Pleistosen dönemden Holosen'e geçişteki ılıman bir iklimin egemen olduğu Yakındoğu'da özellikle tahıl ve baklagillerin geniş alanlara yayılmasının ve yenilebilir yeni bitki türlerinin ortaya çıkışının avcı-toplayıcı, göçebe veya yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdüren insan topluluklar üzerinde önemli etkisi olmuş, bu daha kolay ulaşılabilir ve saklanabilir bitki toplulukları insanın beslenme kaygularını azaltmış, bunun sonucu olarak daha geniş alanlarda yerleşik düzene geçilebilmiştir. İlk önceleri baklagiller daha sonra yabani tahıllar toplanıp depolanmakla birlikte, avcılık birçok topluluğun beslenmesinin önemli bir parçası olmaya devam etmiştir. Dönemin ortalarında domuz kısmen evcilleştirilmiş ve ilk ekim denemeleri başlamış, sonlarına doğru koyun, keçi gibi sürüler halinde tutulabilen hayvanlar evcilleştirilmiştir. Ya*şam şartlan ve beslenme yöntemlerinin değişmesi yeni teknolojilerin geliştirilmesine yol açmış, sürekli bir arada yaşamanın getirdiği yeni koşullar karşısında da yeni bir sosyal yapılanma doğmuştur. Kısaca özetlersek, tarihöncesi arkeolojisinde "Akeramik" ya da "Çanak Çömleksiz Neolitik" olarak adlandırılan, "Besin Üretimine ve Yerleşik Köy Yaşantısına Geçiş Dönemi" olarak da tanımlanan, günümüzden önce yaklaşık 10.000-8.000 yıllan arasındaki dönem, Yakındoğu insanının yaşamında köklü değişikliklerin olduğu, yeni toplumsal ve ekonomik bir düzenin oluştuğu, uygarlık tarihinin önemli aşamalarından biridir.
Tarih öncesi geçmişimizin en önemli dönemlerin*den biri olarak kabul edilen bu dönem üzerine en eski ve zengin verileri içeren değişik hayvan ve bitki türlerinin ortamlarında evcilleştirildiği Yakındoğu'da yoğun çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır. Anadolu'da ise bu araştırmalar, özellikle Güneydoğu Anadolu'da, 1963 yılından itibaren başlamış ve günümüzde de birkaç yerleşmede sürdürülmektedir. Bu araştırmalar sonucunda, Güneydoğu Anadolu'nun Çanak Çömleksiz Neolitik dönemi kısmen aydınlatılmış ve Yakın Doğu'nun diğer bölgeleri ile karşılaştırmalar sonucu bu dönem için anahatlarıyla ortak bir kültür söz konusu olmakla birlikte, değişik ortamlardaki bölgelerde farklı yaşam biçimlerinin geliştirilmiş olduğu ortaya çıkmıştır. Avcılık ve bitki toplayıcılığına dayalı göçebe yaşamdan, besin üretimi ve hayvancılığa dayalı yerleşik köy yaşantısına geçiş süreci içinde Çayönü'nün önemli bir yeri vardır.

1 GÜNEYDOĞU ANADOLU TARiH ÖNCESI ARAŞTIRMALARI KARMA PROJESi VE ÇAYÖNÜ KAZILARI
Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Karma Projesi, Prof. Dr. Halet Çambel ve Prof. Dr. Robert J. Braidwood tarafından İstanbul ve Chicago Üniversiteleri ortak araştırma projesi olarak 1962 yı*lında, ilk üretimciliğe geçiş aşamasının tüm doğal verilerini içeren ve arkeolojik açıdan hiç bilinmeyen bölge olan Yukarı Dicle Havzası'nda tarımcı ilk köy topluluklarının ilk ortaya çıkışına yönelik araştırmalar yapmak amacıyla kurulmuştur. Projenin en önemli özelliği kurulduğu andan itibaren uluslar ve disiplinler arası çalışmayı ilke edinmesidir. 1978*1988 yılları arasında Institüt der Baugeschichte'den (Karlsruhe Üniversitesi) Prof. Dr. Wulf Schirmer, 1990 yılından itibaren de Roma Üniversitesi "La Sa*pienza"dan Dr. Isabella Caneva başta olmak üzere 17 yerli ve yabancı bilimsel kurumun katıldığı proje kapsamında dört yüzey araştırması, çayönü kazıları*nın yanısıra Biris Mezarlığı, Söğüt Tarlası, Giriki*haciyan ve Yayvantepe kazıları gerçekleştirilmiştir (Resim 11).
Bu proje kapsamındaki çayönü kazıları, yoğun toplayıcılıktan besin üreticiliğine, nerede, nasıl ve ne şekilde geçildi sorularına ve bu geçişin insanın yaşa*mı üzerindeki etkilerine yanıt bulmak amacıyla, 1964 yılından beri, bölgenin durumundan ötürü zorunlu ara verilen 1992 yılına kadar 17 mevsim boyunca sürdürülmüştür. 1990-91 yıllarında çayönü Tepe*si'nin bir kısmı onarılarak görsel hale getirilmiştir.

ÇAYÖNÜ YERLEŞİM YERİNİN ANA ÖZELLiKLERi VE KÜLTÜR TARiHi iÇiNDEKi YERi
çayönü, Çanak Çömleksiz Neolitik çağdan Demir çağa kadar kesintisiz iskanın görüldüğü bir kazı yeridir. Her ne kadar değişik dönemlerde yerleşmelerin boyutları ve kullanım biçimleri farklı olmakla birlik*te bu kadar uzun süreli bir yerleşime sahne olması Çayönü'nün değişik dönemlerin ekonomik gereksinmelerine cevap verecek değişik özelliklere sahip coğ*rafi bölgelerin kesişme noktasındaki konumundan kaynaklanmaktadır. Bu konumu Çayönü' ne değişik dönemlerde farklı bölgelerle ilişki kurma olanağını da sağlamıştır. En yoğun iskanı Çanak Çömleksiz Ne*olitik ve Çanak Çömlekli Neolitik'te görmüş. Kalkolitik dönemde ufak bir yerleşme, İlk Tunç Çağ'da ise

yerleşme Hilar Kayalıkları'na kaymış. Tepenin kuze*yi mezarlık olarak kullanılırken güneydeki dere ya*macı bakır işleme atölyeleri alanına dönüştürülmüş. Demirçağ da ise ufak bir yerleşme ve her tarafta açıl*mış çukurlar var.
Çayönü, Yakındoğu'da kazılmış en geniş yerleşme olmasının yanısıra, gerek mimarisi gerekse değişik nitelikteki zengin buluntuları ile bütün kültür basa*maklarının izlenebildiği Çanak Çömleksiz Neolitik dönem içinde ilişki kurmuş olduğu, etkilendiği ve etkilediği bölgeleri en iyi yansıtan yerleşme olması açısından "anahtar yerleşme" özelliğini taşımaktadır.
Çayönü'nün Çanak Çömleksiz Neolitik dönemi birbirinden farklı yapı özellikleri gösteren evrelere göre tabakalanmaktadır. En eskiden yeniye doğru Yuvarlak Planlı Kulübeler, Izgara Planlı Yapılar, Kanallı Yapılar, Taş Döşemeli Yapılar, Hücre Planlı Yapılar ve Geniş Adalı Yapılar. Bu yapı tipleri her ne kadar bir*birinden farklıymış gibi gözüküyorsa da en eski yer*leşmeden itibaren çayönü halkının gayet başarıyla uyguladığı bir gelişim çizgisini izleyebilmekteyiz. Bu gelişim çizgisi yerleşmenin değişen doğal koşullarına ve zaman içinde kazanılmış deneyim ve bilgi biriki*mine bağlı olarak kamış/saz, taş, tahta ve toprak gi*bi çevrede bol bulunan çeşitli malzemenin değişik şekillerde kullanımını deneyerek tutturulmuş bir çiz*gidir. Yerleşmenin değişik özelliklerine ve bu özellik*lerin bileşkesine dayanarak Çanak Çömleksiz Neoli*tik Dönem dört ana bölüme ayrılabilmektedir. Bu bö*lümlerde Çayönü yerleşmesinin gelişimi, değişimi, arayışları, inançları, günlük uğraşıları, ticaret ilişki*leri ve yozlaşması izlenebilmektedir. Çayönü uzun süre Kuzey Zagros Bölgesi özellikleri taşırken daha sonra Yukarı Fırat kültürleri ile ilişki kurmuş olduğu görülmekte. Zamanla daha güneydeki Orta Fırat Böl*gesi ile ilişki alanını geliştirmiş. Bu dönemin sonla*rında yerleşmenin daha kendine özgü bir gelişim ya da yozlaşma dönemi geçirdiği izlenmektedir. Belki de halkın bir kısmı sürülerini alıp yazın yaylaya çık*makta, kışın ovaya dönmekte...

ÇA VÖNÜ HALKININ YAŞADIĞI DOĞAL ÇEVRE Güneydoğu Anadolu "Verimli Hilal" olarak adlan*dırılan bölgenin birbirinden çöller ile ayrılmış iki uzak ucunun birleştiği ve kuzeye doğru en çok so*kulduğu ve en büyük genişliğe eriştiği orta kesimini oluşturmaktadır. Bu bölgeyi, Doğu Anadolu plato*sundan doğup Basra Körfezi'ne dökülen iki büyük nehir Fırat ve Dicle ve onu besleyen, bazıları mev*simlik, akarsular yarmaktadır. Bölgenin kuzey-kuzeybatısında dağ eşiğinde yer alan ve yüzölçümü yaklaşık 15 hektar olan Ergani Ovası birbirinden farklı üç kuşak ile çevrilidir: Kuzeyde, Güneydoğu Toroslar, Torosların eteği boyunca uzanan fay çö*küntüsü üzerine yerleşmiş yerel koşullara bağlı ola*rak ayrı oluşumlar gösteren dağ ovası dizisi, güney*de de Güneydoğu Anadolu platosu
Çayönü, ikinci kuşağın ortasında, üç kuşağın bir*birine geçiş alanının çok dar olduğu yerde, kuzeyden gelen Dicle'nin bir yan kolu olan Boğazçay'ın kuzey kıyısında kurulmuştur. Bu konum Çayönü halkına bir günlük yürüme mesafesinde değişik bölgelere gidip gelme ve çeşitli doğal kaynaklardan yararlanma ola*nağı tanımıştır. Çayönü Tepesi bugünkü yerleşim alanlarına göre, Ergani ilçesi'nin 7 km. kadar güney*batısında Hilar kayalıklarının üzerinde kurulu Hilar (Sesverenpınar) Köyü'nün kuzeyinde, K-G 160 m., D*B 350 m. boyutlarında bir höyüktür. Deniz seviyesin*den yüksekliği 832 m., kültür dolgusunun kalınlığı güney yarıda 4,5 m. olmasına karşın kuzey yarısında 6,5- 7 metreyi bulmaktadır. Çevresinde tarlalar uzan*maktadır.

Bu doğal çevre farklı bitki ve hayvan toplulukları*na yaşam alanı tanımıştır. Bugün bitki örtüsü açısın*dan oldukça çıplak olan ova ve çevresinin görünümü10.000-7.500 yılları arasında günümüzden çok fark*lıydı. Neolitik dönem insanları yerleşmek için ovanın bazalt-genç alüvyon dolgu sınırını ve/veya dağ eşik bölgesini tercih etmişler. Bugün yazın en sıcak aylarında bile sürekli akan bir deresi ve bir dizi gözeleri bulunan ovanın o zamanlar çok daha sulak, geniş tatlısu havzaları ile kaplı olduğu, saz, kamış, keten gibi sulak ortam bitkilerinin, kunduz, susamuru gibi derin sulak alana gereksinim duyan hayvanların, çok sayıdaki tatlısu kabuklarının varlığı açıkça göster*mektedir. Domuz gibi daha ormanlık ve yumuşak topraklı ve sazlıklarla kaplı nemli bir ortamı yeğle*yen, geyik gibi çok sık ağaçlıklı olmayan nehir bo*yundaki orman ortamında yaşıyan hayvanların varlığı, meşe (Quercus) gibi oldukça geniş bir dağılım alanı gösteren ağaçların, karakafesotu (Anchusa), sabunotu (Vaccaria) ve madımak (Polygonum) gibi sulak nemli daha serin iklimi yeğleyen bitkilerin yanı*sıra menengiç/sakız (Pistacio), sorguçotu (Stipa), sü*pürgeotu (Bromus) gibi daha kurak bozkır bitkileri*nin varlığı ve özellikle sul ak ortamı seven hayvan ve bitkilerin daha çok eski evrelerde bulunması, çevrede doğalolarak yetişen mercimek ve fığ gibi baklagille*rin, emmer ve einkorn gibi daha çok otsu görünümlü tahılların yavaş yavaş başlayan tarımının artması sonucu çevrenin değiştiğini (tarla açmak için genç ağaçların kesimi, çalılıklardan arındırma gibi) belki de zaman içinde gölün dolarak küçülmüş olabilece*ğini de gözönüne alırsak, iklimsel ve ekolojik açıdan değişiklik olmamakla birlikte özellikle insanın doğal çevresini değiştirmesinin getirdiği sonuçlar yerleş*mede kazılar sırasında hissedilmektedir. Bugün tepe*nin güneyinden akan Boğazçay, yatağını ancak 3. binlerde açmıştır. Açık ağaçlıklı alanlarda yaşayan yabani sığır; genellikle derin vadilerle yarılmış yüksek dağlık araziyi tercih eden küçük topluluklar halinde yaşayan ya*bani keçi; yazın daha çalılık-otluk dağ yamaçlarını yeğlerken kışın dağ etekleri ve vadileri yaşam alanı olarak seçen büyük sürüler halinde dolaşan yabani koyun; dağlık arazi yerine vadilerde de barınabilen ama genellikle ovaya da alçak tepeleri tercih eden ceylan ve yabani at; büyük ölçüde yabani yemişler ile beslenen alt örtüsü zengin sık ormanların hayva*nı olan ayı yukarıda sözünü ettiğimiz değişik ortamları çok iyi yansıtmaktadır. Bütün ortamlara uyum sağlayan tilki, kaplumbağa gibi hayvanları ile çevre insanlara sonsuz (!) besin kaynağı sunmaktadır.

ÇAYÖNÜ'NÜN BiNLERCE YILLIK ÖYKÜSÜNDEN BiR KESiT
çayönü'nün yerleşim öyküsü şöyle başlar...
Avcı-toplayıcı bir topluluk, güneydoğu Torosların güney eteklerinde Suriye içlerine kadar uzanan geniş düzlükler ile, Doğu Anadolu yüksek platosunun kesiştiği dağ arası ovasında Pleistosen'e ait, artık dol*ma aşamasına gelmiş bir gölün artığı zengin alüvyal topraklara gelip yerleşir. İlk köylerini kurdukları
alan, bir kalker kayalığının sınırladığı, dağdan gelen sürekli bir akarsuyun beslediği çevresi sazlıklar ile kaplı küçük bir gölün kenarıdır. Saz ve kamış demet*lerinin birbirine bağlanması ile oluşturulan yuvarlak çukur tabanlı barınaklarını ortalama 4-5 m. çapın*da açık alanlar bırakarak birbirine yakın olarak yer*leştirirler. Zamanla, kulübelerin yapımında, birbirine sepet örer gibi bağladıkları orta kalınlıkta ağaç dal*larını ya da genç ağaçları kullanarak üzerlerini de toprak ile sıvamaya başladıklarını görmekteyiz. Aynı zamanda kulübeler söbe biçimli bir görünüş kazana*rak iç hacimleri büyümüştür. Kulübe duvarlarının alt kesiminde belli bir yüksekliğe kadar taş kullanımı ve tabanının sıvanması son yuvarlak planlı kulübe*lerin özelliğidir. Bu dönemden sonra artık taş temel ya da subasman çayönü yapılarının vazgeçilmez bir öğesidir.

Binlerce yıl önce yabani atalarının avlandığı bölgede evcil hemcinsleri köye dönmekte. (Resim 3)

Yuvarlak kulübelerin hemen üzerinde Izgara Planlı Yapılar olarak adlandırdığımız, uzun dikdört*gen, ızgara şeklindeki taban altı düzlemli, üst yapı örtüsünde dal-örgü geleneğinin korunduğu söbe ya*pılar karşımıza çıkmaktadır. Köy sakinlerinin çukur barınaklardan toprak seviyesine hatta "biraz daha yükseğe çıkma" gereksiniminin, su taşkınlarından ya da uzun yağışlı mevsimlerin neden olduğu rutubet*ten kaynaklanmış olabileceği öngörülmektedir. Nite* kim yerleşmede bu dönemde büyük bir sel baskının olduğu kazılar sırasında belirlenmiştir.
Bu yapıların taban düzlemlerini yükseltici taş "ızgaraları" ortaboy toplama taşların yan yana ve üst üs*te iki veya üç sıra şeklinde dizilmesi ile oluşturulan düzlemlerin aralıklarla birbirine koşut yerleştirilme*sidir. Izgara sisteminin yapının her yenilenişinde daha geliştirilmiş olduğu izlenmektedir. Geniş aralıklı iki ucu açık ızgaralardan, meander görünüşlü tek ta*rafı kapatılmış ızgaralara, daha sonra da aralıkların sıklaşıp ızgara ağızlarının kapatıldığı, ızgara aralık*larının da yer yer yassı kapak taşları ile örtüldüğü bir gelişim... Bu tabanın gelişimi, Kanallı Yapılar olarak adlandırdığımız evrede, gelişiminin zirvesine ulaşıp yapının taş ve kerpiçten yapılmış duvarlarını taşıyan ustaca ve özenle örülmüş, birbirinden dar kanallar ile ayrılan taş bir platform haline dönüş*müştür. Izgara planlı yapıların ızgaraları üzeri kamış ve ince dallarla örtülerek üzerinde oturup iş yapıla*bilir bir düzlem oluşturulmuştur. Belki de daha ileri*ki yapılarda karşılaştığımız çok güzel örülmüş hasır*ların ilk ilmekleri bu dönemde atıldı. Bu kalın örtü*nün üzerine toprak bir taban yapılmaktadır. Bu taba*nın eski örnekleri hiç elimize geçmedi, olup olmadı*ğını da şimdilik bilmiyoruz, ancak son yapılarda ta*banın, birbirinden küçük taş dizileri ile ayrılan parçalı bir görünüşü olduğu elimize geçen bir örnekte mevcut. Çok esnek olan alt düzlemin üzerine yapılan yekpare tabanın kullanımı sırasında çabuk çatlayıp kırılması, olasılıkla Çayönü halkını bu tür bir çözü*me zorlamıştır.
Izgara Planlı Yapılar aynı zamanda daha geniş, bölmeli ve kapalı bir mekanda yaşama gereksinimi*nin sonucu da ortaya çıkmış olabilirler. Yakındoğu ve Anadolu'da eşzamanlı başka yerleşmelerde Yu*varlak Planlı Kulübelerde iç bölmelerle karşılaşıl*makla birlikte Çayönü'nde buna gereksinim duyul*mamış. Yuvarlak Planlı Kulübelerin avlularının gün*lük işlerde yoğun kullanımına karşın bu evrede çakmaktaşı işlemek dahil birçok işlerin kapalı mekanlara çekilmiş olduğu ve yapının içinde işlerin mekan*lara -modern ev planlamasında olduğu kadar "katı" bir ayırım olmamakla birlikte- bölünmüş olduğu dikkati çekmektedir. Yapıların ızgaralar üzerindeki kuzey mekanı Çayönü sakinlerinin günlük yaşamının geçtiği bir mekan olmasının yanısıra deri işçili*ğinden, dikiş dikmeye, değişik malzemeden süs eşya*larının yapıldığı bir atölye işlevini de görmekte. Bir anlamda bu mekan bir sonraki Kanallı Yapılar Evresi'nin "uzmanlaşmış atölyeleri"nin öncüsü olma niteliğini taşımaktadır.
Orta mekan ise daha aşağı düzlemde, tabanı defa*larca sıvanmış, güneydoğu köşesine yerleştirilmiş ta*banı taş döşeli ocak ise en önemli öğelerinden biri. Bu mekan yabani buğday, mercimekgiller gibi bitki*lerin öğütüldüğü, ezildiği, etlerin dövüldüğü havan elleri, öğütme taşları gibi aletlerin bulunduğu, kısa*ca yiyeceklerin hazırlandığı "mutfak". Yapının en güneyinde ise ortada dışa açılan kapı ve her iki yanında değişik büyüklükte küçük bölmeler mevcut. Bu bölmeler olasılıkla kiler, depo gibi kullanılmış. Yapının dışa açılan kapısı da bu bölmelerin ortasındaki açıklıktan. Kapının dış iki yanında da iki tane payandamsı kısa duvarlar bulunmakta, bu duvarcıkların hemen kapının önünde küçük bir sundurmanın taşıyıcılarının altı da olabilir.
Dış orta avluların kullanımı süregelmekle birlikte, olasılıkla bu kullanım su taşkınından sonra azalmış ve sık aralıklarla yerleştirilmiş, yüzleri güney doğu*ya dönük yapıların aralarında kalan dış alanlar sade*ce işe yaramayan hayvan kemiklerinin, kırık aletlerin atıldığı ve küllerin döküldüğü "çöplükler" haline dö*nüşmüş.
Kanallı Yapılar Evresi'nin sakinleri artık taş platform üzerinde yükselen gerçek taş duvarların taşıdı*ğı kerpiç duvarlı yapılarda oturmaktadırlar. Yapıların çatıları büyük bir olasılıkla sivri ve üzeri "geleneksel" bir biçimde dal, çalı çırpı, saz gibi malzeme ile örtülmüş, yapıların içinde ise birbirine kapı açıklıkları ile bağlanan taş duvarlı bölmeler var. Ancak henüz kerpici biçimlendirmeyi bilmiyorlar, topanlar halinde taş duvarın üzerine diz ip sıkıştırmışlar ve dışarıdan taş kesim de dahil olmak üzere sıvamışlar. Evin ta*banları da toprak ile sıvanmış. Evin çevresini dola*nan taş kaldırım bu dönemin başka bir yeniliği. Bu dönemde köyün yerleşme düzeni de değişmiş, batı bölümü doğu-batı yönünde aralarda geniş açık alan*lar bırakarak yapılmış yapıları ile konut + atölye alanı olarak ayrılmış, doğusu ise köyün ortak "özel alanı" kimliğine bürünmüş.
Köyün batı kesimindeki açık alanlarda yapıların çevresinde kulübeler şeklinde her biri değişik alanda uzmanlaşmış küçük atölyeler yer almakta. Izgara planlı yapıların "ev içi" üretimi artık daha "profesyonel" atölyelere dönüşmüş. Bu atölyelerin kimisinde boneuk, kimisinde çeşitli bezerne öğeleri, kimisinde kemik aletler, kimisinde de boneukları delmek için deliciler üretilmekte. Derinin işlenme aşamaları, aynı zamanda ev olarak kullanılan yapıda gerçekleşirken, olasılıkla giysi haline dönüştürülüp bezenmesi de bu atölyelerde gerçekleşmiş. Takı ve bezerne atölyelerinin vazgeçilmez alet takımı içinde değişik boyda kemik bızlar, iğneler, spatulalar, sırım germeye yaradı*ğını düşündüğümüz delikli aletler; çakmaktaşı ve doğalcam kazıyıcılar ve deliciler; farklı taşlardan bızlar, deliciler, minik keskiler, "tornavidalar", birkaç tane değişik boyda taş "top" ve bazen oluklu taş bulun*makta. Toplanmış değişik renkte taşlar, malakit topanları, tekrar dönüştürülmek üzere saklanan kırık boneuklar, bilezikler, taş alet parçaları vs. olasılıkla bir köşede istiftenmiş. Bazı atölyelerde, olasılıkla, bir köşede kuru kafalar bulunmakta.
Köyün doğu kesimi ise çok sayıda değişik büyük*lüklerde "ateş çukuru"nun yer aldığı geniş açık bir alan. Alanın güney tarafında büyük değişik işlevli yapılar yer almakta: Tabanı geniş yassı taşlarla kaplı Saltaşı Döşemeli Yapı ve daha doğusunda söbe planlı Kafataslı Yapı. Her iki yapıyı da toprağın içi*ne oturtmuşlar, kuzey duvarlarını kalın örmüşler ve payandalarla desteklemişler. Yapıların ortasına pa*yandaların karşısına gelecek şekilde aynı hizada bi*rer dikilitaş dikmişler. Saltaşı Döşemeli Yapı 'da farklı doğrultuda bir üçüncü dikilitaşı hemen doğu duvarının önüne yerleştirmişler. Yapıların üzerini ne şekilde örttüklerini bilmiyoruz ancak dal, kamış gibi malzemelerin kullanılmış olması büyük bir olasılık.
Konut yapıları uzun süredir yer düzleminden daha yüksek seviyede yapılırken, "özel yapılar’da çukur barınak geleneğinin sürdürülmüş olması ilginç bir durum olarak karşımıza çıkmakta. Bu durum olasılıkla Çanak Çömleksiz Neolitik B döneminin başlarında birçok yerleşmede "özel yapıların benzer ortak özellikler taşıması" geleneğinden kaynaklanmaktadır. Bu özellikleri, yerleşmenin biraz dışındaki konumları, söbe ya da köşeleri yuvarlak dönüşlü dörtgen plan, bazen payandalar ile desteklenmiş kalın taş duvarlar, yarı çukur taban düzlemi, tabanlara gösterilen özel önem, tabanların içine dikilmiş anıtsal işlenmiş ya da işlenmemiş dikili taşlar ve sığ tekneler olarak sıralayabiliriz. Yapıların gömülüp aynı yerde biraz yön kayması ile yenisinin yapılması da bu ge*leneğin bir parçası olarak karşımıza çıkmakta.
Kanallı Yapı geleneğinin ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz. Bu yapıların üstüne yapılan yapılarda tabanın yaşam düzleminden yükseltilmemiş olmasını Ça*yönü halkının artık nem probleminin kalmadığının göstergesi olarak kabul edebiliriz. Yapıların önce taştan dış duvarlarını örmüşler, sonra kapı açıklıkları bırakarak iç duvarlarını örerek üç oda oluşturmuşlar, sonra da tabanına taş döşemişler. Duvarların iç yü*zeylerine yerleştirdikleri kısa payandalar duvarlara destek olmaktan çok damı desteklemek amacıyla ya*pılmış. Yapıları çevreleyen kaldırımlar kullanılmaya devam ediyor. Taş Döşemeli Yapılar'da oturanlar ya*pılarının yönünü de değiştirmişler, dolayısıyla köyün genel görünüşünde de değişiklik söz konusu. Yapılar kuzeydoğu-güneybatı yönünde geniş açık bir alanın çevresine yapılmış. Köyün batısındaki geniş açık alanlar işlevleri değişmemekle birlikte yavaş yavaş küçülmeye başlıyor, bu küçülme Hücre Planlı Yapıların "yapılar arası avlularının" öncüsü gibi. "Yapıların gömülmesi geleneği" yerleşmenin doğu kesiminde kolaylıkla geniş, taşlarla kaplı bir alan elde edilmesine olanak vermiş, alanın düzeltilmesi sonu*cu da ilk Çakıllı Meydan ortaya çıkmıştır. Bu Çakıllı Meydan, Hücre Planlı Yapıların Toprak Meydanı' nın, "özel açık alan" geleneğinin bir öncüsü. Aynı zamanda yerleşmenin kendi içinde işlevsel alanlara bölümlenmesini daha da belirginleştiriyor. Çakıllı Meydan'ın kuzeyinde konutlar yer alırken, güneyi özel yapılarla sınırlı, güneydoğu köşesinde dörtgen planlı Kafataslı Yapı ve ona ek olarak yapılmış tek odalı bir mekan, güneybatı köşesinde ise tabanı kü*çük çakıl taşları ile kaplı üç tarafı duvara bitişik sekilerin yerleştirilmiş olduğu çayönü halkının "toplantı odası" Sekili Yapı.
Taş Döşemeli Yapı planı üç kez uygulanmış, daha sonraki Hücre Planlı Yapıların sahip*leri köylerinin düzenini zorunlu olarak tekrar değiştirmişler. Bu değişikliğin nedeni köyü n kuzeyindeki akarsuyun yatağının değişmesi ve genişleyerek yerleşmeyi tehdit etmesidir. Özellikle taşkınların etkisinin hissedildiği doğu kesimde teras duvarlarının evlerin bir kısmının sular altında kalmasına engel olamaması üzerine yapıların kuzey du*varları takviye edilmiş. Bu sorunun Ça*nak Çömlekli evre de de süregelmesi köy sakinlerini dereye doğru büyük bir set duvarı yapmak zorunda bırakmış.
Bu teraslama işlemi köyün batı kesi*minde daha alçak tutulmuş. Birbirine koşut batı kuzeybatı-doğu güneydoğu yönünde yer yer 1-1,5 m.'yi bulan taş duvarlarla desteklenen terasların hemen arkasına aralarda avlular bırakarak evlerini inşa etmişler. Avlular mezbaha alanı gibi, sığır, geyik ve keçi kemiğinin çokluğu, buna karşın daha önceki dönemlerde çok bulunan domuzun hiç bulunmaması Çayönü halkının beslenmesindeki değişikliği de yansıtmakta. Atölye*ler bu alandan daha batıya hemen hemen iskan dışına taşınmış.

Bu zamana kadar tek katlı evleri olan köyün artık iki katlı yapıları var. Hücre Planlı Yapılar'ın bodrum katı iç yaşam düzleminin dış alandan yükseltme geleneğinin oldukça gelişmiş aşaması, ancak bazı gereksinimler yapıların bu şekilde inşa edilmesine yol açmış da olabilir: Daha fazla mekana gereksinim olduğu bir sırada yerleşmenin daha sınırlı bir alanda toplanmaya mecbur kalması gibi... Altı tane birbirine geçişli hücre ve iki tane bağımsız ön odadan oluşan bodrum katı üstteki yaşam alanının dışında "aynı toprak parçasında" depolama, mezarlık gibi ek kullanım alanları sağlamakta. Kalın bir taban ile bodrumdan ayrılan üst katlar tamamen kerpiç, kerpiçler artık uzun dörtgen bloklar şeklinde, ara bölmelerin olup olmadığını bilemiyoruz, bazı yapılarda yerlere hasırlar serilmiş, hasırları ara bölmeler olarak kullanmış da olabilirler. Üst katlara, dıştan yapıların çevre*sini dolanan kaldırımın kuzeydoğu ucundaki taş merdivenlerle ulaşılmakta (Resim 4). Damlar artık ke*narları korkuluklu düz toprak dam, bu alanlar da Çayönü halkına aynı yapı içinde geniş bir kullanım ala*nı sağlamakta (Resim 5). Evlerin içindeki taşınabilir eşyaların sayıca çokluğu ve çeşitliliği de açık alanların azalması sonucu bir kez daha, "işler’in evlere kaymış olduğunu göstermekte. Kullanım alanından günlük işlerde azami yararlanma yöntemleri çayönü halkının yerleşmenin doğusunda Toprak Meydan (Plaza) için oldukça geniş bir alan ayırmasını engellememiş (Resim 6). Belirli aralıklarla bir düzen içinde sıralanmış, ortalama 2 m. yüksekliğindeki dikilitaşları ve güneydoğu köşeye doğru yerleştirilmiş yan yana iki tane iri "yivli taş" ile 60x2O metrelik bir alan kaplayan Toprak Meydan, bir anlamda, dört duvar ile çevrili "özel kapalı mekanların" daha geniş ölçekli "üstü açık mekana" aktarılmasıdır. Meydan'ın tabanı özenle yer yer yanık kerpiç malzeme, yer yer de yerinde yakılmak suretiyle elde edilen kırmızı top*rak ile kaplanmış. Birçok kez yenilenen taban her se*ferinde özenle temizlenmiş. İkinci yenileme işleminin yapılması sırasında dikilitaşlar kırılarak yatırılmış ve "gömülmüş" (Resim 7). Bütün bu "özel eşyalar" ve işlemler çayönü halkı için bu Meydan'ın "çok özel önemi" olduğuna işaret etmekte. Meydan'ın kuzeyin de özenli yapılmış köyün daha ayrıcalıklı kişilerinin oturduğu konutlar, kuzeydoğusunda da Terraza Ya*pısı yer almakta.

Terraza Yapısı Çayönü halkının mimaride ulaştığı ustalığı yansıtır: Dıştan dışa 12x9,25 m. boyutlarındaki yapının kalın taş duvarlarına karşılıklı ikişer tane taşıyıcı olmaktan çok, "özel anlamı" olduğunu düşündüren küçük payeler yerleştirilmiştir. Yapının döşemesi, ortalama 12 cm. kalınlığında söndürülmüş kireç ile birbirine bağlanmış küçük beyaz kireçtaşından bir dolgunun üzerine aynı cins kırmızı renkli taşın dökülüp, bastırılması ve açkılanarak düzeltilmesi şeklinde yapılmıştır. Döşemenin düzgünlüğü çayönü halkının "düzeç" olarak sudan yararlanmış olabileceğini akla getirmektedir. Kırmızı döşemenin içine, ya*pının kuzeygüney eksenine koşut, payelerin hizasına gelecek şekilde, beyaz taşlarla yapılmış ikişer tane beyaz hat yapılmıştır. Ayrıca kuzeydoğu köşesinde ağzı kuzeydoğuya dönük kilden yarımay şeklinde bir "ocak" yerleştirilmiş. Yan yüzünde stilize insan yüzü kabartması işlenmiş sığ bir teknenin çeyrek parçası yapının içinde bırakılmış. Döşemenin ortası tahrip edilerek yapı terk edilmiştir.

Hücre Planlı Yapılar evresinin sakinleri taşın yanı sıra topraktan daha fazla yararlanmaya başlamışlar sadece yapılarında değil diğer günlük kullanım araç gereçlerinde de... Kerpiç çamurundan yapılmış kaba kaplar, kil "tabaklar", ev modelleri, küçük kil toplar, yassı pullar vs...
Hücre Planlı Yapılar'ın son kullanım dönemleri çayönü'nün günlük yaşantısında önemli birtakım değişikliklerin olduğuna işaret etmekte. Bu değişikliklerin nedenlerini tam olarak bilemiyoruz ancak yapılarda ilk kez birtakım yenilemeler ve ekler göze çarpmakta. Daha sonra köy sakinleri birden bire yapılarını tekrar çukur tabanlı olarak yapmaya başlıyorlar. Daha önceki özen de kayboluyor, evler basit taş duvarlı ve geniş dörtgen tek odalı. Dış kullanım alanlarında eski düzen yok, hatta çok önem verdikleri Meydan bile bir çöplük alanı haline dönüşmüş. Bir süre ortak özel yapılar yapılmış ama eski görkemlerinden eser yok. Çok sayıda evcil koyun ve keçinin ortalıkta gözükmesi, bu hayvanlara "bağımlı yaşama" ve belki de bu hayvanları "getiren" yeni sakinlerin gelenekleri Çayönü halkının yüzlerce yıllık alışkanlıklarını değiştirmiş. Bu halkın nasıl bir yaşam sürdüğünü, geleneklerini bilmiyoruz. Bildiğimiz, yalnızca Çanak Çömleksiz Neolitik köyün kuzeydoğusuna yerleşmiş oldukları, yapılarını ahşap, saz ve kerpiç karışık yaptıkları ve kaba çanaklar kullandıkları.


Çayönü halkı ne ile beslenirdi?
Çayönü halkının temel besin maddesi et. Et uzun süre av hayvanlarından karşılanmış. Yerleşmenin ilk önemlerinde daha çok domuz, geyik, yabani koyun ve keçi avlanmış. Daha sonraları yabani sığır da önemli bir yer tutuyor. Yakın çevrede domuzun çok bol bulunması, hatta dişi ve yavruların köyün içinde gezmeleri bazılarının avlularda tutulmuş olabileceği olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Kısaca çayönü hal*kı domuzu kısmen evcilleştirmiştir. Koyun ve keçinin evcilleşmesi ise Hücre Planlı Yapılarda oturan insanlar tarafından gerçekleşmiş olabilir ya da başka yerden evcil koyun ve keçi getirilmiş. Hemen yanı başlarındaki akarsu ve göllerden tatlı su yumuşakça*ları toplamışlar, balık avlamışlar.
Bitkisel gıdalarda en büyük pay yabani mercimek ve fiğde. Yabani tahıllar da yeniyor. çayönü halkının einkorn buğdayının tarım denemeleri ancak Izgara Planlı Yapılar' da oturanlar tarafından gerçekleşmiş. Hücre Planlı yapıda oturanların olasılıkla küçük tarlaları var. Çevrede bol miktarda bulunan zengin menengiç. sakız, badem gibi yağlı bitkiler bitkisel yağ gereksinimini karşılamış. Çevrenin yenilebilir bitki örtüsü de çok zengin.

Çayönü halkının evinde ne tür aletler bulunurdu?
Çayönü halkının ev eşyası oldukça çeşitli, bu çeşit zamanla uğraşların çeşitlenmesine bağlı olarak değişmekle birlikte değişim iç/dış mekan kullanımının, daha önceki sayfalarda da söz ettiğimiz gibi, zaman içindeki çeşitli etkenlere bağlı olan değişkenliği ile de doğrudan ilişkili. Değişik nitelikteki eşyaların dağılımına baktığımız zaman yerleşmede, zaman zaman oldukça "katı" normlara bağlı bir düzenin, bulunduğu anlaşılıyor.

Çayönü halkı değişik boyutlarda çakmaktaşından, taş ve kemik alet kullanarak biçimlendirdiği ok ve mızrak uçlarını alıp ava giderdi. Bazen taş "top"ları da kullanmış olabilirler. Avladıkları hayvanı bazen avladığı yerde parçayıp kendilerine gerekli olan kısımları alıp getirirlerdi. Derisini çakmaktaşı ve doğal camdan kazıyıcılar ile yüzer, tabaklayıp kewik spatularla işlerdi. Deriyi yine doğalcamdan bıçaklar ile kesip biçer, kemikten değişik boyda bızlarla delikler açıp deri sınmları ya da bitkisel liflerden yaptığı iplikleri geçirdiği kemik iğnelerle dikerdi. Belki de üzerini boncuk ve halkalar ile bezerdi. Eti doğalcam bıçaklarla doğrar ve bazen bazalt sığ "tepsi"lerde bazalt havan elleri ile döverlerdi. Belki çok yedikleri mercimek ve fiği de dövmek için havan ellerinden yararlandılar. Göl ve deredeki balık avında kullan*dıkları ağlarına taş ağırlıklar astılar. Bazen kemik oltalar ile balık avladılar.
Buğdayı ve mercimekgilleri ekmek için taş kazmalar ile tarlalarını düzeltip kazdılar. Ektikleri buğdayı hasat için geyik boynuzlarına yuvalar açarak, çakmaktaşı bıçaklar yerleştirerek çeşitli doğal yapıştırıcılarla sabitleyip oraklar yaptılar. arakları kullanırken ellerini acıtmaması icin sapına keten litinden ördükleri kumaşları sardılar Buğdayı toplarken aynı zamanda "ellik" görevini gören sığırın kürek kemiğinden yaptıkları "V" biçimli bir aletten yararlandılar. Buğdayı evlerindeki bazalt yassı taş üzerinde bazalttan ellerine oturan ağır taşlarla öğüttüler. Belki de bazalt parçaçıklarından arıtmak için sınm elekler de kullandılar. Ekmek yapıp yapmadıklarını ise maalesef bilmiyoruz.
"Ellik" olasılıkla evlerinin çatılarına serdikleri, sepet ve hasır örmek için kullandıkları sazları biçerken de kullanıldı. Sazları ve keteni ezip lif haline getirmek için ince sık yivli taş aletlerden yararlandılar. Liflerle hasırlar örüp evlerine serdiler. Ördükleri de*ğişik boyda sepetleri zamanla kerpiç toprağı ile sıvayıp kaba kil kaplar yaptılar. Bazen büyük zahire ambarları oluşturdular.
Evlerini yapmak, ısınmak için odun kestiler taş baltalarla. Kestikleri ağaçlar bazen tahta veya boynuz saplı keser ve keskilerle ahşap eşyalara dönüş*tü2, üzeri taş kakmalarla bezendi. Süs eşyalarının üretiminde kullandıkları özel kazıyıcılar (Çayönü Aleti) geliştirdiler. Evlerinin "bir köşesine" aletlerini yapmak için kullandıkları kemik, boynuz, çakmaktaşı ve doğalcam yumruları gibi hammaddeleri sakla*dılar. İçinde küçük şeyler, bazen doğal boya yapımında kullandıkları okr ezdikleri kireçtaşı minik havanlar var. Daha "zengin evler"de oyun taşları ve kil "pul"lar bulunurdu. Bu pulların bazıları belki de değiş tokuşta kullandıkları "paralar"dı. Son evrelerin çok kullanılan eşyası yuvarlak yongalanmış kazıyı*cıların, ne işe yaradıklarını tam olarak anlamış değiliz ancak çok sayıda bulduğumuz bu eşyanın Çayö*nü halkı için çok işlevsel olduğu kesin.
Çayönü halkı süslenmeye oldukça düşkünmüş... Ergani Ovası'nın toprağının özelliğinden ve orga*nik maddelerin kolay kaybolur niteliğinden birçok şey toprağa karışıp gitmiş aneak elimize geçen taş, kemik, kavkı, diş, malakit ve bakır gibi maddelerden üretilmiş olanlar... Köyün ilk sakinleri hemen yakınlarındaki tatlı su kaynaklarından topladıkları salyangozlardan, bol miktarda yedikleri domuzların ön ke*sici dişlerinden ve çevreden topladıkları genellikle yumuşak taşlardan halka, damla şeklinde biçimlendirdikleri boneukları takmışlar.
Zamanla taşlara söbe, eşkenar dörtgen, yassı dikdörtgen, trapez, silindirik gibi değişik biçimler vermeyi öğrenmişler (Resim 9), özellikle bu yassı dörtgen olanlara çakmaktaşı uçlu matkaplarla gayet ustalıkla koşut çift delikler açmayı geliştirmişler. Çift delikli boneukları, çok delikliler ve içten birbirine bağlanan delikliler izlemiş. Çevredeki taşların çeşitliliği ve renkliliği boneuklara da yansımış. Çoğunlukla yumuşak ve orta sertlikteki taşları kullanmakla birlikte serpantin, quartz ve doğalcam gibi sert taşları da işlemişler. Boneukların yüzeylerini özenle dü*zelterek kemik ve deri ile parlatmışlar, taşların parlaklığı daha çok hoşlarına gitmiş olmalı ki üzerlerine ayrıca bezeme yapma gereksinimi duymamışlar. Geometrik biçimler daha çok tercih edilmiş gibi, çok az betimlenmiş boneuğa rastladık. Boneukların yanısıra giysiye tutturulmaya elverişli olarak hazırlanmış yivli taşlar ve düğmeler de üretmişler.

Kanallı Yapılarda oturanlar malakit boncukları takılara daha fazla katmaya başlamışlar. Malakit top*lamaya gittiklerinde rastladıkları bakır parçalarının ısıtıldığı zaman daha kolay biçimlendirildiğini keşfettiklerinde bu malzeme ile yassı levhacıklar yapıp bunları bir sopa çevresinde döndürüp bükerek değişik büyüklükte silindirik boncuklar yapmışlar. Burarak yaptıkları ince halkalar olasılıkla küpe, yüzük veya hızma gibi kullanılmış. Benzer yöntemle yaptıkları iğne ve bızlar deriye delik açmalarını, olasılıkla, daha da kolaylaştırmış. Tatlısu salyangozları kabuk*larından boncukların yerini zamanla tatlısu çift kavkılı yumuşakçalarından yapılmışları almış. Bu ka*buklardan değişik boncukların yanısıra çift delikli sedef düğmeler de bicimlendirmiş. Izgara planlı yapıların bulunduğu dönemin sonlarına doğru köye Akdeniz kökenli ilk deniz kabukları gelmiş, kabukların birleşme kesimlerine açılan karşılıklı iki delik bunları da bir takı öğesine dönüştürmüş. Zamanla yerleşmeye gelen kabuk sayısında artış görülmesine karşın son dö*nemlerinde, Geniş odalı yapılar döneminin ortala*rında çok azalmış, tıpkı di*ğer taş boncuklar gibi...
Değişik boyutlardaki hal*kalar bazen yalın bazen de yiv ve çıkıntılarla bezenmiş. Yalın olanlarda genellikle beyaz taşları, bezemeli olanlarda ise koyu renkli taşları tercih etmişler. Küçük yalın olanlar giysilerin üzerine dikilmiş. Büyük*ler ve bezemeliler ise bilezik olarak kullanılmış, bazılarının hızma veya küpe olarak kullanılmış olmasıda kuvvetli bir olasılık. Bileziklerin hep parçalar halinde bulunması herhangi bir nedenden ötürü "bilinçli kırılmış" olabileceklerini akla getirmektedir.
Daha kolay işlenen ve ortasında doğal deliği olan kemik malzemeden çok sayıda değişik alet üretilmiş olduğu halde takı nedense daha az tercih edilmiş. Önceleri küçük memelilerin uzun kemikleri kullanılmış, zamanla uzun ve yassı kemiklerden de boncuk yapımında yararlanmışlar. Kemik "kemer tokaları/kancalar" ve deliksiz iğnelerin süslenmenin yanısıra olası*lıkla giysilerin üzerinde bağlayıcı işlevi de vardı.
Hızma kullanımı da oldukça yaygınmış, iki ucu hafif sivriltilmiş ya da bir ucu "çivi başlı" gibi taş,
Jemik ve kil nesnelerin bu işlevi gördüğünü düşünüyoruz. inceltilmiş domuz dişlerinin buruna takılması günümüzün bazı yerli kabilelerinde de rastlanan bir gelenek. çayönü halkı kendini süslerken kullandığı eşyaların bazılarını da bezemiş...
Değişik malzemelerden değişik biçimli kakmalar elimize ulaşan en iyi örnek*ler. Çoğunlukla değişik tonlarda siyah ve kırmızı, seyrek olarak da beyaz taşların, malakit ve tatlısu kabuklarının dikdörgen, yuvarlak gibi geometrik biçimlerin yanısıra doldurulacak alanın biçimine uygun biçimlendirilmiş kakmalar da yapmışlar. Kakmalar olasılıkla ağırlıklı olarak ahşap eşyayı süslemede kullanılmakla birlikte taş "yuvalık akmalar" ve iki tane Akdeniz kökenli kabukdaki izler Çayönü halkının bu sanattaki başarılarının delilidir.
En sık bezenmiş aletler yivli taşlar. Genellikle üstte kolayca taşınabilecek büyüklükteki "sap düzelticisi" olarak yorumlanan "yivli taşlar"ın arka yüzeylerine çoğu zaman çeşitli ge*ometrik bezekler kazımışlar. Kazıma ve sokma bezekle bezenmiş az sayıdaki taş ve kemik alet ve takının (Resim 10) sahipleri genellikle Izgara Planlı Yapılar*da oturanlar... Çayönü halkı taşı kullanarak çok sa*yıda değişik nesne üretmesine karşılık kap yapımında taşı fazla tercih etmemiş. Az sayıdaki kap parça*sının çoğu yalın, birkaç tane koyu renkli kap parçasının da iki tanesi dışında çok iddialı bezemesi yok.
Kilden yapılmış bezemeler de var, aplikler gibi, ancak bunlar genellikle küçük münferit parçalar halinde bulunduğundan nasıl kullanıldığını henüz anla*mış değiliz.

çayönü çocuklarının "oyuncaklar"ı
Taş toplar, kil toplar, hayvan heykelcikleri, insan heykelcikleri... Heykelcik*lerin hiçbiri çok iddialı de*ğil, özel kült yapılarının içinde de yok, hatta çoğu açık alandan, işliklerin içinden. Büyü amaçlı kullanıldığını gösteren bir veriye rastlanmadı. Keçi, koyun gibi hayvan heykelcik*leri özellikle köyde evcil koyun ve keçilerin artması ile koşut gidiyor. Kadınlar stilize olarak betimlenmiş.

çayönü halkının "ölüm" kavramı
çayönü halkı için "ö*lüm" bugün bizim anladı*ğımızdan çok farklı bir kavram... Onlar için cansız bazı varlıkların da "ruhu" nun olduğu inancı geçerli. Aslında bu kavram sadece çayönü'ne özgü değil, eş zamanlı başka yerleşmelerde de karşımıza çıkmakta. Özellikle bu olgu oturdukları ve değişik amaçlı kullandıkları yapılar, bazen açık alanlar için de geçerli. Bu yapılara özgü eşyalar da aynı niteliği taşımakta. Bu kavramın çayönü'nün hangi aşamasında ortaya çıktığı biraz muğlak ancak Izgaralı Yapılar döneminden itibaren izini sürebiliyoruz.
Yapılar bir kez yapılır, kullanılır ve gömülür. Evler, ilk zamanlarda terk edildikleri zaman belli bir düzlemde bırakılıyor ve üzerine yeni bir yapı yapılıyordu. Özel yapılar ise "gömülmeye karar verildiği zaman" temizleniyor, bazen bazı kesimleri "bilinçli" olarak bozuluyor, dikilitaşlar kırılıyor veya yatırılıyor, içine kendi eşyaları ve/veya "hediyeler" bırakılıyor ve temiz toprak ile doldurularak örtülüyor. Daha ileriki dönemde bu işlemlerin yanısıra çok odalı, gerek evlerin gerekse özel yapıların kapıları taş ve toprak ile örülüyor ve yakılıyor. Yanmış kerpiç yapının içine dolduruluyor ve bazen üzeri tekrar taş bir örtü ile kaplanıyor.

Bazen eşyalar da gömülüyar
Ustalıkla işlenmiş siyah büyük bir taş kap artık "öldüğü" için Meydan'daki bir çukura gömülmüş. Kafa tas lı Yapı'nın içindeki üzeri kırmızı boyalı kaideli toprak kap da insanlar ile birlikte odanın içine gömülmüş. Yine aynı yapının eski sunak taşı parça*lanıp odalara dağıtılmış. Cenazeler için farklı yöntemler uygulanmış Köy halkının ilk mezarları oldukça mütevazı. Kulübenin altına veya avluya açılan bir çukura ölü anne karnındaki (hocker) gibi katlanıp sağ yanına yatı*rılmış ve yüzleri toprağa döndürülmüş. Yanına bırakılan yegane armağan küçük birkaç parça aşı boyası topanı. Izgara planlı yapıların sakinleri, yer yer boşalanlara, eski yanmış terk edilmiş kulubelerin dolgularının içine gömmüş ölülerini, bazen de oturdukları yapıların avlularına veya seyrek de olsa ızgara aralıklarına, tek tek veya ikili üçlü gruplar şeklinde. Ba*zılarının yanında hediye olarak taş alet bırakılmış. Gömülerden birinin kafatasında beyin ameliyatına ait izler saptandı. Ancak ızgara planlı yapılar içinde bulunmuş olan mezar sayısı çok az. Yapıların yaşam düzleminin yerden yükselmesi mezar yeri konusunda olasılıkla sorunlar yaratmış. Yerleşmenin Kanallı Yapılar evresinden itibaren kesin olarak kullanıldığını bildiğimiz "Ölü Evi" Kafataslı yapı belki de bu gereksinim sonucu ortaya çıkmıştır. En az altı kez yenilenmiş Kafataslı Yapı'nın ilk planı söbe. İçinde çok sayıda birincil ama çoğunlukla ikincil dışarıda açıkta çürütülmüş ya da önce başka yerde gömülmüş ve sonradan mezar açılarak başka yere taşınmış gömüler tabanda açılmış çukurların içine rastgele gömülmüş. Çukurlardan birinde boynuzlarıyla birlikte yabani sığır kafası da bırakılmış. İnsanların yakınına hayvan gömme çok sık olmamakla birlikte uygulanan bir gelenek. Izgara planlı bir yapının altındaki mezarın çok yakınına bir köpek ve bir yabani domuz kafası gömülmüş.

Daha sonraki dörtgen planlı olarak inşa edilen Kafataslı Yapı bu yapının dolgusunun içine oturmuş, bu işlem sırasında bu alanda kalan mezarların taşı*nıp taşınmadığını bilmiyoruz. Dörtgen planlı Kafataslı Yapı'nın görkemli törenlere şahitlik etmiş olduğunu varsaymak çok yanlış olmasa gerek. Avlusundaki üzeri özenle düzeltilmiş pembe "musalla taşı", duvar altındaki kırmızı aşı boyası, yapının içine bı*rakılan kilden kırmızı boyalı bir tören kabı, düzen*lenmiş kafatası ve uzun kemiklerden oluşan hücresi, taşınıp dizilmiş kafatasları, aralarda bırakılmış takı*lar, boynuzlar...
Kafataslı Yapı'nın Taş Döşemeli Yapılar evresinin sonlarında "gömülmesi" cenazelerin evlerin taban altına taşınmasına neden olmuş. Bu "radikal" deği*şikliğin nedeni henüz anlaşılmış değil. Hücre Planlı Yapılarda oturanlar ölülerini bazen tek tek bazen de grup halinde gömmüşler. Çoğu zaman hediyelerle donatmışlar (Resim 11). Hediyeler çeşitli takılar, doğalcam yonga ve aletler, sürtmetaş aletler bazen yiyecek. Ancak bunda seçici davrandıkları görülmekte. Ayrıcalık kıstasını bilemiyoruz, ancak bunun sosyal statü ile ilişkisi olabilir. Bu dönem yapılarından birinin içindeki kil seki aynı zamanda bir kadına tabut vazifesi görmekte. Geniş odalı yapılarda oturanların ölülerini nereye gömdükleri şimdilik meçhulümüz ancak artık yerleşme dışına taşındığı bir gerçek. Bu gelenek Çanak çömlekli Neolitik köy halkı tarafından da sürdürülmüş.

SONUÇ
Çayönü özellikle Yakındoğu Neolitik Dönemi için önemli bir yerleşme. Ovanın tek yerleşmesi değil ancak ovanın en büyük köyü gibi gözüküyor. Ergani Ovası'nın insanlara gerek beslenmeleri gerekse hammadde kaynakları açısından sunduğu olanakları binlerce yıldan beri insanlar oldukça iyi değerlendirmişler. Bu yazı bu kullanımın küçük ama oldukça önemli döneminin kısa bir sunumu.

NOTLAR
1- Resimler: İstanbul Üniversitesi çayönü Kazısı Arşivi - Prehistorya Anabilim Dalı.
2- çayönü Tepesi'nin toprağı ahşap herhangi bir malzemeyi saklamaya elverişli değil. Ancak toprakta iz olarak, ya da çakmaktaşı ve doğalcam aletler üzerindeki iz analizlerinden yoğun ahşap işciliğinin var*lığı ve kısmen niteliği anlaşılabilmektedir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4082
favori
like
share
burak_narin_56 Tarih: 16.01.2009 00:18
paylaşımın için tşk edrim