’’Müslümanlar hangi ölçüyü benimseyerek ümmetin amaçlarını gözetiyorlar? Nerede ALLAH en büyüktür diyen insanlar?Bütün mücahidler savaş meydanında eşittirler.Komutanın da bir canı var verilecek, askerin de. Eğer bir komutanın şehadeti bu cihadın devam etmesine engel teşkil edeceğini düşüncemiz olursa , o kişiyi savaşmaya göndermeyebiliriz. Fakat şu bir gerçek ki savaş meydanındaki bütün kardeşlerim birer komutandır.Her biri birbirini sürükleyecek kadar yeteneklidir. Eğer ALLAHın çağrısı ve tehdidi bu insanların kalplerini titretmediyse benim, yani Rabbine karşı son derece zayıf ve aciz olan Şamil’in onlardan bir cevap beklemesi yanlış olur.’’ Hafifiyle ağırıyla hepiniz yola koyulun ve ALLAH yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin.Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.’’ Ama sonunda görüyoruz ki ALLAH’ın merhamet ettikleri dışında kimse yerinden kıpırdamadı.Ama eğer Amerika onları tehdit etmiş olsaydı kalpleri korku ile çarpar ve emirleri harfi harfine yerine geitirirlerdi. Şunu açıkça ifade edeyim ki İslam toprağını müdafaa etmek bir zorunluluktur, bir ödevdir.’’ Şamil Basayev

Konyalı Hakan Sabancı Filippinlerde Şehid olmuştu.

"Anacığım yıllar önce şehadete aşık oldum"
Canım anacığım!
Uzun zamandır senden ayrıyım. Seni ne çok özledim bilemezsin...
Anacığım! Biliyorum, işimi gücümü bırakıp cihada katıldığım için bana kızıyorsunuz. Fakat ALLAH için cihad etmenin ne büyük bir zevk olduğunu bir bilseniz; siz bile işinizi gücünüzü bırakıp cihada koşarsınız. Anne, bir düşünsene... Kâfirlerin zulümleri altında inleyen Müslüman kardeşlerimizin yardımlarına biz de koşmasak, kim onlara el uzatırı İslâm beldelerinde kadınlar tecavüze uğrarken, biz erkekler olarak nasıl yerlerimizde oturabilirizı
Anacığım! Sen ki dinî sohbetlere katılıyorsun. O sohbetlerde hocalarınız namazın, zikrin yanı sıra, ALLAH yolunda mücadele eden İslâm büyüklerinin hayatlarını da okumuyorlar mı size Sahabilerin çektiği sıkıntıları anlatmıyorlar mı hiçı Hatırlıyor musun Bir gün Yasir ailesinin hayatını radyoda dinlerken, gözümün önünde ağlamıştın. Peki, Yasir’lerin, Sümeyye’lerin hâlâ dünya üzerinde modern Ebu Cehil’lerin elinde işkenceye uğradıklarını görmüyor musun?
