Antalya Kaleleri ve Surları


Antalya Şehir Surları (Merkez)





Helenistik dönemde surlar, tiyatro plânlı şehrin etrafını çeviriyordu. Bizanslılar döneminde ikinci bir sur ve hendekle takviye edilmiştir.

Antalya’nın ilk surlarının II. Attalos zamanında yapıldığı bilinmektedir. M.S. 130 yılında Roma imparatoru Hadrianus, Antalya seferi sırasında "Hadrianus Kapısı"nı yaptırmış, surların doğu bölümünü de onarttırmıştır. Antalya, M.S. 395 yılından itibaren Bizans döneminde, özellikle Akdeniz ticareti açısından işlek bir liman olmuştur. VII.yüzyıldan başlayarak Arap akınlarına uğrayan şehir, 860 yılında Abbasi halifesi Mütevekkil’in kumandanı Fazıl bin Karin tarafından kısa bir süre zapt edilmiştir.

Bizans imparatoru VI. Leon ve oğlu Konstantin Porphrogenetos döneminde (M.S. 912-914) surların yeniden onarıldığı bilinmektedir. Bu dönemde surlar, ikinci bir sur ve sur dışında bir hendekle kuşatılmıştır.

Eski Antalya kenti, birisi deniz ve birisi de karadan olmak üzere at nalı şeklinde iki surla korunmaktaydı. Ayrıca şehir içi yerleşim merkezlerini birbirinden ayıran duvarlar da vardı. Dış surlarda çok sayıda ve elli adım aralıklarla kuleler bulunuyordu. Antalya surlarının geçmişi antik çağlara kadar uzanır. Genellikle Helen devri temelleri üzerine Romalılar tarafından yapılmış olup Selçuklular devrinde genişletilmiş ya da onarılmıştır. Duvarlarda çok sayıda antik özellik taşıyan taş bloklar kullanılmıştır. XIX.Yüzyılın sonlarına kadar neredeyse tamamı korunmuş haldeydi.

Günümüzde sadece kent içindeki bazı burçlar, Hadrian kapısı, Saat Kulesi, Hıdırlık Kulesi ve bazı duvar kalıntıları varlığını korumaktadır.


Şehir Surları (Alanya)





Yüksek yamaçlardan Akdeniz’e doğru dimdik inerek şehri üç kısma bölen surlar günümüze iyi bir durumda ulaşmıştır. Yapımında Helenistik ve Roma dönemine ait yapı malzemeleri kullanılmıştır. Bunun yanı sıra Alanya’nın ele geçirilişinden sonra Alaeddin Keykubat surları onarmıştır. Bu, kitabelerle süslü, saray kapısı izlenimi veren sur kapılarında kendisini göstermektedir. En yüksek noktasında iç kalenin bulunduğu surları beş bölümde incelemek yerinde olacaktır.

Birinci Bölüm: Kızıl Kule ile tersaneyi birbirine bağlayan yay şeklindeki kısımdır. Rıhtımı çökmüş olmasına rağmen surların ortasında yer alan depolar, Selçuklulara ait küçük bir çeşme buradaki belli başlı eserleri meydana getirmektedir.

İkinci Bölüm: Limana hakim tepenin sağ tarafında yapılan bu bölüm Selçuklular döneminde yeniden yapılmışsa da esas temeller Helenistik döneme kadar inmektedir. Oldukça iri taş bloklardan meydana gelen bu bölüm, kuzey-batıdaki Ehmedek burcunda sonlanmaktadır. Ayrıca buradaki Esat Burcu ile limandan ayrılan gemileri uğurlayan Uğur Kapısı önemle üzerinde durulması gereken kuleler arasında isimleri geçmektedir.

Üçüncü Bölüm:Alanya’nın kuzeyindeki bu bölüm belki de Selçuklular döneminde yaşamış bir mimara mal ederek Ehmedek diye isimlendirilmiştir. Burası üçer kuleli, iki ayrı bölümden meydana gelmiş olup, tamamen Helenistik devir kalıntıları üzerine inşa edilmiştir.

Dördüncü Bölüm: Ehmedek ile İç kale arasındaki yamaç üzerindedir. Bu bölüm Selçuklular ve Osmanlılar tarafından da önemli bir yerleşme yeri olmuş, bunun sonucu olarak da Akşebe Türbesi, Sultan Süleyman Camisi (Kale Camisi), çarşı, kervansaray, Mecdüddin Sarnıcı gibi yapılar birbirini izlemiştir. Ayrıca surların bu bölümü içerisinde yer alan iç kale de kayalığın en yüksek yerindedir. İçindeki iki büyük su sarnıcından günümüzde de yararlanılmaktadır. Bunların yanı sıra küçük bir kilise Bizanslıların buraya yerleştiğine işaret etmektedir.

Beşinci Bölüm: Alanya, bu surların kuzeydoğusunda kalmakta, arada da çalılıklarla kaplı büyük bir yamaç bulunmaktadır. Bu bölümdeki belli başlı eserler, Selçuklu hamamı ile Arap Evliyası olarak isimlendirilen küçük bir Bizans kilisesidir.


Alanya Kalesi (Alanya)





Kale, 6,5 km. sur uzunluğu, 140’ı bulan burçları, içindeki 400’e yakın sarnıcı, yazıtlı kapıları ile Selçuklu sanatını en iyi yansıtan, bir açık hava müzesi görünümündedir.

Surlar, Kızılkule’den başlayarak, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda Burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu’na inerek Tophane ve Tersane’yi geçip başladığı yer olan Kızılkule’de son bulur.

Kalenin ilk iskân tarihi Helenistik Döneme kadar inse de gerçek anlamda Selçuklular tarafından tüm görkemliği ile abidevi hale getirilmiştir. Kalenin, içkale olarak adlandırılan ve yarımadanın batı köşesinin en yüksek yerinde kurulmuş olan bölümünün denizden yüksekliği 250 metreyi bulmaktadır. İdari ve askeri örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle dört yönden dayanıklı surlarla çevrilmiştir. İç kalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. İç kaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir.

Son yıllarda Türk bilim adamlarınca, güneydoğu köşeye doğru uzanan büyük yapı grubunda arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Son bulgular burasının sultan sarayı olabileceğini göstermektedir. İç kalede bugün gezerken görebileceğiniz diğer yapı grubunun da, askerî amaçlı kışla, yatakhane ve depo olabileceği sanılmaktadır.





İç kalenin yaklaşık ortasına isabet eden yerde küçük bir Bizans Kilisesi göze çarpmaktadır ki, bu da kalenin inşa edildiği tarihten çok önceleri de kullanılmakta olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca kilisenin günümüze değin kalabilmesi, Selçukluların farklı dinden olanlara ve onların tapınma yerlerine gösterdikleri bir saygının da kanıtı olup bu bağlamda daha fazla korunması gereken yapılardandır.

Yonca yaprağı planlıdır. Yuvarlak kemerli pencereler ve sağır nişlerden oluşan geniş kasnak merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Kilisenin fresklerle süslü olduğu bugün kalan izlerden belli olmaktadır. Mimarî özelliklerden dolayı XI.yüzyıla tarihlenmektedir.

Alaaddin Keykubat, kaleyle bütünleşen birçok anıtsal yapılar da yaptırmıştır. Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biri olan Kızılkule, kaleyle bütünlük sağlayan, plan ve ihtişamı ile Alanya’nın simgesi durumundadır. Limanı sürekli denetim altında tutmak amacıyla yapılmış olup çapı zeminde 29 metre, yüksekliği 33 metreyi bulmaktadır. Sekizgen planlıdır. 1226 yılında yapıldığı bilinen kulenin mimarî kuzey yönündeki yazıtta Halepli Ebu Ali olarak geçmektedir. Kulenin güneyindeki yedi satırlık yazıtta ise Sultan Alaeddin Keykubat övücü vasıflarla yüceltilmektedir.





Yapımı sırasında Antik Çağa ait devşirme malzemeden yararlanılmıştır. Her bir yüzdeki mazgallar, gözetleme pencereleri, düşmana zift ve kaynar su dökmeye yarayan önleri peçeli delikler yapıya ayrı bir güzellik verirler. Selçukluların Akdeniz’le ilk tanışmalarını simgeleyen Tersane de Alanya Kalesi’nin bütünlüğü içerisinde tüm görkemliği ile sağlam bir şekilde durmaktadır. Beş tonozlu bölmeden ibaret olan yapı yaklaşık 57 metre uzunluğunda, 40 metre derinliğindedir.

Giriş kapısındaki yazıt Sultanın armasını taşımakta olup, rozetlerle süslüdür. Kapının sağ tarafında küçük bir oda yer almakta olup bu oda kimi bilim adamlarına göre mescit olarak kullanılmış kimilerine göre depo olarak değerlendirilmiştir. Kapının sonundaki odanın ise Tersanede görevli memurlar için düzenlendiği sanılmaktadır. Selçuklular Sinop’tan sonra ikinci deniz üssü niteliğindeki bu Tersane ile Akdeniz’e açılmışlar, hatta bu tersane ile Alaaddin Keykubat "İki Denizin Sultanı" unvanını almıştır. Yapım tarihi 1227’dir. Tersaneyi güvence altına almak amacıyla yapılmış olduğu sanılan Tophane 14 x 12 metre ölçülerinde iki katlı dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu yapı da Sultan Alaeddin Keykubat’ın eseridir.


Alara Kalesi (Alanya)





Alara Kalesi, Alanya’nın 37 kilometre batısında, denizden 9 kilometre içeride Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır. İpekyolu üzerindeki kalenin işlevi, Alara Çayı kenarındaki handa mola veren kervanların güvenliğini sağlamaktır.

Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban otları ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir.

Kalenin içinde kayalar oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale görevlilerinin odaları, cami ve hamam vardır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3045
favori
like
share
Nerissa-Su Tarih: 30.05.2012 11:51
Alanya Kalesi Hakkında - Alanya Kalesi Tarihi - Alanya Kalesi Resimleri - Alanyadaki Kaleler[/h]



Sur



Alanya Kalesi, Antalya'nın ilçesi Alanya'nın simgelerinden biri olan kale. Denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerinde bulunur. Surlarının uzunluğu 6.5 kilometreyi bulur.


Sur


Kandeleri adıyla da bilinen Alanya yarımadasındaki yerleşim, Helenistik döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. Kale, 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılmıştır. Kalenin 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 1200'e yakın sarnıç yapılmıştır. Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılmaktadır. Surlar, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu'nu inerek Tophane ve Tersane'yi geçip Kızılkule'de son bulacak şekilde inşa edilmiştir.
Tarihi

Romalı korsan Tryhos'un savaşçıları tarafından MÖ 2. yüzyılda Korakesion adıyla kuruldu. Doğu Akdeniz'deki korsan faaliyetlerinden rahatsız olan Romalılar, kaleyi MÖ 64-65 yıllarında ele geçirdiler. Kale ve etraf›ndaki yerleşim, 1217-18 yıllarında I. Alaeddin Keykubad tarafından Selçuklu ülkesine katıldı Sonra sırasıyla Karamanoğulları, Memlükler idaresine geçmiş, son olarak da Kanuni Sultan Süleyman taraf›ndan fethedilmşti.



Kaleden Liman Görüntüsü


Yarımadanın zirvesinde açık alan müzesi olarak değerlendirilen İçkale bulunmaktadır. Sultan Alaeddin Keykubad sarayını burada yaptırmıştır. Kalede yerleşim günümüzde de sürmektedir. Taşıt trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir.