Trabzon'un güneyinde, Ziganalar'ın bir tepesinin yamacına yapışmış bir manastır harabesi vardır. Eteklerinde,ormanlar ile kaplı bir vadinin dibinde, Trabzon'a kadar uzanan Değirmen Deresi'nin kollarından biri akar. Halk buraya kısaca Meryem Ana der. Eski adı ise Sumela Manastırı'dır. Genellikle bu dini tesisin kuruluşunu eski tarihiere çıkarmak isterler. Bu havalinin evvelce Rum ahalisi arasında yaygın ve Trabzon hakkındaki Rumca kitaplarda tekrarlanan kuruluş efsanesine göre manastırın esası güya Theodosius devrinde kurulmuş ve altıncı yüzyılda İmparator lustinianos devrinde kumandan Belisarios tarafından yeniden yapılmış idi. Fakat bu rivayeti kabul ettirecek hiçbir ilmi dayanağın bulunmadığı, burasını inceleyen yabancı mütehassıslar tarafından kesin olarak bildirilmiştir. Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eskiliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak böylece onun değerini büyültmek için uydurulduğu kolayca sezilen bir efsaneye göre güya bu resim, İsa'nin Havarilerinden Lukas tarafından yapılmış, Lukas'ın terekesinden Atina'ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, dördüncü. yüzyılda resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, bir gün melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır. Tam bu sıralarda Atina'dan Trabzon'a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlardır. Bu çeşit rivayet ve efsanelerin basit bir Hıristiyanlık gayreti ile yaratıldı ve muemadiyen tekrarlanarak adeta zorla kabul ettirildiği bilinir. Böylece hakkında benzeri rivayetler çıkarılan tesisler de güya çok eski bir tarihe inmektedir. Sumela münferit bir örnek olmayıp, eş durumdaki birçok misalden sadece biridir.

Meryem (Panaghia) adına kurulan bu manastırın, Grekçe Sumela adının esasını, kara, siyah, karanlık anlamlarına gelen Melas kelimesinden aldığı söylenir. Bu, acaba bu tesisin kurulduğu vadinin ve dağın koyu renginden dolayı mı vermistir? Bu fikirde olanlar vardır. Fakat kanaatimize göre Sumela kelimesi, buradaki Meryem ikonasının (tasviri) bir sıfatı da olabilir. Onun, ünlu tarihçi J.P. Fallmerayer'in de (1790-1861)1840 yılında buraya geldiğinde dikkatini çektiği gibi renginin koyu, hatta teşhis edilemeyecek derecede siyah oluşu bu adın esasını teşkil etmiş olması mümküdür. Gürcü resim sanatında, XII. yüzyılda sanat aleminde Siyah Madonna ismi altında tannan birtakım Meryem ikonalarının yapıldığı ve yayıldığı bilinir. Esrarlı ifadesini daha da arttırmak gayesiyle, Meryem Ana resimlerinde yüz, siyah ile boyanıyordu. Gürcistan'a bu usulün eski Hind sanatından gelmiş olabileceği de ayrıca ileri sürülmüştür. Sumela Manastırının Kafkasya'ya yakınlığı düşünülecek olursa, burada saygı gören Meryem tasvirinin, böyle bir siyah Meryem olduğuna ve manastırın, Sumela adını bundan aldığına ihtimal vermek de mümkündür. Böylece dağın da adı, manastırdan dolayı Oros Mela = Kara Dağ olmuştur.


Sumela Manastırı'na ait siyah Meryem resminin hangi döneme ait nasıl bir şey oldugunu daha fazla araştırmaya imkan yoktur. İlkonanın eskiden çekilmiş oldukça iyi bir fotoğrafından anlaşıldığına göre bu üzerinde herhangi bir çizgi, boya daha doğrusu resme benzeyen bir unsur teshis edilemeyen simsiyah, çatlak ayrıca da ortadan ayrılmış bir tahtadan ibaret idi. İlkonanın çevresini belirten gümüş çerçeve ise motiflerinden ve yazılarından anlaşıldığına göre 1700 tarihine ait olup alelade bir işçilik gösteryordu. Bu fotoğraftan edindigimiz intibaya göre Sumela'daki Meryem ikonasının, gerçek bir Siyah (= Kara) Meryem bile olması çok şüphelidir.

Siyah Meryem'ler bilhassa Avrupa doğusuna doğru çok sayıdadır, bilhassa ziyaret yerlerinde bulunmakta ve dağlarda, yüksek yerlerde, orman içlenride kurulan ibadet yerlerinde muhafaza edilmektedir; ayrıca bu yerlerde şifalı bir de su bulunmaktadır, nihayet Fransadaki bu tasvirlerin bulundukları yerlere mucizevi şekilde geldikierine inanılmaktadır. Bütün bu hususiyetler çok değişik ve uzak çevrelerde dini inanışların tamamen aynı karakteri göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir.

Kısacası Trabzon'un Sumela Manastırı, bu adı ile tarihte ancak Trabzon Komnenos'ları döneminde ortaya çıkmaktadır. Her köşesinde irili ufaklı böyle dini binalar olan bu bölgenin, peyzaj itibarıyla en harikulade bir yerinde Sumela Manastırı kurulmuş ve Osmanlı devri Türk idaresi sırasında devamlı gelişmeler ile tam manası ile muazzam bir tesis halini almıştir. Hemen hemen 1200 m. rakımlı bir noktada ve vadinin dibinde akan suyun 300 metre kadar yükseğinde, dimdik denilebilecek kadar saip bir yamacın ortalarında oldukça geniş ve yüksek bir mağara, daha doğrusu bir kovuk bu tesisin çekirdeğini teşkil etmiştir. Bu, erişilmesi zor ve yorucu kovuk önündeki dar çıkıntı, zamanla burada büyüyen, genişleyen ve zenginleşen manastıra zemin olmuştur. Sumela, Trabzon ve çevresinde sayılan hayli çok olan eski manastırların en ünlüsüdür.

