Hayatta Allah’ın işaretlerinin var olduğuna inanır mısınız? İnanç “Kayıtsız şartsız kabul etmek” demektir diyor en değerli sözlükler.

Sizi bilmem ama ben yürekten inanıyorum ve karşılaştığımda bütün damarlarım, beynimin içinden çekiliyormuş gibi hissediyorum. Göz pınarlarıma söz dinlemeyen bir damla göz yaşı gelip oturuyor.

Kolay değil bu işaretleri görebilmek. Görseniz bile bir de anlayabilmek var. Ve ne yapmanız için size göründüğünü keşfedebilmek.

“Yoo, yoo evet ben anlıyorum, ona göre davranıyorum” vesaire demiyeceğim. Aksine hep geç kalıyorum anlamakta, anladığım zaman da niçinini çözemiyorum kul aklımca. Ama fikirler uçuşuyor tabi ki kafamda. “Galiba bana bunu demek istemiş. Yoksa şunu mu?“. Kul-beynim yetmiyor çözmeye.

Son 1 yıl içinde ev değiştirmeye karar veriyorum ve günlerce ayaklarıma kara sular inene kadar ev arıyorum istediğim semtte. Zaman zaman arkadaşlarımda bana eşlik ediyorlar yaz sıcağında, ellerimizde su şişeleri yana döne ev arıyoruz.

Nihayet çok tatlı, şirin bir apartman buluyorum ve taşınıyorum. Otobüs durağı evime çok yakın, işim olmasa da, uzun zamandır istediğim o telefonu almak için iki de bir Kızılay’a iniyorum.

Yakınlarda, hep aynı büfenin önünden geçiyor otobüs. Arada gözüm takılıyor büfeye, etrafı tanımak için tararken. Günlerce o telefoncu senin, bu telefoncu benim geziyorum. Bazıları beni başka modellere ikna etmeye çalışıyorlar, kanıyorum, alıp broşürü evde inceliyorum ve ne zamandır aklımda olandan vazgeçiyorum bir süre.

Sonra tekrar vazgeçiyorum, gönlüm ilk’e kayıyor yine ve nihayet dönüp, dolaşıp yine o uzun zamandır istediğim telefonu alıyorum.

Bu arada kardeşim “Abla bana da bir öğretmen hattı al, konuşuruz bol bol annemlerle” diyor. “Tammam canım” diyorum. Araştırıyorum okulda, anlaşıyoruz tam, gideceğiz almaya. Bakanlığa (o zaman öğretmen hattı mil. eğt.de satılıyor sadece) bir şeyler oluyor gidemiyorum.

En sonunda bir gün yalnız gitmek zorunda kalıyorum ve kalan numaralardan elimle bir tane hat seçiyorum kardeşime.

Ben böyle telefondu, hattı uğraşırken annemin hastalandığı haberini alıp, gidiyorum İzmir’e. Annem çok hasta, yılardır gördüğü kortizon tedavisi gün be gün vücudunun bir yerlerine musallat olup eritiyor ya da hasar veriyor.

Şimdi de sağ bacağı, dizden aşağı kıpkırmızı şişmiş, içi sıvı dolu, ağlıyor anneciğim ağlıyor. “Çiğdem çok acım var, Allah’ım alsın artık emanetini, dayanamıyorum” diyor. Sarılıyorum “Bana geçsin Anneciğim, hepsi bana geçsin” diyorum.

Annemle yine bir hastane seferine çıkıyoruz ve 1-2 hafta kalıyoruz kardeşimle başında. Çıkıyoruz sonra, düzeliyor mu? Hayır. Eski haline dönüyor en azından, küçük oksijen tüpü kucağımda, hortum annemin minik burnunda dönüyoruz eve.

Anneciğimi kardeşime, babama emanet ediyorum. Öpüyorum alnından “Allah’a emanet ol anneciğim” diyorum ve dönüyorum Ankara’ya. İşimden aldığım izin sürem bitti.

Her gün arıyorum, hal hatır soruyorum. Bir akşam içim daralıyor arıyorum. Kardeşim “Abla annemin ateşi var”diyor. Yine yine yine bir hastane seferi görünüyor işin ucunda. Yine bir hastane seferi.

Dakika başı yaptığım aramalarda kardeşime “Şöyle yap, böyle yap, sen arabanın arkasına geç annem sana yaslansın” vs talimatlar veriyorum ki yorgunluktan sabah 4-5, avucumda sımsıkı telefon, uykuya dalıyorum bilinçsiz.

Gözümü açtığımda karanlık oturma odasının ortasında ayaktayım ve korkudan kalbim ağzımdan çıkacak gibi atıyor, bütün vücudum titriyor.

“Aaa nerdeyim ben? Demin yatakta değil miydim? Telefonum nerede?”, hem soruyorum hem de yaşadıklarım gözümün önüne geliyor film gibi.

Kardeşimle konuşurken dalıyorum ve kulaklarımda şu ses çınlıyor “Kalk baban geldi. Kalk baban geldi. Kapıyı aç” anlam veremiyorum, ses bütün evi sarıyor. Babamı görüyorum, elinde bavul Ankara’ya gelmiş. Yoo babam annemi bırakıp, nasıl gelsin. Gelemez, nasıl olur?

Kalkıyorum yataktan ve kapıya gidip delikten bakıyorum, yaşlı, başı örtülü, pardesülü bir hanım ve ince, upuzun boylu bir adam yanında. Karanlık koridorda o kadar aydınlık seçiliyorlar ki bekliyorlar kapıyı açmamı.

Çok korkuyorum, ev karanlık, hala kulağımda anlamadığımı düşünürcesine daha da ikna edici bir ses “Kalk baban geldi, aç kapıyı”. Gözümün önünde babam elinde bavul oturma odasına gidiyorum. Uyanıyorum dehşet içinde.

İşten izin falan almadım. Derhal giyinip İzmir’e gittim. Annemle 1-1,5 ay hastanede kaldık kardeşimle ve annem benim biriciğim, balım, her şeyim bizi yarı yolda bıraktı.

Adı Gül…

Mezar numarası 1110.

Oturduğum apartmanın adı Gül. Aldığım cep telefonu Nokia 6111. Kardeşime aldığım hat numarasının sonu 1011. Otobüsün hep önünden geçtiği büfenin adı 1110 ve daha bir sürü…

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 570
favori
like
share
CA-CHALLENGE Tarih: 19.08.2007 19:10
elerine sağlık.nick ismine uygun bir konu açmışın güzel olmuş.
BaL Böcüğü Tarih: 08.08.2007 10:58
emegine sagLik KaHiN
Harika ßir Hikaye..
Gercekten icim ürperdi okurken..
sOnu o kadar dramatik ßitti ki diCek keLime ßuLamiyOrum..:79: