Mitolojik Yaşam
Sihirli kürenin parıldayan sanat eserleri,
Mardin' i geçmişten bugüne taşıyan evleri,
Ruhlardaki huzurun, Kalplerdeki ferahlığın izleri
Mezopotamya' nın ve dünyanın vazgeçilmezleri
Bir başkadır Mardin evleri...
Şairlere evlerden hareketle insanları anlatan şiirler yazdıran, görüntü itibariyle yaşamsal gösterge kabul edilen; kavgalara, mutluluklara, insanla yücelen tüm değerlere barınaklık teşkil eden evler...
Mardin'de ataların yaşayışlarındaki gönlü genişliği, belki ehl-i keyf tarzları, nargile dumanı sinmiş nakışları, çok çocuklu yaşamı ve mutlak paylaşıma dayalı taş güzelliğinin sıcacık yuvaya dönüştüğü oymaların ve işlemelerin diyarı evler Yıldızlar altında devasa şatoları, güneşle birlikte muhteşem sarayları bile kıs kandıran Mardin evleri...
Mardin' de evler, tarih 'i bütün ihtişamıyla gözler önüne sermektedir. Geçmişin heybeti, inancı avlu kapılarının tokmaklarına aksetmiştir. Güneşe tapanların sembolü olan güneş motifi, gücün kudretin simgesi olan aslan başı motifli tokmaklar ve Mezopotamya toprakları üzerinde yaşama bahtiyarlığına ulaşan in sanların kendileri nakşedilmiştir kapı tokmaklarına.. Büyük tokmaklı avlu kapısı ve kapı açıldığında ayvandan beliren 10-12 basamaklı tek parça taşlı merdiven ardından bir avlu ve yanyana sıralanmış odalar, tabi bu ayrı bir özellik ilk olarak beliren kapıdan içeri girildiğinde bu bölüme "hıcre" deniliyor. Hıcre üç bölüm den oluşuyor, her bölümde kemer, kubbe tavan göze çarpar. Birbirine açık durumdaki bölümlerden biri,ünlü Mardin ceviz,meşe oymacılığı ve sedef süslemeleriyle dört kişilik kanepe, iki koltuk ve dört sehpa, üstünde tunç, gümüş veya al tından yapılmış küllük onu bütünleyen Acem motifli Mardin' e özgü el işi halısıyla görüntüyü izlerken, kanepenin arkasında duvarda beliren üç gömme takaları (bir büyük, iki küçük) ve bunların üstünü örten çivitlenmiş beyaz perde, takaların üst kısmında ayrılmış rafların üstünde ince zarif kahve fincanlarının görünümü, ikinci bölümde duvardan duvara gürgenden yapılmış divanlar ve duvarları süsleyen takalarla oturma odası birbirini bütünlemektedir. Üçüncü bölüm evin orta bölümüdür. Yemek odası olarak kullanılan bölümün orta yerinde, yerde kazınan oyuk ve oyuğun üzerine kilden yapılmış ateş kabı "ıncene" yerleştirilip üzerine kare prizma şeklinde kürsü denilen gürgenden yapılma sandalye konur. Kürsünün üstüne yorgan örtülerek, aile efradı ayaklarını yorganın altına alarak oturulmaktaydı. Bugün bazı evlerimizde bu özellik mevcuttur. Kışın soba ve yemek masası görevini üstlenmektedir. Yazın ise bunların yerine yer sofrası dediğimiz demirden yapılmış, açılıp kapanan kullanımı rahat olan ve üstüne sini yerleştirilerek 30 cm. yükseklikte demir iskele kullanılmaktadır. Yemek bölümünün sağ ve sol duvarında beliren birer kapı mevcuttur. Kapılardan biri kilere açılır. Kilerde, tavan arası "izrediye" denilen gürgenden yapılmış erzağın havadar yerde muhafaza edildiği bölüm bulunmaktadır.
Kiler duvarında hasırdan yapılmış, şehriye kesiminde kullanılan tabaklar, yemeklerin muhafaza edilmesi için özel işlenmiş zembiller, oklava, tokmak asılı olarak durmaktadır. Yemek bölümünde beliren ikinci kapı ise mutfağa açılmaktadır. Mutfak ta, tavan arası kullanılan "izrediye"' de yemek yapımında kullanılan büyük kazanlar, hamur yoğurmak için kullanılan bakır leğenler, büyük süzgeç ve kep çeler, kaburga ve kuzu dolması için büyük bakır tencereler,siniler,kara renkte bakır kahve tavaları, kahve güğümü yer almaktadır. Ayrıca çok önemli bir işlevi olan ve yemek pişiriminde kullanılan şömineyi andıran oca ğı unutmamak gerekir. Avluda hıcrenin iki tarafında mevcut olan odalara "manzara" denir.
Manzaranın birinde evdeki büyüklerin oturup sohbet ettiği duvardan duvara kanepe ve koltuklarla döşenmiş odanın bir bölümü, Şark Köşesi ve şömine (itfeye) yer almaktadır. İkinci manzarada ise, kapıdan girişte bir eyvan, hemen karşısında beliren kahve ocağı bulunur. Gece sohbetlerini bölmeyecek kahve, çay pişirile bilen, sohbeti daha da koyulaştıran Mardin' in kendine has kavrulmuş kavun çekirdeği, haşlanmış ve kavrul muş karpuz çekirdeği,leblebi,şekerli leblebi,badem,şekerli badem,ceviz,sucuk (ıkude)pestil, kesme (ıbzor) nar, kurutulmuş dut ve incir , kuru üzüm gibi yemişler bir bir aile efradının önüne gelir. Kahve ocağının yanında, taş işçiliğiyle güzel üzüm motifli kapısından içeri girerken cephe duvarında bir taka iki tarafında pencereler yer almaktadır. Yatak odası olarak kullanılan manzara,yatak tahtlarıyla, hafızalardan silinmeyecek güzellikte olan beyaz iş, iğne oyası,tığ gibi ince işlemelerle bezenmiş,bu işi bütünleştiren döşek, yastık, yorgan ile ayrı üslupta güzellik sergilenmektedir. Odanın bir köşesinde aynalı elbise dolabı "ğırıstıyen" , dört, beş gözden oluşan büyük çekmeceli 1,5m. yüksekliğinde "biro", biro nun üzerine yerleştirilen kafes denilen yüksekliği 50-80 cm arasında değişen cevizden yapılmış oyma çerçeveli kristal ayna ve yerde ki halıyla bütünleşmektedir.
Avluda; kuyu,dış mutfak "matbağ", banyo "hımmem", tuvalet "tahara"mevcut olup, matbağda bir ocak "ıtfeye" ve odunluk yeri bulunur. Avludan diğer bir avluya çıkarken 10-15 basamaklı taş merdiven ve taş işlemeli ara kapı ile diğer bir avluya geçerken yine diğer avludaki odalar belirmektedir. Ev birkaç katlı ise en üst katta,çalışma odası denilen "tayyare" (tayyare denilmesinin nedeni; evin en yük sek katında tek odadan oluşan 25-30 tek taş merdivenle çıkılan yer) yer alır. Her kat arasında bulunan avlunun ön kısmında güzel sütunlu balkon yer alır. avluda yazın yatmak için tahtlar kurulur. Katlar arası geçit, kilerden sağlanır. Yaşanmışlığın, yaşanacaklığın, tarihe ve bugünü bize miras bırakanlara duyulan engin saygının günümüze bıraktığı sevecenlikle hayatın tüm güzelliklerinin Mardin evlerinde aldığı yepyeni boyutun bir göstergesi...
Tarihle evli olmanın evlerdeki görüntüsü sizleri bekliyor...
KULTURUNDEN BAHSETMEMI ISTERSENIZ

