Nevşehir Turizmi Hakkında


Tarih Öncesi Çağlarda Nevşehir ve Çevresi
(M.Ö.6500-2000)
Nevşehir (Muşkara) ilinin en eski yerleşim yeri Gülşehir ilçesi Civelek Mağarası’nda görülür. Avanos’un Sarılar beldesi yakınlarındaki Zank Höyük’te DTCF Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hüseyin Sever’in başkanlığında yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı’na (M.Ö.3000-2000) ve Assur Ticaret Kolonileri Çağı’na (M.Ö.2000-1750) ait eserler ele geçmiştir. Nevşehir civarında bulunan çok sayıdaki höyüklerde özellikle Eski Tunç Çağı’na ait kalıntılar tespit edilmiştir.
Prehistorik Dönem
Kapadokya Bölgesi’ndeki Prehistorik Dönem kültürleri en iyi şekilde Niğde-Köşk Höyük, Aksaray-Aşıklı Höyük, Nevşehir-Civelek Mağarası’nda görülür. Her üç yerleşim yerinde kazı çalışmaları devam etmektedir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1931
favori
like
share
bambam06 Tarih: 07.12.2007 02:22
bilgiler için teşekkürler
varolcan Tarih: 26.08.2007 17:14
ellerine sağlık ustam
Kemal50 Tarih: 26.08.2007 08:04
Güvercinliklerin yapılış nedeni etinden ziyade gübresinden yararlanmak içindir. Yöre çiftçileri tarafından nesilden nesile bağ ve bahçelerde verimi arttırmak için güvercin gübresi kullanılmış, bu nedenle çok sayıda güvercinlik inşa edilmiştir.
Güvercinlikler inşa edilirken 5-10 metre kareli geçmeyen bir odacığın 3 kenarına 4-5 sıra halinde kuşların tünemesi ve yumutlaması için küçük nişler (oyuklar) açılmış, gerektiğinde de boydan boya ahşap tünekler konulmuştur. Bu işlem fasatı yıkılan bazı güvercinliklerde kolayca izlenebilir. Güvercinlikler vadi seviyelerinden oldukça yükseğe inşa edildiklerinden ya içten oyulan bir tünel vasıtasıyla ya da merdivenler sayesiyle ulaşılabilmektedir. Başka tip güvercinlikler de manastır veya kilise olarak yapılmış kaya oyma yapıların girişleri ve pencere boşlukları kapatılarak kullanılmış olanlardır. Çavuşin Kasabası yakınlarındaki Çavuşin (Nicephorus Phocas) Kilisesi, Göreme’de Kılıçlar (Kuşluk) Meryemana Kilisesi ve Karşıbucak Vadisinde yer alan kiliseler buna en iyi örnektir. Bugün güvercinlik olarak kullanılmış manastır ve kilise frekslerinni sağlam kalmasını güvercinlere borçluyuz. Çünkü bu sayede freskleri olumsuz yönde etkileyen güneş ışınlarından ve insanlardan uzak kalmışlardır. Zira insanlar, güvercinliğe yılda sadece bir kez güvercin gübresini almak için girmekte, daha sonra duvarı tekrar inşa ederek terk etmektedirler.
Güvercinliklerin dış yüzeyi genelde yöresel sanatçı tarafından zamanın geleneğine ve sosyal yaşamına uygun olarak zengin bir bezeme ile süslenmiş; kullanılan boyalar da ağaçlar, çiçekler, yabani otlar ve demir oksit içeren topraktan elde edilmiştir. Ayrıca güvercinliklerde oldukça yaygın kullanılan kırmızı renk, bölgeye has ‘Yoşa’ adıyla tanınan bir toprak/çamur türünden elde edilmiştir. Yöre halkının ifade ettiğine göre beyaz boya, alçı ve yumurta akının karışımından yapılmakta, bu sayede güvercinlere ve güvercin yumurtalarına ulaşmak isteyen sansar, tilki, gelincik vs. gibi hayvanların ayaklarını kaydırarak tırmanmalarını güçlendirmektedir. Uçhisar Kalesi’nin batı tarafında yeralan güvercinliklerin büyük bir kısmına ise güvercini yırtıcı hayvanlardan korumak için kolay bir yol olan teneke veya çinko levhalar çakılmıştır.
Çok renkli boya ile süslenmiş güvercinliklerde yer alan motiflerde yöre sanatçılarının duyguları, düşünceleri, mesajları ve yaratıcılığı gizli. Yüzden fazla motifin üzerinde tespit edilebilen süslemeler, 18. ve 19. yüzyılda yaşamış Kapadokyalı sanatçıların basit, ancka mistik anlamlı olan motifleri tercih ettiklerini gösterir.Göreme, Çavuşin ve Zelve vadilerindeki güvercinliklerin hemen hepsinin sağ ve sol kenarlarında yer alan çark-ı felek motifleri, Anadolu’da görülen en eski motiflerdendir. Tarihsel açıdan dört rüzgar tanrısını temsil etmiş olmasına karşın günümüzde dönen dünyayı, dönen kaderi, feleğin ve aşkın çemberini simgeler. Üstünde kuş tünemiş hayat ağacı ve nar motifleri de çark-ı felek motifleri gibi yaygındır. Şaman geleneklerinden kaynaklanan hayat ağacı, öteki dünyaya geçişi sağlayan yol, üzerinde yer alan kuşlar ise ağaca bekçilik yapan ve bu yolculukta eşlik eden yaratıklardır. Cenneti, bolluğu ve bereketi temsil eden nar ise Anadolu’da tarih boyunca kutsal bir meyve olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda evliliğin devamlı olacağına, ailenin zengin, çocuklarının çok ve uzun ömürlü olacağına işaret eder.
Yukarıda bahsedilen motiflerin yanı sıra bazı güvercinliklerde Eski Türkçe ile yazılmış kitabeler de yer almaktadır. Genelde güvercinliğin yapıldığı tarih, ‘Maşallah’ ve ‘Allah’ kelimeleri, nadir de olsa güvercinliğin sahibinin kimliği ve mesleki belirtilmektedir.
Kapodakya bölgesi güvercinlikleri en yoğun biçimde Uçhisar civarındaki vadilerde, Göreme-Kılıçlar ve Güllüdere vadilerinde, Ürgüp-Üzengi vadisinde, Ortahisar-Balkan deresi ve Kızılçukur vadisinde, Nevşehir yakınlarındaki Çat vadisinde ve Kayseri sınırları içindeki Soğanlı vadisinde bulunmaktadır.
Kemal50 Tarih: 26.08.2007 08:04
Selçuklu Eserleri (Genel Bilgi)
Anadolu Selçukluları’nın parlak döneminde Selçuklu Sultanları, yerleşim yerlerini düzenli bir yol şebekesi ile birbirine bağlatmışlar, köprüler, kaleler, hanlar, kervansaraylar, medreseler, camiler ve türbeler yaptırmışlardır. Bunlar daha çok sultan, vezir ve zenginlerin yönlendirdiği vakıflar tarafından inşa edildiğinden sürekli olarak gelirleri bulunmaktadır. Selçuklular Arap ve İran sanat ve kültüründen büyük ölçüde etkilenmelerine karşın kendilerine özgü sanat anlayışına da sahiptiler.
Kapadokya Sivil Mimarisi
19.yüzyıl Kapadokya evleri yamaçlara, ya kayaların oyulması suretiyle ya da kesme taştan inşa edilmişlerdir. Bölgenin tek mimari malzemesi olan taş, yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktığında yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanıklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır. Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir.
Evlerin kat aralarında bulunan konsolların araları bazen tek bazen de 2-3 sıralı rozet, yıldız, palmet, yelpaze, fırıldak ve stilize bitki motifleriyle doldurulmuştur. Çoğunlukla konsolların yüzeyi perde püskülünü andırır yüksek kabartma motiflerle kaplıdır.
Evlerin pencereleri ikişer veya üçerli olup etrafları daha çok stilize bitki motifleriyle süslüdür.Pencereler ‘kanatlı’ ve ‘giyotin’ tarzda olmak üzere iki tiptir.
