Rıfat Ilgaz




Rıfat ILGAZ 1940'ların toplumcu-gerçekçi şairlerinin başta gelenlerindendir.

1911 yılında Cide'de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı.İlk şiiri 27.07.1927'de,günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle buradan ayrıldı.Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi'nde öğrenim gördü.1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 'de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı.

1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulu'nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz'ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı.1940 'da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. Hasan TANRIKURT, Sabahattin KUDRET AKSAL, Salah BİRSEL'le tanıştı.

Ömer FARUK TOPRAK ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş Dergisi'ni çıkardılar. Bu dergide Orhan KEMAL, Sait FAİK, Cahit IRGAT, A.Kadir, Nazım HİKMET (İbrahim SABRİ) ile birlikte çalıştılar.

1943'te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de "Sınıf"adlı şiir kitabı çıktı. Sıkı yönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav "Sınıf" için : "Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat ILGAZ'ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak birşey yoktur" diye yazdı.

1945'te Gün Dergisi çıktı. Ilgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz NESİN'in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı.1946'da Esat ADİL, Sabahattin ALİ ve Aziz NESİN ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisini'ni Esat Adil MÜSTEÇAPLIOĞLU ve Adil YAĞCI ile birlikte çıkardılar.
Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat'a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı.

Şubat 1947'de Sebahattin ALİ, Aziz NESİN ve Mim UYKUSUZ'un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. İmzasız yazılar yazdı. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu.

1950'li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960'da Tan Gazetesi'nde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı.

Turhan SELÇUK ve İlhan SELÇUK'un çıkardığı Dolmuş Dergisi'ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbulda bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı'nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne"(Yedek Lastik) takma adıyla yazdı.

Ocak 1953'te "Devam" adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.

1958 de Semih Balcıoğlu'nun çıkardığı "Taş" dergisinde Rıfat Ilgaz (!) imzasıyla yazılar yazdı.

1959 "Büyük Gazete" adında çıkan yeni bir dergiye yönetici oldu. Aynı yıl arkadaşı Suavi ile birlikte "Gar Yayınları"nı kurdu.

1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuşan Rıfat Ilgaz, Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf Yayınları'nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi.1970'te Basın Şeref Kartı'nı aldı.

1974'te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide'ye (Kastomonu) yerleşti.12 Eylül 1980 döneminde göz altına alındı.70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve1 aydan fazla gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul'da, oğlu Aydın ILGAZ ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır. Birlikte Çınar Yayınları'nı kurdular.

1982 yılında Yıldız Karayel romanıyla "Orhan Kemal Roman Armağanı"nı ve" Madaralı Roman Ödülü"nü" aldı. 6 Aralık 1982 de İstanbul Şan Müzikholü'nde "55.Sanat ve70.yaş Günü" çok sayıda sanatçı ve sevenlerinin katıdığı görkemli bir törenle kutlandı.

1987 de Ocak Katırı Alagöz kitabıyla" Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü'nü aldı.


Onu hepimiz Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir.

1993 yılında Tüyap Onur Yazarı ödülününe layık görüldü. Ne yazık ödülünü alamadan öldü.

Yıllarca bizden kendisini uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki gelişmeler Rıfat ILGAZ adını yeniden yücelttiyse de, Sivas Olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu.

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 13626
favori
like
share
dumanalti Tarih: 18.01.2010 10:49
-cem boyner
-cihan ünal-->>[url]http://www.main-board.com/kim-kimdir/156180-cihan-unal.html[/url]
-rıfat ılgaz-->>Rıfat Ilgaz
- oğuz atay-->>Oğuz Atay
- niyazi er
- hadi çaman-->>[url]http://www.main-board.com/sinema-ve-tiyatrocular/334273-hadi-caman.html#post3984176[/url]
- erol sayan-->>Erol Sayan
- orhan Şaik gökyay
- mustafa yılmaz

Abdulhalim Efendi;

Zamanında Halimi Çelebi olarak bilinmektedir. Kastamonu’da doğmuştur. Öğrenimini tamamladıktan sonra İran, Irak ve Arabistan’da çeşitli İlim kurumlarını gezmiş incelemeler yaparak, devrinin büyük ve sevilen bir şahsiyeti olarak temayüz etmiştir. Kastamonu’ya döndüğünde, Şehzade Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’a çağırması üzerine oraya gitmiş ve Yavuz Sultan Selim’e uzun müddet hocalık yapmıştır.

Şehzade Yavuz, Abdulhalim Efendiyi padişah olduktan sonra beraberinde İstanbul’a götürmüş ve Mısır seferine de padişahla beraber katılan büyük hoca H. 992 yılında yolda ölmüştür. Büyük ve mütevazi alim İstanbul’un çeşitli medreselerinde Müderrislik yapmış ve bu esnada “Lügati Halimi”’yi yazmıştır.

Alaeddin Efendi;

Candaroğulları devri bilginlerindendir. Tefsir üzerine çok eser vermiştir. Halen Kastamonu’da kendi adıyla anılan türbede gömülüdür.

Benli Sultan;

XVI. yüzyılın büyük velilerinden, asıl adı Mehmed Muhyiddin olan Benli Sultan Hazretleri, Ilgaz dağlarının eteğindeki Ahlat (halk arasındaki adı Tekke Köyü) Köyü’ndeki muhteşem Külliye içindeki türbesinde yatmaktadır. Yanağındaki bene nispetle Benli Muhyiddin Efendi, Benli Sultan olarak tanınmıştır.



Doğduğu yer olarak Merkez Ahlat köyü kabul edilmekle beraber, Tosya veya Sivas taraflarından buraya geldiği de rivayetler arasındadır.



16. asır, Kastamonu’su hakikaten mânâ sultanlarının tahtı olmuştur. Anadolu’nun dört direğinden biri olan Şaban-ı Velî hazretleri de bu benli Sultanla muasırdı ve bu iki kutup devamlı görüşürlerdi.



1500’lü yılların başında doğan Benli Sultan, zirvesinde bir nebînin de yattığı rivayetleri olan Hâcet Tepesini gören Ahlat köyünde irşada başlamıştır. Fakat ünü ve irşadı bütün Kastamonu’yu ve Anadolu’yu içine alan geniş bir mana halkasını kaplamıştır. Kanunî döneminin meşhur vaizlerinden Muharrem Efendi gibi çok erlerin mürşidi olmuştur.
Halk arasında, zaviyenin inşası esnasında geyiklerin de kullanıldığına inanılır. Zaten kerametlerinden biri olarak vahşi hayvanlarla ünsiyet etmesi meşhurdur.
Asasını vurarak çıkardığına inanılan Külliye içindeki “Asa Suyu” birçok hastalığa şifa olarak bilinir. Hatta, köydeki şahitlerin de hatıralarından öğrenilebileceği gibi, temiz olmayan insanlar bu sudan içmek veya yıkanmak için istifade etmek istediklerinde suyun kesildiği anlatılmaktadır. Suyun bulunduğu yerde mütevazı bir hamam da mevcuttur.
Asa Suyu yakınında ve Külliyenin aşağısında bulunan büyük bir ağacın kovuğunda uzun süre inziva halinde yaşayan Benli Sultan hz. Suyu da bu esnada çıkarmış, diye bilinir. Bu ağaç yakın zamanlara kadar mevcuttu ve üzerinde ağacın zirvesine yakın bir kısma kadar da at izlerine benzer izler mevcuttu. Yine halkın inanışına göre Muhyiddin Efendi, atını bu ağaca sürmüş ve bu izler de bundan dolayı meydana gelmiştir.
Benli Sultan’nın zâviyesini bina etmekte de sıra dışı bir yol izlediği anlatılır. Sultan Hz. Hâcet Tepesi’ne çıkmış ve oradan attığı büyükçe bir taşın (ki kaya da dense uygun olur) düştüğü bu yeri seçmiştir. Gerçekten, harika manzarası ve muazzam manevî havasıyla bu rivayete hak verdirir bir mahiyettedir burası.
Muhyiddin Efendi’den Şakaik-i Nu’maniye adlı eserde şöyle bahsedilir:
“Nâmus-u Ekber ve Tavûs-u Ahdar gibi mele-i A’lâda mekan bulur idi; erbâb-ı kulûb ve ashâb-ı mükâşefeden idi. Sırlara, hâfızalara ve gözlere vâkıf idi..” (Fâzıl Çiftçi-Kastamonu Tarihî Eserleri)
Benli Sultan Dergâhı bugün de memleketin hemen her tarafından feyiz arayan ziyaretçilerle dolup taşmaktadır. Külliye içinde başka büyük zevat da medfundur.

Hayrettin Hızır;

Halil Hayrettin’in talebesi olan Hayrettin Hızır, Fatih’in hocasıdır. İstanbul’un büyük medreselerinde müderrislik yaptıktan sonra saraya geçmiş. Sultan Selim’in kendisine büyük saygı duyduğu alim olarak şöhret bulmuştur. Bu sırada İstanbul’da büyük imar faaliyetlerinde bulunarak cami ve medrese yaptırmıştır. “Unkapanı Medresesi” bunlardan biridir. H.970 yılında ölen Hayrettin Hızır, Kastamonu İl’inin Daday ilçesindendir. Alim, fazilet sahibi, sohbeti hoş ve mütevazı bir şahsiyet olan hayrettin Hızır’ın devrin büyük alimlerin arasında da müstesna bir yeri vardı.

