeyden önce, Fatih’i sadece bir hükümdar ve komutan olarak görmememiz gerekiyor. Evet o bir hükümdar ve çok başarılı bir komutandı ama aynı zamanda kemâl ehli bir sûfi, devrinin ilimlerinde temayüz etmiş bir bilgin ve mükemmel bir şairdi. Öyle bir rehberlik altında yetişmişti ki, dünya ve ahiret dengesini bütün hayatında görmek mümkün.

Devrinin bilginleri tarafından derin bir tarih şuuru ve geleceğe yönelik ideallerle hazırlanmış; bir iki değil, yedi lisan öğrenmiş, batılı ve doğulu tarihçilerin kitaplarını okuyarak dünya olayları hakkında vukufiyet sahibi olmuş, siyasi, askeri, idari tahliller yaparak isabetli kararlar verme ehliyeti kazanmış bir şahsiyetti. Bu söylediklerimiz sadece bizim değil, dünya tarihçilerinin de görüşleridir.

Gözden kaçırılmaması gereken, maddeyi fethedebilmek manayı kavramakla mümkündür. Hükümdarlar eğer ellerindeki toprakları yalnızca birer ganimet ve mülk olarak görmüşlerse, o mülk kısa zaman sonra onların ellerinden çıkıp gitmiş ve o hükümdar da unutulanlardan olmuştur. Ama o mülkün ruhuna inip manasını kavrayabilmişlerse, ebedî olarak o mülkte tasarruf hakkı o şahısların ve ondan sonra gelen aynı yolu izleyenlerin olmuştur. Bugün Fatih bedenen ölüyse de, onun yaptıkları, anlayışı ve inancı fethettiği topraklarda yaşıyor.

Onun ataları ve babası “ibadullah için çalışıp, İslâm’ı fitnelerden kurtarmak için gayret sarfeden kimseler” idi. Adalete, ilme, ilim adamlarına önem veren; halkın hak ve hukukunun korunmasına, zulmün ortadan kaldırılmasına gayret gösteren, işgal için değil, “ilâ-yı kelimetullah” için gaza meydanlarında gazi ve şehid olan insanlardı.

Fatih, tahsiline beş yaşında başlamıştır. İlk derse Kur’an’la başlayan, böylece Allah’ın azametini tasdik ederek ilk adımını atan o çocuk, ölünceye kadar aynı hükmün tesiri altında kalmıştır.

Hocaları devrin en değerli alimleriydi. Düşünün bir kere; toprak ve tohum müsait, onu işleyecek eller hünerli olduktan sonra yetişecek fidanın kalitesiz olması mümkün mü?

Kulağına fisıldanan ve şuurunda yer eden
“İstanbul’u aç, gülzar yap!”
sözleriydi. Bu sözü ileride gerçekleştirmek için çalışacak ve bunu başaracaktı.

Şehzade Mehmed bir taraftan ilmî yönde yetiştirilirken, diğer taraftan Akşemseddin’den gönül terbiyesi alıyordu. Askeri terbiyesi, teknolojik bilgisi çağının şartlarına ve hatta geleceğe yönelik olarak veriliyordu. Zaten doğrusu da, olması gereken de bu değil mi?

İlk idare yeri Manisa. Orada valilik yaparak, yöneticilik dersini kapalı sınıflarda değil, iş başında uygulayarak öğreniyordu.

İlk taht tecrübesini babası II. Murad’ın sağlığında yaşıyor, siyasi bir kriz ve nedeniyle tahttan çekilen babasını yerine 12 yaşında tahta oturuyordu.

Ülke Macar tehlikesiyle karşılaştığı zaman da, oturduğu tahtı tekrar babasına bırakarak siyasi şuurun hakiki bir örneğini gösteriyordu. II. Murad tekrar tahta çıkıyor ve genç şehzade de Manisa’da yedi yıllık eğitimine devam ediyordu.

Zaten Şehzade Mehmed’in hocaları ve çevresinde bulunan beyler saltanat uğruna iktidarı ele geçirme hırsından uzak kişilerdi. Toplumun selâmeti için ne gerekiyorsa onu yapmaya çalışan insanlardı.

Babasını vefatından sonra tahta çıktığında, Rasulullah A.S. tarafından vaadedilen kutlu müjdeyi yerine getirmek ve “Fatih” sıfatını kazanmak için hemen faaliyete geçiyordu.

İşte genç sultan böyle tahta oturmuş, müjdelenen komutan olma arzusuyla İstanbul’u fethetmek için hazırlıklara başlamıştı. Genç yaşına rağmen kendisini parlak saray hayatının konforuna hapsetmiyordu. Yemesi, içmesi, eğlencesi, giyinmesi hep ölçülüydü. Şımarıklık ve hırstan uzaktı.

Evet; o, tasavvufun kalpleri dirilten şerbetini içmişti. Sır tutmasını bilen, ufku açık, ideallerini gerçekleştirmek için kararlı ve azimliydi.

Dedesi Yıldırım Bayezid’in yaptırdığı Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırıyordu. Çanakkale Boğazı’nı toplarla kuşatıyordu. Matematik dehasıyla yüksek Bizans surlarını aşacak havan toplarını icat ediyor ve kullanıyordu.

Tarihte ilk defa uçan bombaları imal ettiriyor ve seyyar topçuluğun mucidi de oluyordu. İstihkâm birliklerinin esasını kuran ve kalelerin altında lağımlar açtırarak yeni savaş stratejileri geliştiren ve 70 parça geminin karadan Haliç’e indirmesini düşünen ve uygulatan 21 yaşında ki genç bir delikanlıdır.


Fatih’in, İstanbul’u kuşattığı esnada, karşısına dikilen Bizans elçilerini geri çevirirken söylediği sözler ne kadar anlamlıdır:

“Benim irademin ulaştığı yere, imparatorunuz hayali bile kavuşamaz!”

O, Peygamber Efendimiz’in yüzyıllar önceden söylediği ve İstanbul fatihini öven sözlerine layık olmuş bir insan. Edebiyatımızda Avnî mahlası ile yer alan bir şair. Akşemseddin’in ellerinde ak gönüllü olmayı öğrenen bir derviş. Yani Fatih, hayatını her yönüyle öğrenmemiz gereken bir şahsiyet. 21 yaşında gerçekleştirdiği fetih ile, o yaşlarda neler yapılabileceğini gençlere gösteren bir model.

Tarihi zaten az okuyor, tarihimizdeki Fatih gibi şahısları tam anlamıyla tanımıyoruz. Eğer Osmanlı, Fatih gibi tarihî gerçekler ile yüzleşmeye hâlâ hazır değilsek, bugünün dünyasında da istediğimiz yerlere gelmeye layık değiliz demektir. Geçmişinden güç alarak geleceği hedefleyen insanlar olmak, dünya üzerinde diri bir toplum olmanın anahtarıdır.

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 515
favori
like
share
askey Tarih: 28.07.2007 18:23
çok sağolasın.ellerine yüreğine sağlık arkadaşım.
matrakSsS Tarih: 28.07.2007 10:58
teşekkürler
temsi Tarih: 28.07.2007 10:51
Çok beğendiğim bir çalışma emeğnize ve şahsınıza saygı ve hürmetlerimi sunuyorum .
karakurum Tarih: 20.07.2007 04:23
teşekkürler sağolun paylaşım için
fiber_optic Tarih: 16.07.2007 10:37
İstanbulu fetheden kumandan ne güzel kumandan orayı fetheden ordu ne güzel ordu(Hz Muhammed S.A.V)

bu sözü üzerine İstanbul'u fethetmeyi başarmıştır

Fatih Sultan Mehmet'e sormuşlar

Neden İstanbul'u fethettiniz diye sormuşlar
Fatih Sultan Mehmet:

Önce o benim gönlümü fethetti demiş



Teşekkürler Nerqish paylaşımların için
milkboy Tarih: 16.07.2007 10:31
“Benim irademin ulaştığı yere, imparatorunuz hayali bile kavuşamaz!”


her şeyi özetliyor zaten...

teşekkürler Nerqish