Kur'an Kıssaları 5 ( Salih Kıssası)
s.a aşağıdaki yazı Cemal Çağlaktan bir alıntıdır.Yazıdan bazı kısımları astım tamamını indirmek isteyen arkadaşlar yazının sonundaki linke tıklayabilirler.
selam ve dua ile


"İnsanlarla paylaşmaya tahammül gösteremeyen müstekbirler elbette ekini ve suyu bir deveyle paylaşmayı kabul edecek değillerdi.Ancak Salih´in yaptığı ;Ona bir kötülük dokundurmayın.; uyarısı, başlangıç itibarıyla gözleri korkutmuş; zalimler ;ne olur ne olmaz; endişesiyle bir müddet uzak durmayı ve gözetlemeyi tercih etmişlerdi.Ancak geçen her süre korku duygusunu azaltıyor ve şüpheleri öne çıkarıyordu.Üstelik kendilerini sınırlayan bu devenin suya ve ekine ortak olması sabır sınırlarını zorluyor, hem Salih´e hem de bu mucizeye karşı amansız bir kin biliyorlardı.Mucize istemişlerdi ve netice olarak karsılarına koyulan deve etraflarındaki mazlumlardan esirgenene ortak oluvermişti.Yiyor ve içiyordu.İşin daha kötüsü ise dişi olmasıydı.Doğurganlığı yüzünden dünyaya gelecek yavruları bela üstüne bela getirecekti.Müşrikler topluluğu bu bunalımdan bir an önce kurtulmak, baslarına musibet olan bu deveyi ortadan kaldırmak istiyorlardı.Elbette bunu yapacak bir azgını, tetikçiyi bulmaya yetecek nüfuzları da servetleri de mevcuttu.Böylelikle kendi içlerinden azgın birisini bu is için görevlendirdiler ve deveyi hunharca katlettiler.
Bir tarafta haksizliği, gaspı, tüketimi, malı yığmayı, mazlumlardan esirgemeyi kendisine ahlak edinmiş ve oldukça acımasızlaşmış sorumsuz bir yönetim ve ona tabii olanlar, diğer tarafta ise onların elindekine ortak edilmiş bir deve her gün ekinden ve sudan nasiplenmektedir.Acaba deve için yeryüzünün nimetinden pay ayıran bu din, yağmalandıkça yağmalanan insan karşısında sessiz mi kalacaktır? Bu deve kimdir?Niçin ;Kim; sorusuyla kişileştiriyorum?Çünkü bu hayvan bizleri temsil etmektedir.yıllardır sırtına binilen, etinden, sütünden, yününden istifade edilen, koştukça dizginlenen, durdukça sopalanan bir varlık; yavrularını da ayni kaderin eline teslim etmek için doğuran bir dişiliktir.Bütün bu emek ve fedakarlığa rağmen azgınların tekelinde kalmış ekin ve sudan ya tamamen mahrum edilmiş ya da yok denecek kadar az nasiplenmiştir.Evet, bu varlığın sadece uzaktan seyretmeye hakki vardır.Eğer başını hakki olan ekine ve suya uzatmaya kalkarsa ya sopayla, ya bıçakla korkutulur.Bununla durmaz ve inatla yaklaşırsa, o zaman acımasızca boğazlanır.
Afrika´dır bu deve;asırlarca beyaz emperyalizmin eline erkeğini, kadınını, çocuğunu kan, ter, yoksulluk ve zincirler altında köleliğe teslim eden toplumun sembolüdür.Bu deve, kendi toprağındaki hakları için isyan ettikçe kırbaçlanan, diz çöktürülen, hapsedilen, öldürülen, ekmeği ve suyu yağmalanan toplumun ta kendisidir.
Irak´tır, Orta Doğu´dur.toprağındaki petrolden, kendi malı olmasına rağmen nasiplenmek isterken önce kendi zalimlerince bağlanan sonra da ısmarlama katillerce katledilen, yok edilen, zindanlara doldurulan, işkenceler altında inletilen, namusu kirletilen topraktaki mazlumlardır.
Benim toplumum, benim ülkemdir bu deve;Sahip olduğu onca nimete ve her türlü zenginliğe rağmen yıllardır borca boğulmuş, geleceği faiz yüzünden ipotek altına girmiş, her seferinde sindirilmiş ve sopalanmış, sırtına binmeyeni kalmamış, dizginleri Amerika ve İsrail´in eline verilmiş dişi devedir.Efendilerin lüksüne, israfına, tüketimine rağmen, yokluğa, yoksulluğa, ölmeyecek kadar ücrete, susmaya razı edilmiştir.Dişidir;Doğurur;Kimin için?İşte bu kendisini bağlayan, yağmalayan ve sonu belirsiz sefalet yolculuğunu önüne koyanlar için.Kendisi kurbanlık olduğu gibi, kurbanlık nesiller yetiştirir de yetiştirir.
İnsanı insana kurban olmaktan çıkarmak için gelmiştir peygamberler.Ve bunun için feryat etmektedir Salih;yıllardır mazlumların üzerine oynanan oyunların getirdiği zulmü, yağmalanan hakları, Allah´ın yaydığı rızkın adilane paylaşılması gerektiğini, feri sönmüş gözlerin, çatlamış ellerin, yetimlerin adına haykırmaktadır.Sözleri, yağmacıları rahatsız etmekte, uykularını kaçırmaktadır.Bu kanaat bilmez azgınlara ;Dokunmayın mazlumlara, dokunmayın rızklarına, emeklerine ve çocuklarına, dokunmayın topraklarına ve canlarına; diye bağırmaktadır.Fakat öldürmekten başka bir şey bilmeyen bu katiller, kendilerini diriltecek çağrıyı duymuyor.Kanaat duygusunu tanımıyor bu yağmacılar.başkası için hayat hakki tanımayan ve karsılarına çıkanları kana boğan bu mantık, yakmaya, yıkmaya ve yetim bırakmaya devam ediyor.Direnenleri zincirliyor, katlediyor, ırzına namusuna musallat olarak sindirmek istiyor.Bunu yaparken de üzerine diktiği kanlı medeniyet gömleğiyle utanmadan hakli olduğunu ilan ediyor;Bağır; diyor Salih, bastığın cesetlerin üstünden, tanklarını sür yetim bıraktığın çocukların yanından, özgürlük ilan et köle kamplarının kapılarından;Fakat boğazladığın bu mazlumların ardından yurdunda daha kaç gün yaşayacaksın? ".........