Her iki tip evlerde çok sayıda oturacak odalar, mutfak, kiler, depo, tandır, şarap-pekmez yapma bölümleri vs. bulunmaktadır. Misafir odalarındaki nişlerde sıva üzerine boyalı bezemeler bulunmakta; genelde püsküllü perde motifinin altında çiçek doldurulmuş kulplu vazolar, su dolduran ya da taşıyan bayanlar resmedilmiştir.
Yöresel mimarinin en ilgi çekici örnekleri 19.yüzyıl sonu ile 20.yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Bu ilginç mimari gelenek, Ürgüp, Ortahisar, Mustafapaşa, Uçhisar, Göreme, Avanos, Kayseri sınırları içindeki Güzelöz ve hemen yanındaki Başköy, Ihlara Vadisi civarında Güzelyurt başta olmak üzere tüm Kapadokya kasaba ve köylerinde de görülebilmektedir.
Kapadokya Güvercinlikleri
İslam inancında güvercin aileye bağlılığın ve barışın, hıristiyanlıkta ise Tanrı’nın ruhu’nun simgesidir. Hemen hemen bütün vadilerin yüksek kısımlarına ya da peribacalarının üst kısımlarına inşa edilen güvercinliklerin yönleri genellikle vadilerin doğu ya da güney tarafına bakmaktadır. Güvercinler, kursaklarına doldurdukları tahıl tanelerini sindirebilmek için sık sık su içme gereksinimi duymalarından dolayı ‘Su pınarlarının koruyucu kuşu’ olarak da anılırlar. Bu nedenle güvercinliklerde şu kaynaklarına yakın yerlere inşa edilmişler.
Kapadokya Bölgesi’nde yer alan güvercinliklerin büyük çoğunluğu 19. yüzyılın sonları, 20. yüzyılın başlarına tarihlenmekle birlikte, 18. yüzyılda yapılmış örneklere rastlamak da mümkündür. Pek çoğumuzun dikkatini çekmeyen bu küçük yapılar Kapadokya Bölgesi’nde oldukça nadir olan İslam resim sanatını göstermesi açısından önemlidir.
Kemal50 Tarih: 26.08.2007 08:03
Yeraltı Yerleşimleri (Genel Bilgi)
Bu yerleşimlerin büyük bir kısmı yumuşak tüfün aşağıya doğru derinlemesine oyulmasıyla inşa edilmişlerdir. Oyma esnasında oluşan alet izlerinden yapım teknikleri hakkında fazla bilgi edinemememize karşın, yeraltı yerleşimlerinin üst katları daha kaba ve düzensiz, alt katlara doğru daha düzenli ve itinalı olduğu belirgindir. Bu yeraltı yerleşimlerinde ne kadar kişinin yaşadığı hakkında henüz yeterli bir bilgiye sahip değiliz.
Kapadokya Bölgesi, geçmişte sık sık çeşitli saldırılara maruz kaldığından, bu şehirlerin yapılış amacı, daha çok tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasını sağlamaktır. Yeraltı şehirleri aynı zamanda yörede bulunan hemen hemen her evle gizli geçitlerle bağlantılıdır. Yörede yaşamış olan insanlar kendilerini daha fazla emniyete almak için yaşadıkları kayadan evlerin çeşitli yerlerine geçilmesi zor odalar, tuzaklar hazırlamış, ihtiyaç karşısında kayaların dibine doğru yeni odalar açmışlardır. Böylece koridorlar ve galeriler çoğalarak yeraltı şehirlerini meydana getirmiştir.
Yüzlerce odadan oluşan yeraltı şehirlerindeki mekanlar, birbirlerine uzun galeriler ve labirent gibi tünellerle bağlanmıştır. Galerilerin alçak, dar ve uzun olmasının nedeni düşmanın hareketlerini kısıtlamak içindir. Ayrıca bu koridorların duvarlarına aydınlatmak maksadıyla kandil ve mum koymak için küçük oyuklar oyulmuştur. Kandillere keten tohumundan elde edilen altın sarısı renkteki 'bezir' adı verilen yağı konuluyordu. Şimdiye kadar hiç bir yeraltı yerleşiminde bezir yağı üreten mekana rastlanmamıştır. Büyük bir ihtimalle dışarıdan getiriliyordu. Kandillerde yanan bezir yağından yayılan ısı aynı zamanda ısınma gereksinmesini de karşılamaktaydı.