Hayrettin Atufil;

II.Beyazıt’ın saray hocasıdır. Büyük eski kaynaklarda adı geçen bu bilginin Sultan Beyazıt zamanında Darüssaade’ye Muallim tayin edildiği halde, bu görevi kabul etmeyerek camilerde ders vermeyi kabul ettiği bildirilmektedir. Tıp’la ilgili kitapları, ve Kelâm ilmine dair de pek çok risalesi vardır. H.948 de ölmüş ve İstanbul Eyüp’te Kasımoğlu civarına gömülmüştür.

Hayrettin Evhad;

Kanuni Sultan Süleyman’ın Hocası olan bu zat Daday’da doğmuş ve Karakızoğlu namıyla şöhret yapmıştır. Bir çok medreselerde müderrislik görevlerinde bulunmuş, saraya intisap ederek Padişahın en yakın dostu olmuştur. Tarihçi Hammer; Hoca Hayrettin için Kanuni Sultan Süleyman’ın Müderrislerle toplantısı olduğu zamanlarda yanından hiç eksik etmezdi demektedir.

Ahmet İsâmuddin;

Devrinin sayılı müderrislerinden olup, aynı zamanda Hattattır. Hocalığı sona erdikten sonra Bursa’da kadılık yaptığından bazı Osmanlı Müelliflerince Bursalı olarak zikredilmekte ise de aslen Taşköprülüdür. H.968 yılında vefat etmiştir.

Kara Mustafa Paşa;

Kastamonu Halaçlı Köyünde dünyaya gelmiş, 1226’da İstanbul’da vefat etmiştir.İlim yuvalarının kurucusu ve koruyucusu olarak bilinir. Kastamonu’da bir Darülfünun açmak istemiş, ilk defa Darülkurra ve Darülhadis bölümlerini faaliyete geçirmiş, Darültefair, Darülhikme ve Darü’t-tıp gibi şubeleri açmaya ömrü vefa etmemiştir. Yakın bir tarihe kadar Darülkurra kısmının kitaplığı ayakta idi.

İsmail Bey;

Emir İbrahim Bey’in oğludur. Candaroğulları devletinin son hükümdarıdır. Devrinde Kastamonu önemli bir ilim merkezi idi. “Hülviyat” adında Türkçe Fıkıh’la ilgili büyük bir eseri vardır. H.1070 yılında Filibe’de ölmüştür.

Baltacı Mehmet Paşa;

Kastamonu merkez ilçeye bağlı Baltacı Köyünde H. 1070 yılında dünyaya gelmiştir. Sesi güzel olduğundan müezzinlik görevi ile saraya intisab etmiştir ve Sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Büyük bir komutan olarak pek çok savaşlara katılmış ve fetihlerde bulunmuştur.

Sadi Çelebi;

Kastamonu İl’inin Daday ilçesinde dünyaya gelmiş, 1533 yılında Şeyhül-İslam olmuş ve 2. şevval 1538 de vefat etmiştir. Zamanın bilgin ve müelliflerine göre; iç yapısı güzel, bütün tavır ve hareketleri övülmeye değer, lisanı hoş, cevabı yerinde, ahlakı temiz, muaşereti zarif ve daima hayır söyler bir kimse olarak biliniyordu.

Muslu Paşa;

Kastamonu’da doğmuş olan Muslu Paşa öğrenimi için İstanbul’a gitmiş, çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde kısa zamanda sevilmiş, saraya kadar girerek vezirliğe kadar yükselmiştir. Halep’e vali olarak tayin edilmiş bir müddet sonra da ölmüştür.

Şeyh Şaban_ı Veli;

Taşköprü’nün Gökçeağaç nahiyesine bağlı Dümdar Köyünde dünyaya gelen Şeyh Şaban’ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Annesiz ve babasız büyüyen Şaban-ı Veli dayısının yardımı ile Kastamonu ve İstanbul medreselerinde uzun müddet öğrenim yapmış, İstanbul, Bolu ve Kastamonu’da 300 den fazla kimseye tarikat şeyhi olarak diploma vermiştir. Günümüze kadar, kaleme almış olduğu bir esere rastlanmamıştır. Kendi adıyla bilinen külliyenin türbesinde yatan bu zat Hz. Pir adıyla toplum tarafından büyük saygı görmektedir.

Ömer Fuadi;

Şeyh Şaban-ı Veli’nin halifesi, bilgin ve fazilet sahibi bir insandı. Uzun müddet Kastamonulular tarafından unutulmamış ve adından saygıyla bahsedilmiştir. Velûd bir yazardır. Eserleri sırasıyla; Miyer-üt Tarika, Risale-i Tevhidiyye, Divan, İslahünnefis, Tarifat-ı İlmi Nahiv, Risale-i Dürriye, Makale – i Ferdiye, Pendname ve Devranü’s-Sofiye İla…..

