'Sağlık sektörü, elbette bir sektör ama, herşeyden önce “insan”ı temel alan, “insan eksenli” bir sektördür' diyen Hospitalist Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Karakaya, ''Sağlık'ta rekabet de kalite de olmalı' dedi.

Hospitalist Genel Müdürü İsmet Karakaya, “Yatırımları, çok para kazanalım, buraya gelen insanları soyup soğana çevirelim zihniyetiyle yapmıyoruz. Biz, sağlık sektörünün içinden gelen insanlarız. Bu sektörün öncelikle insana hizmet etme felsefesiyle algılanması gerektiğini biliyoruz. Sağlıkta rekabet, kalitede olmalı. İnsana hizmet etme düsturu bizim önceliğimizdir. Gerisi, yaptığınız çalışmalarla gelen alınterinin kendisini amorti etmesinden başka bir şey değildir. İnsana hizmet eden, karşılığını alır. Bizim felsefemiz, bu bölge insanına, hastalandığında en iyi hizmeti alabileceği bir kurum oluşturmaktı. Biz bunu başardık” diyor.


Ülkemizde özel hastane sektörünün mazisi pek uzun değil. Özel hastaneler hayatımıza girdiğinden bu yana, hastaların, sağlık anlayışlarında da değişiklik olduğu bir gerçek. Çünkü, yıllarca SSK Hastanesi, Devlet Hastanesi polikliniklerinde doktorların üç metre öteden, muayene etmeye gerek bile duymadan reçete yazdıkları hastalar, “muayene olmanın ayrıcalığını”, “ilgiyi, şefkati, merhameti” de bu kurumlarla yakından tanıma imkanı buldular. Sakın yanlış anlaşılmasın… “Parayı bastırıyoruz, elbette bakacaklar” şeklinde oluşan kapitalist müşteri zihniyetini kastetmiyoruz.

Sağlık sektörü, elbette bir sektör ama, herşeyden önce “insan”ı temel alan, “insan eksenli” bir sektör. Yani, bu sektörde temel zihniyet, insanların müşteri olarak görülmesi değil, öncelikle “hastalıklarının tedavi” edilmesi, sağlık ve şifa dağıtılması zihniyeti olarak değerlendirilmeli. Hoca’nın dediği gibi, “Parayı veren düdüğü çalar” bu sektörün genel geçer akçesi olmamalı… Herkes sağlık hizmeti almalı… Ama, en kalitelisini, en güzelini ve en insanca olacak şekilde almalı… Özel Hastaneler de bu hizmet portföyünde, kalite ve güzellik alanında rekabet ederek yer bulmalı.

Hospitalist Genel Müdürü İsmet Karakaya da, Bağcılar Merkezi’nde kurdukları muhteşem hastanelerinin hizmet felsefesini anlatırken, hep bu eksende şeyler söylüyor.

Karakaya, yıllardır Bağcılar Merkez’de faaliyet gösteren bu hastaneyi devralıp Hospitalist yaptıktan sonra, öncelikle zihniyet değişimine gittiklerini ve özel hastanecilik felsefesini içselleştiren, yepyeni bir sağlık kadrosu jenerasyonuyla işe başladıklarını anlatıyor.

Doğru bir noktadan yola çıkınca, devamı da gelmiş zaten… Eğer, insana hizmet ediyorsanız, insan sağlığına yönelik çalışmalar yapıyorsanız, öncelikle kurduğunuz kadronun sağlık sektörünün önemini bilen bir ekipten oluşması gerekir… İnsan asılsa, işlerinizi hasta-doktor ilişkilerini özümsemiş bir kadroya devretmeniz gerekir. Milyonlarca dolar verip, yüzlerce techizat alabilirsiniz… Muhteşem bir bina yapabilirsiniz… Hastanenizin her odasını pırıl pırıl, televizyonlu, cilalı görüntülerden oluşturabilirsiniz… Ama, eninde sonunda orada hizmet alacak olan, insandır… Ve o insana şifa vermek için göz nuru dökecek olan doktordur, hemşiredir, hastabakıcıdır.. Belki de kapıda size güleryüzle, nezaketle karşılayıp işinizi kolaylaştıracak olan hostestir…

Karakaya, zihniyet değişimiyle, özellikle bu sektörün önemini kavramış insanlarla çalışarak işe başladıklarını dile getirirken, “Milyonlarca dolarlık yatırım yaptık. Hastanemizin tüm katlarında değişiklikler ve tadilatlar yaptık. Sağlık denilince akla gelen, günümüz şartlarının gerektirdiği tüm hastane techizatını aldık. Yepyeni bir labarotuvar kurduk. Yoğun bakım ünitemizi yeniledik, 10 yataklı kapasiteye çıkardık. Bunları övünmek için anlatmıyorum. Bunlar, buradan sağlık hizmeti almak için kapımıza gelecek hastalarımıza vermemiz gereken hizmetlerin ana unsurlarıydı zaten. Yapılması gerekenleri yaptık. Hastasına, şefkat noktasında ilgisini esirgemeyen çok genç, dinamik, idealist bir doktor kadrosu kurduk. Hostes kadromuzu bile çevre hastanelerde bile bulunmayan bir sayıya ulaştırdık. Ve, şimdi bölgemizin en önemli şifa merkezi olmaya aday bir konuma ulaştık” diyor.

Peki, bu risk değil mi? Yatırımlar nasıl geri dönecek? Şeklindeki sorularımızı Karakaya, yüzündeki mütevekkil bir havayla cevaplıyor:

“Biz, bu yatırımları, çok para kazanalım, buraya gelen insanları soyup soğana çevirelim zihniyetiyle yapmıyoruz. Biz, sağlık sektörünün içinden gelen insanlarız.

Bu sektörün öncelikle insana hizmet etme felsefesiyle algılanması gerektiğini biliyoruz. İnsana hizmet etme düsturu bizim önceliğimizdir. Gerisi, yaptığınız çalışmalarla gelen alınterinin kendisini amorti etmesinden başka bir şey değildir. İnsana hizmet eden, karşılığını alır. Bizim felsefemiz, bu bölge insanına, hastalandığında en iyi hizmeti alabileceği bir kurum oluşturmaktı. Biz bunu başardık. Şu anda hastanemizde, dahiliye, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum, göz hastalıkları, dermatoloji, kulak-burun-boğaz, üroloji, Çocuk Sağlığı ve hastalıkları, nöroloji, ortopedi ve travmatoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Diş Sağlığı konularında her birisi branşlarında yetkin hekimlerimiz bulunuyor. Laboratuvarımız tüm unsurlarıyla yenilendi. Yetişkin yoğun bakım ünitemiz, Yeni Doğan Yoğun Bakım ünitemiz hizmette, Radyoloji (Direkt-İndirekt), Tomografi, röntgen, mamografi, doppler, gastroentoroloji ünitelerimiz her türlü hastalığa cevap verecek şekilde tahlil ve tetkik yapabiliyor.

Yani, bir hastanede olması gereken herşeye, imkanlarımız ölçüsünde donanım olarak sahibiz. Gerisi, buradan kaliteli hizmeti alan hastalarımızın bizi çevrelerinde anlatmalarına bağlı. Biz, hastalarımıza müşteri olarak değil, bir yakınımız hürmetiyle hizmet veriyoruz” diyor.

Ne diyelim: Hani bir laf vardır, Allah (c.c) hastanelere düşürmesin, yokluğunu aratmasın diye… Biz, Hospitalist’i gezdik… İstanbul’da bir çok özel hastaneye kıyasla, birinci sınıf bir hastane olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle bitirelim: Allah (c.c.) düşürecekse, böyle hastaneye düşürsün!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 564
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 23.08.2007 01:42
paylaşımınız için saolun.