Katlar arasında mekanları birbirinden ayıran, savunma amaçlı sürgü taşları bulunmaktadır. İçerden açılan dışardan açılması mümkün olmayan bu sürgü taşlarının çapı, 1-2.5m eni 30-50cm civarında, ağırlıkları ise 200-500 kilogramdır. Ortalarında yer alan delik kapıyı açıp kapamaya yaradığı gibi, arkadan gelebilecek düşmanı görmeye veya ok ve mızrak gibi silahlarla düşmana saldırmaya yaramaktadır.
Yeraltı şehirlerindeki bir diğer kapı çeşidi de ahşap olanlardır. Savunma amaçlı olmayan ve daha çok özel mülkiyet için yapılmış bu kapılar iki ya da üç sürgülü idi.
Yeraltı şehirlerinin en eski katları genelde giriş katları olup, daha ziyade ahır olarak kullanılmıştır. Bunun nedeni de hayvanları daha aşağı katlara indirmenin zorluğundandır. Oldukça kaba olarak oyulmuş ahır duvarlarının alt kısımlarına hayvanların yem yiyebileceği oyuklar ve hayvanları bağlamak için birer delik yapılmıştır.
Gerek kışın gerekse yazın ılık olan yeraltı şehirlerinde şırahaneler ve mutfaklar da genelde üst katlardadır. Yöreden elde edilen üzümlerin işlenerek şarap haline getirildiği şırahaneler, üzümlerin kolay taşınabilmesi için daha çok üst katlara inşa edilmişlerdir. Mutfak sayıları gözönüne alındığında her ailenin bir mutfağı olmadığı, mutfakları ortaklaşa kullandıkları ortaya çıkmaktadır. Mutfaklarda bugün Kapadokya kasaba ve köylerinde de hala kullanılan 'tandır' adı verilen yemek pişirmeye yarayan ocaklar bulunmaktadır. Ayrıca mutfak kenarlarına erzak küplerini düzenli bir şekilde yerleştirmek amacıyla küçük oyuklar yer alır.. Erzak küplerine yörede hala bolca üretilen arpa, buğday, mısır ve çeşitli sebzelerin yanısıra bira ve şarap da konulmuştur.
Katlar arasında odaların tavan ve taban kısımlarında iletişim maksadıyla yapılmış, çapı 5-l0cm yi geçmeyen haberleşme delikleri bulunmaktadır. Bu delikler sayesinde yeraltı şehri halkı uzun yorucu tünellerden geçmek zorunda kalmamakta, olağanüstü zamanlarda ise kolay ve çabuk bir şekilde savunma tedbirlerini alabilmektedirler.
Tuvalet konusu henüz tam olarak aydınlığa kavuşmamıştır. Sadece Tatlarin ve Güzelyurt (Gelveri) yeraltı şehirlerinde tuvalet bulunmuştur.
Bu yerleşim yerlerinde -uzun süren olağanüstü zamanlarda kullanılmak üzere- oturma birimleri, hatta mezarlık alanı bile bulunmaktadır. Bu mezarlıkların dini görevlilere veya önemli kişilere ait olup olmadığı konusu henüz açıklığa kavuşmamıştır.
Yeraltı yerleşimleri içinde hem havalandırma hem de haberleşme maksadıyla yapılmış, çoğu zaman yeraltı yerleşiminin tabanı ile bağlantılı bacalar bulunmaktadır. Bu havalandırma bacaları aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanılmıştır. Bazı su kuyularının ağız kısımları düşmanın suyu zehirlemesini önlemek için yeryüzü ile bağlantısızdır.
Yeraltı yerleşimlerinin birbirlerine tünellerle bağlandığını iddia edilmekteyse de bugün bunu doğrulayacak bir kalıntıya henüz rastlanmamıştır.
Kapadokya Bölgesi'nde Prehistorik Döneme ait yerleşimler bulunmasına karşın bunların yeraltı şehirleri ile bağlantısı olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Ancak bölgenin jeolojik yapısı göz önüne alındığında Prehistorik Dönem insanlarının hiç olmazsa birkaç odadan ibaret yapay kaya sığınaklarında barınmış olmaları gerekmektedir.
Sonuçta, elimizdeki mevcut bilgiler ışığında yeraltı yerleşimlerini bölgedeki ilk medeniyetlerle aynı zamana yani Prehistorik Döneme tarihlemek pek yanlış olmayacaktır. Çünkü taş endüstrisini oldukça iyi bilen Prehistorik Dönem insanlarının basit aletlerle yumuşak tüfü oyması zor değildir. Bu dönemde birkaç odadan ibaret olan, Kapadokya’ya gelen değişik topluluklar tarafından devamlı olarak genişletilen yeraltı yerleşimleri, bir önceki kültürün tüm arkeolojik izleri yok edilerek bugünkü halini almıştır. Ancak unutmamak gerekir ki yeraltı şehirlerinin en yaygın kullanımı Bizans Dönemi'nde olmuştur.
Kemal50 Tarih: 26.08.2007 08:02

Bektaş Efendi Türbesi

M.1603 yılında ölmüş olan Bektaş Efendi ile ilgili pek bir bilgi yoktur. Kubbesi ve duvarları kalem işi bezemelerle süslü olan türbe, Selçuklu Kümbet Mimarisi tarzında inşaa edilmiştir.
Çilehane-Deliklitaş
İlçenin 3km. doğusundaki Arafat Dağı’nda bulunan mağaradır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin bu mekanda halvette bulunduğuna inanılır. Ayrıca, bu delikten geçenlerin günahlarından arındığı yönünde bir inanç da vardır. Zemzem çeşmesi, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Ozanlar Anıtları ile 5.000 kişilik modern amfitiyatro bu tepede bulunmaktadır.
Beştaşlar
İlçenin 5 km kadar kuzeyinde; Çivril Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Jeolojik bakımdan önem taşıyan, beş adet dev boyutlu taş vardır. Taşların efsanesi, Velayetname’de ayrıntılı olarak anlatılır.
Atatürk Evi
İlçe merkezinde bulunan evde; M. Kemal Atatürk, 22-23 Aralık 1919 tarihlerinde konuk edilmiştir. XIX. yüzyılda inşaa olunan ev, restore edildikten sonra, Müze-Ev olarak halkın ziyaretine açılacaktır.
Nevşehir Müzesi
1967 yılında Damat İbrahim Paşa Külliyesi'nin bir kompleksi olan medrese binasında ve imarethanesinde ziyarete açılmış, 1987 yılında Kültür Merkezi'ndeki yeni binasına taşınmıştır.
Eserler arkeolojik ve etnografik iki seksiyonda teşhir edilmektedir. Arkeolojik seksiyon Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağları, Frig, Urartu, Hellenistik, Roma ve Bizans'tan ibarettir. Ayrıca, İran, Mezopotamya, ve Kıbrıs kökenli eserler de sergilenmektedir. Etnoğrafik seksiyonda ise Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemine ait aydınlatma araçları, yazma eserler, silahlar, yöresel giysiler, el işleri, halı ve kilimler, erkek ve kadın takıları ile mutfak eşyaları bulunmaktadır. Ayrıca Nevşehir Müze Müdürlüğü’ne bağlı ören yerleri Göreme’de Açık Hava Müzesi, Avanos’ta Zelve Ören Yeri ve Çavuşin Kilisesi, Özkonak’ta Yeraltı Şehri, Gülşehir’de St. Jean Kilisesi ve Açıksaray Harabeleri, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kaymaklı Yeraltı Şehri, Acıgöl yakınlarındaki Tatlarin’de Tatlarin Kilisesi ve Yeraltı Şehri, Ürgüp yakınlarındaki Mazı Yeraltı Şehri’dir.
Bektaş Efendi Türbesi
M.1603 yılında ölmüş olan Bektaş Efendi ile ilgili pek bir bilgi iyoktur. Kubbesi ve duvarları kalem işi bezemelerle süslü olan türbe, Selçuklu Kümbet Mimarisi tarzında inşa edilmiştir.
Kemal50 Tarih: 26.08.2007 08:00
Balım Sultan Türbesi
Avlunun sağ tarafında, piramidal külah örtülü ve Selçuklu mimarisi tarzında inşaa edilmiştir. Balım Sultan; Dimetoka’daki Bektaşi Tekkesinde yetişmiş ve daha sonra merkez Tekke’ye gelerek, Bektaşilik’e önemli hizmetlerde bulunmuştur. Bu nedenle de Bektaşilik’de P ir-i Sani (İkinci Pir) olarak kabul edilir. Balım Sultan sandukasından başka Kalender Şah mezarının da bulunduğu türbe, ölümünden üç yıl sonra M.1519’da; Yavuz Sultan Selim’in komutanlarından Dulkadiroğulları Beyi, Şeyhsuvar Ali Bey tarafından inşaa ettirilmiştir. Kubbe içi ve duvarları kalem işi bezemelerle süslü olan Orta Methal yani salona girilir. Sağ tarafta; Tekke’nin çekirdeği sayılan ve Dervişler’in zikredip, olgunlaştıkları Çilehane (Kızılcahalvet) denilen hücre yer alır. Üstünde kitabesi bulunan, mütevazi bir kapıdan, Kırklar Meydanı’na geçilir. Tavanı ahşap, duvarları kalem işi bezemelerle süslü olan bu bölümde; muhtemel olarak Hindistan’dan Tekke’ye hediye olarak gelmiş olan ünlü Kırkbudak Şamdanı, Haz. Ali’nin el yazısı Kur’an-ı Kerim’den bir süre, İran Şahı’nın adağı ipekhalı, sancaklar, fincan takımları, Türbe’nin süslemeli orijinal gümüş kapısı, bazı silahlar ve Bektaşi kültürüne ait bazı etnografik eserler sergilenmektedir. Meydanın doğusunda; Horasan Erleri, batısında; Çelebiler’in mezarları bulunmaktadır. Gökeşik de denilen, mütevazi ve süslemeli mermer kapıdan Huzur-u Pir’e yani Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Türbesine girilir. Yapı Selçuklu mimarisi geleneğinde inşaa edilmiş olup; kubbe ve duvarları kalemişi bezemelerle süslenmiştir. Yüksek tip sandukası yeşil puşideler ile süslüdür. Türbenin üst kısmı; dıştan sivri külahlı ve kurşun kaplamalıdır. Güvenç Abdal Türbesi’nde ise Güven Abdal, eşi Dünya Güzeli ve hizmetkarlarının sandukaları bulunmaktadır. Türbe kemerli tonozlu örtülü olup, restorasyon ürünü bezemelerle süslüdür.
Hazire
Balım Sultan Türbesi’nin hemen yanında bulunan mezarlıkta, Tekke’ye hizmette bulunan Dervişler yatar. Hüseyni, Elifi ve Ethemi tipteki mezartaşı başlıkları, Türk-İslam Sanatı’nın özgün eserlerindendir.
Diğer Görülmesi Gereken Yerler
Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi
Şehir merkezinde ve Hacıbektaş-ı Veli Müzesi’nin 100 m. kadar batısındadır. Sulucakarahöyük’te, 1967-1976 yılları arasında yapılmış olan bilimsel kazılarda ortaya çıkan arkeolojik buluntular sergilenmektedir. Tek höyükten çıkan eserlerin sergilenmesi bakımından önemli bir müzedir. Pazartesi günü dışında hergün açıktır.
Kadıncık Ana Evi
Velayetname’de adı geçen ve Bektaşilik’te önemli sayılan bir kişinin ikamet ettiği evdir. Müze Müdürlüğü’ne başvurulması halinde görevli sağlanarak ziyaret edilebilir.
Kemal50 Tarih: 26.08.2007 08:00
Havuz
Giriş kapısının tam karşısında bulunan havuzun kitabesinden anlaşıldığına göre; 1906-1908 yılları arasında dönemin Beyrut Valisinin (H.Rıfat Paşa) eşi Nazlı Hanım tarafından yaptırılmıştır. Güney duvarı üçgen alınlıklı olarak yapılmış olup; oniki dilimli Hüseyni taç ile sonlandırılmıştır. Fıskiyesinde, korinth tipi antik başlık kullanılmıştır.
Mihmanevi
Tekke faal iken,gelen konukların ağırlandığı bu bölüm, bugün müze deposu olarak kullanılmaktadır.
Meydanevi
Tekke’nin en önemli bölümlerinden biri olup, kitabesine göre; M.1367 yılında Sultan Murat tarafından yaptırılmıştır. Burada tarikata intisap etme yani ikrar verme ve nasip alma törenleri yapılıyordu. Meydan Odası’nın rekonstrüksiyon olarak bingi tekniğinde inşaa edilen tavanı ilgi çekicidir. Bu bölümde; oniki makamı simgeleyen postlar, levhalar, Bektaşi tahtı, müzik aletleri, tablolar, eski siyah-beyaz fotoğraflar, mühürler ve diğer etnografik eserler sergilenmektedir.
Kilerevi
İki katlı olan bu bölümün alt kadı, eskiden Tekke kasası ve depo olarak; üst kat ise, Dedebaba Köşkü olarak hizmet veriyordu. Şimdi ise kütüphane deposu olarak hizmet vermektedir.
Üçüncü Avlu
Eskiden Hazret Avlusu da denilen bu bölümü, basık kemerli yeşil kanatlı, Altılar Kapısı’ndan girilir. Bu avlu içinde; Atatürk Köşesi, Pirevi, Balım Sultan Türbesi ve Hazire bulunmaktadır.
Atatürk Köşesi
Giriş kapısının hemen sağında yer alır. M.Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi sonrasında; 22 Aralık 1919 tarihinde Tekke’yi ziyareti anısına düzenlenmiştir.
Pirevi
Girişin tam karşısında yeralan bu yapı kompleksi, M.13-16. yüzyıllar arasında tamamlanmıştır. Girişin sağ ve sol yanında, Tekke’ye hizmet etmiş bulunan Dede ve Babalar’ın mezarları bulunmaktadır. Akkapı denilen süslemeli mermer kapıdan, kalem işi motiflerle bezeli olan Orta Methal yani salona girilir. Sağ tarafta; Tekke’nin çekirdeği sayılan ve Dervişler’in zikredip, olgunlaştıkları Çilehane (Kızılcahalvet) denilen hücre yer alır. Üstünde kitabesi bulunan, mütevazi bir kapıdan, Kırklar Meydanı’na geçilir. Tavanı ahşap duvarları kalem işi bezemelerle süslü olan bu bölümde; muhtemel olarak Hindistan’dan Tekke’ye hediye olarak gelmiş olan ünlü Kırkbudak Şamdanı, Hz.Ali’nin el yazısı Kur’an-ı Kerim’den bir süre, İran Şahı’nın adağı ipekhalı, sancaklar, fincan takımları, Türbe’nin süslemeli orijinal gümüş kapısı, bazı silahlar ve Bektaşi kültürüne ait bazı etnografik eserler sergilenmektedir. Meydanının doğusunda; Horosan Erleri, batısında; Çelebiler’in mezarları bulunmaktadır. Gökeşik de denilen, mütevazi ve süslemeli mermer kapıdan Huzur-u Pir’e yani Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Türbesine girilir. Yapı Selçuklu mimarisi geleneğinde inşaa edilmiş olup; kubbe ve duvarları kalemişi bezemelerle süslenmiştir. Yüksek tip sandukası yeşil puşideler ile süslüdür. Türbenin üst kısmı; dıştan sivri külahlı ve kurşun kapmalardır. Güvenç Abdal Türbesi’nde ise Güvenç Abdal, eşi Dünya Güzeli ve hizmetkarlarının sandukaları bulunmaktadır. Türbe kemerli tonozla örtülü olup, restorasyon ürünü bezemelerlerle süslüdür.