Belirleyiciliği olduğu bir hakikat olarak göze çarpar. Türkçe'mizin bugünkü kullanılan şeklinin geçirdiği süreçte dikkate alındığında proto-türkçe birliğinden konuştuğumuz bugünkü Türkçe ye kadar aşılan merhalelerin yatay ve dikey gelişimi gibi Mardin'de konuşulan yerel halk dilinin çeşitli katmanlardan oluştuğu arkaik arapça' dan uzak Türkçe ve Farsça unsurlar taşıdığı çeşitli kitaplarda yer bulmuştur. Çok zengin bir folklorik yapıya sahip olan çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış, ipek yolunun önemli geçiş noktası olan, Dicle ve Fırat bereketinin odak noktası, mezopotamya' nın engin coşkusunu barındıran Mardin'in nüfus değişimi ve dil yapısının zenginliğinin kaynağı da bu olsa gerek...
Mardin de konuşulan dili Osmanlı Türkçe'sinin Cumhuriyet öncesi dil çeşnisine benzetmek bizce olasıdır. Dilin geçirdiği evrelerin, dil akrabalıklarının, kelime alış-verişlerinin, göçler, savaşlar, kervan ticaretinin in sanları ve iletişim vasıtalarını ne denli etkilediği bilinmekle birlikte "dilbilimci" ağırlıklı bir incelemeye ve araştırmaya daha fazla inmeden medeniyet katmanlarının artılarının kazandırdığı bugünkü sevecen konuşma tarzını, ağır ama vurgulu tonlamayı Mardinli 'ye has bir güzellik olarak kabul etmek gerekir. Burada konuşu lan yerel dilin hançerede seslere verdiği ezgi melodik bir dışa vurumdur. 1989 yılında yayınlanan Fars kaynaklı bir kitapta - sözlük - 4000 ortak Türkçe-Farsça kelime bulunduğu vurgulanmaktadır. Yerel dilde bun dan nasibini almıştır.

Gırtlak Ağırlıklı Konuşma : Ağıtları yakıcı bir lav, türkülere hasret örgülü bir çağrı olarak gökyüzüne taşır. Eğitim düzeyinin artmasıyla Mardin'de konuşulan yerel dilin kullanım sıklığındaki azalma, bilimsel yargıları paylaşmadaki kısırlığı dikkate alındığında bu dil dokusunun 10- 20 yıl sonra çokça değişeceği kanaatini yaygınlaştırmıştır
"Ulu bir mitosun arta kalan mağrur iddiasıydı.
Yaşadığım kentin doğası, mayası..."
(işte Mardin'in şiirlerdeki ölümsüzlüğünden bir alıntı)
Anadolu toprağının bereketi, medeniyetin en üst yaşam çizgileriyle yaşandığı Mardin'de birçok ünlü sanatçı yetişmiştir.

HALK OYUNLARI ISE

Halk Oyunları
Halk oyunları (dansları) günümüzde de toplumsal yaşantıyı etkileyen önemli bir etkinliktir. Halk oyunlarının kökeni insanlık tarihi kadar eskidir. İlkel insanların topluluk halinde yaşaması ve kendilerini yöneten bir takım sihirli güçlere tapmaya başlaması ilk dansın doğuşuna neden oldu. Mardin Yöresindeki halk oyunlarının figürleri incelendiğinde bu toplumlarda yaşayan medeniyetlerin kültürel yapısı açıkça ortaya çıkar. Mardin halk oyunları, düğünlerde, bayramlarda, özel günlerde ve her türlü törenlerde oynanır. Düğün törenlerinde törene katılanlar belli yerlerde toplanırlar. Bu yer, nişan için kız evi, düğün için erkek evidir. Törenin yapılacağı yere gelen konuklar karşılanır, ağırlanır ve tören bitiminde uğurlanır. Karşılama, ağırlama ve uğurlama törenlerinde oynanan halk oyunları ayrıdır.
Karşılama, oyunun akışının hızla başlayıp yine aynı hızla biten oyundur.
Ağırlama, ağır bir tavırla yavaş hareketlerle oynanan bir oyundur.
Uğurlamada oyunlar yavaş başlayıp hızla biter.
Oyunlar seyirci karşısında oynanır. Oyunun oynandığı ortam bazen bir evin avlusu, bazen bir oda bazen de bir düğün salonu olabilir. Ekip başı oyunu yönetir, komutlarıyla oyuncuları yönlendirir. Oyunlar genelde türkülüdür. Günümüzde; davul, zurna, klarnet, tulum, tef, tepsi, kaval, dilsiz kaval, erbana, kabak kemençe, şehir merkezinde, cümbüş, darbuka, zilli tef, bağlama ve koto eşliğinde oynanır. Mardin halk oyunları düğün, nişan, kına, bayram, asker uğurlama, toplantılar ve törenlerde oynanır. Köylerinde oynanan halk oyunları genellikle özel günlerde oynandığı için bayramlık tabir edilen en yeni, temiz, bazen de "Sandıktan" tabir edilen giysiler giyilerek oynanır. Halk oyunları oynandığı zaman, iyi bilenler gruba katılınca diğerleri çekilir ve bunları seyre başlar. Mardin halk oyunlarında kültürü oluşturan özelikler sadece güzel sanatların dallarının birer göstergesi değil, yaşamın ta kendisidir.
Mardin halk oyunlarını sıralayacak olursak:
Berivan: Süt sağma olayını anlatır, ağır bar havasındadır.
Cirane: Komşu aşkını anlatır, ağır bar havasındadır.
Keçikani: Bu genç kız oyunu, sevgiyi, dostluğu, birlikteliği anlatır.
Mamır:Sevgiliye ağıtı anlatır. Bar havasındadır.
Bişaro: Bağ bozumunu anlatan oyundur. Coşkuyu anlatır. Bay bayan karışık bazen de ayrı olarak oyun oynanmaktadır.
Segavi: Sevgi ve coşkuyu anlatır.
Cenbeli Ağa: Üzüntüyü ağıt şeklinde sergileyen oyundur. Bar havasındadır.
Hınne:Kına yakma olayını anlatan oyundur. Sevinç ve birlikteliği anlatır.
Bablekan: Kuyudan su çekme olayını anlatır.
Kemalim: Ataya duyulan sevgiyi, bağlılığı anlatır. Bar havasındadır.
Çeçani: Memleket özlemini anlatır.
Üç Kırma: Üç kırmayla oynanan oyun bir erkek oyunudur. Ağır bar havasındadır.
Meryemi: Aşk ve sevgiyi anlatır. Bar havasındadır.
Lorke: Güzelliği coşkuyla anlatan bir oyundur.
Himalaye: Coşkuyu anlatan bir oyundur.
Kesirteyn: Çift kırmalıdır. Sevgi ve aşkı anlatır.
Çepikli: Şiddet ve sevgiyi, jest ve mimiklerle uyumlaştıran bir oyundur.
Koçere: Şehirden yaylaya çalışmak için gidenlerin mevsim sonunda işlerini bitirip ayrılacakları sırada kendi aralarında yaylalarda yaşadıklarını taklit ederek oynadıkları oyundur.
Haftano: Giyinme ve kuşanma olayını anlatır.
Dik oyun: Toplumsal yaşamın disipline yönünü anlatan bir oyundur.
Sevgi oyunu: Her şeyde ve her yerde sevginin olması gerektiğini coşkuyla figürleştiren bir oyundur.
Raksıl Havanım: Elit tabaka hanımlarının bir araya geldiklerinde oynadıkları ve birlikteliği yansıtan bir oyundur. Ağır bar havasındadır.
Rihane: Oyun adını reyhan çiçeğinden almıştır. Oyunun özü çiçeğin büyüyüp yayıldıkça etrafa saçtığı muhteşem ve ferahlatıcı kokusunun etkisi insanoğlunun raks etmesini sağlamıştır. Ağır bar havasında olup, erkek oyunudur. Buna Atabarı da denir.
Mardin çiftetellisi: Coşkuyu anlatır. Bayan oyunudur.
Mardin halayı: Sevgiyi ve aşkı anlatır.0yun bar havasındadır.
Malaya: Birlikteliği anlatır. Bu oyunu bay ve bayan karışık oynar.
Oğuzlu: Aşkın yüceliğini anlatır
On dörtlü: Sevgi ve aşkı anlatır.
Semra: Aşkın yüceliğini anlatır. Ağır bar havasındadır.
Kemanbazo: Ayrılığı ve ayrılığa karşı duyulan sitemi anlatır.
Sabiha: Mardin'de yaşanan ve sonu evlilikle biten ölümsüz bir aşkın öyküsüne dayanır. Bu öyle bir aşk ki, yıllanmış şarap gibi zamana hükmederek günümüze taşır. Ağır bar havasındadır.
Hat matar (Yağmur yağdı): Çok özel, güzel olan memleketimizin yağmurla kazandığı ayrı havası anlatılmaktadır.
Zeyzo: Umutsuz bir aşkın seven erkek için oluşturduğu hayal kırıklığı ve acıları konu eder.
Esmerim: Esmer tenli güzelleri anlatır.
Dizo: Coşkuyu anlatır.
Botani: Birlik duygusunun sevgiyle kazandığı coşkuyu anlatır.
Cantsu: Testiyle çeşmeden su taşıma olayını anlatır.
Çepikli: Coşkuyu anlatır.
Güle: Divan edebiyatında sevgiliyi anlatan ,bülbülü deli eden aşkı anlatır.
Govend: Bu oyun özlemi anlatır
Şevko: Özlemi anlatır. Bar havasındadır.
Haddino: Birlikteliği anlatır.
Semra: Aşk ile sevgiye olan özlemi anlatır.
Hırpani: Aşk acısının bireyde uyandırdığı bir takım duyguları figürleştiren bir oyundur. Bar havasındadır.
Torivan: Sevgiyi coşkuyla bütünleştirerek anlatır. Bar havasındadır.
Hurşe: Sevinç ve coşkuyu anlatır. Kemençe ile oynanır. Doğal yaşamın bahşettiği mükemmelliğin karşısında duyulan sevinci oyunlaştırır.
Dallal: Sevgiliye duyulan özlemi anlatır. Bar havasındadır.
Beyn'it Develi: Aşk ve sevgiyi anlatır.
Kosari: Birlikteliği anlatır. Bar havasındadır.

Mardin oyunlarındaki temel figürler:
Çömelip doğrulma, titreme şeklindedir. Çökmeler iki şekildedir.
1-Bağlı çökme: Eller bağlı olarak yere çökülür.
2-Bağsız çökme: Eller açık olarak çökülür
El vurma figürleri: Toplu ve tek olarak gözükür. Dönme figürleri; ani dönme, Kerteli dönme, Toplu dönme, tek dönme şeklindedir.
Halk oyunlarında görülen model, sıra, halka, karşılama ve nokta modelidir. Sıra biçiminde göze çarpan unsurlar; düz dizi, eğri dizi, paralel dizi ve kopuk dizi olmak üzere dörde ayrılır.
Hareket biçimi ise tek, çift ve karma yönlü olmak üzere üç şekildedir.
Mardin yöresinde oyunlar üç şekilde icra edilir. Oynanan oyunlarda bayanlara karşı çok nazik davranılmaktdır . Toplu olarak oynanan oyunların (bay-bayan) iştirakçisi daha çok olur. Burada halay çemberi dediğimiz bir daire meydana getirilir. Daha sonra yine ayrılıp yarım daire ve düz çizgi haline gelinir. Halayların en önemli özelliği, mutlak anlamda birlikteliği sergilemesi, kolektif bir anlayışı ön plana çıkarmasıyla canlı bir toplu figür, yardımlaşma kompozisyonu çizmesidir.


ATASÖZLERİ VE ÖZDEYİŞLER
· Öküz düşünce, kesecek bıçak çok olur.
· Arkadaşının eşeğine binen, bir gün mutlaka ondan inecektir.
· Ağacın kurdu içinden olmazsa, ağaç çürümez.
· Ambara ne koyarsan onu çıkarırsın.
· Havuç zorla yerden çıkarılır.
· İşlerin hassas olmazsa kalbin mutlaka ves vese verir.
· Çalışan insanı, halk gönülden sever.
· Kendi köpeğine taş atarsan, komşuların ona iki taş atar.
· Bazen sahibinin hatırı için köpek affedilir.
· Küçükler hata yaparsa büyüklere affetmek düşer.
· Başkasının kapısını çalsan, başkası da senin kapını çalar.
· Güzel gün, güneşin ışıltısından bellidir.
· Büyük evden kız alırsan büyük masraf edersin.
· Düşmanın tuzağı, ayağının dibindedir.
· Sanat, sanatkarın elinde ölüdür.
· Elinde kılınç olsa da içinden Allah korkusu çıkmasın.
· Eşek bir defa çamura saplansa, bir daha aynı yerden geçmez
· İshalli dana, pisliğini sürüye de bulaştırır.
· Kuş kafasından kavurma olmaz.
· Olgun üzüm gibi ol, ezilirse tatlılıktan başka bir şey çıkmaz.
· Oğlunu seven tedibini çoğaltır, ta ki sonunda mesrur olsun.
· Yüzün gülümsemiş ve sözün yumuşak olursa, altın verenlerden ziyade halka sevgili olursun.
· İyiliği yaparsan ört; ve sana iyilik yapılırsa onu herkese söyle.
· İyi karşılayan en açık muhabbetlidir.
· Kendi ağzın değil seni başkası övsün.
· İyiliği iyi huylarınla göster.
· Fenalığı yapana dilden ziyade iyi amelinle öğüt ver.
· Akrabaların en iyisi senin ihtiyacını temin edendir; ve silahların en iyisi seni koruyandır.
· Yerden olan yere döner.
· Ölmeden önce, kimseye ne mutlu deme; çocuklarıyla adam belli olur.
· Ölmeden önce kuvvetine göre dostuna yardım et.
· Nankörleri yedirip içirme; misafirleri olduğun vakit sana acı sözler işitirler.
· Seni başkan ettikleri vakit mağrur olma; ancak aralarında onların birisi gibi ol.
· İyilik eden sonunda anılacaktır ve düştüğünde bir yaslanma bulacaktır.
· Her diri olanın iyiliğini bil ve ölümün bir yaslanma bulacaktır.
· İyilik edersen kime iyilik edeceğini bil; iyiliğin o vakit makbule geçer.
· Kızını vermek istemeyen , başlığını arttırır.
· Tanrım beni güzel yarat, çirkin bahtını ver.kardeşlerin küçüğü olmasaydım.
· Çobanın gönlü isterse tekeden süt sağar.
· Gezmelere gitmeyen havadis bilmez.
· Baba kırk evladı besler, kırk evlat bir babayı beslemez.
· Tavuklar artınca yumurta sayısı azalır.
· Hayatta iken bir saman çöpü, ölünce gönüller sultanı.
· İyi horoz yumurtasında iken öter.
· İyi bizi bulmaz, kötü bizi bırakmaz.
· Testi kırılmış kırılmasına, ha taş testiye değmiş ha testi taşa ne yazar.
· Mertlerin evi altın çeşmesidir.
· Dünya tükenir derdi tükenmez.
· Deve besleyen, kapısını yüksek tutar.
· Vadinin boş yerinde tilki kraldır.
· Başkasıyla alay etme, sana alay edecekler olur.
· Pilav yiyen hançeri de göğüsler.
· Derin vadilerde uyuma kötü rüya görürsün.
· Mal bozuksa, Mal müdürü ne yapsın.
· Denenmiş ayran, denenmemiş yoğurttan iyidir.
· Akçesi ucuz olan yiğidin kendisi kıymetli olur.
· Kırılan kalp, kırılan kadeh gibidir.
· Gülme komşuna, gelir başına.
· Bazı insanlar, sırtında taşıdığın heybenin içerinde saklanır.
· Her yüz vadinin başı bir vadi, her yüz sözün başı bir sözdür.
· Bir köpek yavrusunu şımart, fakat bir çocuğu şımartma.
· Başkasının kavurmasıyla ekmeğini yeme.
· Derler ki şam şekerdir, ama vatan daha tatlıdır.
· Akan sudan korkma, durgun sudan kork.

Halk arasında yaygın olarak kullanılan bazı atasözleri ve öz deyişler
Gözlere ışık, düşünceye doğruluk yaraşır. Gözüne ışık, düşüncelere kitap seç.
Bilgi, eğittiği insanları onurlandırır. Bilge ise, sevgiyi özümleyebilmiş kişidir.
Kin, engerek gibidir ve ikisi de ölüm kusar. Yavruları, öncelikli olarak öz analarını öldürür.
Halk lideri isen saf ve çocuk kalpli insanlara, tökez ve sürçme taşı olmamak için iffet örneği öldürür.
Misafirine asık suratla bal yedirsen, buruk vicdan içinde onu zift ve reçine gibi sayar.
Çocukları, ilmin ve hikmetin kültürü ile terbiye et. Şikayet ve dır dır yerine sevgiye takva kat.
Alçakgönüllülük, dile anlatılmayan ve insani kuvvetle kazanılmayan bir güçtür.
Evin ışığı lamba; dünyanın ışığı ise bilim adamlarıdır.
Kendi kusurlarını görmezlikten gelen kişi, tümüyle kusurlarla doludur.
Üzüntülerin en büyüğü, öncelikle pişmanlıktır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5371
favori
like
share
MARDINLI1986 Tarih: 11.06.2009 15:43
MARDİN'İN TARİHİ

Mardin, Mimari, Etnografik, Arkeolojik, Tarihi ve görsel değerleri île zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. Bölgede yapılan kazılarda MÖ.4500'den başlayarak klasik anlamda yerleşim gören Mardin; Subari, Hurri, Sümer, Akad, Mitani, Hitit, Asur, İskit, Babil, Pers, Makkedonya, Abgar, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemine ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir. Şehirde bilimsel kazı yapılacak pek çok önemli alanı vardır. Bunun sonucunda şehrin tarihinin daha iyi ortaya konulması imkanı yaratacaktır.




Mardin'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da kuruluşu eski yakın doğu tarihine göre Subariler zamanına kadar dayanmaktadır. Alman Arkeologu Baron Marva Oppenheim'in 1911-1929 yılları arasında yaptığı kazılardan elde edilen sonuçlara göre: Subariler'in Mezopotamya da (MÖ.4500- 3500) yaşadıklarını bu tespite sebep olarak da Sümer ve Babil katları arasında buldukları kiremitleri göstermiştir. Gırnavaz örenyerinde 1932 yılında başlayıp 1991 yilina kadar sürdürülen Arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda Gırnavaz'ın MÖ.4000'den M.Ö 7. yüzyıla kadar sürekli olarak yerleşme alanı olduğu anlaşılmaktadır.MÖ.4000 sonlarına tarihlenen Geç Uruk Devri, Gırnavaz kalıntılarının en alt kültür tabakasını oluşturmaktadır.Bu Kültür tabakasının üzerinde yer alan Er Hanedanlar Devri Mimari tabakaları daha çok ölü gömme adetleri açısından araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde eski Mezopotamya geleneklerine göre açılan çukurlara dizler karınlarına çekik olarak yatırılmakta daha sonra yakılan hafif ateşle manevi temizlik sağlanarak dünyevi ilişkiler kesilip çukurlar kapatılmaktadır.Mezar içinde şahsi eşya olarak metal silahlar, Metal süs eşyaları ve mühürler kült ve seramik kap örnekleri çok sayıda tespit edilmiştir.




Sümer Kralı Lugarzergiz MÖ.2850 yılında Akdeniz'e kadar uzandığı seferinde Mardin'i hükmü altına almıştır. Şehircilik,sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan Sümerler, geniş fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yıl sonra Mardin'i Akadlar'a bırakmışlardır (MÖ.2820). Akadlar,MÖ.2500 yıllarında Sümerler'le anlaşarak Akad-Sümer Devletini kurmuşlardır. Prof..Dr Ekrem Memiş'in "Eski Çağ Türkiye Tarihi" adlı kitabında: "Mezopotamya'da büyük imparatorluk vücuda getiren Sami Kökenli Akadlar'ın vesikalarından anlaşıldığına göre,MÖ.3000 sonlarında Mardin Merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu bölgesi ile Kuzey Mezopotamya'daki Musul ve Kerkük dolaylarında Hurriler adı ile anılan bir kavim oturuyordu" diye yazar. Mardin,MÖ.2230'lu yıllarda Elam şehri oldu. Amuri ailesinin altıncı ferdi olan Hamurabi, Sümer topraklarınıı Babil'in idaresi altına alınca bu kez de Babil Devleti'ni kurmuş, ardından Yukarı Mezopotamya'ya saldırınca Mardin'i istila ederek topraklarına katmıştır.(MÖ.2200-1925).

MÖ. 1925 yıllarında Mardin'i işgal eden Hititler bir vıl sonra şehri terketmişlerdir. İran dolaylarından gelen Ari Irkından Midiller, Mardin ve çevresini ele geçirmiştir. 500 yıl hüküm süren Midiller bilinmeyen bir sebepten Mısır'lılara vergiye bağlanmışlar ve bir Midil prensesini de Mısır Firavunu île evlendirmişlerdir. MÖ. 1367 yılında Midiller arasında iç savaş çıkmış, bunu fırsat bilen Asur Kralı Asuri Balit Mardin ve çevresini topraklarına katmıştır. MÖ. 1190'da Anadolu'dan gelen bazı Ari ırk kavimleri Mardin'i almışlardır. 60 yıl sonra I.Tıplalpalasır, Sincar, Nusaybin ve Mardin'den geçerek 20 bin Maşiki kuvvetinin Koruduğu Kemecin'e' saldırıp onları yendikten sonra Mardin ve çevresini tekrar ele geçirmiştir. MÖ.1060'da I.Asurnasırbal zamanında Hititler birleşerek Gılganuş yakınlarında Asurlular'ı yenmişlerdir.Asurluların tekrardan kuvvetlenmeleri üzerine, Mardin Asur hakimiyetine girmiştir.MÖ.800 yılına kadar Asurluların elinde kalan Mardin daha sonra Urartu Krallığı egemenliğine geçmiştir.Urartu Kralı Mimes zamanında Mardin 50 yıl Urartu idaresinde kalmıştır.

MÖ.612 yılına kadar Sityaniler, MÖ.618 yılında ise İran'dan gelen Midiler buraları ele geçirmiştir. MÖ.335 yıllarmda Büyük İskender Mısır'ı aldıktan sonra Mezopotamya'ya gelerek İran'a gitmek için Mardin'den geçer. Buraları da istila eden İskender'in MÖ.323 yılının 28 Mayıs'ında Babil'de ölümünden sonra komutanları arasında devlet pay edilir ve Mardin doğu bölümünde kaldığı için Nikanır denilen General Slevkos'un payına düşer. (MÖ.311) MÖ. 131'de Mardin ve çevresi Urfa Krallığı (Abgarlar) topraklarına katıldı. MS.249'da Roma Hükümdarı Filibos saltanatının 5.yılında bir isyan başlatıp IX. Abgar'ı memleketten kovmuştur. Şehrin Valiliğine de Hapsioğlu Uralyonos tayin edilmiştir..Bu arada Mardin'de Urfa'ya bağlı olduğu için Roma egemenliğine girmiştir. MS.250 yılında Dakiyos, Pers ülkesini zaptetmiştir.Bu sırada tahribat gören Nusaybin'i onarmıştır. 330 yılında ateşe ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral Mardin Kalesinde rahatsızlığı nedeniyle kalır. Kalede kaldığı süre içerisinde iyi olunca kendisine kasır yaptırıp 12 yıl boyunca burada yaşar. Daha sonra Kral, memleketi Pers'ten birçok asker ve sivil getirip onları Mardin'e yerleştirir.442 yılına kadar getirilen insanlar vasıtasıyla şehirde birçok gelişme olur. 442 yılında halkı kasıp kavuran amansız bir veba salgını şehri yaşanmaz hale getirir. Yaklaşık 100 sene sonra Ursiyanos adlı Romalı bir; kumandan büyük bir ekiple Mardin'i 47 yılda inşa etmeyi başarır ve halkın tekrar buraya gelmesini sağlar. Bu süre içinde Persler'in ünlü merkezleri olan Dara yeniden inşa edilmiştir. Mardin'e Bizanslar 640 yılında Hz-Ömer'in kumandanlarından İlyas Bin Ganem'in işgaline kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. Mardin ve çevresi, 692'de Emeviler'in, 824'te Halife Memnun zamanında Abbasilerin hakimiyetine girmiştir.Bu dönemde islamiyet hızla yayılmıştır. 885-978 yılları arasında buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi kesin olarak zaıptedişleri 895 yılına rastlar. Doğal olan kalenin bazı yerlerine surlar yaptırarak bazı yerlerini de onararak günümüze kadar dimdik kalmasını sağladılar. 990 yılında ancak Musul'da tutunabilen Hamdaniler'in topraklarını birer birer ele geçiren Mervaniler, Mardin'i zapt ederler. Mardin ve çevresinde çarşılar, camiler yaparak onarımlarla ipek yolu üzerinde bulunan bu önemli şehri ticari açıdan canlandırırlar.. Alparslan'ın Malazgirt zaferinden sonra Türkler'in Anadolu'ya ulaşan akınları neticesinde gittikçe zayıflayanı Mervaniler Devleti Nusaybin'de 1089'da Selçuklular'a yenilerek onların hakimiyeti altına girer. Artuklular'dan İl Gazi Bey Mardin'i l105'te ele geçirerek devletin başkenti yapar.Halep'i aldığı gibi Haçlılara karşı giriştiği mücadeleler dolayısıyla İl Gazi Bey büyük ün kazanır. Antakya Haçlı Prensi Roger'i yenerek Silvan'ı ele geçirir, İl Gazi' nin ölümünden sonra oğulları ve yeğenleri devletin basına geçerek Diyarbakır, Harput Kalesi ve civarına hakim olup, Haçlıları, Frankları, Urfa Kontu'nu, Bilecik Haçlı Senyör'ünü ve Kudüs Kralı Bodven'i yenerek büyük başarı kazanırlar. Böylece Artuklular bölgede büyük devlet kurarlar. Bu devletin 304 yıllık egemenliği sürecinde çok sayıda tarihi camii, Medrese, hamam ve kervansaray yapılmış, birçok cami, medrese ve manastır onarılmıştır.

Timur, Artuklular döneminde 1393'te Mardin Kalesini kuşatıp işgal etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Timur 1395 yılının Ramazan ayında Mardin'i almak için yeni bir kuşatma hazırlıklarına Kızıltepe'de otağı kurarak başlar. Mardin halkı kaleye sığınarak Timur'un şiddetli hücumlarına karşı koymak suretiyle o zamanın en büyük ordusu ve hükümdarlarını başarısızlığa uğratmıştır. Artuklular halkın bu başarısından dolayı Mardin'i onarma faaliyetine girişirler.15.yüzyılda güçlenen Karakoyunlular'ın bu devleti ortadan kaldırmak için Mardin'i 2 ikili kuşatması bu girişimleri aksatır. 1409'da halk bu kuşatmaya daha fazla dayanamayarak yapılan anlaşma gereği şehrin kalesini Karakoyunlulara teslim eder. Mardin Karakoyunlular'ın egemenliğinde 61 yıl kalır. Bu süreç içerisinde aşiretler ayaklanarak Karakoyunluların rejimine karşı koyarlar ve devleti zaman zaman ele geçirirler. Karakoyunluları 1462 yılında yenen Akkoyunlular kalenin egemenliğini de ele geçirirler. Bu dönemde Mardin'e Paşa olarak gelen Kasım Bey, Timur'un yakıp yıktığı şehri ve kaleyi onarmaya girişir. Bu çalışmasının ve başarısını taçlandıran bu güne kadar ihtişamla ayakta durmayı başaran ve tarihe meydan okuyan Kasın Paşa Medresesini yaptırır. 16.yüzyılın başında Akkovunlular'ı egemenliğine alan Şahı İsmail güçlü bir Şii devleti kurmayı başarır. Bu dönemde Anadolu'ya girip Şiiliği kabul etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin hakimi, şehri zulme ve yağmaya karşı, halkı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah İsmail'e teslim eder. . Mardin'in kesin olarak Osmanlılar'ın eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir. Diyarbakır (Amid) Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa ve Kürt Bilgini İdris-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selim'in emriyle 1516'da Mardin ve kalesini dokuz aydan fazla kuşatmış, çeşitli illerden gönderilen Osmanlı takviye kuvvetleri, Doğu Anadolu'dan gelen Kürt Beylerinin kuvvetleriyle birleşerek kaleye defalarca saldırılar düzenlemiştir. Ancak halkın kahramanca karşı koyması iki tarafında zor günler geçirmesine neden olmuştur. Kartal Yuvasına yardım beklentisi boşa çıkınca Bıyıklı Mehmet Paşa ve İdris-i Bitlisi 7 Nisan l5l7"de Mısır'da bulunan Yavuz Sultan Selim'e kaleye girmiş olduklarının müjdesini vererek Osmanlı Devletinin ilk halifesini çok sevindirmişlerdir. 1517 yılında Mardin ve yöresi Osmanlı topraklarına katılmış, bir sancak durumunda Diyarbakır Beylerbeyliğine bağlanmıştır. 1518''de Mardin Sancağı: Merkez kazası ile Savur ve Nusaybin nahiyelerinden oluşuyordu. Mardin, uzun müddet Diyarbakır-Bağdat ve Musul'un Sancağı durumunda kalmıştır. Mardin sancağında halk: Göçebe ve yerleşik olarak iki bölüme ayrılmaktaydı. Yerleşik halk inançları açısından: Yahudiler, Hıristiyanlar (Ermeniler, Süryaniler ve Keldaniler),Müslümanlar ve bir kısım Şemsilerden (Güneşe tapanlar) oluşuyordu.

Süryani Cemaati Mardin'de Noel Bayramını coşku ile kutladı..




Mardin’de Süryani Cemaatinin Doğuş bayramını kutlayan Mardin Belediye Başkanı Metin Pamukçu, bütün dinlerde bayram günlerinin geleceği güvene bakmalarını sağladığı günler olduğunu söyledi.

Mardin’deki Süryani Cemaati Noel (Doğuş) Bayramı kutlamalarını Kırklar Kilisesi’nde düzenlediği ayinle başladı. Ortodoks Mezhebine bağlı Hıristiyan Süryani cemaatinin büyük ilgi gösterdiği 569 tarihinde Mardin’de inşa edilen tarihi Kırklar Kilisesi’ndeki ayini Mardin-Diyarbakır Metropoliti Saliba Özmen yönetirken Hz. İsa’nın doğuşu olan Noel için Kilise içinde ateş yakıldı ve cemaat etrafında tur atarak kutsandı. Noel Bayramı kutlamasında, Suriye’den getirilen özel kokulu tütsü, gümüş tütsülükler içinde yakılarak ayine katılanlara koklatıldı. Ayinde özel giysili kızlardan oluşan koro Süryanice, Arapça ve Türkçe ilahiler okudular.



Metropolit Özmen, ayinden sonra cemaat ile diğer konukların bayram tebriklerini kabul etti. Törene katılan Mardin Belediye Başkanı Metin Pamukçu, burada Süryanilerle Doğuş Bayramı’nı kutlamaktan memnun olduklarını belirterek, Mardin’de ikisi Hıristiyanların ikisi de Müslümanların olmak üzere yılda dört dini bayram kutladığını söyledi. Başkan Pamukçu, Mardin’de yaşadıkları saygı ve sevginin herkese örnek olduğunu vurgulayarak, Doğuş Bayramı’nın tüm Süryanilere kutlu olması için iyi dileklerini sundu. Bütün ilahi dinlerde sevgi, hoşgörü ve barış ortamının hakim olmasının esas olduğunu dikkat çeken Başkan Pamukçu, bütün dinlerde bayram günlerinin geleceği güvene bakmalarını sağladığı günler olduğunu sözlerine ekledi.
Mardin’in sahip olduğu kültürel, dinsel, tarihsel ve dilsel değerlerin değerlendirilebilmesi için bu sesin duyulması ve duyurulması gerektiğini belirten Metropolit Özmen, “Bu ses yürekli ve şefkatli bir insanın sesi gibidir. Bu kutsal günün derinliği, ne alabilirimden çok, insanlarına ne verebilirim sorumluluğunu öğretiyor. Bu yaklaşımda yaklaşılırsa tam sahiplenmenin olmadığı bu dünyada sosyal ve kültürel katmanları ile yaşamın daha çok zenginleşeceğini düşünüyoruz. Sosyal dokusu, zengin ve otantik bir kentte bir arada yaşamın hazzı bambaşkadır. Mardin erdemli bir yürek gibi hepimizi bağrına baslarken, yüreği sorumluluğu çarpana duyarlı insanlara hüznünü ve umudunu aynı anda haykırıyor. Mardin’in tarihsel kimliğinde ve kodlarında yatan değerle üstü örtülmüş bir hazineyi andırıyor.”
dedi.