GELENEKLER, GÖRENEKLER ve İNANÇLAR

Gelenek, geçmiş kuşaklardan günümüze kadar gelmiş, yaşatıldığı toplum bireyleri arasında kuvvetli bir bağ oluşturmuş veya o toplulukta eskiden kalmış olmaları sebebiyle, saygı duyulup kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel bir harekettir.
Görenek, henüz gelenekselleşmemiş, bireylerin birbirlerinden görerek yaptıkları davranışlardır. İnanç, doğru olduğuna inanılan, dinsel içerikli düşünce ve davranışlardır


Doğum Geleneği
Gözünü dünyaya yeni açan bir çocuk, vücudunda pişik oluşmaması ve kokmaması için önce tuzlu suyla yıkanır. Yıkanına işlemi tamamlanınca tekrar tuzlanır. Üç günlük olan çocuk bu zaman zarfında sararırsa, sarı renginin düzelmesi için üç gün süreyle "kaldırma" denilen yıkama esnasında, yıkandığı suya darı tanesi atılır. Doğumdan sonra loğusanın yanında kırk gün süreyle bir kişi durur. Loğusanın yanında duran kişi her ihtimale karşı dışarı çıkarsa diye, odada bir Kur'an-ı Kerim, bir süpürge veya bir demir parçası bulundurulur. Bununla çocuğa cinlerin çarpmasının önlenmiş olacağına inanılır. Çocuk kırk günlük olduğunda, tekrar yıkanır ve kırk kaşıklık son durulama suyu ile durulanır. Bu yıkanmaya "kırk çıkarma" veya "kırklanma" denir. Kırkı çıkan çocuk, yakın bir komşuya "Kırk uçurmaya" götürülür. Çocuk, kırkı çıkana kadar olumsuz bir durumla karşılaşmamışsa bundan sonra da karşılaşmayacağına inanılır. Aynı günlerde yakın komşularında veya akraba arasında bir başka çocuk daha dünyaya gelmiş ise kırkları çıkıncaya kadar, her iki çocuk görüştürülmez. Çocukları kırkı çıkana kadar görüşürler ise birinin büyüyüp diğerinin büyümeyeceğine inanılmaktadır.
Anne sütünün kaçacağına inanıldığından, loğusanın yanında bir başkası süt emzirmez. Tırnak kesimi, çocuğun kırkı çıktıktan sonra yapılır. Kesilen tırnak, babasının cebine konur ve karşılığında para alınır. Babadan alınan bu parayla çocuğa bir şeyler alınır. Çocuk 6 aylık olunca(kız ise) eline kına yakılır. İlk defa ayakta durmaya başlayıp, ilk adımını attığı zaman "tay çöreği" veya "adım çöreği" ismi altında bir kutlama yapılır. Bu kutlamada, içinde birkaç tanesinde demir para bulunan bir tepsi lokma veya kurabiye pişirilir. Çocuğun ayaklarına kurdele bağlanıp, boş bir yere çıkarılarak, mahallenin ufak çocukları toplanır ve belirli bir mesafeden çocuğa doğru koşturulur. Yarışı kazanan çocuğa para veya hediye verilir. İlk kez ayakta duran çocuğun ayaklarındaki kurdele kestirilir. Bundan sonra yapılan lokma veya kurabiyeler, orada toplananlara dağıtılır. İçinde para bulunan lokma veya kurabiye kime düştüyse o kişi, çocuğa uygun bîr hediye alır.

Sünnet Geleneği
Sünnet yaşı 5 ila 12 yaş arasında olduğundan, okulların tatil olduğu yaz aylarında çocuğun sünnet düğünü yapılır. Sünnet elbisesi en az bir hafta öncesinden alınır, çocuğun yatağı renkli tülbent ve kağıtlarla, ışıklarla süslenir. Sünnet düğünü cuma-cumartesi veya cumartesi-pazar olmak üzere iki gün yapılır. Bir gece önce kına gecesi yapılır. Bu gecede akrabaları, yakınları ve komşuları toplanarak çocuğu oynatır, silah tutan parmaklarına kına yakarlar. Kına yakan kişinin koluna tülbent bağlanır. Kınayı yakacak olanın anne ve babasının sağ olmasına özellikle dikkat edilir. Bununla çocuğun uzun ömürlü olması temenni edilir.
Ertesi gün, öğlen saatlerinde bir araba konvoyu oluşturularak, sünnet çocuğu gezdirilir. Konvoyda tüm arabalara birer havlu bağlanır ve son olarak çocuk sünnet edilir. Sünnet edilme esnasında bir horoz kesilir. Çocuk yatağına yatırılınca mevlit okutulur, mevlidin sonunda orada bulunanlara pilav, ayran ve tatlı dağıtılır. Yakınları ve komşuları tarafından sünnet çocuğuna geçmiş olsun diyerek hediye verilir. Akşama kadar eğlenceler, oyunlar yapılarak, sünnet düğünü tamamlanır.