Kemal50 Tarih: 26.08.2007 07:59
Hacı Bektaş-ı Veli


Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi
Genel Bilgi
Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yapılan restorasyondan sonra 16 Ağustos 1964 tarihinde müze olarak, ziyaretçilerin hizmetine açılmıştır. Mimari manzumenin tamamlanma tarihi 13. ve 19. yüzyıllar arasındadır.
Mimari yapı “Birinci Avlu (Nadar Avlusu), İkinci Avlu (Dergah Avlusu) ve Üçüncü Avlu (Hazret Avlusu) olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.
Mimarlık tarihi yönünden, M.XIII. ile XIX. yüzyıllar arasında tamamlanmış olan Hacı Bektaş-ı Veli Tekkesi, tarihsel süreç içinde epey restorasyon (onarım) görmüştür. Mimari terminoloji bakımından, külliyeden daha ziyade bir manzume niteliği taşımaktadır. Tekke, 30 Kasım 1925 tarihinde TBMM’nin 677 sayılı kanununla diğer tekke ve zaviyeler ile birlikte kapatılmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1958-1964 yılları arasında onarımı yapılmış ve 16 Ağustos 1964 tarihinde Etnografya Müzesi biçiminde düzenlenerek halkımızın ziyaretine açılmıştır. Müze, plan bakımından üç ana bölümde incelenir. Avlulara, sırasına göre kademeli bir anlayışla tatlı bir meyil verilerek mimari açıdan bir bütünlük sağlanmıştır.
Birinci Avlu
Eskiden Nadar Avlusu da denilen bu bölüme, güneydeki anıtsal görünümlü Çatal Kapı’dan girilir. Girişin hemen sağında; M.1902 yılında Tekke Postnişini Feyzullah Dedebaba zamanında, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından yaptırılan ve üzerinde Mühr-ü Süleyman motifi bulunan Üçler Çeşmesi yer alır. Eskiden bu avlu içinde günümüze kadar ulaşmayan; Atevi, Emekevi, Hamam, Tuvalet, Mihmanevi, Çamaşırhane gibi bölümler bulunmaktaydı.
İkinci Avlu
Eskiden Dergah Avlusu da denilen bu bölüme, üçgen alınlıklı ve sivri kemerli Üçler Kapısı’ndan girilir. Bu avlu içinde sırasına göre sağda; Arslanlı Çeşme, Aşevi Baba Köşkü, Aşevi, Tekke Camii, ortada; Havuz, solda: Mihmanevi, Meydanevi, Kilerevi ve Dedebaba Köşkü gibi bölümler bulunmaktadır.
Arslanlı Çeşme
Klasik Mısır Sanatı tarzında İskenderiye mermerinden yapılmış olan Arslan yontusu, ünlü Mısır Valisi Kavalalı M.Ali Paşa soyundan Fatma Hanım tarafından M.1875 yılında Tekke’ye hediye olarak gönderilmiştir. Arslanın içine yerleştirildiği esas çeşme, M.1554 yılında eski Silstre Valisi Malkoç Bali Bey hayrına yaptırılmıştır.
Aşevi Baba Köşkü
Protokolde, Dedebaba’dan sonra gelen Aşevi Babası’nın oturduğu köşk, bugün Müze İdaresi olarak hizmet vermektedir.
Aşevi
Kitabesinden M.1560’ta Malkoç Bali Bey hayrına yaptırıldığı anlaşılan Aşevi’nde; meşhur karakazan, halife kazanları ve diğer mutfak eşyaları sergilenmektedir.
Tekke Cami
M.1834 yılında, Padişah II.Mamut tarafından yaptırılan Camii klasik tarzda; içten kubbeli görünen rağmen dıştan kurşun kaplamalı ve basık külahlı olarak inşaa edilmiştir. Güdük minaresi orijinal olmayıp restorasyon ürünüdür.