Ahmet Hilmi Efendi;

İstanbul medreselerinde uzun yıllar müderrislik yapmış, H.1275 yılında Galata Mollası, 1282 de Sofya Mollası iken 1285 yılında Divan-ı Ahkam-ı Adliye üyeliğine getirilmiş. 12952 yılında da temyiz mahkemesi başkanı olmuştur. Mekke-i Mükerreme, İstanbul ve Anadolu payelerini almış 1305 yılında İstanbul’da ölmüştür. Fatih Sultan Mehmed’in türbesi yanında gömülüdür

Ali Haydar Efendi;

Zamanında büyük Molla, büyük Haydar olarak tanınırdı. Uzun yıllar İstanbul’da profesörlük yapmış, devrinin sayılı hukuk bilginlerindendi. Daha sonra şurayı devlet Tanzimat dairesi reisliği, maarif meclisi reisliği, doğu Rumeli nazırlığı ve Anadolu Kazaskerliği görevinde bulunmuştur. Aynı zamanda şair olan Ali Haydar H. 1319 yılında ölmüştür.

Ahmet Mahir Efendi;

1860 tarihinde Kastamonu’da doğmuştur. Balıkzâde Mehmet Said efendinin oğludur. Şu görevlerde bulunmuştur; Hukuk Mahkemesi Üyeliği; Hukuk Mahkemesi Reisliği; Şurayı Evkaf Reisliği, Darülfünun ilahiyat şubesi Medresetü’l Vaizin ve İlmi Kelam Müderrisliği; Ayrıca darülfünunda 13 yıl tefsir de okutan Ahmet Mahir Efendi Kastamonu Millet Vekilliği de yapmıştır. 1925 yılında ölmüştür.

Andelibî;

Vesikalardan Kastamonulu olduğunu öğrendiğimiz bu şair, Fatih Sultan Mehmet’in teveccühünü kazanmıştır. Devrinin ünlü şairleri tarafından gıpta ile karşılanan büyük şairden bir mısra;

Gördüm ol Gülizarı ber bâd-i pâye

Binmiş;

Güya ki berk-i güldür, Bâd-ı sabâye

Binmiş…

Latifî;

Kuvvetli şair olan Latifi, aynı zamanda rakipsiz bir yazardı. Memleket dışına şanını duyurmuş olan Şair’in tezkiresi dışındaki eserleri: 1) Risâle-i Evsâf-ı İstanbul: İstanbul’un birçok semtini, devrin yaşayış ve düşünce hayâtını anlatan bir eserdir. Eser 1977de İstanbul’da yayınlandı. 2) Fusûl-i Erbaa: Dört mevsimin özelliklerinin anlatıldığı bir eser olup 1870te Münâzarâ-i Latîfî olarak yayınlandı. 3) Subhat-ül-Uşşâk: Yüz hadîs-i şerîfin tercümesidir. 4) Nazm-ül-Cevâhir. 5) Ahvâl-i İbrâhim Paşa. 6) Vasfı Âsaf-nâme. 7) Enis-ül-Fusehâ. 8) Esmâ-üs-Suver-il-Kurân. Bu büyük şair Mısır seyahati sırasında bir deniz kazasında ölmüştür.

Meftunî;

Kastamonu Alparslan mahallesinde dünyaya gelmiştir. Ahmet Palabıyık lakabı ile tanınan bu saz şairi II.Murad devrinde temayüz etmiştir. Ünlü eserleri arasında yer alan Yaş Destanından iki dörtlük:

On yedide sevda düşer serine

On sekizde gönül verir birine

On dokuzda girer aşk zincirine

Yirmisinde cümle kalbi nar olur,

******

Kırk dokuzda hayfa boyunca emeğe

Ellisinde başlar eyvah demeye

Elli birde başlar ilaç yemeye

Elli ikide iliği murdar olur.

Sadî;

Kastamonulu İşbirzadelerden olup asıl adı Mehmet’tir. Arap, Fars ve Türk Edebiyatına vakıftır. Kendi el yazması ile yazılmış büyük bir el yazması vardır. 1216 yılında vefat etmiştir.

Namî;

Hafız Mustafa adı ile tanınmış komple bir şahsiyettir. 1285 yılında Küpcüğez mahallesinde dünyaya gelmiştir. Marangozluk, terzilik, hattatlık ve hakkaklık sanatına vakıftı. Hak sanatı yarışmasından birincilik kazandığından devlet devlet mühürlerinin kazımı kendisine verilmiştir. 1332 yılında ölen Nami Efendi aynı zamanda şairdir.

Aşık Hakkı;

Yorgansız Hakkı olarak tanınan bu halk ozanı 1889 yılında Hisarardı semtinde dünyaya gelmiştir. Ozan I. Dünya ve İstiklal Savaşına katılmış, esir düşmüş bir müddet esarette kalmıştır. Gazilik unvanı da alan saz şairi memleketine dönüşünde Figanî ve Naili’den saz ve söz dersleri almıştır. Diyar diyar dolaşarak mani ve koşmalar söylemiş ve halkın sevgisini kazanmıştır. Devrinin halk ozanlarından İhsan Ozanoğlu ile sazlı sözlü değişlerinden örnekler; (1964 yılında ölmüştür)

Gözlük arkasından süzgün bakarsın

Gerçi yoldan bilür, aşktan çakarsın

Ateş olsan cürümün kadar yakarsın

Oynatma yanımda dudak ozanô



Anadan aşığım babadan aşık

Aşıklık dediğin sat bana layık

Benliğimi bilmem nedir ki saik

Sözüme ver biraz kulak Hakkıyâ

Kıyasî Çelebi;

On altıncı yüzyılın şairlerindendir. Kastamonu’da doğmuştur. Gençliğinde sipahi askeri olmuş, sonra medreselerde okuyarak kadı olmuştur. Uzun süre Eyüp Kadılığı yapmıştır. Aşık Çelebi uzun süre kendisiyle tanıştığını bildirmektedir. Tezkere adlı eserinde Kıyasi Çelebinin minyatürü de vardır. Latifinin Tezkere adlı eserinde şairin şu beyti yer almaktadır.

Hâkin Gubarıyın ey-Gonca-Leb Nigâr

Anma beni ki hatırına gelmiye Gubar

İsmail Mahir Efendi;

Darüleytamların kurulmasında ki gayreti ve İstanbul Meclisinde üye iken Tarir vermekteki faaliyeti ile tanınmış hocalarımızdandır. Trablus, Balkan ve I. İnci Cihan harbinin geride bıraktığı yetimlerin barındığı Darüleytamların uzun müddet Umum müdürlüğünü yaptı. 1908 den sonra İstanbul öğretmen okulu müdürü oldu. Daha sonra Kastamonu Milletvekilliği de yapmıştır. 1869 da Araçta doğan İsmail Mahir Efendi 1916 yılında ölmüştür.

Halit Akmensu ;

Asker ve siyaset adamıdır. 1884 yılında Daday’da doğan Halit Bey 1909 yılında harp Akademisinden Kurmay Subay olarak çıkmış, I. Cihan harbinde Irak cephesinde bulundu. Diyarbakır’da 13. Kolordu Kurmay Başkanı iken İstanbul Hükümetinin emri ile Atatürk’ü tevkif etmek isteyen Ali Galip’in yakalanmasında hizmeti görüldü.

Sakarya Meydan Muhaberesinde 3. Kafkas Tümenini, Büyük taarruzda 2. Kafkas Tümenine kumanda etti. 2-3 Eylül 1922 gecesi Uşak dolaylarında Yunan Başkomutanı Trikopis ile 2. Kolordu komutanı General Diyenis’i Miralay Halit Bey’in tümenine bağlı keşif birliği esir etti.

1923 yılında Kastamonu Milletvekili seçilen Halit Akmensu 1927 tarihinden sonra siyasetten çekildi. 1953 yılında ölmüştür.

Mustafa İzzet;

Tosya’nın Destiban Köyünde 1216 yılında dünyaya gelmiştir. Tosya Sübyan mektebini bitirdikten sonra Medrese’ye devam etmiştir Bu sırada fevkalade terbiyesi çok güzel Kur’an okuyuşu ve Mevlithanlığı ile de dikkati çekmiştir. Bir müddet sonra İstanbul’a giden Mustafa İzzet Fatih medresesine devam ederek bilgisini daha da kuvvetlendirmiş. Devrinin komple bir alimi olarak temayüz etmiştir. İlmi kudreti ile çağdaşlarından büyük saygı gören alim bu yüksek vasfını eserleri ile ispat ederken kendisine haklı olarak Reis-ül Ulemalık tevcih olunmuş ve müteakiben kadı asker tayin edilmiştir. Meclis-i Vükela – ya aza olan Kadı Asker Mustafa İzzet Hz. Peygamberin neslinden olanlarında hürmet ve muhabbetini celp ile Nakip-ül Eşraf seçilmiştir.

Bu gün ilim dünyasında, ihmale uğratılıp adından övgüyle bahsedilmeyen Mustafa İzzet, devrinin büyük alimlerindendir. Kadıaskerdir, Hattattır, şairdir, mürettiptir, büyük ve ulvi bir musikişinastır. Eserleri; 16 Musaf, 15 Delail, 250 Hilye 30 enam, bir çok kaside, pek çok murak kart ve bir haylide hurufatla, hırka-i saaedette cami ve avlı kitabeleri yazmıştır. Kasımpaşa Camisinde Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali yazıları ile kubbede Nur Ayetini, Beşiktaş Yahya Efendi Camisinde ki Nur Ayetini, Mısırda Mehmet Ali Paşa türbesinde ki Dehr suresini, Bursa’da Cami-i Kebir deki iki adet levhayı, İstanbul Serasker kapısında ki talik hat ile yazılmış kapı tarihini, Ayasofya’da ki büyük levhaları ve Atik Ali Paşa Camisinin aşağı yukarı bütün levhalarını Mustafa İzzet yazmıştır.

Şair Mustafa İzzet’ten Bir Beyit;

Çeşm-i ibretle nigah et zahide eşyaya

Sen

Man-i sun-i ilahide ne sen varsın ne

Ben

Mevlithanlığı yanı sıra; armonik seslerle ilk defa sine keman (Viyola) çalan ve neyi iki saz halinde kullanan bir simadır. Padişahın divanında ney çaldığı zamanlarda herkes kendinden geçerdi.

1293 yılında İstanbul’da öldüğü zaman dedesi İsmail Rumi Efendinin yanına gömülmüştür.


MEHMED ŞEVKİ EFENDİ

H.1245 (1829) yılında Kastamonu'nun Seydîler (Seyyidler) köyünde (şimdi ilçedir) doğdu. Babası tüccardan Ahmed Ağa'dır. Üç yaşında İstanbul'a gelen Şevki Efendi, dayısı Râgıp Paşa Kütüphânesi hâfız-ı kütübü Mehmed Hulûsî Efendi (ö. 1291-1874)'den sülüs ve nesih yazılarını meşkederek me'zun oldu. On iki yaşında icâzet aldığı zaman, dayısının: "Oğlum, yazıyı ben bu kadar öğretirim. Bundan ilerisini Mustafa İzzet Efendi'den ve diğer hattâtlardan öğren." demesi üzerine Şevki Efendi: "Ben sizden başka hocaya gitmem." Cevâbını vermiş. Hoca Efendi bu ihlâs ve samîmiyet karşısında müteessir olup ağlamıştır.

Şevki Efendi uzun seneler, san'at aşkiyle Hâfız Osman ve İsmâil Zühdî'nin yazılarını tedkîk ederek ruhlarından feyz almış, onun bu teslîmiyet ve azmine ilâhi bir himmet de erişerek hattın bütün sırlarına vâkıf olmuştur. Kendisinin: "Yazıyı bana rüyâ âleminde öğrettiler." demesi, elde ettiği başarının Allah'tan olduğunun açık ifâdesidir. Muâsırı meşhur Hattat Sâmi Efendi onun hakkında; "Hattatların içinde kendi hâlinde, hâluk, san'atında mâhir olarak onu bilirim. Şevki Efendi fenâ yazmak istese yazamaz. Elinden fenâ hat çıkmaz." demiştir.

Harbiye Nezâreti Mektûbî Kalemin'deki aslî vazîfesi yanından hayâtı boyunca Harbiye Nezâretine bağlı Menşe-i Küttâb-ı Askerî Mektebi'nde ve Yıldız'da II. Abdülhamid'in şehzâdelerine yazı hocalığı yaptı. Şeyh vâdisinde Hâfız Osman, İsmâil Zühdî ve Râkım'dan sonra gelen Mehmed Şevkî Efendi, sülüs ve nesih yazılarına en güzel nisbetlerle son şeklini vermiş, bütün İslâm dünyâsında benimsenen kendi üslûbunu ortaya koymuştur. Harflerdeki vuzuh, üslûbunun en önemli vasıflarındandır. Yetiştirdiği talebeleri arasında Filibeli Ârif Efendi (ö. 1327/1909), Fehmi Efendi (ö. 1915), Rifat Efendi (ö. 1949), Pazarcıklı Mehmed Hulûsi ve Ziyâeddin efendiler başta gelir.

13 Şaban 1304/7 Mayıs 1887'de vefat eden Şevki Efendi Merkezefendi Kabristanı'na defnolundu.

Şevki Efendi, sanat dünyâmıza husûsî koleksiyon ve müzelerde bulunan mushaf, Delâilü'l-hayrât, hilye, levha, kıta ve murakka' şeklinde pek çok eser bırakmıştır. Kubbealtı Neşriyâtı arasında yayınlanan sülüs-nesih meşk murakkaı Şevki Efendi'nin hat sanatında kemâlini temsil eden en güzel eserlerindendir.

Kaynak. Hikmet.net





Feride Hanım;

Divan tarzında şiirleri vardır. Baharzade Reşit Efendinin kızıdır. 1837 yılında Kastamonu’da doğmuş, pek çok dini kitaplarda Kuran-ı Kerim istinsah etmiştir. Aynı zamanda hattat olan bu değerli hanım 15 yaşında evlenmiş ve 1903 yılında Kastamonu’da ölmüştür.

Ahmet Hamdi Efendi;

1281 yılında Kastamonu’da doğmuştur. Öğrenimini bitirdikten sonra çeşitli hizmetlerde bulunmuş, Karamürsel’de müftü iken, Milli mücadeleye katılanlara karşı İstanbul2da Şeyhülislam’ın çıkardığı fetvaya karşı fetva çıkarmıştır. 1939 yılında ölmüştür.

Hacı Hafız Ziyaüddin;

Son yüzyılın temayüz etmiş bilgin ve müelliflerindendir. Arapça ve Türkçe çeşitli eserler yazmış, Milli Mücadele yıllarının en hareketli zamanında Kastamonu’da kurulan Müdafa_i Hukuk Cemiyetinin başkanlığını yapmıştır. 1930 yılında 60 yaşında ölmüştür.

Mahir Dağlı;

Kastamonu’nun yetiştirdiği en büyük folklorculardan sayılan Mahir dağlı, “Karayılan” adı ile bilinmektedir. 1906 yılında Merkez İlçeye bağlı Yuva köyünde doğmuştur. Küçük yaşta babasından kaval çalmayı öğrenen Karayılan daha sonra davul çalmaya başlamış, 1942 yılında halk evlerinin Ankara’da tertiplediği gösteride davula adeta can veren bu sanatçının ünü bütün Türkiye’ye yayılmıştır. Durmadan ve yılmadan çalışmalar yapan Karayılan, bundan sonra Türkiye’de tertiplenen bütün festivallere çağrılmıştır.

1950 yılından itibaren Uluslar Arası festivallere katılma tarihleri şöyledir;

1950 yılında Fransa’da Biarrits, İspanya’da Madrid, 1954 yılında İtalya’da Venedik, 1958 den 1961 yılına kadar aralıksız her yıl Fransa’da Nice ve Cannes, 1962 yılında İtalya’nın Sicilya adasında ve Hollanda’nın Amsterdam ve Birleşik Amerika’nın New York kentinde, 1963 yılında Almanya’nın Erlocb, Bonn ve Munich, 1964 de ise uluslar arası Venedik festivallerine katılarak büyük ilgi uyandırmış ve şöhret bulmuştur.

Festivallerde; Gezinti; meydan oyunu, Kınalı Keklik, Çiçekdağı, çiftetelli oyunlarını içtenlik ve büyük bir coşku ile oynayan Mahir Dağlı 1964 yılında Kastamonu’da ölmüştür.
soner037 Tarih: 02.04.2009 18:43
rıfat ılgaz unutulmaz bir şair

erol sayan'ı bu forumda öğrendim

bu çalışmayı yapan arkadaşa tşşşkr ederim
deLi_qiss Tarih: 03.03.2009 17:45
eLLeRne saqLıq... çoq eii çaLışıosun heLaL oLsun ßöLe dewam eT:5:
elma kurdu Tarih: 14.12.2007 22:22
teşekkürler
kuvari Tarih: 14.12.2007 03:23
cok iyi bir calisma helal.eline koluna gözüne saglik arkadasim,hayatta bol basarilar diliyorum
FreddyKrueger Tarih: 26.08.2007 16:34
İhsan Göze


Prof. İhsan Hamdi GÖZE 1315'de Kastamonu'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldu. İhsan GÖZE 1933'de Profesör oldu ve yine aynı yıl İstanbul Sular İdaresi İkinci Müdürü tayin edildi. 1941'de bu idarenin Müdür Muavini, 1947'de Müdürü oldu. Müdürlük görevini bu idarede 1952 yılında kadar sürdürmüş ve o tarihten sonra Teknik Üniversitede öğretim üyeliği görevini vefat ettiği 1956 yılına kadar devam ettirmiştir.
FreddyKrueger Tarih: 26.08.2007 16:33
Orgeneral Atilla ATEŞ




ORGENERAL ATEŞ; 1937 yılında KASTAMONU'da doğdu. 1955 yılında BURSA Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1957 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1959 yılında Topçu Okulu'nu bitirdi. Muhtelif topçu birliklerinde Batarya Takım ve Batarya Komutanlığı yaptı. 1969 yılında Harp Akademisi'ni bitirerek kurmay oldu. 1982 yılına kadar çeşitli birlik ve karargâhlarda, birlik komutanlığı ve karargâh subaylığı ile BONN Kara Ataşe Muavinliği görevlerinde bulundu.

1982 yılında Tuğgeneral, 1986 yılında Tümgeneral, 1990 yılında Korgeneral, 1994 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile BONN Silahlı Kuvvetleri Ataşeliği ve 3 ncü Zırhlı Tugay Komutanlığı, Tümgeneral rütbesi ile 2 nci Piyade Tümen Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile 4 ncü Kolordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Harp Akademileri Komutanlığı, 3 ncü Ordu Komutanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı. 27 AĞUSTOS 1998 tarihinde atandığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinden, 30 AĞUSTOS 2000 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekli oldu.

Almanca bilir. Evli, üç çocukludur.
FreddyKrueger Tarih: 26.08.2007 16:31
Erol SAYAN




(ODTÜ Üstün Hizmet Ödülü)

Besteci Erol Sayan, 1936 yılında Kastamonu'nun Araç ilçesinde doğdu. Endüstri Meslek Lisesi'ni bitirdi. 1961 yılında Ankara Radyosu sanatçı sınavını kazandı ve emisyonlara tanburla katılmaya başladı. Dr.Recai Özdil'den almış olduğu armoni bilgisini eserlerine uyguladı ve bu konuda derinlemesine araştırmalar yaptı. Hocası İsmail Baha Sürelsan'ın evindeki akademik müzik çalışmalarına katıldı. Müziğimizde çoksesliliğin, yine müziğimizde var olan 'niseb-i şerifeler'(şerefli oranlar) yoluyla geliştirilecek teknikle olabileceğini buldu ve geliştirdi.

1963 yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme Hizmetleri İdaresi Yüksek İdarecilik Kursunu tamamladı. 1954'te başladığı müzik çalışmalarında edindiği bilgileri, 1964 yılına kadar Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki öğrencilere teorik olarak verdi ve daha sonra temel bilgiler yanında koro çalışmaları da sürdürdü.

1967'de Ankara'nın ilk, Türkiye'nin ikinci üniversite korosunu Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde kurdu. Konserler yanısıra bilgisayar eşliğinde Ulusal Müziğimizin perde ve frekans hesaplarıyla ilgili bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal Müziğimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanların ve makamların anlatımı, usul şifresi, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi çalışmalarına bu yıllarda başladı.

1983-84 eğitim yılında İTÜ Türk Müziği Konservatuarında repertuar dersleri vermek üzere göreve başladı. Halen sürdürdüğü bu göreve paralel olarak ODTÜ'den aldığı davet üzerine 2002-2003 eğitim yılında ODTÜde Türk Müzigi dersi vermektedir.

Değişik formlarda 300'ün üzerinde, TRT repertuarında ise 156 eseri vardır. Çeşitli kurum ve kuruluşların düzenlediği beste yarışmalarında çok sayıda birincilik aldı, 1985 yılında TRT'nin düzenlediği yarışmada 'Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin'adlı eseri ile birincilik kazanarak Asiavision şarkı yarışmasında ülkemizi temsil etti. Dernek, fakülte ve üniversite korolarıyla 230 konser verdi.

Erol Sayan, evli ve iki çocuk babasıdır.
FreddyKrueger Tarih: 26.08.2007 16:30
MELEK ÖKTE




1919'da Kastamonu'da doğdu. İstanbul Kız Lisesi'nin 10. sınıfından, 1935 yılında Ankara Musiki Mektebi'ne geçti. Burada Edip Sözen'den viyolonsel dersi aldı. 1936 yılında girdiği konservatuarı 1941 yılında bitirdi. İlk mezunlardandır. 1975 yılında hayata gözlerini yumdu.

Rejisörlüğünü yaptığı oyunlar:

Evlat Evlattır, Polyanna, Gelin, Kahvede Şenlik Var, Bütün Gün Ağaçlarda

Rol aldığı oyunlardan bazıları:

Gülünç Kibarlar, Evin İçi, Denize Giden Atlılar, Minna Von Barnhelm, Kibarlık Budalası, Bizim Şehir, Faust, Müfettiş, Bay Tunç ile Bayan Billur, Yazılan Bozulmaz, Köşebaşı, Kadınlar Arasında, Cimri, Size Öyle Geliyorsa Öyledir, Paydos, Onikinci Gece, Anton Usta, Büyükbaba, Hekimliğin Zaferi, Bir Komiser Geldi, Peer Gynt, Altı Şahıs Yazarını Arıyor, Hamlet, Hile ve Sevgi, Eski Şarkı, Satıcının Ölümü, Tersyüz, Yanlış Yanlış Üstüne, Vatan İsterse, Şemsiyeli Adam, Gelin, Avanak, Keçiler Adası, Altın Kuş, Tanrılar ve İnsanlar, Yaslı Aile, Çayhane, Şatoya Davet, Finten, Bu Gece Başka Gece, Çöpçatan, Haftabaşı, Dön Bana, Oturma Odası, Evlat Evlattır, Ekmek Parası, Arzu Tramvayı, Bernarda Albanın Evi, Bütün Gün Ağaçlarda vs.