Askere Uğurlama Geleneği
Askere gidecek gençler, önce akraba ziyaretlerine başlarlar. Akrabaları, kendilerini ziyarete gelen gençlere çeşitli yemekler yapıp ağırlarlar. Bu ziyaretler 15-20 gün boyunca devam eder(Liman köy). Bu süre içerisinde, gençlerin boynuna kırmızı oyalı tülbent bağl anır. Toplu halde birisinin elinde bayrak, ev ev dolaşırlar ve hangi naneye gidilirse o hane tarafından yardım olsun diye gençlere para verilir. Askere gitmeye bir gün kala, topluca asker düğünü yapılır ve masrafları asker aileleri ortak karşılar(Çiğdemli, Katranca Köyü). Askerin tabanca tutacağı parmağına kına yakılır ve o gece davul-zurna eşliğinde tüm köy gençleri, kızlı erkekli oynarlar.
Ertesi gün askere gidecek gençler evden çıkarken annesinin ve babasının, kardeşlerinin ellerini öper," Allahaısmarladık" der. Bu esnada bazı köylerde (Lüleburgaz Ertuğrul ky.) gencin başının üzerinde tuz ve un çevrilir. Evden çıkarken askerlik günlerinin su gibi geçmesi dileğiyle, asker adayının arkasından su dökülür(Beğendik köyü). Askere gidecek genç, ailesi tarafından hazırlanan asker torbasını eline aldıktan sonra, nişanlı ise vedalaşmak üzere nişanlısının evine; nişanlı değilse koy meydanına giderek, burada toplananlar ile vedalaşır. Genellikle asker babalarınca ortaklaşa kurban kesilip, dua edilerek askerler uğurlanır.

Hıdrellezle İlgili Bazı Yöresel Uygulamalar
Hıdrellez, evlerde temizlik yapılarak karşılanmalıdır.
İneklerin sütü kesilmesin diye Hıdrelleze 7 gün kala kimseye peynir ve yoğurt mayası verilmez.
Evin bereketi gitmesin düşüncesiyle kimseye ekmek mayası verilmez.
Hıdrellezden 1 gün önce (5 Mayıs) kırlardan 41 çeşit ot, küçük taş ve kekik otu toplanır. Bunlar su dolu bir kap içine atılır ve Hıdrellez sabahı bu suyla el, yüz yıkanır (Bunu yapmakla cildin güzelleşeceğine ve hastalıklardan arınıp, zindelik kazanılacağına inanılır).
5 Mayıs'ta 41 çeşit ot toplanıp eve gelince, evde bulunan eski hasır ve eşyalardan bir kısmının yakılmasıyla bit, pire ve günahlardan arınılacağına; yakılan bu ateşin üzerinden atlamakla da yıl içinde kazanılmış olumsuz ve kötü alışkanlıkların yok olacağına inanılmaktadır.
Hıdrellez gecesi (5 Mayıs'ta) evin ana giriş kapısına ağaçlardan koparılan yeşil yapraklı dal konur. Özellikle kapıya asılan söğüt dalının sağlık getireceğine inanılmaktadır.
Hıdrellez akşamı toplanan genç kızlar, bir çömleğin içine kendilerine ait bir eşyayı (boncuk, yüzük) atarlar. Hıdrellez sabahı tekrar toplanan genç kızlar, küçük bir çocuğun gözlerini bağlayarak çömlekten boncuk ve yüzükleri tek tek çektirirler. Bu sırada mani bilen kızlar da tek tek mani söylerler. Kimin eşyası hangi manide çömlekten çekilmiş ise; o genç kız, o maniyi kendine göre yorumlar.
Hıdrellez gecesi ısırgan otu koparılıp evin önüne konur. Isırgan otu sabaha kadar yendiyse, o kişinin seneye Hıdrelleze kadar öleceğine, yenmediyse yaşayacağına inanılır.
Hıdrellez akşamı (5 Mayıs) kadın ve kızlar ellerine kına yakarlar.
Hıdrellez akşamı bahçede kenar ve köşelere bakılır. Şayet bakılan yerlerde toprak parıldarsa orada hazine olacağına inanılır.
Hıdrellez akşamı ikindiden sonra bahçede bulunan gül ağacının altına insanlar isteklerinin resmini çizerler.Ev isteyen ev şekli, araba isteyen araba şekli, hayvan isteyen hayvan şekli, evlilik isteyen sevdiğini canlandıran bir resim çizer ve dilekte bulunurlar. Bunu yapmakla o yıl içerisinde isteklerinin gerçekleşeceğine inanırlar. Hıdrellez sabahı uykudan erkenden kalkılır.
Hıdrellez sabahı anne ve babalar çocuklarını uykudan erken kaldırmak için "kalkın" demezler "uçun, uçun" derler.
Hıdrellez sabahı insanlar uykudan yeşil dallarla uyandırılır.
Hıdrellez sabahı erkenden kalkılıp dereden üç kez geçilir. Çim üzerindeki çiğlere el sürülüp yüzler ıslatılır.
Boyu çok uzun olanların başına hıdrellez sabahı çubukla vurulur (Boyun daha fazla uzamaması için).
Meyve yapmayan ağaçlar Hıdrellez sabahı baltayla korkutulur (Ağaçların korkup meyve vereceğine inanılır).
Hıdrellez sabahı, hayvanlar yeşil dallarla dereye sulamaya götürülür.
Hıdrellez günü, uyku uyunmaz. Uyku uyunursa bütün yıl uyunamayacağına ve işinin iyi gitmeyeceğine inanılır.
Hıdrellez günü badana, temizlik yapılmaz. Kıra çalışmaya gidilmez.
Hıdrellez günü un elenmez, çamaşır yıkanmaz.
Hıdrellez günü dikiş dikilmez.
Hıdrellez günü kavga edilmez. Kavga edilirse bir yıl boyunca kavgalı olacağına inanılır.
Hıdrellez günü hamile kadınların salıncakta sallanmasına izin verilmez.
Hıdrellez günü makas iple bağlanır, açılmaz. Makas kimseye verilmez, elle tutulmaz.
Hayvanların sütünün çok olması için Hıdrellez günü süt pişirilmez, gece pişirilir. Sütü olmayan komşulara süt verilir, yayıkta ayran yapılıp komşulara dağıtılır.
Hıdrellez günü ekmek yapılmaz.
Bazı köylerde Hıdrellez sabahı silah atılır.
Hıdrellez günü beyaz kelebek görülürse o yıl şans ve kısmetin açık olacağına inanılır.

Hıdrellezle İlgili Bazı Yöresel İnanışlar
Hıdrellez hakkında söylenen birkaç atasözü şunlardır:
Hıdrellezde yağan yağmurun bereketli olduğunu belirtmek için; "Hıdrellez yağmurunun damlaları altın olur." denmektedir.
Toprakla ilgili işlerin Hıdrellezde kadar yapılması gerektiği konusunda "Hıdrelleze kadar bir tutam, Hıdrellezden sonra tutam tutam." denmektedir.
Hıdrellezden sonra yaz olacağı konusunda "Az bilirim uz bilirim, Hıdrellezden sonra yaz bilirim." denmektedir.
Kalbi temiz olan insanların zorda kaldıklarında beklemedikleri yerlerden yardım görebileceklerini belirtmek için de "Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez." atasözü kullanılmaktadır.

