[FONT='Arial TUR']Kurtuluş Savaşında Denizli
[FONT='Arial TUR']Tarih kitaplarımızda "Mondros Mütarekesi" olarak geçen bu sözde ateşkes anlaşması gerçekte 600 yıllık bir imparatorluğu fiilen sona erdiren acı bir belgeydi. Sömürge imparatorlukları bu belgeyle yetinmediler. Şubat 1919'da Paris'te toplanarak İzmir, Balıkesir ve Aydın'ı Yunanistan'a vermeyi kararlaştırdılar. Bundan böyle tükenmiş imparatorluğun kalbi olan Anadolu dört bir yandan işgale başlanacaktı.

İzmir’de Nurettin Paşa önderliğinde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti, 22 Mart 1919'da Denizli, Aydın ve Balıkesir’den gelen halk temsilcilerinin katılımıyla bir kongre düzenledi. Denizli Müftü Ahmet Hulusi Efendi başkanlığındaki bu kongreye katılmasıyla Milli Mücadele'ye ilk adımını atmış oluyordu.



İzmir’in işgalini İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti'nin telgrafından öğrenmiş olan Denizli Mutasarrıfı, bu haberi bir taraftan Konya hattı üzerinden İstanbul’a bildirirken, bir taraftan da belediye başkanına, müftüye ve kentin ileri gelenlerine duyurmuştu. Bunun üzerine Müftü Hulusi Efendi ve diğerleri hemen harekete geçtiler ve belediye binası önünde bir miting yapmayı kararlaştırdılar. Bu amaçla sabah namazından sonra Hulusi Efendi, Ulu Cami’deki (Kayalık Camii) sancağı çıkarttı. Halk bunun altında toplanmış ve tekbir getire getire belediye önüne gelmişti. Bunların arasında Hıristiyan vatandaşlar da bulunmaktaydı. Müftü Efendi burada ateşli bir konuşma yapmış, halkın silaha sarılmasını istemiş ve onları düşmana karşı fiili müdahalede bulunmaya davet etmişti.

Müftü Efendi'nin sözlerinden bir kısmı şöyledir: "Hemşerilerim, şimdi İzmir’i Yunan askeri işgal etmiştir. Bu işgale muhalefet etmek, düşmanın taarruzuna karşı koymak lazımdır. İşgal edilen memleketler halkınyn silaha sarılması ve savaşması farz-y ayn, uzak memleketler halkı için farz-y kifayedir. Fetva veriyorum, silah ve cephane azlığı veya yokluğu hiçbir zaman mücadeleye engel teşkil etmez. Elinizde hiçbir silahınız olmasa dahi, üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka karşı koyunuz. Biz bir çok ülkelere hükmetmiş fatihlerin torunlarıyız (ve orada bulunan Hıristiyanları göstererek) bunlar da bize emanettir; onlara dokunmayınız. Vatanımızın müdafaa edilemeyeceğini söyleyenler düşman esareti altındadır. Onların emri ve fetvası, din ve akıl bakımında meşru ve geçerli değildir."

24 Mayıs 1919 Çarşamba günü kuşluk vaktinde Sarayköy'e doğru ilerleyen Yunan birliklerini durdurmak amacıyla, Sarayköy halkı, Heyeti Milliye öncülüğünde toplanmıştı. Müftü Ahmet şükrü Efendi burada coşan halka bir konuşma yapmış ve meydanda coşan halka: "Yurt için, millet için, namus ve fazilet için, kefeni boynumuza taktık, şehitliği göze aldık. Ölmek var dönmek yok. Sonuna kadar çarpışacağımıza and içiyoruz." diye yemin ettirmişti. Daha sonra toplanan gönüllü kuvvetler Menderes köprüsünü ve havalisini korumaya çalışmış, düşmanın ilerlemesini önleyerek Denizli'ye girmesini engellemişti.

İtilâf Devletleri temsilcilerine protestolar gönderildi, hatta 18 Mayıs’ta yine bu devletlerin temsilcilerine telgrafla, "Yunan askerleri İzmir’i terk etmedikleri takdirde, Denizli halkının İzmir’i korumaya hazır olduğu" bildirildi. İçişleri Bakanlığına da buna benzer bir telgraf çekildi. Bir taraftan bu telgraflar çekilir, bir taraftan mitingler ve toplantılarla halk, Yunanlılara karşı direnişe hazırlanırken, Mutasarrıf Faik Bey, Müftü Hulusi Efendi, topçu Binbaşısı İsmail Hakkı ve öteki vatanseverler, hemen işe koyulmuş ve kysa zamanda Denizli'de Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyeti ile "Denizli Heyet-i Milliyesini kurarak gönüllü kaydına başlamışlardı. 10 Haziran 1919'da Müftü Hulusi Efendi ve arkadaşları bir beyanname yayınladılar. Bu beyannamede halkın dini, milli duyguları harekete getiren, mertçe ölmenin faziletlerini belirten hükümler vardı. Bunun halk üzerinde etkisi büyük olmuş ve gerekli coşkunluğu yaratmıştı. Ancak, bu yurtseverler karşısında Ystanbul Hükümeti'nin ajanları Hürriyet ve İtilâf Fırkası gibi taraftarlardan oluşan muhalif bir grup vardı; onlar da boş durmuyor, kurtuluş yanlılarının çağrılarına aksi yönde propaganda yapıyorlardy. Onlara göre: "Yunanlılar, girdikleri yerlerde kendilerine karşı gelinmezse kimsenin malına, mülküne, refahına ilişmiyorlardı. Karşı konulduğu takdirde, köylerin ve kentlerin malları eşyayı ve insanları mahvoluyordu. Bu fedakarlığa gerek var mıydı? İtilaf Devletleri'nin yardımı ile ilerleyen koca Yunan ordusuna beş on çete ile karşı durulabilir miydi? Padişah dahi karşı konulmaya taraftar değildi." Bir an geldi ki Müftü Efendi bile, bunların yüzünden, 3 Haziran'da yani Yunan askerlerinin Aydın’a direnişle karşılaşmadan girmelerinden altı gün sonra, Denizli'yi terk ederek Dinar'a çekilmek zorunda kaldı ve mücadelesini buradan sürdürdü. Bununla beraber milli teşkilat gün geç tikçe gelişti ve Yunanlılara karşı koyacak duruma geldi.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden kısa bir süre sonra oluşturulan Kuvai Milliye birlikleri, Büyük Millet Meclisi'nin açıcığı güne kadar geçen on bir aylık süre içinde cepheleri tutmuş, baş gösteren iç ayaklanmaları bastırmış ve Büyük Millet Meclisinin açılmasını ve kurtuluşunu sağlayan koşulları yaratarak iç düzeni korumuşlardır. Büyük Taarruz ile birlikte, Yunanlılar işgal ettikleri yerlerden 4 Eylül 1922'de bozgun halinde kaçtılar. Bu tarih aynı zamanda Buldan ve Güney ilçelerinin kurtuluş günüdür. Yunanlılar Buldan ile beraber Çal'ın bazı köylerine de girmişlerdi. Çivril 18 Ocak 1921'de ilk kez, 1 Nisan 1921'de ikince kez işgale uğramıştı.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5030
favori
like
share
hakim15 Tarih: 02.11.2010 16:10
teşekkürler işime yaradı
JoLiE Tarih: 22.08.2007 21:58
Atatürk'ün Denizli'ye Gelişi

[FONT='Arial TUR'] Atatürk, Denizli iline 4 şubat 1931 günü gelmiştir. Bu gezi Ata’nın "Büyük Ege Gezisi" olarak bilinen program içinde bulunmaktaydı. 4 şubat 1931 Çarşamba günü sabahleyin 8.10'da Aydın’dan hareket eden özel tren, Ata’yı aynı gün saat 13.00'te Denizli'ye getirmiştir.

Yki gün öncesinden Büyük Kurtarıcının Denizli'ye gelişini öğrenen halk, erken saatlerde istasyonun bulunduğu çevreyi doldurmuştu. Binlerce Denizlilinin gösterdiği coşkun tezahürat ve sevgi gösterisi arasından trenden inen Atatürk, halkı selamlayarak geçmiş ve istasyon caddesinden, beraberindeki heyetle birlikte o zamanki parti binasına geldi.
[FONT='Arial TUR']Bir süre bu binada dinlenen Atatürk, Çamlık yolu üzerinde bulunan ve o zaman için Isparta'daki 5.kolorduya bağlı 5l.piyade ve 33. topçu alaylarını ziyaret etmiş ve alayların subaylarından bir grup Ata’yı karşılamışlardır. Alayların ziyareti sırasında Isparta'dan gelen Tüm General Mustafa İzzet'te bulunuyordu.

Askeri birliklerin ziyaretinden sonra Köy Öğretmen Okuluna gelerek, sınıflara girmiş, öğrencilere sorular sormuş ve yöneticilere öğretmenlerden eğitim öğretim konularında bilgi almıştır.

Atatürk, Denizli Memleket Hastanesi'ni giderek, hastaneyi en ince ayrıntısına kadar inceleyerek hastalarla görüşmüş ve Hastane Başhekimi Dr. Hamdi Berkman'a, hastanenin tertip, düzen ve temizliğinden ötürü teşekkür etmiş ve kutlamıştır.

Hastaneden sonra Belediye'ye gelerek, orada toplananları selamlayarak, Belediye halk meclisi ile bir süre görüşmüş, halkın ve kentin ihtiyaç ve olanakları üzerinde gerekli tavsiyeleri yapmış ve ayrılırken de Belediye Başkanı’na "Gerek geçen defa ki gelişimde, gerek bugün Denizli halkının hakkımda gösterdiği hissiyattan duygulandım. Teşekkür ve muhabbetlerimin muhterem halka iletilmesini rica ederim" diyerek ayrılmıştır.

Ata’nın Denizli'ye gelişi nedeniyle köy, kasaba ve ilçelerden, hatta komşu il ve ilçelerden yüzlerce insan Atatürk'ü karşılamak ve yakından görmek, sesini duyabilmek için gelmişlerdi.

JoLiE Tarih: 22.08.2007 21:58
MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ’nin
15 Mayıs 1919’da Milli Mücadeleyi Başlatan Fetvası

Muhterem Denizlililer…

Bugün sabahın erken saatlerinde İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak, din ve devlete ihanettir, vatana karşı irtikab edilecek cürümlerin Allah ve tarih önünde affı imkânsız günahtır. Cihad, tam manasıyla teşekkül etmiş dini farize olarak karşımızdadır.

Hemşehrilerim, karşımıza çıkarılan dünkü tebeamız Yunan’a biz mağlup olmadık. Onlar öteki düşmanlarımızın vasıtasıdır. Yunan’ın bir Türk beldesini ellerine geçirmelerinin ne manaya geldiğini , İzmir’in şu birkaç saat içinde irtikap edilen cinayetler gösteriyor.

Silahımız olmaya bilir, topsuz – tüfeksiz sapan taşları ile de düşmanın karşısına çıkacağız. İstiklal aşkı, vatan sevgisi hassasiyet şuurumuz ile kalbimizdeki iman ile mücadelemizin sonunda zaferi kazanacağız. Bu uğurda canını verenler şehit, kalanlar gazilerdir. Bu mutlak olarak cihad-ı mukaddestir.

Sizlere vatanımızı düşmana teslim etmenin çaresiz olduğunu söyleyenler, düşman esareti altında olanlardır. Onlar irade ve kararlarına sahip değillerdir. Bu vaziyette onların emri ve fetvası aklen ve şer’an caiz, makbul ve muteber değildir. Meşru olan münhasıran vatan müdafaası ve istiklal uğruna cihattır.

Korkmayınız…! Meyus olmayınız…! Bu livay-ı hamd’in altında toplanınız ve mücadeleye hazırlanınız. Müftünüz olarak cihad-ı mukaddes fetvası’nı ilan tebliğ ediyorum.

15 MAYIS 1919
AHMET HULUSU EFENDİ
DENİZLİ MÜFTÜSÜ