Türkiye Cumhuriyeti, büyük Atatürk’ün eşsiz önderliğinde gerçekleşen ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma yönünde bir toplumsal yeniden-biçimleniş sürecini yaşamaya başlamıştır ve yaşayagelmektedir ve bu biçimleniş bağımsızlık, özgürlüğün ve bunların vazgeçilmez gereği olarakta laik dünya, toplum ve insan anlayışını kendisine merkez yapmıştır.
Bu bağlamda bağımsızlık ilkesi temelleri üzerine odaklı kılınan Cumhuriyeti meydana getiren toplumsal ve kültürel gelişmelerin ulusal egemenlik, hukuk devleti, kadın hakları, türk dili, güzel sanatlar alanlarında ön plana çıktığı görülmüştür.
Ancak belirtmek gerekir ki, bütün bu çağdaşlaşma atılımlarının temelinde, ruhunda laik dünya, toplum ve insan anlayışı yatar. Bu atılımların hepsi bir yönüyle laikliğin gerçekleşmesinin sonucunda mümkün olmuş ya da laiklik ilkesinin kılavuzluğunda yürütülmüştür.
TOPLUMSAL DAYANIŞMANIN TEMELİ : ÖZGÜR, LAİK DÜŞÜNÜŞ
Saltanat ve hilafetin kaldırılmasından başka, mahalle mektepleriyle medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatılması, şeyh, derviş, mürit gibi sanların kullanılmasının ve bu sanları taşıyan kimselerin faaliyetlerinin yasaklanması, eğitimi ulusal nitelikte bir eğitim kılınması ve birleştirilmesi, toplumda düşünce, inanç ve bilim özgürlüğü yolunu açmıştır. Devletin dinden bağımsızlaştırılması ve dinin yalnızca bireylerin vicdanındaki yerine bırakılması hem kültürümüzün çağdaş uygarlık düzeyine yükseltilebilmesi için, hem de toplumda yeni koşullara uygun adaletli bir düzenin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan düşünce ve davranış ortamını sağlamıştır. İnançların insan vicdanlarına bırakılması sayesinde, değişik inanç ve düşünüşteki yurttaşların toplumsal barış ve dayanışma içinde yaşamaları ve işbirliği yapabilmeleri sağlanmıştır. Laik devlet, laik eğitim Türk ulusunun siyasal, toplumsal, ekonomik yaşamında, düşünce eğitiminde bilim ve tekniği tek kılavuz durumuna getirmiştir. Bu yolda Atatürk’ün düşünceleri şöyledir : (….Hiçbir mantıksal kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin, inançların korunmasında direnen ulusların ilerlemesi çok güç olur, belki de hiç olmaz.) (Ulusal ahlakımız uygar ilkeler ve özgür düşüncelerle beslenmeli ve güçlendirilmelidir. Korkutmaya dayalı ahlak bir erdem olmadıktan başka güvenilebilir de değildir.) (Cumhuriyet, düşüncesi, kültürü, vicdanı özgür kuşaklar ister.) (Uygarlığın buluşları, tekniğin harikaları dünyayı değişmeden değişmeye uğrattığı bir çağda, yüzyıllık çağı geçmiş düşüncelerle, eskiye bağlılıkla varlığını korumak olanaksızdır.)
TÜRK AYDINLANMASININ ÖZÜ : LAİKLİK
Sonuç olarak tüm uygar insanlığın bilinçli belleğinde olağanüstü saygın yerini koruyan Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, bu özellikleriyle gerçekten çok üstün düzeyde bir sanat eseri niteliğindedir. Zaten kalıcı, sağlam bir devlet kurmak ve yaşamak bilime dayalı olduğu kadar, yüksek sanatçı yeteneği de gerektiren bir iştir. Bugün toplumumuzun her kesimindeki yurttaşlara düşen görev, bu Türk Aydınlanmasının birikimlerini, bilim ve sanat alanlarında yaratıcılığa açtığı yolları, demokratik bir toplumsal dayanışmaya temel olmak üzere oluşturduğu laik, ulusal toplum üyeliği bilincini, yurttaşlık bilincini, o büyük insanın, ölümsüz Atatürk’ün kendi kişiliğinde örneğini bizzat verdiği düzeye çıkarmaya çalışmak olmalıdır.

Atatürk’ün Türk Devrimine temel olan ve yön veren dünya, toplum ve insan anlayışının özgür ,bağımsız ve çağdaş bir toplum gerçekleştirecek, bu yönde çevresinde demokratik dayanışma ve ortak eylem sağlayabilecek değerini özelllikle son kırk yıldır yetişen kuşaklara gittikçe daha az tanıtılan değeri gösterilmeye çalışılmaktadır.

Yaşantımız boyunca yapacağımız tüm faaliyetlerin hissi değil, bilim ışığı altında yapılması gerektiğini vurgulaması açısından bir çok yeniliği göz önüne sermektedir.

Laikliğin sadece din ve devlet işleri boyutunda ele alındığı günümüzde, bunun sadece din ve devlet işleriyle sınırlı olmayıp toplumsal hayatın akışında da getirmiş olduğu yenilikleri açığa çıkarması açısından büyük önem taşımaktadır.

Beğeniler: 2
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4926
favori
like
share
yaprrak Tarih: 03.05.2010 17:25
katılıorum
M.Kutsi Çil Tarih: 20.12.2008 10:38
Türkiyede uygulanan laiklik,hiç de sizin yazdığınız gibi değil.Laikliği biz,dinsizlik olarak algılıyoruz,dinini yaşayana kızıyoruz,onları küçümsüyoruz,"Yobaz" diyoruz,"Dinci" diyoruz,başı örtülüleri hor görüyoruz,oğullarının yemin törenine,çocuklarının diploma törenine gidenleri,başları örtülü diye içeri almıyoruz.Ama başı örtülülerin çocuklarını askere alıyoruz,onların çocukları şehit oluyor.Başı açık,süslü püslü bir kadının çocuğu hiç şehit olmuyor.Çünkü onların çocukları askerliklerini orduevlerinde veya karargahlarda yapıyorlar.Bunlara toplumsal baskı uygulanıyor.
Bir öğretmen arkadaşım var,bir sene ramazanda ilk on gün kadar oruç tuttu,sonra bozdu.Sebebini sordum,"Öğretmen evinde hiç bir arkadaş tutmuyor,benimle dalga geçiyorlardı" dedi.İşte size toplum baskısı.Bu öğretmenlerin yetiştirdiği çocuklardan,bu memlekete ne hayır gelir sorarım size.Amerikanın başkanı,ramazanlarda müslümanlara iftar verir,müslümanların bayramını kutlar.Bundan önceki cumhurbaşkanımızdan,hiç böyle bir şey duydunuz mu,duyamazdınız çünkü,laikliğe aykırı olacağını sanıyordu.
Her kılıkta üniversiteye girilir,ama başı örtülü kızlar giremez,girerlerse ülkede laiklik elden gider.Atatürke yıkarlar kılık kıyafet meselesini.Atatürk "Kadınlar başını açacaklar"mı demiş.
Uzatmayayım,laiklik buysa,olmaz olsun böyle laiklik.