Ölü Canlar

Kısa süren yaşamı süresince 19.yüzyıl Rus edebiyatı üzerinde derin izler bırakan Gogol, 1809 yılında Ukrayna’da küçük bir toprak sahibi ailenin çocuğu olarak doğdu. Küçük yaşta babasını yitirdi ve annesi tarafından büyütüldü. Liseyi bitirdikten sonra Saint Petesburg’a gitti, bir süre devlet memurluğu yaptı, Ukrayna folkloru üzerine çalışmaları ile dikkat çekip Petesburg üniversitesinde tarih dersleri vermek için davet edilse de, yarım kaldı bu uğraşı. Gogol’ün hezeyan düzeyindeki dinsel inançları ve çözemediği cinsel sorunları ile hayatla barışık olmayan bir kişiliği vardı.

Roman ve hikayeleri ile bir anda dikkatleri üzerinde topladı. Özellikle “Müfettiş”(1836) oyunu ve “Palto”(1842) hikayesi, Rusya’nın siyasi ve toplumsal meselelerine yönelik eleştirileri -Rus sosyal demokrat eleştirmen Bielinski ve arkadaşlarından- övgü topladı. İlginçtir ki Çar da beğenmişti “Müfettiş”i..! Oyununun sahnelenmesinden kısa bir süre sonra Rusya’dan ayrılan Gogol Roma’ya yerleşti. Buradan yazdığı yazılarında giderek muhafazakar bir tavır takınması Rusya’daki arkadaşları ile arasının açılmasına yol açtı ve zaten hassas bir dengede duran iç dünyasını iyice alt üst etti. 1852 yılında geçirdiği bir sinir krizi ile en büyük eseri “Ölü Canlar”ı yaktı, odasına kapandı ve bir kaç gün içerisinde öldü. Neyse ki, metnin ilk bölümü uşağı tarafından kurtarılmıştı.

Ölü Canlar
Gogol’e ününü sağlayan “Müfettiş” ve “Palto” gibi, “Ölü Canlar” da Rus toplumsal hayatına yapılmış ağır, ama mizahi bir eleştiridir. Kahramanı Pavel Ivanovich Chichikov’la giderek palazlanan iş bitirici ve şarlatan bir insan tipine; onun “can” denilen serfler üzerine çevirdiği dolaplarla kazandığı güç üzerinden ise Rus kanunlarına ve sınıfsal ilişkilere saldırmıştır yazar. Chichikov’un izlediği yol basittir; amacı, toprak sahiplerinden ölmüş olan serflerinin belgelerini satın alarak kendisini çok sayıda “can” sahibi zengin bir kişi olarak tanıtmak ve böylelikle saygın bir isim ve güç sahibi olmaktır.

Geldiği bir kasabada işe girişen bu -bir türlü kızamadığımız- sevimli dolandırıcı, kısa sürede bölge valisine kadar herkesi etkiler, hatta kendini kurtaracak bir evlilik de yapma şansı belirir. Ancak iş yaptığı bazı kişiler sağda solda konuşmaya başlamışlardır bile. Yakayı ele vermek istemeyen kahramanımız bu kasabayı terk edip başka bir kente sürer atını.

Kendi içerisinde bir bütünlüğü olmakla birlikte, okuduğumuz metin, “Ölü Canlar”ın yangından kurtarılan birinci bölümüydü sadece... Rivayete göre Gogol, ilerleyen bölümlerde Chichikov’u Rusya’da kentten kente gezdirecek, değişik insanlarla tanıştıracak ve faziletli insanlar sayesinde onun bayağılaşmış ruhunu arındıracak bir kurgu düşünmüştü; Chichikov Rusya’nın bir temsiliydi ve Gogol Rusya’nın ahlaki kurtuluşu ile ilgili bir roman yazmayı planlamıştı. Özetle söylersek bu ilk bölüm gerçek Rusya’yı ve Rus insanını anlatıyordu, ideal olanı ise -belki de inandırıcı bulmadığından- yakmıştı Gogol.

“Ölü Canlar”, çeşitli toplumsal tiplerin sınıfsal aidiyetlerinin özellikleriyle resmedildiği bir tip romanı olduğu kadar, maddi değerlerin insan üzerindeki etkilerini gösterebilmek amacıyla mekan ve eşya tasvirlerine yönelmesi ile de dikkat çekicidir. Eşya ve insan ilişkisini ayrıntıda yakalayan “Ölü Canlar”dan bir alıntı ile örneklemek istiyorum; “Çiçikov da bir türlü konuşmaya başlayamıyor, ev sahibine ve eşyalara bakıp eğlenmekten kendisini alamıyordu kendisini. Uzun süre ziyaretinin nedenini nasıl açıklayacağını düşündü, ama bir türlü bulamadı. Önce Piyuşkin’in erdeminden ve ruhundaki yüksek üstünlüklerden söz etmeyi düşündüyse de, bunun fazla kaçacağını anladığından hemen kendisini toparladı. Odadaki eşyalara bir kez daha göz gezdirdikten sonra erdem ve ruhun yüksek üstünlükleri yerine tutumluluk ve düzenlilik sözcüklerini tercih etti”.

Gogol üzerine
Gogol “benim hakkımda çok şeyler söylendi, sanatımın çeşitli yönleri ele alınarak değişik yorumlar yapıldı, ama en önemli yanım hep göz ardı edildi. Bunu bir tek Puşkin’in anladığını gördüm” dediğine göre, Puşkin’in cümleleri ile başlayalım onu değerlendirmeye; “sizin gözlerinizden kaçan küçük ayrıntıları herkesin olanca ciddiliğiyle görebilmesi için, adi insanın adiliğini, hayatın bayağılıklarını güçlü biçimde tasvir edebilme yeteneğiniz henüz hiç bir yazarda yok” demiş Puşkin Gogol’e. Gogol ise, bu tespiti, “gerçekten de başka yazarlarda bulunmayan, bir tek bende olan bir özelliktir bu ve benim en önemli özelliğimdir” sözleri ile -tevazu göstermeden- kabullenmiş mektuplarında. Ancak, sadece “beş para etmez, değersiz insan portreleri” yoktur “Ölü Canlar”da. Yine Gogol’ün sözleriyle; “bunlar da kendilerini herkesten üstün gören -kuşkusuz rütbeleri generallikten erliğe indirilmiş durumdaki- insanların çizgileri birleştirilmiştir; benden, hatta dostlarımdan da çizgiler vardır bu tiplerde”.

Rusya’daki saray yanlısı edebiyat çevrelerinden “Ölü Canlar”a yapılan en önemli itiraz, tiplerinin inandırıcılıktan uzak oluşudur. Oysa, geçen zaman içerisinde, ironik bir üslupla yazılan romanın Rus ruhunu eksiksiz yansıttığı genel kabul görecektir. Son yıllarında aralarındaki ilişki bozulduğu halde, Bielinski’nin yorumları da Gogol lehinedir; “Gogol idealleştirmeye hep karşıdır, ‘ideale’ inanmaz, ideal ona hep gerçeklikten uzak, soyut görünür. gerçeklikte o iyiyle kötüyü, erdemle bayağılığı içice görür. Şu var ki, bunlar eşit ölçüde değildirler, kimi kez biri, kimi kez öteki daha ağırlıklıdır. Gogol bize bayağı insanları göstermez, insanı gösterir yalnızca; allayıp pullamadan, idealleştirmeden; nasılsa öyle”..!

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1027
favori
like
share