Tarihçe

Bizans ve Osmanlı geleneklerinin birlikte incelenebileceği görüşünde olan Alman hukuk tarihçisi Richard Honig, İstanbul Üniversitesi tarihinin 1 Mart 1321'e kadar uzandığını ifade etmektedir. Bugünkü Merkez Bina'nın bulunduğu tepede kurulan, Roma üniversiteleriyle eşdeğer olan, tıp, hukuk, felsefe ve edebiyat fakültelerinden oluşan bu üniversite, aslında İstanbul'da üniversite eğitiminin başlangıcı sayılmaktadır.
Türk araştırmacılar ise İstanbul Üniversitesi'nin köklerini 1453'e götürmektedir. Gerçekten, fetihin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Ayasofya ve Zeyrek'te yapılan bilimsel toplantılar, Türk-Osmanlı bilim yaşamının ilk günü ve takiben bir külliyenin kurulmasının başlangıcı kabul edilmektedir. Nitekim, Sıddık Sami Onar, "Türklerin İstanbul'da bir üniversite bulamadıklarına ve kendi uygarlıklarını yerleştirdikleri bu kentte kendi tarzlarında kurdukları" üniversite eğitimine dikkatleri çekmektedir. Yine, Cemil Bilsel, tıp, hukuk, fen ve edebiyat fakültelerinin ve İstanbul Üniversitesi'nin ilk başlangıç noktasının 1470 yılında kurulan Fatih Külliyesi olduğunu vurgulamaktadır. Bu arada, Sovyet tıp bilgini Danişefski, Dünya'nın en eski tıp fakültesinin İstanbul'da olduğunu belirtmektedir.




Beyazıt Meydanı'ndaki İstanbul Üniversitesi Binası'nın Görünüşü


Yükselme ve genişleme dönemlerinde kurulan Beyazıt, Yavuz ve Kanuni Süleyman Medreseleri dönemlerinin hukuk, edebiyat, ilahiyat ve tabii bilimler okutulan birer görkemli üniversiteleri sayılırlarken; duraklama ve gerileme dönemlerinde, gözlem ve deneyi reddeden, akılcı ve bilimsel özellik ve güçlerini yitirmiş, imparatorluğun kaderini paylaşarak benzer süreci yaşamışlardır.


Islahat ve Tanzimat'ın batılılaşma hareketi eğitim kurumlarına da yansımış, bilgisizlik her alanda yenilmişliğin sebebi olarak ortaya konmuş ve "ilerleme ancak ilim ile gerçekleşebilir" ilkesiyle 23 Temmuz 1846'da Darülfünun kurulması fermanı "laik yüksekokulların başlangıcı" olarak kabul edilmektedir.

Cemil Bilsel, I. Darülfünun'da 31 ilkkânun (Aralık) 1863 günü verilen ilk deneysel fizik dersini İstanbul Üniversitesi'nin yeniden kurulması olarak değerlendirmektedir.


Ne yazık ki, öğrencinin devamsızlığı ve ilgisizliği nedeniyle ilk denemelerden sonuç alınamamıştır.


20 Şubat 1870'de, bu kez "Darülfünun-u Osmani" adıyla modern ilim anlayışına ve düzeyine ulaşmak beklentisi içinde üniversite ikinci kez açılmıştır. Ancak, öğretim kadrosunun ve kitap yetersizliğinin yanı sıra verilen bir konferanstan duyulan hoşnutsuzluk, 1872'de bu girişimin sonu olmuştur. Cemil Bilsel'in araştırmalarına göre kapanış sebebi "bilgisizlik ve taassuptur; batılılaşma hareketine tahammülsüzlüktür."


Üçüncü evre, 1874'de Galatasaray binasında edebiyat, hukuk ve fen bölümlerinden oluşan Darülfünun-u Sultani'nin açılmasıyla başlamıştır. Derslerin Türkçe ve Fransızca okutulduğu bu kurum hakkında 1881'den sonra resmi kayıtlarda hiçbir belge ve bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak, üç dönem mezun verdikten sonra 20 yıl süreyle ortadan kalktığı bilinmektedir.

II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılında, 1 Eylül 1900'de din, matematik ve edebiyat bölümlerinden oluşan IV. Darülfünun, Darülfünun-u Şahane (İmparatorluk Üniversitesi) adıyla açılmıştır. Ancak, hiçbir konuda özerkliği olmayan, istibdat yönetiminin sıkı denetimi altında oluşturulmuş, bilimsellikten uzak bir eğitim kurumu olarak tanımlanmaktadır.



İstanbul Üniversitesi Merkez Binası ve Beyazıt Kulesi



Zeynep Hanım Konağı.
( Yandıktan sonra yerine İstanbul Üniversitesi
Edebiyat ve Fen Fakültesi binaları yapılmıştır.)

Nihayet, Meşrutiyet'in ilanından sonra hukuk, tıp, fen, edebiyat ve ilahiyat bölümlerinden oluşan İstanbul Darülfünun'u 20 Nisan 1912 tarihli bir kararla kuruldu. 1919 yılında yeni bir düzenlemeyle ilmi ve kısmen yönetimsel özerkliğe kavuştu.
Her ne kadar, bu dönemi araştıran Osman Nuri Ergin, V. Darülfünun'un kuruluşunu bilimsel düzeyi, örgütlenme biçimi ve kadro yetersizlikleri nedeniyle tamamen şekli bulmakta ise de, Modern Türkiye'nin Doğuşu yapıtında Bernard Lewis "İstanbul Darülfünun'unu, kültür tarihi açısından tüm Doğu alemi için önemli bir aşama" saymaktadır.
Cumhuriyet öncesi bu dönemin ilgi çekici olaylarından biri "lise tahsilini bitirmiş olan kız çocuklarına tahsilden mahrum kalmamaları için Darülfünun dahilinde 'kızlara serbest dersler' adı altında derslerin verilmesiydi" saptamasını yapan A. R. Başaran, "bir müddet sonra Zeynep Hanım Konağı'nda edebiyat, matematik ve tabii ilimler tahsil etmek için müstakil sınıflar tesis edildiğini" de aktarmaktadır . "Hukuk ve Tıp okullarına kız öğrencilerin kayıt olmalarına o tarihte müsaade olunmamıştır. Kızların erkeklerle aynı dershanede veya aynı binada okumaları o zamana göre hoş görülmemiş; kızların sınıfları Cağaloğlu'nda bir binaya taşınmıştır. Cumhuriyet ilanından sonra erkeklerle beraber Darülfünun'un derslerine devamlarına müsaade edilmiş, tıp ve hukuk fakültelerine de kızlarımız kayıt olmuştur" demektedir.
Yine bu dönemin önemli olaylarından biri de, 1915-18 döneminde halen medrese ruhunu taşıyan Darülfünun'un değişik bölümlerine yabancı bilim adamlarının çağrılmasıdır. İttihatçıların girişimiyle gerçekleştirilen bu atılım Widmann'a göre "bir bütün olarak bakıldığında başarılı olmamış, kaybedilen savaştan sonra Üniversite, ancak Cumhuriyet devrinde kurtulabileceği bir bunalıma girmiştir."
Akla ve bilime dayalı bir "kuruluşu" amaçlayan Genç Türkiye Cumhuriyeti ise "kurtuluşu" izleyen dönemde 21 Nisan 1924 tarihli ve 493 sayılı Kanun'la İstanbul Darülfünu'nun tüzel kişiliğini tanımış ve 7 Ekim 1925'de kurumun bilimsel ve yönetsel özerkliğini kabul etmiş, medreseler "fakülte" statüsüne kavuşturulmuştur. Darülfünun'un ülkenin bilim merkezi olmasını ve genç kuşakları Batı üniversiteleri düzeyinde yetiştirmesini bekleyen Cumhuriyet, verdiği özerkliğin yanı sıra Darülfünun'un bütçesini de ayırıp arttırmıştır. Çağdaş bilimselliğe ulaşma arayışları çerçevesinde 1924-26 döneminde yabancı hocaların bir kez daha İstanbul'a çağrılmaları da bu anlayışın bir ifadesi olmaktadır.
Ancak, 4 Mart 1924 tarihli yasayla öğretimi birleştiren, sivilleştiren Cumhuriyet hükümeti, Cemil Bilsel'in açıklamalarına göre, daha önce bağnazlık ve bilimsel eksiklik nedeniyle birkaç kez kapanan Darülfünun'u bu kez "politik endişelerle değil, bilime verdiği üstün önem nedeniyle;" Ernest Hirsch'in yorumuna göre ise "... ülkenin geçirmekte olduğu köktenci politik ve toplumsal değişiklik ve dalgalanmalara karşı duyarsızlığı, suskunluğu ve hatta bir Ortaçağ izolasyonuyla dış dünyaya tamamen kapanmış olması" endişesiyle köklü bir değişim kararlılığını açıklayarak kapatmıştır. Kuşkusuz, bunca yıllık hayatının sonunda Darülfünun, içinde bu değişimi yüreklilikle destekleyen "Türk profesörlerinin intihar kulübü" (P.Schwartz'ın yayınlanmış anılarından zikreden Widmann) olarak varlığını gösteriyordu. 1924-26 döneminde yabancı hocalar bir kez daha İstanbul'a çağrıldılar. Politik otoritenin, toplumun ve her şeye rağmen Darülfünun'un köklü değişim arayışı, İsviçreli pedagoji profesörü Albert Malche'ın 1932 yılı başında bir reform önerisi hazırlamak üzere çağrılmasıyla sonuçlandı. 29 Mayıs 1932'de hükümete sunulan rapor esas alınarak 1933'de çıkarılan 2252 sayılı yasayla TBMM, Darülfünun'u ve ona bağlı bütün kurumları kadro ve örgütüyle lağvedip Milli Eğitim Bakanlığı'nın İstanbul'da yeni bir üniversite kurmasını kabul etti. İstanbul Üniversitesi, 1 Ağustos 1933'de yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. Cumhuriyet 10. yılını kutlarken 1 Kasım 1933'de İstanbul Üniversitesi "ilk ve tek" üniversite olarak eğitime başladı.



Medreset'ül Kuzzat Binası'nda İstanbul
Üniversitesi Merkez Kütüphanesi

Aykut Kazancıgil'e göre 1933 Reformu, "1924'te başlayan 'Atatürk Kültür Hareketi'nin önemli bir parçası ve devamlılığının simgesidir."
Widmann'ın yorumuna göre daha önce kendisine 19 Eylül 1926'de fahri müderrislik payesini veren Darülfünun'u ilk kez 1930'da, ve ikinci kez 1933'te ziyaret eden Atatürk için İstanbul Üniversitesi projesi büyük önem taşımakta ve bu batılılaşma arayışının etkin bir aracı olarak görülmektedir.
Bugünkü anlamıyla kurulan İstanbul Üniversitesi'nin açılış konuşmasında Reşit Galip "...artık üniversitenin tarafsız bir seyirci gibi kalan, ...yalnız ders okutan, bilimsel araştırmalara yer vermeyen, " bir kurum olmak yerine "...en esaslı vasfı milliliği ve inkılapçılığıdır." diyerek bilimin ve üniversitenin toplum hayatındaki yaşamsal işlevini öne çıkarıyordu.
İlginç bir kader, Dünya'nın savaş konjonktürü, özellikle Alman ve Avusturyalı, Fransız, İtalyan ve Macar bilim adamlarının entelektüel göç ve ilticasını başlattı. Yabancı hocaların Türk akademik çevreleriyle bir kez daha oluşturduğu renklilik, Batı alemiyle beraberliğin verdiği fikri ve bilimsel ivme, ürünlerini eğitim sistemi, genç akademik kadroların oluşup yetişmesi, kurumlaşma, bilimsel yöntem ve araştırmanın yerleşmesi gibi gayet olumlu bir geniş yelpazede ortaya koydu.
Kuruluşun mimarları olan öğretim kadrosu 29 Mayıs 1934 tarihli 2467 sayılı Teşkilat Yasası ile üç kaynaktan gelmişti: İlki, lağvedilen Darülfünun'dan gelenler; ikincisi, Cumhuriyet döneminde Batı'da eğitim görmüş, bilimsel yeterliliğe sahip olanlar ve üçüncüsü, yabancı hocalar.
Batılı araştırmacılar için "fikir ve bilim, kısaca beyin kaybı" olarak nitelendirilen bu göç ve iltica genç Cumhuriyet'in bilimsel kurumlarının doğup serpilmesinde, sadece İstanbul Üniversitesi'nin değil kurulmakta olan yeni üniversite ve eğitim kurumları için de maliyeti çok düşük ama etkisi çok büyük, kalıcı ve tarihi bir fırsat olmuştur.
Sıddık Sami Onar'a göre "akademik mesleğin tabanını hazırlamayı" amaçlayan 1933 Reformu yönetimsel özerklik ilkesine karşın "hala rektörü Milli Eğitim Bakanlığınca tayin edilen, gönderdiği dekanlar yine Milli Eğitim Bakanı tarafından atanan, fakat üniversite işlerinde bir dereceye kadar yetki genişliğine sahip yöneticiler" sistemine dayanıyordu. Döneme ilişkin belgeler daha önce Darülfünun ve Zeynep Hanım Konağı'nın 28 Şubat 1942'de ve daha sonra Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı binasının 1946'da yanmasıyla kaybolmuş, yok olmuştur.

İstanbul Üniversitesi'nin bu yasal sistemi 1946'ya kadar sürerken akademik mesleğin tabanı ortaya çıkmıştı. 13 Haziran 1946'da 4936 sayılı yasayla artık Türk üniversitelerine ve onları oluşturan fakültelere bilimsel ve yönetimsel özerklik tanınmış ve bu kurumlara "hizmet yerinden yönetim" yapısı kazandırılmıştır. Bu önemli değişikliğin gerekçesi "fakülte ve üniversitelerin diğer devlet kuruluşlarına benzemeyen bir yapıda olmaları ve bu sebeple yöneticilerin ayrı bir görgü ve uzmanlığa ihtiyaç göstermesi, bu fakülte ve üniversitelerin diğer yönetim teşkilatı dışında özerklikleri ve yasal kişilikleri olan ve Milli Eğitim Bakanı'na doğrudan bağlı bulunan, ayrı bir bütçeye sahip olmaları" şeklinde gösterilmiştir.
Bu yasa, Onar'a göre, "Türk Üniversiteleri'nin kuruluşu ve işleyişini, akademik kariyer mensuplarının ilim, görev ve fikir istiklalini, özgürlüğünü sağlam esaslara bağlamakla beraber daha ilk senelerde ihlallere uğradı... ve kariyer mensupları fikir hürriyetleri tahdit edilerek ... keyfi takdiri Bakanlık emrine alınmaya başlandı."
Bu tür ihlaller ve Kemal Oğuzman'a göre "Üniversitelerin özerklik çerçevesinde iyi bir oto-kontrol sistemini işletememeleri ve üst derece kadroların yetersizliği 27 Mayıs 1960'ın her alanda reform arzuları ile birleşince" bir yandan 1961 Anayasası'nın 120.maddesinde üniversiteler özerk kuruluşlar olarak yer alırken, 27.10.1960 tarihli 115 sayılı yasa, 1946 tarihli 4936 sayılı yasanın bazı maddelerini değiştirip yeni maddeler eklemiştir. Bu yasayla Milli Eğitim Bakanlığı'nın Üniversite üzerindeki yetkileri azalmış, fakülte kurullarına daha geniş katılım sağlanmış ve kadro tıkanıklıklarını aşmak üzere yeni düzenlemeler getirilmiştir. Kısaca yönetim, teşkilat, öğretim üyeliği ve yardımcılığı konularında daha geniş özerklik koşullarında yeni esaslar konmuştur.
Yapılan değişikliklerin bir kısmı İstanbul Üniversitesi'nde bazı aksaklıkları düzeltip, daha uygun bir çalışma ortamı sağlamış ise de toplumsal ve politik gelişmelerin gerek ülkede gerek üniversitelerin idari özerkliğinin Anayasa güvencesinden yoksun bırakılması tehlikesi ile karşı karşıya bırakmış; ancak, 20.9.1971 tarihli 1488 sayılı yasayla Anayasa'da yapılan değişiklikte üniversite özerkliğine dokunulmamasında İstanbul Üniversitesi'nin görüş ve tutumunun ciddi, tarihsel bir etkisi olmuştur.
İstanbul Üniversitesi, 20.6.1973 tarihli 1750 sayılı Yeni Üniversiteler Kanunu ile Cumhuriyetin 50. yıldönümünde yeni bir düzene girmiştir. 4936 sayılı yasayı tümden değiştiren bu yasayla iki yeni üst kuruluş, Yüksek Öğretim Kurulu ve üniversite üyesi gereksinimini karşılama görevi bu kez eski ve köklü üniversitelere getirilmiştir. Yasanın öngördüğü gelişmekte olan üniversitelere öğretim üyesi yardımını İstanbul Üniversitesi büyük ölçüde yerine getirmektedir.
Bugün İstanbul Üniversitesi 6.11.1981 tarihli 2547 sayılı yasa hükümlerine tabi olarak çalışmakta; çağdaş, ilerici ve laik bir eğitim kurumu olarak tarihsel, toplumsal ve bilimsel bir işlev sürdürmektedir.
İstanbul Üniversitesi'nin simgesi olan "yılanlı amblem" 1243 tarihli Selçuklu Şifa Yurdu motiflerinden esinlenilerek Prof.Süheyl Ünver tarafından yaratılmıştır.

Tanıtım

Yeni Çağda" Öncüydük,
"Bilgi Çağı"nda da Öncü Olacağız...
1453'te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesiyle başlayan "Yeni Çağ"ın bir diğer önemli olayı da, İstanbul Üniversitesi'nin geleceğe uzanan temellerinin atılmasıdır. İstanbul Üniversitesi, Avrupa'da kurulan ilk 10 üniversiteden biri olma özelliğini de gururla taşımaktadır. Geçen yüzyıllar boyunca İstanbul Üniversitesi, çağının ilerisinde pek çok değişim yaşamıştır; değişmeyen tek olgu ise, bilimsel alandaki öncülüğüdür.

Cumhuriyet İlkelerinin ve Değerlerinin Koruyucusuyuz

Gücünü gençlerden alan İstanbul Üniversitesi, varoldukça Cumhuriyet ilkelerini ve değerlerini temsil edecektir. İstanbul Üniversitesi, halkın verdiği misyonla, Atatürk ilke ve devrimlerinin her dönemde ve her koşulda yılmaz koruyucusu olacaktır. Cumhuriyetin değerlerini yıkmak isteyenler, bütün öğretim kadrosu, idari personeli, mezunu ve öğrencisiyle İstanbul Üniversitesi'ni karşısında bulacaktır.

Deneyimli Dev Bir Öğretim Kadrosuyla Eğitim Veriyoruz

İstanbul Üniversitesi'nde, şu anda 5000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı, öğrencilerimizin en nitelikli biçimde yetişmesi için büyük bir özveriyle çalışmaktadır. Yaşadığımız bilgi çağında, özel sektörün gereksinimi olan en önemli olgu, yetişmiş beyin gücüdür. İstanbul Üniversitesi ve sektör işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilen çalışmalar, öğrencilere derslerle aktarılmaktadır. Böylece öğrencilerimiz kuramsal bilginin yanı sıra uygulama aşamasını da öğretim üyelerimizden doğrudan görmektedir.

Öğrencilerimiz karşılaştıkları sorunları öğretim üyelerimizle rahatlıkla çözebilmektedir. İstanbul Üniversitesi'nin en önemli özelliklerinden bir tanesi de, öğretim üyeleri ve öğrencilerin arasında kurulan sıcak iletişim sayesinde karşılıklı bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasıdır.


Eğitimimizle ve Bilimsel Çalışmalarımızla Ulusal ve Uluslararası Alanda Tanınıyoruz

Değerli öğretim üyelerimizin gerçekleştirdiği bilimsel araştırmalar, kendi alanlarında yeni ufuklar açmakta, gelecekteki çalışmalara zemin oluşturmaktadır. İstanbul Üniversitesi, ülkemizde yeni kurulan üniversiteler ve kardeş Türk Cumhuriyetleri'nin üniversiteleri ile kültürel ve bilimsel çalışma programları geliştirmekte de öncü bir üniversitedir. Öğretim üyelerimizin uluslararası bilimsel çalışmaları ile Türk bilim hayatı en iyi şekilde tanınmaktadır. Öğretim üyelerinin ülke sorunları ile ilgili çalışmaları, Türkiye'nin geleceğini yönlendirmede başvuru kaynağı olarak gösterilmektedir. Fakültelerimizin uyguladığı programlar, dünyadaki diğer üniversitelerce kabul edilmektedir. Öğrencilerimiz bilimsel çalışmalarını Avrupa ve/veya Amerika'da herhangi bir üniversitede sürdürmek istediklerinde İstanbul Üniversitesi diploması öğrencilerimize ayrıcalık tanınmasını sağlamaktadır. ABD ve Avrupa'nın çeşitli üniversiteleri ile ikili bilimsel sözleşmeler yapılmakta, çeşitli kurumlarla ortak çalışmalar ve öğrenci değişimleri gerçekleştirilmektedir.

Türk Kültürünün Canlı Örneğiyiz

İstanbul Üniversitesi'nde, Edirne'den Hakkari'ye, Ardahan'dan Aydın'a kadar ülkemizin her yöresinden gelen yaklaşık 55,000 öğrenci lisansüstü, lisans ve ön lisans eğitimi görmektedir. Öğrencilerimiz kültürlerini, geleneklerini üniversitemize taşımakta; farklı düşünce ve kültürler, özgürlükçü bir ortamda paylaşılmaktadır. İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci olmak, farklı kültürleri tanımak açısından da büyük bir şanstır.

Mezunlarımıza Başarıyı Yakalayacak Tüm Olanakları Sunuyoruz

İş yaşamı, rekabetin yoğun olduğu çetin bir ortamdır. İstanbul Üniversitesi'nin amacı, öğrencilerin gerçek potansiyelini ortaya çıkartarak, karşılaştıkları sorunların üstesinden gelen ve yapıcı çözüm önerileri üreten bireyler yetiştirmektir. Bu anlayış çerçevesinde geliştirilen programlarda yetiştirilen öğrencilerimiz şu anda Türkiye'nin önemli yerlerinde ve karar alma mekanizmalarında başarılı görevler sürdürmektedir. Gelenekçi yaklaşımını evrensel bakış açısıyla birleştiren mezunlarımız, Türkiye'nin geleceğinde de söz sahibidir. Sağlık, Sosyal ve Fen Bilimleri alanlarında ulusal ve uluslararası sayısız başarılı çalışmanın arkasında yer alan mezunlarımız, üniversitemizin gururudur.
Üniversitede okumak yaşantınızda karşılaşacağınız en önemli dönüm noktalarından bir tanesidir. Bu nedenle seçeceğiniz üniversitenin geleceğinizi bire bir etkileyeceğini unutmayın! İstanbul Üniversitesi, verdiği çağdaş, yenilikçi, Atatürkçü düşünce ve saygılı eğitimi ve sosyal-kültürel etkinlikleriyle, öğrencisi olmaktan gurur duyacağınız Türkiye'nin sayılı Yükseköğretim kurumlarındandır.

"GELECEĞİNİZ İÇİN EN DOĞRU KARARI VERİN"
"GELİN SİZ DE İSTANBUL ÜNİVERSİTELİ OLMANIN AYRICALIĞINI BİZLERLE YAŞAYIN"

Bilimsel Araştırma Olanakları

Üniversitelerin kuruluş amacı, bilimsel araştırma yapmak, ülkesini bilimsel çalışmalarla temsil etmek ve geleceğe taşımaktır. İstanbul Üniversitesi de, bu anlayış çerçevesinde öğrencilerine derslerinde ve bilimsel araştırmalarında yardımcı olacak tüm olanaklarını ortaya koymaktadır. Özellikle kaynak taraması için üniversitemizde çok zengin bir kütüphane bulunmaktadır. Zengin arşiviyle geçmişle bugünü, doğu ile batıyı birleştiren üniversitemiz kütüphanesi, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin de ilk kütüphanesidir. Kütüphanemiz sadece öğrencilerimize değil, halka ve yurtdışından gelen yabancı araştırmacılara da açıktır.
Kütüphanemiz küreselleşen dünya kültürünün önemli bir parçasıdır. Varolan her bilim dalı, kültür, her dil ve yazının seçkin örneklerini kütüphanemizde bulmak olasıdır. Kendi geçmişine ve geleceğine sahip çıkarken, başka kültürün eserlerini yok etmemeye özen gösteren ulusal ve uluslararası düzeyde çağdaş bir kütüphanedir.
Kütüphanemiz; üniversitemize bağlı tüm fakülte, yüksekokul, enstitü ve araştırma merkezine yerli ve yabancı kitap, dergi, CD-ROM ve benzeri yayınları satın alma işlemini de üstlenmiştir. Kütüphanemizin 820 kişilik çalışma alanı vardır. Öğrencilerimiz, derslerinin dışındaki zamanlarını kütüphanemizde araştırmalarını yaparak geçirebilmektedir.
Ayrıca Beyazıt Kampüsü'müzde yer alan Nadir Eserler ve Müze Kütüphanesi'nde Türkiye'de yayımlanan yazma ve eski harfli Türkçe basma eser katalogları da yurtiçindeki ve yurtdışındaki araştırmalar için vazgeçilmez bir kültür hazinesidir.
1994 yılından itibaren kütüphane bilgisayar teknolojisine geçmiş, tüm yayınlar bilgisayara kaydedilmiştir. Öğrencilerimiz istediği yayınlara, tarama yaparak ulaşabilmekte, araştırmalarını çok kısa bir süreçte tamamlayabilmektedir.

Sağlık Hizmetleri

İstanbul Üniversitesi öğrencileri, sağlık hizmetleri konusunda da diğer üniversite öğrencilerine göre ayrıcalıklı durumdadır. Mediko-Sosyal Birimi'miz tüm öğrencilerimize 1961 yılından itibaren eşit, çağdaş ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunmaktadır. Öğrencilerimizin ileri tetkikleri ya da hastane tedavisi, ameliyatları gerektiğinde üniversitemizin ülke çapındaki hastanelerinden olan İstanbul Tıp ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri hastanelerinde sağlık ekiplerimiz başarılı sağlık hizmeti vermeğe çalışmaktadır.

Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM)

İstanbul Üniversiteli olmak sadece derslerdeki başarıya bağlı değildir. Gerçek bir İstanbul Üniversiteli; sosyal, toplumuna duyarlı, kültür ve sanat etkinliklerini yakından izleyen ve bunu yaşam biçimine dönüştürmüş bir bireydir. Bu nedenle, çağdaş ve nitelikli bir eğitimin yanında öğrencilerimizi sosyal ve kültürel açıdan da desteklemek amacıyla öğrencilerimize çok geniş olanaklar sunmaktayız. Gençlerimizin öğretim üyesi ve sanatçılarla kaynaşmasına; düşüncelerin sevgi, dayanışma, kardeşlik duyguları çerçevesinde tartışılıp, bilgilerin derinleşerek kullanılmasına, duygu ve düşünce alışverişinin yapılmasına özen göstermekteyiz.
Fakülte bünyelerinde kurulan yaklaşık 100'ün üzerinde öğrenci kulüplerinde öğrencilerimiz çalışmalarını sürdürebilecekleri gibi; ÖKM'de de, ilgi duydukları alanlarda kulüplere katılabilmektedir.
Rektörlüğümüzün tüm olanaklarla desteklediği ÖKM, diğer üniversitelerde benzeri görülmemiş bir öğrenci kurumudur. Merkezimizde bütün yıl düzenlenen etkinliklerin sergilendiği sinema ve sergi salonları vardır. Ayrıca güncel yayınları içeren zengin kitaplığımız da öğrencilerimize hizmet vermektedir.
ÖKM'de görev alanlar ulusal ve uluslararası alanda her türlü şenlik, bilimsel toplantı ve benzeri etkinliklerde gururla ve büyük bir başarıyla İstanbul Üniversitesi'ni temsil etmektedir. Böylece hem kendi ufuklarını ve vizyonlarını geliştirmekte, hem de Üniversitemizin tanıtımına katkıda bulunmaktadır. İstanbul Üniversitesi, öğrencilerimizin bu katılımlarıyla uluslararası alanda sesini sadece bilimsel anlamda değil, kültürel anlamda da duyurma şansını elde etmektedir.
Ayrıca her yıl İstanbul Üniversitesi'nin öğrenim yılı başında, kulüplerimizin katılımıyla düzenlenen "Öğrenci Şenliği" ve kapsamlı bir programda hazırlanan "İstanbul Üniversitesi Kültür Günleri," ÖKM'nin artık gelenekselleşen çalışmaları arasındadır.
ÖKM bünyesinde, şu anda 13 kulüp vardır. Sinema, Tiyatro, Resim, Klasik Türk Sanat Musikisi, Fotoğraf, Ebru, Müzik gibi sanatsal kulüplerimizin yanında, Felsefe, Edebiyat, Halkbilim, Dil, Bilgisayar, Diplomasi ve Sosyal Araştırmalar gibi daha toplumsal ve bilimsel kulüplerimiz çalışmalarını yoğun bir biçimde sürdürmektedir.

Barınma

İstanbul dışından gelen öğrencilerimizin karşılaştığı en büyük sorunlardan bir tanesi barınmadır. Özellikle üniversitenin ilk yılında öğrenci ve ailesi için, İstanbul gibi metropol ve çok kalabalık bir şehir, maddi ve manevi pek çok sorunu beraberinde getirmektedir. Eğitimin sağlıklı koşullarda sürdürülmesinin, ancak öğrencilerimizin kendilerini evlerindeki gibi rahat hissedebileceği koşulların sağlanmasıyla mümkün olacağı inancındayız. Bu inanç ile hareket eden üniversitemiz, 1998 yılının ağustos ayında Avcılar Yurdu'nu devir alarak, öğrencilerimize sıcak bir ortam sunmak için tüm olanaklarını kullanmaktadır.
Avcılar Yurdumuz, 1500 kişinin yararlandığı oldukça büyük bir yurttur. Ayrıca, yine Avcılar Kampüsü içinde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin bağışlarıyla yaptırılan Mehmet Can Afacan Yurdu da, 1999 yılında öğrencilerin hizmetine girmiştir. Yurtlarımızda 24 saat sağlık hizmeti verilmekte, olası bir soruna karşı 24 saat bir ambulans görev yapmaktadır.
Yurdun Avcılar Kültür Merkezi'ne olan yakınlığından ötürü, buradaki tüm kültür ve sanat etkinliklerinden de öğrencilerimiz yararlanmaktadır.
İstanbul Üniversitesi yönetimi, öğrencilerinin sosyal gelişimlerini her zaman ön planda tuttuğundan öğrencilere, "Öğrenciler, bizim çocuklarımızdır." projesi kapsamında çeşitli etkinlikler geliştirmektedir. Öğrencilerle yurt yetkililerinin ortaklaşa düzenlediği bu etkinlikler arasında, konferanslar, slayt gösterileri, çarşamba sohbetleri yer almaktadır. Ayrıca, ileri dönemlerde İstanbul gezileri düzenlenerek öğrencilerin okudukları ve yaşadıkları kenti, tarihi açıdan tanımalarının sağlanması planlanmaktadır.
Bunların dışında Üniversitemize bağlı çeşitli kampüslerimizde yurtlarımız mevcuttur

Burs Olanakları

İstanbul Üniversitesi, başarılı öğrencilerinin yanında olan, onların başarılarının devamı için maddi olanaklarını zorlayan bir yüksek öğretim kurumudur.
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, herhangi bir kamu kuruluşunda burs almayan öğrencilerimize rektörlük bursu vermektedir. Bünyemizde çok fazla sayıda burslu öğrenci vardır. Üniversitemize bağlı vakıflarda öğrencilerimize burs sağlanmaktadır.
Üniversitemizi tercih ettiğiniz ve kazandığınız takdirde ilgili memur arkadaşlarımızdan size uygun burslar hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Spor Etkinlikleri

Ulu Önder Atatürk'ün dediği gibi, "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" anlayışıyla 1953 yılından beri öğrencilerimiz ve öğretim üyelerimizle, Spor Birliği Kulübü çeşitli çalışmalarda bulunmaktadır. Spor Birliği Kulübü, İstanbul Üniversitesi'nin fakültelerarası ve üniversiteler arası her türlü sportif etkinliklerini düzenlemekte ve yönetmektedir.
İ.Ü. Spor Birliği Kulübü bünyesinde yer alan takımlar arasında; bayan-erkek basketbol takımlarımızın, genç bayan basketbol takımı olarak 2002 ve 2003 yılı Türkiye şampiyonluğu bulunmaktadır. Erkek basketbol takımımız 1. ligde mücadele etmektedir. Futbol takımımızın "Üniversiteler Spor Oyunlarında" ikinciliği; bayan voleybol takımımızın Türkiye dördüncülüğü vardır. Karate ve eskrim dalında Türkiye üçüncülüğümüz, okçulukta ve kürekte Türkiye ikinciliğimiz bulunmaktadır. Ayrıca, İ.Ü. Spor Birliği Kulübü'nün bünyesinde şu spor dallarında da sporcularımız faaliyet göstermektedir: Tenis, judo, boks, satranç, güreş, tekvando, yüzme, masa tenisi, hentbol ve atletizm.
Spor Kulübü'ne bağlı olarak, Avcılar, Cerrahpaşa, Çapa ve Beyazıt Kapalı Spor Salonları , 6 halı saha, 6 basketbol sahası, voleybol ve futbol sahaları ile 3 tenis kortu vardır.

Yerleşim


İstanbul Üniversitesi, İstanbul'un çeşitli semtlerinde bulunan dokuz kampüsünde 17 fakültesi ve 12 yüksekokulu ile çok çeşitli alanlarda eğitim-öğretim vermektedir. Kuruluşunun ilk yıllarında Beyazıt ve çevresinde tarihi bir doku içindeki binalarda eğitim-öğretim yapan İstanbul Üniversitesi zamanla İstanbul'un çeşitli yerleşim yerlerine yayılmıştır. Bugün Rektörlük ile Rektörlüğe bağlı idari birimler ve üniversitenin çeşitli fakülte ve yüksekokulları Beyazıt, Laleli, Saraçhane ve Vezneciler'de yer almaktadır. Cerrahpaşa ve Çapa semtlerinde iki büyük tıp fakültesi bulunan İstanbul Üniversitesi'nin Bakırköy, Şişli ve Kadıköy gibi kentin çeşitli yerleşim merkezlerinde de kampüsleri vardır. İki büyük kampüsü ise kente yaklaşık 25 km. uzaklıktaki Avcılar ve Bahçeköy'dedir. Ayrıca Silivri, Sapanca, Gökçeada, Van, Antalya gibi Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde eğitim ve araştırma destek birimleri vardır.
Böyle büyük bir kent içinde yaygın bir yerleşim alanına sahip İstanbul Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler, tarihi zenginlikler arasında yaşama ve bu büyük kentin sunduğu çok sayıdaki kültürel etkinlikleri izleme olanağına sahiptir.


KAMPÜSLER

Beyazıt ve Vezneciler Kampüsü Yerleşim Haritası
Avcılar Kampüsü Yerleşim Haritası
Çapa Kampüsü Yerleşim Haritası
Cerrahpaşa Kampüsü Yerleşim Haritası
Bahçeköy Kampüsü Yerleşim Haritası
Kadıköy Kampüsü Yerleşim Haritası
Şişli Kampüsü Yerleşim Haritası



Fotoğraflar







Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 1026
favori
like
share
naylonbasgan Tarih: 08.09.2010 09:07
conqueror un da söylediği gibi sadece ismi kaldı eğitim yerlerde malesef.ilk 500 üniversite arasına girmiş olabilir ama kriterlerde eğitim kalitesi göz önüne alınmıyor ki.üniversitenin mühendislik fakültesinin sektörle hiçbir bağlantısınn bulunmaması(öğretim üyelerinin kendi bağlantıları dışında)buradan mezun öğrencilerin sektöre tamamen yabancı kalmasına haliyle iş bulmakta sıkıntı çekmesine sebep olmaktadır.yine de daha beter üniversitelerin olduğu unutulmamıdır.
conqueror Tarih: 30.10.2008 03:17
Bir tek adı kaldı, eğitim :9:
rebecca Tarih: 12.02.2008 19:11
istanbul işletme