"şüphe yok ki modernizmin bugün ortaya koymuş olduğu hareket tarzı, özellikle İslam´ın hukuki boyutunu ve ibadi olan bölümünün bir kısmını tamamen tarihin malı olduğu noktasında yontma gayretine girmiştir.Rejimin tesettüre saldırganlığıyla beraber, Kur´an´da gecen bu ibadetin bir Arap geleneği olduğu ispatlanmaya çalışılırken, piyasayı saran fuhuş tellallarının ortalığa yaydıkları Lut kavmi geleneği bu din bilimcilerince görmezden gelinmiştir.Özellikle hukuku tarihselleştirme gayretine girenlerin kölelik konusunda böyle bir uygulamanın artık olmadığını öne sürerek Kur´an´da gecen bu konuyla ilgili ayetleri tarihsel bir nesh metoduyla iptale girişmeleri, düpedüz bir körlüğün ya da siparişle düşünmenin sonucudur.Bu anlayışı meşrulaştıran insanların kendi topraklarında yaşayan asgari ücretlileri ya da boynu kravatlıları hangi kategoriye koyduklarını sormak isterim.Eğer buna, tasavvurlarında imal ettikleri medeniyet anlayışıyla cevap verecek olurlarsa gözlerini Filistin;e, Irak´a, Guantanamo´ya çevirmelerini tavsiye ederim.Biliyorum, adini modern koyduğunuz bugünkü dünyada ne Salih ne de onun devesi var.Ancak deve gibi ekinden ve sudan mahrum edilen, boğazlanan insanlarla beraber, onlar adına Salih´in feryatlarını bütün tazeliğiyle koruyan bir Kur´an var.Bu yüzden gerek modernizmin, gerek geleneğin imdadına sığınarak birilerinin adına ifsat kampanyası düzenleyenler, ayetlerden önce kendi insanlarını nesh ettiklerinin farkında değillerdir.
diğer taraftan ise geleneğin, bütün şaşkınlığıyla beraber ;Eskiye dair ne varsa mübarektir, buyursun kapıdan içeriye; düşüncesiyle içine düştüğü felaket daha onulmaz yaraların açılmasına sebep olmuştur.Ortaya koyulan düşünce etaplarıyla oluşturulan dini kastlaşmada, kaynakların kutsallık sıralaması oluşturulmuş, bunların en üstüne de Kur´an´in yerleştirilmiş olmasına rağmen tarihten gelen manevi terbiye (!) bu noktaya avamın el uzatmasına izin vermemiştir.Her tevhidi çağrıya bozuk plak gibi takıldıkları yerden; ;Kardeşim İslam´ın kaynağı dörttür; diye çığlık atanların, bugün İslam´ı tanıyor olduğunu söylemek, kanaatimce bir gerçeği katletmek olacaktır.Bu düşünceyi sahiplenenlerin ;geçmişi tanıma ve geçmişe tapınma; meselesini iyice anlamaları ve birbirine karıştırmamaları gerekir.Kendisine sorulan bir soru üzerine; ;Muhammed´in ahlaki Kur´an´dı; diyen müminlerin annesi Ayşe´nin yüreklerimize kazınması gereken bu cevabını bırakarak, ısmarlanan yemeğe göre hadis okuyan Ebu Hureyre´nin binlerce rivayetiyle tevhidi yakalamak asla mümkün olmayacaktır."........


"Biliyoruz ki Salih ve diğer peygamberlerin hepsi, bir insanın mutlak sonu olan ölümle karşılaştı.Muhammed´in son peygamber olduğunu artık bir daha peygamber gelmeyeceğini de biliyoruz.artık kim Allah adına, kim de şeytani adına yemin ederek peygamber öldürmek istese bile bunu gerçekleştiremez.Fakat Allah, kıyamete kadar geçerli olacak bir kitabı; peygamberlerin ahlakını oluşturan hükümleri aramıza indirmiş ve bu kitap halen de elimizde durmaktadır. Kitabımız, dün olduğu gibi bugün de yeryüzünü yağmalayan, insanları kendi programlarına göre ayarlayıp boyunduruk altına almaya çalışanları bizlere göstermekte ve hevalarının ortaya çıkardığı kanunlarla ayakta duran bu tağutlara itaat etmemizi haram kılmaktadır.Allah´a gereği gibi kulluk etmek isteyen birisi için, “onlara bir parça dahi meyletmenin” imkansızlığını ve bunun bir ateş olarak karşımıza çıkacağı gerçeğini, ilahi hükümler mucibince biliyoruz.Ve biliyoruz ki Kur´an´ı gereği gibi okuyup yaşadığımız zaman, Rabbimiz bizlere rahmetini yayacak, insanları yağmalayan sırtlan sürülerine karşı onurlu bir dik duruş, mücadele fırsatı bahsedecektir.Küresel manada yeryüzünü kuşatmış emperyalizm ve onların içimizdeki temsilcileri olan tağutlar, sahip olduğumuz kitabın, kimseye hususi bir soyluluk tanımadığını, ırk ayrımına müsaade etmediğini, mülkü tekelleştirmeye izin vermediğini, bir haksızlığa karşı inananlara mücadele zarureti getirdiğini çok iyi bilmektedirler.Bu sebeple rahatlarını sürekli kaçıran bu gerçeğin bir gün tahtlarını altüst edebileceği endişesiyle; Salih´in, boğazlananlar adına, ekmeği ve suyu gasp edilenler adına yaptığı çağrısının duyulmasını istememektedirler.İşte Semud´un yerine bugün yeryüzünü parsellemiş bu azgınlar, bütün kaynakların başını tutmuş, faydalanmak isteyen acizleri ise menetmekte, katletmektedirler"...

"Bu planlarını kuranlar için biz de Rabbimizin tuzaklar kurduğuna inanıyoruz.Yurtlarında yaşayabildikleri kadar yaşasınlar!Ancak bizler müminleriz ve şuna inanıyoruz ki asırların geçmesi bize ne Semud´u ne Mekke´yi ne de onların bugünkü yandaşlarını unutturdu. Suyun başına nasıl kurulduklarını, ekini nasıl taksim ettiklerini, işlerine gelmeyenleri nasıl boğazladıklarını apaçık görüyoruz.Fakat Salih´in hayat verici çağrısını; kölelikten kulluğa giden yolunu da ;Onun, mazlumlar adına ortaya koyduğu mücadelesini, insanların hayatini tevhidden başka bir nizama sokacak hiçbir anlayışa izin vermediğini biliyoruz.Bizim inancımız gevşemeye izin vermiyor.Evet elçiler öldü; Salih de, Muhammed de.Ancak asırlar önce başlamış bu diriltici çağrıların taşlardan daha sert hale gelmemiş kalplere tesir edeceğine, çoraklaşmış toprakların yeniden fidanlar yeşertebileceğine bütün gönlümüzle inanıyoruz.sayı, sonuç ne olursa olsun;Asıl önemli olan; Rabbimizin huzuruna çıkarıldığımız zaman, yanımızda bizden kabul edilecek bir dinin bulunuyor olmasından başkası değildir.".....