Dağlara, yüksekliklere ve mağaralara bir kült yeri olarak çok eskiden beri daima özel bir değer verildiği bilinir. Belki bu mağaranın içinde de evvelce böyIece bir sunak yapılmıştı. Hıristiyanlık yayıldıktan sonra burasının bilinmeyen bir tarihte ufak bir keşiş inzivağahı haline getirildiği de düşünülebilir. Tabiatıyla bu tahminler, benzeri eserlerde müşade edilen hususlardan çıkarılmaktadır. Ancak mağara kısmında yapılacak etraflı ilmi araştırma ve sondajlar bu tahminlerin doğruluk derecesini belki aydınlatabilir. Yoksa şimdiki halde müspet hiçbir dayanak yoktur.
Atina'dan gelen iki keşişin, Barnabas ve Sophronios'un Theodosios döneminde IV.V. yüzyıllarda burasını kurmuş ve Iustinianos'un kumandanı Belisarios'un da tamir ettirmiş olduğu yolundaki kuruluş efsanesinin sağlam bir esasa dayanmadığı açıkça belli olmasına rağmen bu hurafenin hala yaşatılması hayret verir. Bu efsane bir tarafa bırakılacak olursa, manastırın şimdiki halde hiç değilse onüçüncü yüzyıldan itibaren, tarihini takip mümkündür. Bu sırada artık Bizans İmparatorluğu'dan apayrı bir devlet halinde doğarak, başlıbaşına gelişmeye başlamış olan Trabzon Komnenos'ları Prensliği, başkenti Trabzon şehri olmak üzere bu çevrede hakim durumunda bulunuyordu. Kendilerini Bizans İmparatorluğu'nun gerçek mirasçısı olarak gören ve kendilerini imparator olarak tanıtan Trabzon prenslerinin bu ünvanını, 1261'de yeniden İstanbul'a sahip olarak eski Bizans devletini ihya eden hakiki Bizans İmparatorluğu kabul etmemiştir.

Bilhassa komşu Türk beylikieri ile çok yakın ve girift temasları bulunan Trabzon Kommenosları'ndan III Alexios (1349-1390) bu manastırın esas kurucusu sayılabilir. İki kızkardeşi Türk beyleri ile evli olan, kendi dört kızını da komşu Türk beylerine veren III. Alexios'un Sumela'ya özeI bir ilgi gösterdiği kaynak ve belgelerden anlaşılmaktadır. Buradaki keşiş hücrelerine, onun büyük dede, dede ve babasının da bazı bağışlarda bulunmuş oldukları bu vesile ile öğrenildiğine göre, Alexios'un büyük dedesi II. loannes (1280-1285) zamanından beri burada dini bir merkezin varlığına ihtimal verilir. Yine başka bir efsaneye göre, büyük bir kasırga sırasında Meryem'in yardımı ile canını kurtaran III. Alexios burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirmiş, zengin vakıflar bağışlamış bir Khrysobullos yeni bir ferman ile de bu vakıflarını sağlam esaslara bağlamıştır. Manastırın 1650'ye kadar dış kapısı üzerinde görülebilen 1360 tarilili, beş mısralık bir manzum kitabede III. Alexios, bu tesisin kurucusu (ktetor), "Doğu ve Batı (=İberia)'nın hakimi İmparator" olarak gösterilmişti. Alexios 1361 yılındaki bir güneş tutulmasını burada karşılamıştır. Hatta, bu prensin sikkelerinde güneş resmi bu olayla ilgili kabul edilmektedir. 1365 tarihli "vakfiyesi" ile de manastırın bütün idari şartlarını, arazisini, gelirlerini düzene koyduktan başka, Trabzon'a gelecek bir tehlikeyi, bir Türk akınını önlemek üzere, buradaki keşişlerin daima uyanık bulunmalarını da bildirir. Alexios'un oğlu III. Manuel (1390-1417) babası gibi dini tesislere bağlılığı olan bir şahıs idi. Tahta çıktığı yıl, saray hazinesinde bulunan değerli bir stavrotegi (içinde İsa'nın çarmıhının bir parçası bulunduğu iddia edilen müzeyyen bir haç) Sumela'ya hediye etmişti. Son Trabzon Komnenos'ları da Sumela Manastırı'nı yeni fermanlar ile zenginleştirmişler veya vakıflarını tasdik etmişlerdir. Trabzon ve havalisi Türk idaresine geçtikten sonra Osmanlı Sultanları, Aynaroz'da, Sina'da ve daha birçok manastırda da olduğu gibi Sumela'nın eski hak ve hukukunu dikkatle korumuşlar, hatta buraya imtiyazlar vermişler, bazı hediyeler de yollamışlardı. Nitekim Sumela'da bulunan iki şamdan, Yavuz I. Selim (1512-1520)' in bir hediyesi olarak biliniyordu. Burada ayrıca Trabzon fatihi II. Mehmed'in de manastırın haklarını tanıdığını bildiren bir fermanı muhafaza ediliyordu. Daha başka fermanların saklandığı, burası hakkındaki yayınlardan öğrenilmektedir. Burada Sultan II. Bayazıd, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman, Mustafa ve III. Ahmed tarafından verilmiş fermanlar bulunduğu bildirilmektedir. Onsekizinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren manastır ile Eflak Voyvodalarının ilgilendik1eri ve devamlı yardımlar ve yazı1ar gönderdik1eri tespit olunmuştur. Ghikas (1755), Stephan (1764), Hypsilantes'in (1775) böylece ilgilendikleri bilinir. Tabiatıyla manastırın arşivinde, İstanbul patriklerinin bütün Osmanlı devri boyunca yolladıkları yazılar da muhafaza ediliyordu. Sumela bilhassa onsekizinci yüzyılda Voyvodaların himayesinde gelişmiş ve birçok kısımları yeniden yapılmış, Ignatios adında bir başpiskopos 1749'da duvarların bütün satıhlarını yeniden fresko resimler ile süslemiştir. Sumela, Anadolu'da bütün Rum-Ortodoks topluluklarının görülmemiş bir zenginlik ve heyecan içinde teşkilatlandıkları, kilise ve manastırlarını her taraftan akan paralar ile yeniden inşa ettikleri, muhteşem şekilde süsledikleri ondokuzuncu yüzyılda, en parlak çağını yaşamıştır.

Fallmerayer'in 1840'ta yazdığına göre Sumela'nın gezgin keşişleri bütün Anadolu, Kafkasya, Balkanlar ve hatta Rusya'yı dolaşarak Meryem ikonasının kötu bir kopyasını satmak suretiyle iane topluyorlar, bu paraları müesseselerine getiriyorlardı. Nitekim bunlardan bir tanesi, üzerinde kırk bin kuruşluk bir servet ile dolaşırken Kayseri'de öldürülmüştür. Osmanlı devleti katilleri yakalatmış, idam ettirmiş ve çalınan paraları da manastıra teslim etmişti. Geçen yüzyıl içerilerinde iyice zenginleşerek 1860'a doğru büyük binalar inşası suretiyle muazzam bir tesis halini alan Sumela Manastırı, XIX. yüzyılın içinde yabancı seyvahları tarafından ziyaret edilerek kısa anlatımı yapılmıştır.

Manastırdan en etraflı surette bahsedenlerden biri, G. Palgrave (1826-1888), 1871 Şubatı'nda yayımlanan makalesinde oldukça ilgi çekici bilgiler verir. Sultan Murad'ın buradan geçerken manastırı güya topa tutturduğu yolundaki efsanenin yalan olduğuna işaret ile Murad'ın buradan geçmiş olmasına imkan olmadığını belirtir. Palgrave buraya geldiğinde o sırada "yeni bina" denilen kışlavari büyük yapı henüz yapılmış ve biteli üç sene kadar oluyordu. Bu İngiliz yazarının müşahadesine göre bu binanın uçurumdaki kemerler dahil yedi katı vardı ve esas mesken kısmı dört sıra pencereye sahip olup ayrıca üstte de bir galeri uzanıyor idi. Boydan boya içinde tek sıra halinde her katta sekizer oda vardı ve genel olarak çok sağlam bir bina olduğu anlaşılıyordu. Palgrave, Murad ve I. Selim'in hediyelerini de anarak III. Alexios'un minyatürlü fermanını da gördüğünü bildirir. Manastıda II. Selim'in fermanını gören Paigrave, keşişlerin Sultan II. Selim aleyhine atıp tutmalarını pek hoş karşılamadığını da açıkça ifade eder.

Trabzon'un 18 Nisan 1916'dan, 24 Şubat 1918'e kadar süren Rus işgali, burada bir Hıristiyan Pontus devletinin tekrar kurulacağı ümitlerini doğurmuştu. Kurtuluş Savaşı sonunda, bu ümit kapılarını kapamak üzere 1923'te bütün Rumların Yunanistan'a gönderilmeleri ile Sumela Manastırı boşaltılmıştır. Hicret eden Rumlar, eski hatıralarına bağlılıklarının bir belirtisi olarak Makedonya'da Verria (Türk devrinde: Kara Ferye) yakınında Kastania'da aynı adla yeni bir manastır kurarak buraya modern bir Mervem Ana resmi yerleştirmek suretiyle, eski geleneği yaşatmaya başlamışlardır.

Sahipsiz ve kontrolsuz kalan bu koca tesis, hızla harap olmaya başlamış, 1930'da bir yanğın, ahşap kısımları silip süpürmüş, bu arada gizli defineleri aramak bahanesi ile lüzumsuz bazı büyük tahripler de yapılmış, kagir kısımlar yıkılmıştır. Burada ilk bakışta dikkati çeken husus darmadağın bir harabe görünüşü ve duvarlardaki freskoların, ustalıklı bir şekilde muntazam kareler halinde kesilerek yerlerinden sökülüp götürülmüş olmasıdır. Son derecede zor olan bu işin başarılı şekilde yapılması, bunu oralıların değil, bu çesit hatıralara meraklı ve gerekli bilgiye sahip "bilgili" yabancı ziyaretçiler tarafından yapıldığını gösterir.

Sumela Manastırı'na, ormanın içinde bir patikadan tırmanılır. Manastırın girişi çok sıkı emniyete alınmış ve dar uzun bir merdivenle, son kısma erişilmesi mümkün kılınmıştır. Bu merdivenin yanında yamaca yaslanmış büyük bir su kemerinin, tesise evvelce su getirdiği anlaşılmaktadır. Eski fotoğraflarda geniş kavisli on kadar gözü ile mükemmel bir halde fark edilen bu kemer, şimdi yıkık durumdadır. Kapıdan girildiğinde, kapıcı hücreleri vs geçildikten sonra bir merdivenden küçük iç avluya inilir. Burada merkez, solda bulunan kilise haline getirilmiş olan tabii kovuktur. Kovuğun karşısında muayyen bir düzene sahip olmaksızın inşa edilen ceşitli manastır binaları görülür. Bu avlunun sol tarafında şimdi kısmen yıkılmış ve içine moloz dolmuş bir halde, yukarıdan kayadan süzülen ve damlayan kutsal suyun toplandığı çok yeni tarihiere ait, bir şadırvan vardır. Yine sol tarafta mağaranın içine, manastırın en eski kısmı olan kilise yerleştirilmiştir. Avluya doğru çıkıntı teşkil eden ayrıca bir şapel bitişik bulunan bu kilisenin gerek iç duvarları, gerek avludan görülen dış duvarı tamamen fresko resimler ile kaplıdır. Ancak yakından dikkatli incelendiğinde bu resimlerin birçoğunun geç bir tarihe ait oldukları ve altlarındaki başka tabakalarda daha eski ve çok daha değerli duvar resimlerinin bulunduğu Fark edilir. Zaten bu husus bazı yazılar ile de belirtilmiştir. Avlunun sağ tarafında ise 1860 yılına doğru inşa edildikieri bilinen birtakım misafir odaları ve kütüphane olarak kullanılmış olan mekan bulunmaktadır. Avlunun etrafında daha birçok küçük şapeller vardır. Manastır şimdiki duruma girmeden çekilen eski fotoğraflarda, bütün bu binaların avluya bakan yüzleri önlerinde birbirinin üzerine binen ahşap balkonlar, sundurmalar bulunduğu görülmektedir. Talbot-Rice'in bildirdiğine göre bunlarda ahşaptan yontulmuş güzel parçalar da mevcuttu. Bugün çok harap bir halde bulunan buradaki küçük şapellerden bir tanesinde on dört veya on beşinci yüzyıllara ait oldukları tahmin olunan resimler tespit edilmiştir. Avlunun ilerisinde dar bir koridor, kayalığın önundeki ensiz bir çıkıntı üzerinde uzanmaktadır. Burada doğrudan doğruya yamaca yaslanmış gösterişli bir bina uzanır. Sumela Manastırı'nın uzaktan görünüşünde daima ön plana geçen bu kısım, burada yaşayan keşişlerin barındıkları esas manastır yapısıdır. Üç esas kattan başka, ayrıca altta birkaç sıra mahzeni ve üstte bir de çekme katı olduğu anlaşılan bu yapının sacak dibinde sıralanan kemerli galerileri ile heybetli, bir görünüşü vardır. Adeta kitlesi ile dağın kayalarında uzaklardan beyaz bir leke halinde taşan bu kışla biçimli yapı, manastırın 1860'taki büyük tamir ve genişletilmesinde inşa olunmuştur. Büyüklüğü ile konumundan başka, kayda değer hiçbir sanat ve mimari özelliği olmayan bir binadır. Evvelce geniş saçaklı olan ahşap çatısı, içinin bölmeleri, ahşap katları yok olduğundan bugün dört duvardan ibaret bir harabedir. Bu duvarların arasında içi, derine doğru inen büyük bir boşluk halindedir. Dışarı bir çıkıntı teşkil eden ortadaki kulesinden asağı bakıldığında, bu binanın yapıldığı yerin baş döndürücü yüksekliği iyice anlaşılır.
Hiçbir sanat ve tarihi değeri olmadığı halde, son yıllarda Sumela'nın başlıca alameti olan bu büyük yapıya karşılık, bu tesisin en önemli kısmı, iç avlunun bir kenarında bulunan kilisedir. Bu kilise, kutsal mağara veya kovuğun iç satıhlarının düzeltilmesi ve ağzının düz bir duvarla kapatılması suretiyle elde edilmiştir. Bu duvara bitişik, bir çıkıntı teşkil eden küçük bir sapel vardır. Burada iç ve dış satıhlar, 18. yüzyıldan bu yana birkaç tabaka halinde üst üste fresko resimler ile süslenmiştir. Bazı yerlerde üç tabaka açıkça fark edilmektedir. En alt tabaka renkleri ve kalitesi bakımından, üsttekilerden çok farklı ve daha iyidir. Her tabakada konuların da değiştiği dikkati çekiyor. Buradaki freskoların 1710, 1732 yıllarında yapıldıklarını bildiren yazılar tespit olunmuştur. Halbuki mağra- kilisesinin içinde, avluya komşu duvarda III. Alexios devrine ait freskolar da tespit edilmiştir. Burada III. Alexios, iki yanında oğulları III. Manuel ve Andronikos ile tasvir edilmiş idi. Bugün bu portrelerden hiç bir iz kalmamıştır. Dışarıda, kaya sathına işlenmiş ve bugün yalnız üst şeritleri kalabilmiş olan büyük bir mahşer sahnesinin dökülen sıvalarının altından başka sahnelerin gün ışığına çıktığı görülmektedir. Üzerinde bir ejder ile suvari iki aziz (Georgios ve Demetrios) tasvir edilmiş bulunan küçük bir şapelin duvarında biz, bu tabakanın altında iki tabaka daha resim bulunduğunu tespit ettik. Nitekim bir yerde en alt tabakada imparator kıyafetinde diademli bir figürün üstünde diademli başka bir figür, bunun üstünde de Metamorphosis, yani Tabor Dağı'nda İsa'nın görünüşünün değişmesi (suretinin değişmesi) sahnesi işlenmiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında, Sumela Manastırı'nın eski ve o nispette de değerli duvar resimleri, sıvaların tamamen dökülmediği yerlerde alt tabakalarda durmaktadır denilebilir. Şüphesiz bu ayrı bir araştırma konusudur.

Avlunun etrafındaki binalarda yer yer, Türk sanatı tesirleri de kendilerini belli ederler. Nitekim odalarda dolaplar, hücreler ve ocaklar bu küçük mekanlara bir Türk enteryörü havası vermektedir. Kutsal suyu toplayan şadırvan da, sivri kemerleri ile Türk mimarı karakterindedir. Fakat en dikkat çekici nokta, bazı duvarlarda koyu kırmızı boya ile yapılmış duvar süsleridir ki bunlar 18. yüzyıl Türk binalarındaki tuğla derz süslemelerinin boya ile yapılmış taklitleridir. Sumela'nın yüz metre kadar kuzeyinde, yine dağ yamacına oyulmuş, erişilmez durumda ve içinde fresko resimler olan bir mağara şapellerinin de varlığı söylenir.

Manastırın kütüphanesinde evvelce kataloğu yapılan ve çoğunluğu XVII-XVIII. yüzyıllara ait çeşitli elyazınalardan 66 tanesi Ankara Müzesinde, içinde minyatürler olan ve Bizans eseri bin tanesi (Dört İncil=Tetraevangelium) İstanbul'da Ayasofya Müzesi'ndedir. Ayrıca 150 kadar da baskı kitap vardır. Kilise hazinesindeki değerli eşyadan, Trabzon Prensi III. Manuel'in hediye ettiği gümüş salip (stavrotek) ile elyazına bir eser ve çok sayıda belge Atina'da Bizans Eserleri Müzesi'ne, manastıra ait"Gül'lü Meryem" olarak adlandırılan ikona, İrlanda'da Dublin'de National Gallery'ye gitmiştir. Sultan Selim'in hediye ettiği gümüş şamdanlar 1877'de çalınmıştır. Manastıra ait başka bir Meryem ikonası da Oxford'da bir özel koleksiyondadır. Buradan çıkarılmış, üzerinde "Hristiyan üçlemesi" tasvir edilmiş gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli. gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli bir örtu de (epitaphios) Atina'da Benaki Müzesi'ndedir.

Yakın tarihierde Sumela Manastırı'nın restorasyonu için girişimlerde bulunarak raporlar hazırlanmış, buaradamanastırın sekiz pafta halinde plan rölöveleri de çizilmiştir.






sümela
sümela manastırı
sumela
sumela garden
sumela manastiri
sumela manastırı
sumela monastery
sümela garden
sümela manastiri
sümela manastır
sümela otel
sümela resimleri
trabzon sumela
trabzon sümela
trabzon sümela manastırı
büyük sümela
büyük sümela otel
maçka sümela
sumela garden hotel
sumela hotel
sumela manastiri hangi ilimizdedir
sumela manastır
sumela otel
sümela garden hotel
sümela hotel
sümela manastrı
sümela manastırı hangi
sümela manastırı resimleri
sümela monastery
sümela oteli
trabzon sumela manastırı
bellona sümela
buyuk sumela
buyuk sumela hotel
büyük sumela
büyük sümela oteli
hotel büyük sümela
karadeniz sümela
kemer sumela
kemer sumela garden
kemer sumela garden hotel
kemer sümela
macka sumela
macka sümela
maçka büyük sümela
maçka sumela
maçka sümela manastırı
maçka sümela otel
sumela com
sumela garden otel
sumela manastir
sumela manastrı
sumela manastırı resimleri
sumela monastry
sümela cafe
sümela garden kemer
sümela garden otel
sümela inşaat
sümela manastarı
sümela manastir
sümela manastiri hangi ilimizdedir
sümela manastiri resimleri
sümela manastri
sümela manastır resimleri
sümela manastırı fotoğrafları
sümela manastırı hakkında
sümela manastırı hakkında bilgi
sümela manastırı hangi bölgededir
sümela manastırı hangi ilimizdedir
sümela manastırı ingilizce
sümela manastırı nerde
sümela manastırı nerdedir
sümela manastırı nerede
sümela manastırı nerededir
sümela manastırı resmi
sümela manastırı tarihi
sümela manastırı tarihçesi
sümela manastırı vikipedi
sümela manastırına
sümela manastırını
sümela manastırının resimleri
sümela manastırının tarihi
sümela manastırının özellikleri
sümela manstırı
sümela otel trabzon
sümela restaurant
sümela tatil
sümela tur
sümela ulaşım
sümela yemek
sümela yemek odası
trabzon büyük sümela
trabzon maçka sümela
trabzon sümela manastiri
trabzon sümela manastır
trabzon sümela manastırı resimleri
www sumela
www sümela
büyük sumela otel
büyük sümela maçkam otel
büyük sümela otel trabzon
hotel büyük sumela
maçka büyük sümela otel
maçka sümela oteli
sumela manstırı
sumela oteli
sümela apart
sümela bilişim
sümela festivali
sümela garden hotel kemer
sümela gümüş
sümela hotel trabzon
sümela kozmetik
sümela manas
sümela manastırı efsanesi
sümela manastırı foto
sümela manastırı ilçe
sümela manastırı konaklama
sümela manastırı nasıl gidilir
sümela manastırı ulaşım
sümela manastırına nasıl gidilir
sümela manastırının resmi
sümela manastırının tarihçesi
sümela manatırı
sümela mastırı
sümela maçkam otel
sümela otelleri
sümela otomotiv
sümela pansiyon
sümela pide
sümela sosyal tesisleri
sümela tatil köyü
trabzon sümela manastrı
sümela apart pansiyon

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 10843
favori
like
share
sinan yavuz Tarih: 13.02.2009 15:38
işte milliyetçilik ellerine saglık çok beğendim
bilko Tarih: 12.12.2007 20:14
elinize sağlık
lestat1981 Tarih: 30.09.2007 07:42
evet fena değil
MeMoLi Tarih: 09.09.2007 18:23
sagol
eeisahin Tarih: 05.09.2007 20:41
ellerine sağlık
JoLiE Tarih: 23.08.2007 18:17
Trabzon’da ilginç mağara kiliseleri ve manastırları ile karşılaşılmaktadır. Genellikle bunlar şehre ve vadilere hâkim yüksek tepeler üzerine kurulmuş yapı topluluklarıdır. Dini görevlerinin yanı sıra, stratejik konumlarından ötürü askeri amaçlı gözetleme noktaları olarak da kullanılmışlardır. Bu arada çevrede kültürel ve ekonomik etkinliklerini de uzun süre sürdürmüşlerdir. I.Dünya Savaşı’ndan sonra bu manastırların hepsi terkedilmiş ve bu nedenle de hemen hepsi büyük yıkıma uğramıştır. Bunlardan yalnızca Sumela Manastırı günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.


Sumelâ Manastırı (Meryem Ana Manastırı) (Maçka)

Trabzon’un 54 km. güneyinde, Maçka İlçesi sınırları içerisinde yer alan Sümela Manastırı, Meryem Ana vadisinden 1628 m. yüksekliğindeki bir mağaranın içerisine yapılmıştır. Ziganaların tepesinde, ormanlık alanda, Değirmendere’nin bir kolunun seslendiği bu yere zigzaglar yapılarak zorlu bir tırmanıştan sonra çıkılabilmektedir.

Sümela Manastırının kuruluşu Anadolu’nun pek çok manastır ve kilisesinde olduğu gibi, çok eski yıllara tarihlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, yine benzerlerinde olduğu gibi kuruluşu bir takım efsanelere bağlanmıştır. Bu söylencelerden birine göre; Hz. İsa’nın azizlerinden Lukas’ın yaptığı iddia edilen Meryem ikonası her nasılsa Atina’ya gitmiştir. Meryem’in ikonası bir gün buradan ayrılmak istemiş!... Ve melekler tarafından uçurularak Ziganaların tepesindeki bir mağaraya bırakılmıştır. Bu arada Atina’dan gelen Barnabas ve Sophronias isimli iki keşiş de bu resme burada rastlamış ve manastırın yapımı için girişimde bulunmuşlardır. Ne var ki bu ikona, çok eski tarihlere inmektedir. Nitekim Trabzon yöresinde ciddi incelemelerde bulunan J.P.Fallmerayer (1790–1861) 1840 yılında Sumela Manastırını görmüş ve anılarında buradan uzun uzun söz etmiştir. J.P.Fallmerayer keşişlerin anlattıklarını kitabında eksiksiz kullanmıştır. Buna göre; ikona yöredeki Müslümanlarca yakılmak istenmişse de yanmamış, balta ile parçalanmak istenmiş kırılmamış, dereye atılmış bu kez de sular tarafından sürüklenmiştir. Bu arada ikona üzerindeki çatlağın balta izi olduğu iddia edilmiştir. Oysa yörede objektif izlenimleri ile dikkat çeken Fallmerayer ikonanın söylendiği kadar eski olmadığını çerçevesinin XVII. yüzyılda Trabzonlu bir sanatkâr tarafından yapılmış olabileceğini kaydetmiştir.

Hz. Meryem (Panaghia) anısına kurulan Sümela Manastırı’nın ismi Grekçe kara, siyah ve karanlık anlamına gelen Melas’dan gelmektedir. Ancak bu da kesinlik kazanamamıştır. Manastırın yer aldığı vadi ve dağ yamacının koyu renkleri veya ikonanın siyah rengi bu ismin verilmesinde başlıca etken olmuştur. Kafkas ikonalarında aziz tasvirlerinin yüz ifadelerine esrarlı bir görüntü verebilmek için çoğunlukla siyah rengin uygulandığı bilinmektedir. Bu nedenle Kafkasya’da yapıldığı sanılan Hz. Meryem ikonasının koyu renkte oluşu, manastıra da bu ismin verilişi arasında bağlantı kurulmuştur. Büyük bir olasılıkla manastırın kurulduğu bu mağara, tespit edilemeyen eski tarihlerde kült yeri olarak kullanılmış ve sonra burası manastıra dönüştürülmüştür. Bu arada manastırın esasının İmparator II. Theodosius zamanında (408–450) kurulduğu, İmparator Iustinianus’un kumandanlarından Belisalius’un yeniden yaptırdığı iddia edilmişse de bunu kanıtlayacak hiçbir belge ortaya konmamıştır. Manastırın bilimsel olarak tespit edilebilen tarihi VIII. yüzyıla inmektedir. O yıllarda Trabzon’da Komnenosların egemen olduğu ve III. Aleksios Komnenos’un (1349–1390) bu manastıra ilgi gösterdiği bilinmektedir. Nitekim bazı belgelerden de dedesi II.Ioannes Komnenos’un (1280-1285) Sümela Manastırına bazı bağışlarda bulunduğu öğrenilmiştir. Öte yandan Trabzon Komnenos prensliğinde sözü edilen bir efsaneye göre de, İmparator III.Aleksios büyük bir fırtınaya tutulmuş ve Sümela’daki Meryem ikonasının manevi gücü sayesinde canını kurtarabilmiştir. Buna karşılık Sümela’ya zengin bağışlarda bulunmuş ve burasını yeni baştan düzenlemiştir. Manastırın dış kapısı üzerindeki 1360 tarihli beş satırlı yazıtta da İmparatorun doğu ve batının hâkimi ve bu manastırın kurucusu olduğu yazılıdır. Ayrıca 1361 yılındaki bir güneş tutulmasını imparator Sümela’da karşılamış, bu olayı yansıtan güneş resmi sikkelerinin bir yüzüne basılmıştır. Bütün bunların yanı sıra İmparator III. Aleksios 1365 tarihli bir emirname ile manastırın tüm gelirlerini düzenlemiş ve Trabzon’a Türklerden gelecek tehlikeye karşı keşişlerin uyanık olmalarını istemiştir. Bu da Sümela Manastırının yalnızca dini merkez olmadığını, stratejik konumundan ötürü gözetleme görevini üstlendiğini kanıtlamıştır.