Ölüm Adetleri
Bir kişi öldüğünde, evdeki insanlar tarafından yakında ve uzakta bulunan akraba ve yakınlarına haber verilir. Ölüm olayı, köy veya kasaba içine camiden sela okunarak haber verilir. Ölen kişinin defnine çok uzaktan gelecek olan yakınları varsa, ölenin defnedilmesi bir güne kadar bekletilebilir. Ölen kişinin ölüm anı anlaşılınca, başında ezan okunur. Daha sonra çenesi bağlanır ve göz kapakları kapatılır.Mezar kazıcıları tarafından, mezar kazılır. Bu arada evde ölen kişi yıkanmış, son kez yakınlarına gösterilmiş ve gömülecek duruma getirilmiştir. Ölenin defnedilmesi için gelen akrabaları, eş, dost ve yakınları tarafından cami hocasının önderliğinde bazı köy ve kasabalarda ölenin evinde, bazı köy ve kasabalarda ise camide cenaze namazı kılınır. Buradan da mezarlığa götürülür. (Kadınlar camiye veya mezarlığa gitmez, evde kalır.) Tabuttaki cenazenin mezarlığa götürülmesi esnasında herkes cenazeyi taşımak için birbiriyle yarışır. Daha önce hazırlanmış olan mezara gelindiğinde birinci derecedeki yakınları tarafından mezarın içine indirilen beyaz bezle kefenlenmiş ölü, yüzü kıbleye gelecek şekilde yan yatırılır.Orada bulunanlar tarafından mezar çok hızlı bir şekilde kapatılır. Mezarın üstüne baş kısmından ayak kısmına doğru ibrikle su dökülür ve ibrik mezarın yanında bırakılır. Su; temizliği, saflığı, arınmayı ifade eder.
Ayrıca mezara su dökülmesi kabir ateşini söndüreceği inancıyla da ilgilidir. Hoca tarafından okunan duanın bitmesiyle gelenler mezarlıktan ayrılır. Mezarlıktan ayrılırken ölünün yakınlarına tekrar başsağlığı dileğinde bulunulur.Ölü camiye veya mezarlığa götürülmek üzere cemaat tarafından evden alınınca geride kalan kadınlar da Kur'an okuyup dua ederler. Bu arada helva pişirilip dağıtılır. Kiremit üzerine yakılan anberden buhur, tütsü yapılarak ölü evinin etrafında dolaştırılır. Evin etrafından geçen insanlar bu kokuyu hissedince o evde cenaze olduğunu anlar. Ölüm olayının birinci gününden itibaren yedi gün, ölü evinde Kur'an-ı Kerim okunur ve yedi gün boyunca ölünün yıkandığı yerde mum yakılır. Ölümün yedinci günü mevlit okutulur. Kırkıncı günü helva yapılıp yakınlara, konu komşuya dağıtılır. Bunlar, ölenin ruhu için yapılmış kansız kurban ikramlarıdır. Geçmişte bunlar kötü ruhların yapacağı kötülüklerden korunmak, iyi ruhların yardımını kazanmak ve ölenin ruhunun mutluluğu için yapılırken, günümüzde "Allah rızası" için yapılmaktadır. Ölümün elli ikinci gecesi de mevlit okunur. Yedinci gününde ölenin karnının şişliğine, kırkıncı günde burnunun düştüğüne ve elli İkinci günde de kemiklerinin eklem yerlerinin birbirinden ayrıldığına inanılmaktadır. Ölümünden sonraki ilk Ramazan veya Kurban bayramında, ölenin mezar taşları mezarına dikilir. Ölenin elbiseleri fakir-fukaraya dağıtılır. Sağlığında vasiyeti varsa yerine getirilmesine özen gösterilir. Bayramlarda, ölenin ruhunun, yakınlarını mezarlığa beklediğine inanılır ve her bayram, mezarı ziyaret edilip dua okunur.
Bilinen ilk insan topluluklarından günümüze değin, her yerleşim merkezinin içinde veya yakınında mezarlık alanlar bulunmaktadır.Yine bilinen tarihin en erken dönemlerinden itibaren, insanlar ölen yakınlarının defnedildiği mezarları birtakım işaretlerle, yazıtlı veya yazıtsız dikilitaşlarla belirli hale getirmeyi mutlak surette benimsemişlerdir. Nitekim bölgedeki mezar taşlarında, orada yatan kişi genç yaşta ölmüş ise dünyaya doymamışlığı, geride bıraktıklarını çok seviyorsa, onlara özlemi anlatılmaktadır.
Bir çoğunda da ölen kişinin mesleği belirtilmektedir. Kırklareli'nde mevcut mezar taşlarından bazı örnekler:

Bir kuş gibi Uçtum yuvadan
Beş yaşında ecel
Ayırdı anadan, babadan
Ah ederim
Yaram derin
Genç yaşta
Büküldü belim
Kara toprakmış yerim
32'de Hak kıldı kerim

Hey! Yolcu hey!
Dur biraz dur.
Hayatın sonu bak! Budur.
Vakti gelince ecelin
Değişmez hükmü ezelin.
Hemşerim Hediyem İle ben
Yuvam pürsurur şen İken
İlk önce oğlum, sonra ben,
Göçtük henüz pek genç iken.
Süleyman Alalıyım ben
Dilerim Fatiha senden.

Batıl İnançlar
Bilim ve mantıkla bağdaşmayan, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelen batıl inançlara şu örnekler verilebilir:


Doğum ile ilgili inanışlar;
Hamile kadın ekşi yerse erkek, tatlı yerse kız çocuğu doğuracağına inanılır. (Karahalil)
Hamile kadının başı üzerine haberi olmadan bir miktar tuz bırakılır. Eğer kadın eli ile ağzına dokunursa kız, burnuna dokunursa erkek çocuğu olacağına inanılır. (Karahalil)
Hamile kadının karnı sivri olursa oğlan, yassı olursa kız doğuracağına inanılır. (Karahalil)
Ölüm ile ilgili inanışlar;
Üç aylarda ölenlere, Ramazan Bayramı sabahı, bayram namazı kılınana kadar kabirde soru sorulmazmış.
Baykuş (kukumav), kimin evinin üstünde öterse,o evden ölü çıkacağına inanılır. (Çengelli Köyü)
Birisi ölünce mezarı üstüne hemen yağmur düşerse ardından birkaç gün devamlı yağmur yağar. (Karahalil)
Cenaze ile gelin alayı karşılaşırsa, ardından çok ölen olur. (Karahalil)
Durup dururken sandık çatlarsa kadın, kapı çatlarsa erkek ölür. (Karahalil)
Süt çocukları ölürse, günahsız olduğuna ve cennete gittiğine, ahrette anasına-babasına su taşıyacağına inanılır.
Doğumda ve lohusalık durumunda ölenlerin cennete gideceğine inanılır. (Karahalil)
Küçük çocuklar ölünce az ağlamak gerektiğine, ağlansa bile gözyaşlarının akıtılmadan ağlanmasına, aksi halde ölen küçük çocuğun ahrette gözyaşı ile boğulacağına inanılır. (Karahalil)
Birisi ölünce, ölünün yıkanacağı su kendi evinden değil de, uzaktan alınır. Ölünün o evden uzaklaşacağına inanılır.
Hayvanlarla ilgili inanışlar;
- Kargalar havada bağırarak uçarlarsa havanın bozacağına inanılır.
- Bir evde çok karınca çıkarsa, o evde bolluk olacağına inanılır.
- Horoz ikindi vakti kapıya doğru öterse, misafir geleceğine inanılır. (Karahalil)
- Karıncalar toprak üstüne fazla sayıda çıkarsa, yağmur yağacağına inanılır. (İnece)
- Köpek uluması iyiye yorumlanmaz.
- Bitkilerle ilgili inanışlar;
- Meyve ağaçlan çiçeklerini döktükten sonra, ikinciye çiçek açarsa kışın çok çetin geçeceğine inanılır.
Diğer inançlar;
- Güneş batarken kızarırsa, "Gün ardına baktı, yarın hava iyi olacak." diye inanılır.
- Bir kişinin avucunun içi kaşınırsa, eline para geçeceğine, ayağının altı kaşınırsa, yolculuğa çıkacağına inanılır.
- Sağ gözün seğirmesi iyiye, sol gözün seğirmesi kötüye yorumlanır.
- Güneş batarken yemek yenmez. İnsanın kısmetinin kapanacağına inanılır.

l.İsimler & Lakaplar
Yeni doğan bebeklere genellikle imam tarafından isim konulması sağlanır. Bu mümkün olmazsa evin veya akrabaların büyüğü tarafından isim konur. İsim koyacak kişi abdest alır, çocuğu kucağına alarak kıbleye doğru döner ve ezan okur. Ezan bitiminde çocuğun kulağına üç kez ismi seslenir. Çocuğa konulacak isim için aile büyüklerinin de onayı alınır ve çoğu zaman isim önceden belirlenir. İnsanların birbirinden ayrılmasını, daha kolay tanınmasını sağlayan lakaplara bölgeden şu örnekler verilebilir:

[COLOR=orangered]Balcılar
Dereliler
Kamburlar
Korucular
Macarlar
Muhacırlar
Şayakçılar
Tokmaklar
Böcek Ahmetler
Bakırcıklar
Burgucular
Çömlekçiler
Dikmeler

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 34538
favori
like
share
tayyaraga1 Tarih: 19.03.2011 16:25
emeğinize sağlık..
sahra gül Tarih: 31.07.2008 20:40
Gerçekten uzun süredir unutulmaya yüz tutmuş gelenekleri derlemeyi başarmışınız. Açıkçası bazılarını bilmeme rağmen bir çoğunu ilk defa burada okuma fırsatı buldum. Batı kaynaklı bir çok yeni adetlere ( Sevgililer günü, Anneler günü, 1 Nisan vs...)kapı açan toplumumuzun, yıllardır atalarımızın uyguladığı kendi geleneklerimize sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum.