Gemlik Tarihçesi:

Bursa’nın bir ilçesi,Gemlik Körfezi kıyısında bulunan bu ilçe,Bursa’ya 30 Km.uzaklıktadır.

Orhangazi-Yalova ve Mudanya arasındadır. Gemlik’in ortaçağdaki adı Kius=Cius’tur.Bursa civarında kurulan en eski kent olup,kuruluşu İ.Ö.XII.yüzyılda Argonotlara kadar gider. Herodot’un ünlü Tarih’inde bölgemizden söz edilen tek kent budur.Gemlik,1333 yılında Kara Timurtaş Paşa’nın gayretiyle feth edilmiştir. Gemlik sözcügünün, Gemilik,yani gemilerin yanaştığı ve gemi üretildiği bir yer anlamından gelmiştir.1087 yılında Ebulkasım, Gemlik’i ele geçirip burada donanma yaptırdığı için bu adı aldığı söylenir. Ancak bu konuda çeşitli başka savlar vardır.Texier,Bursa’nın gömlekleri Gemlik limanından ihraç edildiği için,bu adın “Gömlek’ten geldiğini savunur.Bilge Umar ise bu sözlüğün, Luwi dilindeki “Kama=Gama”sözcügünden geldiğini savunur.Kamila(Kam-İla),yani”Kama Yurdunun Körfezi”,Gemili’ye dönüşebileceğini Savunur.Bu savın bence tek savunulacak yanının Gemlik’in eski bir kent olması ve hemen hemen tüm eski kentler gibi bu kentin de adı Türklerden önceki devirde kullanılmasıdır.Nitekim Gemlik feth edildiğinde de bu adı taşıyordu.Ancak bu yakıştırmanın yani Kam İla’nın fonetik yapısı Kumla’ya daha çok uymaktadır.Olasılıkla kumla sözcüğü buradan gelmiştir.Çünkü bu köyler de eski köylerdir.Gemlik,Türklerin ilk tersanesidir.İnegölden gelen keresteler bu limandan İstanbul’a taşınmıştır.Bozburun ise Kürek için kesim alanıdır.

Kasaba’da Solaksubaşı Mehmet Ağa Camii,han ve hamam yaptırmıştır.(B.O.A.Cevdet Evkaf no.18718) Demirtaş Paşa da bir mescid yaptırmış.1888 yılında Gemlik’te 32 cami ve mescid ile,18 kilise vardı.Ayrıca 2 tekke 9 han 565 dükkan 48 Okul 33 hamam 1 kaplıca ile 65 oda vardı.

Cuinet’in 1894 yılında yayınladığı kitapta;kent merkezinde 242 müslümana karşılık 4620 rum,107 ermeni ve 178 yabancı olmak üzere toplam 5147 kişinin yaşadığını yazar.Bu tarihte Gemlik merkezde ise üç kilise varmış.Gemlik Bursa’daki Yıldırım Camii ve medresesine vakıf edilmiştir.Kasabanın geliri bu vakıflara yollanırdı.İlçeye bağlı birçok köy,her yıl beş bin kürek verirmiş.Gemlik-Bursa karayolu 1856 yılında yapılmıştır.Bu yolun yapılması ile Gemlik canlanmıştır.Gemlik uzun yıllar Kite’ye bağlı bir köy idi.Bu ilçede şarap mukatası varmış ki,kadı sicillerinde bu mukattanın 2 yük akçe ettiği yazılır.Bu ilçe sınırlarında XIX.Yüzyılda 650 Karakeçeli aşireti üyesi varmış.Bursa Yıllıkla’rına göre Gemlik’teki Belediye örgütü kurulduktan sonra zaman zaman başkanlığı Rumlar almıştır.Örneğin 1886 yılında Gemlik Belediye Başkanı, Lugonidi Efendi adlı bir Rum’dur.5 kişilik Belediye Meclisinde ise Todorani ve Ohannes Efendiler yer alır.İki yıl sonra Belediye Başkanlığına Mehmet Rüşti seçilmiş,Bir yıl sonra da Nuri Bey,1892 yılında Dimitrus,1895 Andiriko,1890 yılında Coci,1906 yılında Armut Yanot efendi 1908 yılında ise Andriko adlı bir Rum Başkan olmuştur.Bir yıl sonra yine Andriko adlı bir başka Rum,Belediye Başkanı olmuştur.Bu tarihte ise 5 kişilik Belediye Meclisinde Hacıoğlu Duyumidi,Hiristo Çaku,Petraki,Snodi Efendi,Papazoğlu İspro Ağa adlı azınlıklar yer alır.

1908 Yıllığına göre Gemlik’te 1.077 hane vardı. Bugün Gemlik’te Çarşı Alipaşa ve Demirsubaşı adı ile anılan eski bir cami vardır.Bu cami 1858 yılında kapudan Ali Paşa tarafından yenilenmiştir.Balıkpazarı(Yeni Cami) Camii ise aslında Panagia Pazariotissa Kilisesi’dir.Ematullah(Küçük)Camiide eski bir yapıdır.Gemlik’te ayrıca;Koimesis,H.Taxiarches,Panagia Theoskepatos,Panagia Gorgoepikoss,H.Ignatios,H.Georgios tes kırizou, Christos kiliseleri ile kentin Theotokos Hodegetria,Herakleion manastırları varmış.H.Georgios Manastırı ise kentin güneyindeymiş.Armutlu’nun Yalova iline bağlanmasından sonra Gemlik’e bugün 3’ü belde olan 21 köy bağlıdır.

İLÇENİN KONUMU:

Gemlik Bursa’nın 30 Km.kuzey batısında Marmara denizinin sakin bir kıyısında kurulmuştur.Bursa iline bağlı olan ilçe yerkürenin 29 derece 13 dakika doğu meridiyeni ile 40 derece 12 dakika kuzey pareleli üzerinde bulunur.Doğusu katırlı dağlarıyla Orhangazi arazisi,batısı marmaranın ilçeye ad olan körfezi,kuzeyi samanlı dağları ve güneyinde Bursa’nın dalgalı yereyi ile çevrilidir.

COĞRAFİ DURUMU:

Gemlik’in üç tarafı ihtiyarlamış tek ve sıra dağlarla kuşatılmış olup batısı Marmaranın daima sakin olan mavi sularına doğru açıktır.

Kıyıdan başlayarak doğu istikametinde uzanan 3-4 km.uzunluğunda ve 2-3 km.genişliğinde olan ova Gemlik’in yeğane düzlüğüdür.İznik gölünden gelen karsak deresi bu düzlüğü ikiye bölmüş vaziyettedir.Ova Karsak boğazına doğru hem derenin kıvrıntılarıyla hafif bir yükselme gösterir,hemde yavaş yavaş daralır.

Kuzeyden samanlı dağlarıyla,güneyden katırlı dağlarının batıya doğru uzantıları Gemlik Körfezini kapalı bir havza haline sokmuştur. Dağların arasında suların oyduğu derin vadilerle çökme neticesinde meydana gelen çukurlar pek çoktur.

Volkanik kütlelerin mevcudiyeti vaktiyle bu arazinin bir indifa sahası olduğunu göstermektedir.Yer kabuğunun yerleşmediği şimdi bile bol yağmurlardan sonra meydana gelen kaymalardan görmek mümkündür.
Samanlı dağlarının Gemlik körfezine bakan yamaçları tatlı eğimlerle birplatformu teşkil eden sıra dağlardan ayrılan bu kollar ise kıyıya kadar dik bir şekilde inerek kıyının düzgün manzarasını sivri burunlar halinde bozmuştur.(Bunlardan,Göztepe burnu,Kapaklı Burnu,Sarı Burun,Manastır Burnu en önemlileridir.)Armutlu bucağı batısına kadar devamlı bir alçalma ile inen samanlı dağları Bozburnunun dik kayalıklarını teşkil ederek denize kadar 6 millerde tekrar denizin yüzüne çıkarak imralı adasını meydana getirir.

Gemlik’in kurulduğu nokta denize dikey inen az yükseklikte bir sırtla bunun yamaçları ve denizin çekilmesinden meydana gelen dar kıyı düzlüklerinden ibarettir.ilçenin kıyıları eski kayıkhane Burnundaki kayalık çıkıntılar bir tarafa bırakılacak olursa tamamiyle düzdür.Pek derin olmayan kıyılar derelerin taşıdığı molozlarla devamlı sığlaşmaktadır.

Gemlik körfezi umumiyetle sakin ve dalgasızdır.Doğudan batıya uzunluğu 35 Km.Güneyden kuzeye en geniş yeri 10-15 km.olan körfez daima sakin olmasını sağlayan karşılıklı iki burundur.(Tuzla ve Kapaklı burunları)her iki sahilde birbirine cephe alan bu burunlar körfezi bir kıskaç içine almış gibidir.Körfez bu kıskaçlar arasında adete bir havuza benzer.Körfez sularının sığ 1-10 m.derin kısımları ise 100-150 m.arasındadır.İlçenin eski adı kilyos olduğu için körfeze eskiden kilyos denirdi. Körfezin bir adıda incir limanıydı.

Asırlarca birçok ulusların gemilerine sığınak olan bu şirin körfez bu günde sessiz isuları ile bakanların gözlerini okşamaktan geri kalmamaktadır.

TARIM:

Ekonomik yapıyı oluşturan ana yapı tarımdır.Bu sektör içinde yer alan önemli ekonomik dilim zeytinciliktir.Gemlik zeytini Ülkemizin en iyi,en kaliteli siyah sofralık zeytinlerin elde edildiği Gemlik çeşididir. Yıllık zeytin üretimimiz 35 Bin ton civarında olup zeytin ağaç sayımız 2.300.000.’dir.

SANAYİ:

İlçemizda Sanayi 1935 yılında Celal Bayar’ın temelini attağı ve 1938 yılında Atatürk tarafından açılışı yapılıp üretime geçen Sungipek ve Viskon mamülleri Sanayi fabrikasıdır.Bunu Zeytinyağı ve Sabun fabrikalarının açılışları izlemiştir.İlçemizde Türkiye genelinde 5 Büyük Sanayi tesisinin yanında 100’e yakın’da Sanayi tesisi bulunmaktadır.

TURİZM:

Gemlik 1.derecede turistik hüviyete haiz bir ilçedir.Gemlik körfezi Marmaranın bir plaj,yaz eğlenceleri ve dinlenme sitesi olmaktadır. Küçükkumla, Büyükkumla, Karacaali köylerindeki dinlenme evlerinde Turistik otel,kamplar ve pansiyonlara gelen turistleri ağırlamaktadır.Bu köylere kara ve deniz yolu ile gidilebilir.Gemlik Bursa’ya 30 Km. Yalova’ya 40 Km
Kaynak:Gemlik Ticaret Odası

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1871
favori
like
share
BURSALI1963 Tarih: 23.08.2007 13:08
Gemlik Coğrafisi

Gemlik Bursa'nın 32 km. kuzeybatısında, Marmara denizinin en sakin ve adını verdiği körfezi kıyısında kurulmuştur. 19.13 derece doğu meridyeni ile 40.12 derece kuzey enlemi üzerinde bulunmaktadır. İlçe yüzölçümü 413 km2 dir. Gemlik Körfezini çevreleyen dağların körfeze dönük yamaçları ilçenin arazisini oluşturmaktadır. Dağlarla kıyı arasında sıkışmış bulunan çok sayıda ova bulunmaktadır. Bunların en büyükleri Engürücük ve Gemlik ovalarıdır. İlçe merkezi Gemlik ovasının batı ucunda kurulmuştur. İlçenin en yüksek noktası, Katırlı dağları üzerindeki Üçkaya Tepesidir.

Gemlik, akarsu ve göller açısından zengin bir yer değildir. Karsak Çayı olarak tanınan Sazlık Deresi, ilçenin en fazla su taşıyan akarsuyudur. Uzunluk yönünden ilçenin en büyük akarsuyu olan Kocadere Katırlı Dağlarından doğar ve Engürücük ovasını suladıktan sonra körfeze dökülür.

Volkanik kütlelerin mevcudiyeti vaktiyle bu arazinin bir indifa sahası olduğunu göstermektedir. Yer Kabuğunun yerleşmediği şimdi bile bol yağmurlardan sonra meydana gelen kaymalardan görmek mümkündür.

Samanlı dağlarının Gemlik körfezine bakan yamaçları tatlı eğimlerle bir platformu teşkil eden sıra dağlardan ayrılan bu kollar ise kıyıya kadar dik bir şekilde inerek kıyının düzgün manzarasını sivri burunlar halinde bozmuştur. ( Bunlardan, Göztepe Burnu, Kapaklı Burnu, Sarı Burun, Manastır Burnu en önemlileridir.)

Armutlu bucağı batısına kadar devamlı bir alçalma ile inen samanlı dağları Bozburun’un dik kayalıklarını teşkil ederek denize kadar 6 millerde tekrar denizin yüzüne çıkarak İmralı adasını meydana getirir.

Gemlik’in kurulduğu nokta denize dikey inen az yükseklikte bir sırtla bunun yamaçları ve denizin çekilmesinden meydana gelen dar kıyı düzlüklerinden ibarettir. İlçenin kıyıları eski kayıkhane Burnundaki kayalık çıkıntılar bir tarafa bırakılacak olursa tamamiyle düzdür. Pek derin olmayan kıyılar derelerin taşıdığı molozlarla devamlı sığlaşmaktadır. Gemlik körfezi umumiyetle sakin ve dalgasızdır. Doğudan batıya uzunluğu 35 km. güneyden kuzeye en geniş yeri de 10-15 km. olan körfez daima sakin olmasını sağlayan karşılıklı iki burundur. ( Tuzla ve Kapaklı burunları ) her iki sahilde birbirine cephe alan bu burunlar körfezi bir kıskaç içine almış gibidir. Körfez bu kıskaçlar arasında adeta bir havuza benzer. Körfez sularının sığ 1-10 m. Derin kısımları ise 100-150 m. arasındadır. İlçenin eski adı Kilyos olduğu için körfezde eskiden Kilyos denirdi. Körfezin diğer bir adı da İncir limanıydı.

Asırlarca birçok ulusların gemilerine sığınak olan bu şirin körfez bugünde sessiz suları ile bakanların gözlerini okşamaktan geri kalmamaktadır. Gemlik’in Jeolojik teşekkülü eski ve yeni kayaçlardan ibaret olup uzun müddet aşınmalara, çöküntülere ve kaymalara maruz kalmıştır. Birçok yerlerde sert kayaçların sivrildiğini ve çöküntülerinde olduğu toprakaltı tabakalarının intizamsızlığını görmek mümkündür. Dağlık bölgelerde Paleozcik tabakalar ile gnaya ve grantiler günü 3. zaman arazisi ( Neojen tabakaları ) ile yeni volkanik örtüller ( Andazit) çok yer tutar. İlçenin ova olan yerleri az olup yeni alüvyonlarla örtülüdür.

Derinliği 200 m. den az olan körfez yer kabuğunun kırılmalarından meydana gelmiş bir çöküntü alanıdır. Gemlik ilçesi akarsu ve kaynakları bakımından nisbeten fakirdir. Muntazam bir akım rejimine tabi olmayan derelerin çoğu yağmur ve kaynak sularıyla beslenmektedir. En önemlisi iznik gölünün ayağı olan karsak deresidir. Yağmur mevsiminde bol su taşır diğeri Engürücük köyünün biraz ilerisindeki Koca deredir.

Gemlik M.Ö. 1390 yılında savaştan dönen Siyüs adlı yunanlı bir Kumandan tarafından kurulmuş olup bu mevkiye Siyüs adı verilmiştir. Gemlik sonraları sırası ile Mısırlıların, Romalıların, Perslerin, İyonların Osmanlıların eline geçmiştir. Birinci Cihan Harbine kadar Osmanlıların elinde kalan Gemlik, bu harbin sonunda Yunanlıların eline geçmişse de 11 Eylül 1922 de düşman işgalinden kurtarılmıştır.
BURSALI1963 Tarih: 23.08.2007 13:05
Tarihi belgelerle Yunan mezalimi

Bir süredir başka konularla ilgilendiğim için sıra ancak geldi. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere 19 Mayıs 1919'da Samsun'a doğru çıktığı yolculuğun yıldönümlerinde sözde ''Pontus-Rum soykırımı'' günü nedeniyle Yunanistan'da törenler düzenlendi.
Türk arşivindeki belgeler, Anadolu topraklarındaki asıl mezalimin
Yunanlılar tarafından yapıldığını ortaya koyuyor. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün ''Arşiv Belgelerine Göre Balkanlarda ve Anadolu'da Yunan Mezalimi'' adını taşıyan yayınında, ''Yunanlıların Batı Anadolu'yu ele geçirme planlarının, 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşması sonrasında Avrupalı devletlerin himayesinde Yunanistan'ın kurulmasıyla su yüzüne çıktığı'' kaydediliyor.
Buna göre, Rumların Anadolu topraklarını ele geçirmeye yönelik politikalarının temelini, ''Megali İdea'' fikri oluşturuyordu. Rumlar,
Yunan devletinin kurulmasından sonra ''Megali İdea''nın gerçekleşmesini, dış politika hedefleri olarak belirlemişlerdi. Resmi belgelere göre, geçmişte yaşadıkları iddia edilen toprakları ele geçirip, ''Başkent İstanbul olmak üzere, eski Bizans'ı diriltmek ve iki kıtalı beş denizli büyük bir Yunanistan kurmak'' şeklinde hayal ettikleri ''Megali İdea'', Yunanlıları yayılmacı bir politikaya sevk etmişti.
Atatürk Araştırma Merkezi'nce yayınlanan ''Yunan Mezalimi'' adlı kitapta da Yunanistan'ın, 1. Dünya Savaşı sonrasında ''Megali İdea''sını gerçekleştirebilmek için ileri sürdüğü iddiaları Avrupa kamuoyunda teyit ettirmek amacıyla girdiği sistemli çalışma anlatılıyor.
Kitaba göre, belirli bir plan dahilinde yürütülen Yunanistan'ın bu çalışmaları, Anadolu'daki işgallerden çok önceleri başlamış ve işgal süresince devam etmişti. Kitapta, Yunanistan'ın bu girişimlerine şöyle dikkat çekiliyor:
''İleri sürdüğü iddialarla Avrupa devletlerini yanına alan Yunanistan, Osmanlı Devleti içindeki Rumları teşkilatlandırmaya çalışıyor ve Anadolu'da ciddi bir isyan siyaseti takip ediyordu. Yunanistan'ın işgal siyasetinde uyguladığı metot, iddialarını kuvvetlendirmek ve Rum iskanını sağlamak amacıyla Türk halkının imhası ve göçe zorlanması oldu.''
Kitaba göre, Anadolu'nun Yunanlılar tarafından işgal edilebilmesi ve ''Megali İdea''nın gerçekleşebilmesi için ileri sürülen gerekçelerden biri, ''Türklerin Anadolu'da Rumlara zulmettiği, hayatlarının emniyette bulunmadığı, azınlıkların bulundukları yerlerde Türk idaresinin kötü olduğu'' iddiasıydı.
Yazar Murat Özcan'ın, ''Tarihin Işığında Yunan Mezalimi'' kitabında, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edildiği ''15 Mayıs 1919'dan itibaren Anadolu eşine az rastlanır vahşetlere şahit oldu'' ifadesi yer alıyor.
Kitaba göre, ''Anadolu'ya giren Yunan ordusunun amacı, etnik açıdan karma bir nüfusun bulunduğu ülkede bir Hıristiyan vatanı yaratmak, bu amaca ulaşmak için de Müslümanları ülkeden söküp atmak'' idi.
Kurtuluş Savaşı'nın önderi Atatürk, 26 Şubat 1921'de Amerikalı gazeteci Clanence K. Streit'in sorusu üzerine, İzmir'in işgali sırasındaki Yunan mezalimini şu sözlerle anlattı:
10 binlerce Türk katledildi
''Yunanlılara gelince... İzmir'in işgali sırasında öyle cinayetler işlemişlerdir ki, Yunanistan'ın müttefiki İtilaf Devletleri tarafından tescil edilmiş bulunan 'İtilaf Devletleri Tahkikat Komisyonu' üyeleri bile 1919 sonbaharında bu vilayeti baştan başa kat ettikten sonra hazırladıkları raporda, Yunan makamları aleyhinde son derece ağır tenkitlerde bulunmuşlardır. Yunanlıların işgal ettiği diğer bölgelerde her yaş ve cinsiyetten on binlerce Türk katledilmiştir.''
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün ''Arşiv Belgelerine Göre Balkanlarda ve Anadolu'da Yunan Mezalimi'' adını taşıyan 3 ciltlik yayınında, Yunanlıların Rum ve Ermeni çetelerin de yardımıyla Balkanlar ve Anadolu'da yaptığı katliamlarla halka uyguladığı mezalim, belgeleriyle gözler önüne seriliyor.
Aydın Muhasebecisi Nurullah Bey, 9 Temmuz 1919'da ''Gayet aceledir. Bir dakika te'hiri gayr-ı caizdir'' uyarısıyla Dahiliye Nazırı'na çektiği telgrafnamede, ''Aydın'ın işgalinden beri Yunanlıların doğrudan veya oluşturdukları yerli Rum çeteleriyle masum Müslümanları, çocuklar da dahil olmak üzere, gizli-aşikar katledip kadınlara tecavüz ettikleri, Menderes'e de saldırıp minarelere ve hakim binalara koydukları toplarla şehri yaktıkları, yangından kurtulmak için dışarı çıkmak isteyen kadın ve çocukları mitralyöz ateşiyle öldürdükleri''ni bildirir.
Kayıklarla İzmir'e göç
İzmir Muhacirin (göçmenler) Dairesi Müdürü ise 15 Şubat 1920'de merkeze yolladığı telgrafta, ''İzmir'de Yunanlıların Müslümanlara karşı uyguladıkları baskılardan dolayı sahil bölgelerindeki köylerde yaşayanların göç etmek istedikleri, Çeşme'ye bağlı Karaköy'ü basan Rum
çetelerinin Müslüman nüfusun bir kısmını katledip bir kısmını yaraladıkları, kadınların ırzlarına tecavüz ettikleri, bu baskını duyarak korkuya kapılan çevre köylerin kayıklarla İzmir'e göçe başladıkları''nı rapor eder.
Arşivlerdeki belgeler, ''İşgalci Yunanlıların, Balıkesir, Bandırma, Erdek, Soma, Orhangazi ve Gemlik'te Ermeni ve Rumlarla yaptıkları mezalimleri'[/swf2][swf3]'Rum ve Ermeni çetelerinin Yunanlılarla birlikte Yalova'ya bağlı Dereköy'ü basıp ahalisini katlettiklerini, eşya ve hayvanlarını çaldıklarını'[/swf2][swf3]'Yunan, Ermeni ve Rumların Yalova ve civarında Müslümanlara karşı soykırıma başladıklarını'' ve ''Yunan askerleriyle Rum ve Ermeni çetelerinin Orhangazi ve Yalova'nın köylerinde Müslümanları katledip bunlara ait eşyayı yağmaladıklarını'' kanıtlıyor.
27 Ekim 1920'de Balıkesir Jandarma Alayı Mülhakı ve Tensik Hey'eti Refakatine Me'mur Mülazım tarafından Umum Jandarma Kumandanlığı'na gönderilen raporlarda, Yunanlıların işgal ettikleri bölgelerde ''Osmanlılık namına her ne varsa imha ve Yunanlılığı temsil edecek asar vücuda getirmeğe başladıkları'' belirtiliyor.
''Tarihin Işığında Yunan Mezalimi'' kitabına göre, ''Başlangıçta Batılı itilaf devletleri ve bunların gözlemcileri, bu katliam ve mezalimlerin, kendilerine yapılmış olan ya da yapılmış sayılan birtakım kötülükler nedeniyle bir öç alma eylemi olarak, yerli Rumlar tarafından işlendiği''ni kabul eder. Ancak, Türk halkına yapılan işkence ve zulümlerle katliamlar arttıkça ve bunlara ilişkin haberler yayılmaya devam ettikçe, İngiliz gözlemciler bile Yunanlı ve Rumların işledikleri vahşet eylemlerinin gerçek niteliğini kabullenmek zorunda kalır.
Serin kanlılıkla
Yunan vahşeti, Amerikan Yüksek Komiseri Bristol'un yorumuna göre, ''Serin kanlılıkla daha önceden düzenlenmiş bir plana göre yürütülmekte'' idi.
Anadolu'ya Manchester Guardian gazetesinin hem muhabiri hem de köşe yazarı olarak gelen Prof. Dr. Arnold Toynbee ise ''Türklerin kıyımdan geçirilmeleri ve zorla sürülmeleri, Yunan hükümetince planlanmıştır'' yargısını dile getirmişti.
İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold'un değerlendirmesi ise dikkat çekiciydi:
''Yunanlıların bizim hareket alanımız diye nitelediği yörenin çoğu bölümü açıktır ki, şimdi bir virane haline indirgenmiş bulunuyor.
Türklerin mallarının yağmalanması, bireysel olarak Anadolu'daki Rumlar tarafından, Yunanlı subaylar, askerler, memurlarca yürütülmüş hırsızlıkların sonucuydu. Savaş sırasında yağma ile karşılaşılması beklenen bir durumdur. Ancak, bu gibi olağan talan etmelere bir de siyasal bir eylem olarak Türklerin malının mülkünün kasıtlı olarak tahrip edilmesi eklendi.''