Osmanlı döneminde, Osmanlı padişahları Sümela Manastırı’nın tüm haklarını korumuş ve bu dini merkeze daima saygılı olmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet manastırın haklarını koruduğunu açıklayan fermanlar düzenlemiştir. Sultan II. Beyazıd, Yavuz Sultan selim, Sultan III. Murad, Sultan İbrahim, Sultan IV. Mehmed, Sultan II. Süleyman, Sultan III. Ahmet gibi Osmanlı padişahları da Sümela ile ilgili çeşitli fermanlarda bulunmuşlardır.

XVIII. yüzyılda Sümela Manastırı ile Voyvodalar ilgilenmiş, harap olan birçok bölümlerini baştan yapmışlardır. Bu arada İgnatios isimli bir başpiskopos 1749 yılında manastır ve kayaların üzerini freskolarla bezemiştir. XIX. yüzyılda manastır en zengin ve görkemli yıllarını yaşamıştır.

Sümela Manastırı mağara içerisinde yapılmasından ve mimari özelliklerinden dolayı Anadolu’daki bazı Hıristiyan yapıları ile çok yakın benzerlikler göstermektedir.

Sümela Manastırı doğal ve oldukça geniş, yüksek bir mağara içerisine önü duvarlarla örülerek yapılmıştır. Manastır ilk yapılışından sonra birbirini izleyen, bazen yan yana, bazen üst üste yapılarla büyük bir yapı topluluğu görünümündedir. XIX. yüzyılda mimari yönden çok zenginleşmiş ve yeni yapılarla son derece görkemli bir görünüme kavuşmuştur. Dik merdivenlerle çıkılan ve sonra aşağıya inilen girişin yanlarında koruyucuların hücreleri yer almaktadır. İç avlu da dağın yamacına bitiştirilmiş, ocaklı mutfaklar, yukarıdaki kayalardan sızan kutsal suyun toplandığı su haznesi vardır. Bunu merkezi oluşturan kovuk arasına yerleştirilen iki katlı bir yapı izlemektedir. Manastırın odak noktasını oluşturan mağaranın önünün bir duvar ile örülmesi ve buradaki şapel kompozisyonu tamamlamaktadır. Bunları irili ufaklı düzensiz biçimde yapılmış birçok hücre ve şapel sınırlamaktadır. Son derece düzensiz, yığma moloz taşlardan yapılan bu binaların üzerlerinin eski resimlerden anlaşılacağı gibi ahşap elemanlarla tamamlandığı görülmektedir. Avlunun sağında, vadiye bakan alanda 1860 yıllarında yapıldığı sanılan misafir hücreleri ile kütüphane yer almaktadır. Bugün önü tamamen yıkılmış olan kütüphane duvarlarına oldukça iri harflerle yazılmış “Bibliotheka” sözcüğü okunmaktadır.

Manastırın eski resimlerinden bu yapıların avluya bakan yüzlerinde, birbiri üzerine bindirilmiş ahşap konsolların taşıdığı balkonlar ile sundurmaların yer aldığı görülmektedir. Kütüphanenin hemen yanı başından yükselen doğrudan doğruya yamaca yaslanan, gösterişli bir bina arka plandaki tüm yapıları gizlemektedir. Bu bina manastırda yaşayanların barındıkları ana yapı olup, içeride bir koridorla ikiye ayrılmakta, her iki yanına odalar sıralanmıştır. Üç kattan oluşan yapının içerisi ahşap olduğundan günümüze yalnızca dış duvarları gelebilmiştir.

Sümela Manastırının freskolarında İncil, Tevrat ve Aynaros resim rehberinde sözü edilen konular işlenmiştir. Manastırların dış yüzeylerinin resimlerle kaplanmasına genellikle Romanya’daki Voronet (XV. yüzyıl), Humor (XVI. yüzyıl), Muldovita (XV. yüzyıl) ve Sucevita (XVI.-XVII. yüzyıl) kiliselerinde karşılaşılmaktadır. Burada da manastırın dış yüzeyini kaplayan freskoların büyük çoğunluğu 1710–1740 yıllarında Caldiya (Gümüşhane) Mişabu (Papazbaşı) Ignatios’un emriyle yapıldıkları sanılmaktadır. Ancak bugün görülebilen fresklerin altında daha eski tarihlere inebilen örneklerin olması olasıdır. Büyük olasılıkla da erken tarihli freskolar 1740 tarihli onarımda yenilenmiştir.

Mağara kilisenin dış yüzü her biri düzgün çerçeveler içerisine alınmış birçok resimlerle bezenmiştir. Bunların büyük bir bölümü çok yıpranmış, bazılarının seçilmeleri güçleşmiştir. Buradaki resimlerin ilk bölümünde evrenin yaratılışına yer verilmiştir. İkinci bölümde şeritler halinde Tevrat ve Tekvin’den alınma sahnelerle karşılaşılmıştır. Özellikle erkek ve kadının yaratılışı, Allah’ın öğütleri, günah işlemeye teşvik, cennetten kovulma, Âdem ile Havva görülmektedir. Üçüncü bölümde kıyamet sahnesi, Thomas’ın şüphesi, Mezardaki Melek, Birinci İznik Konsülü, Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi ve Anastasis sahnesi konu edilmiştir. Bunları izleyen dördüncü bölümün ilk üç panosu anlaşılamayacak kadar harap olmuştur. Haç, Hamsin Yortusu, görünüşün değişmesi, Melek’in Joachin’e görünmesi, Tebşir, Mabet’e takdim ve İsa’nın göğe yükseliş sahnesi bu şerit halindeki freskleri izlemektedir.

Güney duvarının dış yüzünde yarıdan fazlası dökülmüş olmasına rağmen bir av sahnesi ile Hz. Meryem’in ölümünden sonra melekler tarafından gökyüzüne götürülüşü resmedilmiştir. Bunların ardından Koimesis sahnesinde Hz. Meryem çiçek desenli oldukça süslü bir yatakta yatmakta, arasında kalan mağara duvarlarında dört sıra halinde azizler ile oranz durumda Hz. Meryem resmedilmiştir.

Absidin dış yüzündeki Hz. İsa’nın doğumu, Hz. İsa’nın mabette temsili, Lazaros’un dirilişi; Absidin kuzeyinde Kudüs’e giriş, Hz. İsa’nın çarmıhtan indirilişi, ölümünden sonra yeniden diriliş sahnelerine yer verilmiştir. Öte yandan mağaranın iç yüzünde, 1732’de keşiş Matheos’un yenilediği Aziz tasvirleri ile Oineolu Ressam Savas’ın resmettiği freskler bulunmaktadır tavandaki Panagia Playtytera, Hz.İsa Cebrail resimlerinin yanı sıra kuzey duvarında dört bölümlü geniş bir kompozisyon halinde mahşer panosu işlenmiştir. Mağara içerisindeki en ilginç kompozisyonlardan biri, muhteşem bir tahtta oturan Hz. Meryem’in freskidir.

Cumhuriyetin ilanından sonra bölgede yaşayan Rumlar Yunanistan’a gitmişler, Sümela Manastırı sahipsiz kalmıştır. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da manastır kısa sürede harap olmaya başlamış, kâgir bölümler yıkılmış, ahşap bölümler yanarak yok olmuştur. Bu yağmaların yanı sıra geçirdiği yangın ve doğa koşulları sonucu harabe haline gelmiştir.

Uzun süre kendi halinde terk edilen manastır 1972 yılında Trabzon Müzesi yönetimine bırakılmış, onarımı yapılarak yok oluşu önlenmiştir. Ancak çok yakın tarihlerde Sümela Manastırı Kültür Bakanlığı’ndan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir.

Sümela Manastırı kapandıktan sonra, içerisindeki eserlerin büyük çoğunluğu dağılmıştır. Özellikle manastırın en önemli eseri olan gümüş çerçeveli Hz. Meryem ikonasının ne olduğu bilinmemektedir.

Manastırdaki el yazmalarının büyük çoğunluğu çeşitli müzelere dağıtılmıştır. Bunlardan XVII-XVIII. yüzyıllara tarihlendirilen tezhip ve minyatürlü bazı İnciller Ankara Etnoğrafya Müzesinde, bir tanesi de Atina Benaki Müzesi’ndedir. XII. yüzyıla tarihlenen Sümela İncili ise İstanbul’da Ayasofya Müzesi’ndedir.



Vazelon Manastırı (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesine 14 km. uzaklıkta, Kiremitli Köyü’nün de 7 km. batısında, çam ormanları içerisinde yer alan ve Yuhannes’e adanan Vazelon Manastırı’nın ilk kurucusu ve yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla birlikte bazı araştırmacılar MS.270 ve MS. 317 tarihleri üzerinde durmaktadırlar. Bununla beraber manastırın VIII. Yüzyılın ortalarında kurulduğu, onu izleyen yıllarda da genişletildiği anlaşılmaktadır. İlk manastırın kurulduğu mağaranın önündeki yapı kalıntıları XIX. yüzyıla aittir. Günümüze çok büyük değişikliklerle gelebilen manastırı İmparator İustinianus onartmıştır. MS.644 yıllarında bir onarım daha geçirmiş, kütüphanesi daha da zenginleştirilmiştir.

XIII. yüzyıldan sonra Vazelon Manastırı Maçka’nın kültürel, dini ve ekonomik yapısında etkinliğini sürdürmüştür. Yöredeki manastırların en zengini olan bu manastırın geliri ile de Sümela Manastırının yaptırıldığı söylenmiştir. Bugünkü görünümünde manastırın sağır duvarlı birinci katına batısından merdivenle çıkılmakta ve buradan da küçük bir hole ulaşılmaktadır. Bu girişin iki yanındaki koridorlar ve çevrelerinde üçerden altı oda yer almaktadır. Manastırın asıl yapısına günümüze gelemeyen ahşap bir merdivenle çıkıldığı sanılmaktadır.

Günümüze son derece harap ve perişan durumda gelebilen manastırda yalnızca yapı kalıntıları ile karşılaşılmaktadır. Bunlardan soldaki büyük yerin yemek salonu, soldakinin ise mutfak olması üzerinde durulmuştur. Ayrıca burada bir su sarnıcı ile hemen hemen onun yanı başında üç nefli bir kilise yer almaktadır. Kilisenin kuzey duvarında mahşer günü, cennet, cehennem tasvirlerini konu alan freskler yapılmıştır. Üst örtü sistemleri de ahşap olduğundan zamanla yıkılmış ve 1923 yılında tamamen terk edilmiştir.