Anacığım! Uzun zamandır mücahidlerin Mindanao’daki kamplarındayım. Çevre köylerdeki Müslümanlara Türkiye’den getirdiğim maddî yardımları dağıttık. Hiç görmedikleri kardeşlerinden gelen yardımlar nedeniyle öyle sevindiler ki, anlatamam. Mindanao, Ebu Seyyaf’ın merkezi... Mücahidler burada çok güçlüler. Biz dağda, Ebu Bekir Sıddık isimli bir kampta kalıyoruz. Bazen de köylere iniyoruz. Köylüler mücahidlere çok büyük sevgi gösteriyorlar. Biz de sık sık köylülerin pirinç tarlalarında çalışıp, onlara yardımcı oluyoruz. Köylülerin hastalarıyla, sıkıntılarıyla ilgileniyoruz...
Anacığım! Buradaki mücahidleri bir görsen. Hepsi birbirinden güzel gençler. Hepsi birer Musab bin Umeyr gibi. Mücahidlerin yaşları 16 ile 25 arasında değişiyor. ABD ordusu ile Filipinli askerler ortaklaşa mücahidlere karşı sık sık operasyonlar düzenliyorlar. 16-17 yaşındaki mücahidler, öyle bir savaşıyorlar ki, görsen gıpta edersin. En son operasyonda 16 yaşında, Muhammet isminde Filipinli bir kardeşimiz gözümün önünde şehid oldu. Şehid olurken, gülerek zikir çekiyordu. Onun o hali, beni öyle etkiledi ki anlatamam...
Anacığım! Burada özellikle Müslüman kızlara yapılan tecavüzler had safhada. ABD askerleri ve Filipin ordusu, mücahidlerin yakınlarına büyük zulümler yapıyorlar. Operasyon yaptıkları köylerde kundaktaki bebeleri bile yakarak öldürüyorlar. Kâfirlerin yüreklerinde en ufak bir insanlık kalmamış. Filipinler’deki Müslüman kadınlara yapılanları gördükçe, hâlâ yerlerinde oturan Müslüman erkeklere öyle bir kızıyorum ki bilemezsin.
Anacığım! Filipinler’deki Müslümanların Türkiye ile ilgili bilgileri çok zayıf. Geçenlerde bir mücahid bana, şu an Türkiye’yi hangi halifenin yönettiğini sordu. Bayağı güldüm. Türkiye’nin hâlâ İslâm’a göre yönetildiğini sanıyorlar. Türkiye’de kızların başörtüleriyle okullarda okumalarının yasak olduğunu söyleyince, öyle şaşırıyorlar ki anlatamam...
Anacığım! Ben yıllarca önce şehadete aşık oldum. Bu aşk bütün ruhumu kapladı. Keşmir’de ve Irak’ta şehid olamadım. İnşALLAH Filipinler’de olurum... Ne olur şehid olmam, kanımın ALLAH’ın yolunda akması için dua edin. Mektubuma burada son veriyorum.
ALLAH haşır gününde, en küçük haklar bile sorulduğunda, bizleri ferah kılsın... Unutmayın ki, 3 günlük dünya oyun ve eğlenceden ibarettir. Asıl vatanımız cennettir. İnşALLAH cennette buluşuruz. Hakkınızı helal edin.....
Hattab’ın oğluna Mektubu(Vasiyeti)

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla

Salih, kutsal bir mücadele olan Çeçenistan’dan, benim sana olan tavsiyem bu dur. İslam tarihi sayfalarında sadece ALLAH yolunda verdikleri sözleri tutanları şerefle kayıd edilmiştir. Onlar ise sözlerinde durarak söyledikleri gibi, savaşın olduğu yere gidenlerdir.

İnan bana oğlum, para inananları inaçlarından alıkoydu. İnananlar batılaştılar ve onların maaşlara tapıyorlar. Ancak, ALLAHın verdiği daha hayırlı dır.

Ve bu yanlış davranıştan dolayı insanlar sanki hayvanlaşmışlar. Yani, onlar sabah kahvaltıya kalkarlar, sonra işe giderler, sonra oğle yemeğe giderier, sonra eve giderler ve sonunda yatarlar. Ve onların hayatlarında başka bir amaç ve hedefi yoktur.

İnan bana Salih, onların amaci kendilerini zenginleştirmek ve о yolda ilerlerken problemlerden kendilerini sigorta etmek. Ancak, problemler hiçbir zaman bitmez. Evde, karısıyla, çocuklarıyla, ev problemi ve benzeri problemleri birini çözerler, arkadan diğeri başlar. Ve böylece onlari çözerlerken hayatları sona erer, problemleri kalır.

Bu gün İslam ümmeti içerisinde her türlü insanlar mevcut tur: Alimler, talebeler, işadamları, mühendisler hatta hırsızlar ve haydutlar. Ancak, Tavhid ehli ve Cihad ehli askeri az dır.

İnan Salih, bu gün Cihad zamanı dır. Küfr ümmeti çok dikkatli çalişmakta dir. İslam ümmeti ise keskin bir kılıca muhtaç tır.

ALLAH, bu zamanda da İslam ümmetine merhamet ederdi, Peygamber efendimizin (s.a.v.) ve ashabın ve onların yolunda devam edenlerin zamanından bahis etmiyorum.

Biz gördük, dünyanın en fakir olan millet Sovyet birliği nasıl yok ettiğini ve en az olan millet ise Rusya’nın kalbini kırdığnı. Ben bunlarla yaşamasaydım, belki ben de inanmazdım.

İnan Salih’im, ölümünü kendin seçebilirsin şahadetini isteyerek cihat yolunda. Ama ALLAH daha iyi bilir. ALLAHa tevekkül et ve ölümüne dimdik karşı koy hayat da о zaman sana gelir. ALLAHa olan ümidini yetirme ve ona tüm kalbiyle inan. Biz insanlar ALLAHa inanırız ve yine de zafer gelir mi acaba diye şüpheleniriz? İnsanlar her zaman şüpheli davranırlar. Körfez savaşından beri, kafir uçakları tankları çoğu insanların kalplerinde korku bırakmıştır.

Körfez savaşı, Afganistan’da Rusya’ya karşı kazanan savaşından sonra Müslümanların kalplerine inen inanç ve cesaretini yok etmeye yetti. Düşmanların silahlı kuvvetler ALLAHa inanan az bir insanlara karşı yenilgiye uğradıktan sonra, Orta Doğuya tüm yerlere yerleşip Muhammed ümmetini korkutmaya başlamışlardır. Saddam’a ve askerlerine bir şey olmuyordu. Ama Batı gittikçe vahşileşerek Müslümanları korkutarak onları tüm sahip olduklarına el koyarak devam ettiler ve biz buna karşı koymaya borç bildik. Ve hala bu savaş 18 yıl dır devam etmektedir.

Salih bir zamanda sen de ölümüle karşı karşıya kalırsın, о halde ALLAHa yönel ve onu yolunda cihat et. O, bu dünya’da ve öbür dünya’da da bir şereftir. Canım benim! Sen hala çok küçüksün. Ama biz sana ve senin yaştakilere bir yol gösterdik ki bunu bize bizim nineler gösteremezdi. Biz önce ALLAHa ve sonra size inanyoruz. Siz, bu ümmettin umudusunuz.

Maalesef, bu gün gençler televizyonun ve futbolun ve benzeri şeylerin ve arabaların kölesi olmuşlar. Boşu boşuna ölmekten kork ve ALLAH’tan sonunu hayırlı olmasi için dua et. ALLAH yolunda cesedini parçalanarak ölmek, mahşer’de seni Peygamber efendimizle (s.a.v.) beraber kılar.

Benim için en biiyuk hediyem, Elhamdulillah, senin bu cihat toprakta dünyaya gelmesi dir. Senin anne tarafı akrabalar birileri şehit edildi birileri benimle hala savaşmaktalar, birileri Ruslara esir düştüler. Onlar ilk Dağistan’da şeriatı ilan edenlerden dirler. Ben hatırlıyorum, о zamanlarda onların bulundukları köyler, Ruslar tarafından çembere altına alınmıştı ve biz onlara yardıma koştuk ve beraberce orada kafirleri dize getirdik.

Çeçenistan’da о zaman senin annen hala seni karnında taşıyordu. Ve uçaklar bizim toprağımızı her yerde bombalıyordu ve yakıyordu. Ve onun için, ALLAHa şükür et ki sen karnındayken cihatın seslerini duymaya başladın. Senin annen ise bir yerde öbür yere koşardı. Canım benim, lüks bir hayatı hiç düşünme çünkü seni her yerde küfür ümmeti takip edecektir ve sana rahat vermeyeceklerdir. Sen ise babanın yoluna devam et ve şerefli bir yolunu seç. Çoğu senin babanın arkadaşları da bunu seçtiler ve şehit oldular veya esir düştüler. Sen ise onlar’dan daha iyi değilsin. Hayatında ciddi bir karar al ye ALLAHa inanarak ve zafere inanarak devam et. Boş konuşmalara kulak verme, çok soru da sorma. İlim ara ve onu uygula ve ALLAHın kitabını oğren. Küçükken bunlari yap sonra ALLAHın yolunda cihat’a hazırlığını yap.

Oğlum benim! Bilmem, cihat’ta beraber olurmuyuz. Belki sen tek başına olursun, ben ise mezarda. Ama bu bir komutanın askere olan bir tavsiye dir, benim için bir rahmet ol, bana dua et ve Salih bir evlat ol ki, ölenler ancak salih evladın duasını alırlar. Peygamberimiz de böyle söylemiştir.

İsterim ki, ALLAH’ım koru onu! Bu ümmete faydalı ve bu dini korumaya güç ve cesaretini ver ona! Ve senin sonsuz rahmetinden rahmet eyle ona! ALLAH’ım düşmanlarından koru onu! Ve fakir babasına ve annesine şefaatçi kıl onu! ALLAH, inanmayanlara karşı senin şerefini ve gücünü yükseltsin!

ALLAHu Akbar

Senin baban, Hattab....


LÜBNAN’dan bir mektup


Kardeşim!
Mektubumu, Beyrut’ta doktorları şehit düşen, tıbbı malzemeleri enkaz altında kalan bir hastanenin bahçesinden yazıyorum.
Evlerimiz yok artık. Çarşılarımız viraneye döndü. Bütün bunlardan öte yavrularımızı kaybettik. Halimizi herkes gibi sende görüyorsun. Biliyorsun ki; İslam toprağına saldıran şu küfür yobazlarını ilk olarak sana şikayet etmiştim. Sana dair umutlarım vardı. Çünkü sen Filistin’i en az İstanbul kadar aziz gören Sultan Abdulhamid’in torunuydun. Fakat beklediğim gibi olmadı. İnkisari hayale uğradım. Anaların ağladığı, çocukların babasız kaldığı coğrafyaya gelmedin. Nasıl gelecektin ki, Abdulhamid’ten sonra devlet olmanın izzetini terk eden, mazlumlara sadece ekmek ve su dağıtan bir yardım kuruluşu haline dönmüştün. Ekmek gönderdin, su gönderdin. Halbuki ben ekmeğimi değil hürriyetimi kaybetmiştim. Senden hürriyetim için yardım istemiştim.
Siyonistler yıkıyor, sonra sen yardım gönderiyor imar ediyorsun. Her defasında enkaz kaldıracak yerde bir defa da siyonizmi enkaza dönüştürmeyi düşünmeyecek misin?
Biliyorum, bu mektup eline ulaşınca biraz duygusallaşacak ve gönderdiğin ekmeklerin sayılarını artıracaksın. Fakat azizim ben ekmek istemiyorum. Hani düşünüyorum da ne de çabuk unuttun ALLAH Resulü’nün -sallALLAHu aleyhi vesellem- açlıktan karnına iki taş bağlayıp cihad ettiğini. Taş bağlamak boyunlara tasma takmaktan binlerce kat daha güzeldir. Çünkü ilkinde izzet ikincisinde ise zillet vardır. Bu yüzden sen karnımdaki taşı değil, ümmetin boynunda ki modern köleliğin tasmasını düşün.



Kardeşim!
Uzunca bir zamandır kendi kendime bu hal neyin nesidir, bu kavga sadece benim midir diye sorup duruyordum. Geçenlerde aklıma Ebu Davud’un rivayet ettiği şu hadis geldi: “Yakında milletler birbirlerini vahşi yaratıkların hemcinslerini sofraya çağırmaları gibi sizin üzerinize davet edecekler. Sahebe: “O gün biz az mıyız Ey ALLAH’ın Resulü?” diye sorduğunda, Efendimiz: “Bilakis, o gün sayı itibariyle çok olacaksınız fakat selin üzerindeki köpükten farkınız olmayacak. ALLAH Teala düşmanlarınızın kalbinden korkunuzu söküp alacak ve içinize “vehen” koyacak. Sahabe “vehen” nedir ya Resulellah diye sorunca Efendimiz: “dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır.” buyurdu.
Yürekleri, dünya sevgisinin kapladığını 170 limuzinle dolaşan mümin kralın boy gösterisinden daha güzel ne anlatabilir ki?! Limuzinler ve saraylar… Oradan Kudus’e, Grozni’ye gidilir ya da mustazafların çilesi anlaşılabilir mi?! İşte bunun için siz kocaman devletlerinizle sadece yardım kuruluşları olarak Lübnan’a gelebilirsiniz.



Kardeşim!
ALLAH’tan gayri ilk ve son sığınak seni görmüş ve defalarca postacı, mektuplarımı sana taşımıştı. Bundan sonra daha yazmayacağım. Zira Filistin’de, Lübnan’da yüzlerce canımı toprağa koydum. Hanumanım yok oldu. Susuz-ekmeksiz kaldım. Zorluk namına her şey vardı. Tek sen yoktun. Bu durumda sana, yeni mektuplar yazmam zaman israfından başka ne ifade eder ki?!
Kardeşim!
Bir akşam üstüydü. İzlediğim batı ajanslarından şöyle bir haber geçiyordu. “Lübnan sahillerinde İsrail’in attığı zararlı atıklar arasında can çekişen hayvanlar batılı hayvan koruma dernekleri üyeleri tarafından kurtarıldı.” O an kendime döndüm ve şöyle dedim: “Madem kardeşimden müsbet bir cevap alamadım. Bu kez mektubumu şu batılı adamlara yazayım. Hani birkaç hayvan için bütün kurumlarını seferber eden çağdaş adama…”
İlk mektubumu kapital gücün babası Beyazsaray’a yazdım. Başkana ulaşma ihtimali son derece düşükte olsa denemeliydim bunu. Tevafuk ya, olmaz olmuştu. İmza bekleyen evraklar arasına karışan mektup başkanın masasına kadar gelmişti. “Bu da ne?” diye sordu Bush. Bir taraftan hayretini ifade ediyor diğer taraftan da mektubu okuyordu. Okudukça keyiflendi, arada kaşlarını çattı, dudaklarını büktü, oh der gibi omuzunu salladı. İlkokul yıllarında ona aşılanan haçlı ruhu müthiş bir nefretle beynini istila etti. İşte tam bu noktada satırlara döktüğüm bütün umutları parçalayıp hizmetçinin ellerine tutuşturdu.
Her ne kadar haçlı ruhunun gerçek propagandistleri olsalar da yine de insandırlar diye Vatikan’a/Papa’ya yazdım ikinci mektubu. Şüphesiz ben de biliyordum, papa gayretiyle (!) yapılan Kudüs ve Endülüs’teki Müslüman katliamlarını. Bütün bunlara rağmen beni yazmaya iten güç, Müslüman kardeşlerimin uzun bir zamandır onlarla sürdürdükleri diyalog (!) çalışmalarıydı. Belki bizi tanımışlardır, imdada koşarlar diye umutlandım, fakat nafile. Papa İsrail’e dur demek şöyle dursun sükut ederek vahşeti ikrar etti. Anladım ki Batı, bütün kurum ve kuruluşlarıyla İsrail’in gönüllü ya da ödüllü işbirlikçileridir.
Kardeşim!
Senden sonra daha kimlere başvurmadım ki… Fakat ağzındaki emziğiyle şehid olan 1 yaşında ki Muhammed’in acısını yüreğinde hisseden tek bir kurum bulamadım. Bütün kapılar yüzüme kapatıldı. Ne AGK’ten, ne LAHEY’den, ne AB’den, ne de BM’den olumlu bir yanıt alabildim.
Kardeşim!
Tel-aviv gülerken sen de gülüyorsun. Gerçi aynı şeylere gülmüyorsunuz fakat gülüyorsunuz ya... İşte beni asıl bu vuruyor. Sen gülerken Bğadat’ta, Grozni’de, Beyrut’ta, Doğu Türkistan’da yine yeni güller soluyor.
Kardeşim!
Abdulhamid’in gidişinin yani ümmetin öksüz kalışının üzerinden bir asır geçti. Yüreklerde acı o kadar taze ki sanki Sultan’ım dün gitmiş gibi… Ben yine Sultanım’ı bekliyorum. O, idealleriyle dünyamıza yeniden dönecek. İslam birliği yeniden kurulacak ve o zaman Cava Adalarından Cebelitarık’a uzanan coğrafyada bütün Müslümanlar bir kardeşlik akdi imzalayacaklar. Bu yüzden yeni mektuplarımı günde beş defa O en büyük Sultan’a (c.c.) yazıyorum: “ALLAH’ım ümmetin başına yeni felaketler gelmeden onların başına Sultan Hamid gibi bir halife gönder. Gönder ki sadece ekmek dağıtan yardım kuruluşları olmadıklarını anlasınlar.” ALLAH ve Resul davasının divanelerinden Abdullah Muhammed

ŞEHADETE GİDİYORUM BEN ANNE !

Anneciğim! Senin o sıcak bağrından, o yavrum diye kucakladığın kollarından ayrılıp, soğuk sahrâlara, karlı dağlara, ALLAH için cihâd’a gidiyorum ben Anne. Bir daha geri dönmeye bilirim Anne, hakkını helal et Anne. Sende ki o sıcaklığı, sende ki o candanlığı birde Şehâdette görüyorum Anne. Sende ki o tatlılığı Şehâdet şerbetinde hissediyorum Anne. Kara sevdaya tutuldum ben Anne, aşık oldum Şehâdete ben Anne. Bu ne sevda ki, gece gündüz hep onu düşlerim, onun ateşiyle yanıp tutuşurum Anne. Bende ki bu harâreti ancak Şehâdetin şerbeti söndürür Anne. Anaların duâsı kabul olurmuş, o halde Şehid olmam için duâ et bana Anne! İslam uğruna ölmem için duâ et bana Anne! Karşımda gelinliğini giymiş bekliyor beni Şehâdet Anne. Rabbim nasib ederse bana Şehâdet, o gün benim bayramım olacaktır Anne. Hani insanlar bayram gelmezden önce temiz elbiselerini giyip beklerler ya Anne, işte bende kefenimi giydim Şehâdeti bekliyorum Anne, ALLAH için öleceğim o günü bekliyorum ben Anne. Düşmanın kurşununa hedef olacağım günü bekliyorum Anne. Canım Annem; Şehâdeti dört gözle bekliyorum, Şehid olmak için can atıp duruyorum Anne. Ne olur beni anla. Hem şehidlerin seyyid-i Hazreti Hamzaya komşu olmamı istemezmisin be Anne, Resûlullah’a (S.A.V.) kavuşma mı istemezmisin be Anneciğim, yetmiş kişiye şefaat etme mi istemezmisin Annem. Ölümsüzlüğe kavuşma mı istemezmisin be Anne? O halde dua et bana Anne, benim Şehid olmam için ve senin de Şehid anası olabilmen için Anne. Bilirsin Anne, kaybetmeyi hiç sevmezdim. Düşmanın kurşunu yüreğime saplandığı an ilk haykıracağım şey«Kazandım» olacaktır. Neyi diye sorarsan, Şehâdeti be Anneciğim. O zaman hem dünyayı hemde Ahireti kazanmış olacağım Anne. Rabbimin rızasını kazanmış olacağım Anne. Cennet-i kazanmış olacağım Anne. Birde tek düşüncem, sensin Anne. Eğer birgün cepheden mektup gelirde «mübârek olsun, oğlun Şehid oldu» haberini alırsan sakın ha ağlama canım Anam. Hiç şehid anaları ağlar mı Anne, bilhassa tebessüm eyler. Sevin dik tut başını, şehid anası lakâbını taşıyacaksın Anne. Hem şehidler ölmez ki Anne, onlar diridirler fakat bunu bilmezler. Asıl ölüler Cihâd’ı - Şehâdeti düşünmeyenler ve istemeyenlerdir Anne. Onlar yaşayan ölülerdir Anne. Bacak bacak üstüne atıp televizyon ekranlarından Çeçenistanda ki, Fiistinde ki, Keşmirde ki, Afganistanda ki, Irakta ki zulmü mü, orada şehid düşen en yakın arkadaşlarımı mı izleseydim Anne. ALLAH dedikleri için yahudiler tarafından kolları kırılan gençlerimi seyretseydim Anne. Din-i mübini İslam’a küfredilirken, dünyanın her tarafında müslümanlar kan ağlarken kadınlar gibi evdemi oturaydım Anne? Hayır, hayır; Bedirde en ön saflarda ALLAH Rasûlünün kılınç salladığını duydukca, Uhud’da mübârek dişini şehid verdiğini, yanağının yara aldığını işittikce bana evde oturmak haram değil mi Anne? VALLAHi ben yorganda değil urganda ölmeyi tercih ettim Anne. Ben inanıyorum ki Anne; kâfirlerin yaşamayı sevdikleri kadar bizde ölümü sevmedikce hiç bir zaman muvaffak olamayız. İşte Anne atıldım ben meydâne, korku saldım küfrün kalbine, Şehâdet isterim diye diye. Hem benim kaybedecek hiç bir şeyim yok ki Anne. Ölürsem de kazanan ben olurum kalırsam da ben Anne. Bu dünyada tek kaybedeceğim şey senin o yavrum dediğin sözlerin, beni beslediğin ellerin, bana baktığın gözlerin, beni kucakladığın kolların olacaktır Anneciğim. Ama Rabbim nasib ederde şehid olursam, Cennet’te İnşaALLAH beraber oluruz Anneciğim. Kevser havuzunun başında Hz. Muhammed Mustafa (SallALLAHu aleyhi vesellem) efendimizin başucunda Kevserin suyunu tadarız Anne. O zaman beni doyasıya kucaklar, bana doyasıya bakar, doyasıya yavrum der ve hiç ayrılmayız canım Annem. Orada ömür bitmez Ana. Üç beş günlük dünya hayatını ebedi hayata tercih mi etseydim Anne. Şimdi söyle bana Anne! Bana duâ edeceksin emi, hakkını helâl edeceksin emi, eğer şehid olursam (İnşâALLAH) arkamdan ağlamayacaksın emi, sakın ha üzülmeyeceksin emi, tamammı Anne? Haydi şimdi ne olur otur seccadenin başına benim Şehâdetim için duâ eyle bana. ALLAH’a ısmarladık Ana. Cennet’te buluşmak üzere ALLAH’a emanet ol Ana ….Biricik Oğlun…..
…”Oğlun Şehid oldu, mübârek olsun!”….(Cihad arkadaşları) mgez

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1030
favori
like
share
masarac Tarih: 01.09.2007 23:37
Çok teşekkür ederim.ilk mektubu okudum sadece.Çok güzeldi
buracksmith Tarih: 30.08.2007 18:07
Teşekkürler
Asiyan Tarih: 16.08.2007 23:51
teşekkürler