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4426
favori
like
share
JoLiE Tarih: 14.08.2007 18:52
İBRAHİM'İN MİSAFİR BEKLEYİŞİ
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İBRAHİM'İN MİSAFİR BEKLEYİŞİ

İbni Ribah el-Ensari'den rivayet edildiğine göre Ka'b dedi ki: İbrahim (Aleyhisselam) misafire ikram eder, fakire merhametli davranır, yolcuya şefkat gösterirdi. Bir süre misafiri gelmedi. O şüpheye düşüp yola çıktı ve aranmaya başladı. Bir yere oturunca yanına ölüm meleği geldi, erkek görünümündeydi. Ona selam verdi. İbrahim (Aleyhisselam) selamı aldı. "Sen kimsin?" diye sordu. O; "Ben yolcuyum" dedi. İbrahim (Aleyhisselam), "Zaten ben senin gibiler için oturdum buraya" dedi ve elinden tutarak; "Gidelim" dedi. onu evine götürdü. İshak (Aleyhisselam) meleği görünce tanıdı ve ağladı. Sara validemiz de İshak (Aleyhisselam) ağladı diye ağladı. Sonra ölüm meleği yükselip gitti. Nihayet yerlerinden kalktıklarında İbrahim (Aleyhisselam) kızgın bir biçimde; "Misafirimin yüzüne karşı, gidene kadar ağladınız." diye çıkıştı. İshak (Aleyhisselam) bunun üzerine şöyle cevap verdi: "Bana kızma ey babacığım! Ben ölüm meleğini seninle beraber gördüm. Ecelini sana yakın olarak görüyorum, ehline vasiyetini yap." (İbrahim (Aleyhisselam)'ın mabed olarak kullandığı bir evi vardı. Çıktığında kapısını kapatır, kimse oraya girmezdi.) Bu olaydan sonra İbrahim (Aleyhisselam) o eve gitti. Kapıyı açtığında bir de ne görsün? Bir adam orada oturuyor! İbrahim (Aleyhisselam) sordu; "Seni kim aldı buraya?" Kimden izin alarak girdin?" Adam cevap verdi: "Evin sahibinin izniyle girdim." İbrahim (Aleyhisselam)', "Evin Sahibi Ona en layık olandır." dedi ve köşesine çekilip daha önce yaptığı gibi dua edip namaz kıldı. Ölüm meleği yükselip gitti. Sonra meleğe; "Neler gördün?" diye soruldu. Melek; "Ya Rab! Bir kulunun yanından geliyorum. Yeryüzünde ondan daha iyisi yok." diye cevap verdi. Meleğe "Onu ne halde gördün?" diye soruldu. Melek; "O yeryüzündeki tüm kullarının dini ve maişeti için hayır dualar etti." diye cevap verdi.

İbrahim (Aleyhisselam), Allah'ın dilediği bir zaman miktarınca bekledi. Sonra tekrar eve geldi, kapıyı açtı. Orada oturan adamı görünce; "Sen kimsin?" diye sordu. Adam; "Eğer doğru söylüyorsan bana ölüm meleği olduğuna dair bir işaret göster." deyince melek ona; "Yüzünü çevir ey İbrahim!" dedi. Sonra; "dön" dedi ve müminlerin ruhunu alırkenki simasıyla İbrahim (Aleyhisselam)'e gözüktü. İbrahim (Aleyhisselam) ancak aslını Allah'ın bileceği bir nur gördü. Melek daha sonra "Yüzünü çevir ve bak" dedi. İbrahim (Aleyhisselam) bu kez onu, kafir ve günahkarların canını alırken ki haliyle gördü. Çok korktu ve şöyle dedi: "Biliyorum, emredildiğin şeyi gözet ve ifa et!" Melek yükseldi. Ona; "İbrahim'e ikram et" diye emredildi. Melek İbrahim (Aleyhisselam)'ın yanına yaşlıbir adam suretinde bir üzüm asmasıyla geldi. Önceki halinden eser kalmamıştı. İbrahim (Aleyhisselam) Onu görünce haline acıdı. bir küfe bulup ihtiyarcığın üzümlerini içine koydu. Bir salkım kopartıp ona sundu ve: "ye" dedi. İhtiyar çiğnemeye çalışıyordu. İbrahim (Aleyhisselam), lokmaların bir kısmının ihtiyarın ağzından dışarı çıktığını, sakalına ve göğsüne bulaştığını gördü. Bu hale şaşıran İbrahim (Aleyhisselam); "Ah! Yıllar senden neler alıp götürmüş böyle? Kaç yaşlarındasın?" diye sordu. İhtiyar bir müddet İbrahim (Aleyhisselam)'a baktı ve;

"Benim yaşım şu kadar" diye cevap verdi. İbrahim (Aleyhisselam)'ı "Benim de yaşım o civarda, artık senin gibi olacağım günleri düşünüyorum... Allahım! Beni yanına al.." dedi. İbrahim (Aleyhisselam)'ın kanı kaynamıştı bu ihtiyara. İşte bu hal içerisinde ölüm meleği O'nun ruhunu aldı.