Edirne Çeşmeleri; çoğu 500 küsür yıllık tarihleriyle, çeşme denilip geçilmeyecek türden tarihi anıtlar olup; geçmişle günümüz arasında süreklilik duygusunu su içerken bile hissettirir.Bu topraklarda 500 yıl önce yaşayanlarla aynı çeşmeleri ve tası paylaşmaya devam etiğimizi Edirne Çeşmelerine bakarak anlayabilirsiniz.

Hastahane (Harbiye) Çeşmesi
Barok stilinde olan çeşmenin haznesi kesme taştandır. Hazne örtüsü düzdür ve etrafı korkulukla çevrilidir.

Tek yüzlü çeşmenin cephede yayvan sivri kemerli nişi ve içinde mermer ayna taşı, önünde de yalak bulunmaktadır.

Ticaret Listesi Çeşmesi
Dört cepheli meydan çeşmesidir. Halk Eğitim Merkezi'nin inşa edildiği 1916-1917 yıllarında yapıldığı söylenebilir. Neo Klasik üslubundadır. Dr. Rıfat Osman Çeşmesi olarak da anılır.

Alınlıklarındaki kitabelerde "Su gibi aziz ol" özdeyişi ile dua yazıları bulunmaktadır.



Merzifonlu Çeşmesi
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından 1666 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan üç cepheli meydan çeşmesidir. Çatısı ahşap ve üzeri alaturka kiremitlidir.

Eski yıllarda çeşmenin sol yanında Gülşeni Dergahı bulunmaktaydı.

Balkan Savaşı yıllarında bir ara bu çeşmeye Meriç Nehrinden su pompalanmıştır.

Yeniçeri Çeşmesi
Yapılış tarihi bilinmemektedir. Cephe eni 3 metre, boyu 3 metre olup; tek cepheli bir köşe çeşmesidir. Cephesinde üç sıra dikdörtgen, silmeli çerçevelidir ve ayna taşı çıkıntılı taşlarla yapılmıştır. Önünde üç yalak bulunur. Suyu akmaktadır.



Umurbey Tavanlı Çeşmesi
Görünen durumuyla Edirne'deki tavanlı çeşmelerin son ve ilginç örneklerinden olan Umurbey yolundaki çeşme; kesme taştan, tek cepheli ve hazneli bir çeşmedir. Cephesinde, sivri kemerli niş içinde, üzerinde Maşallah yazılı bir mermer kitabe bulunur. Önünde tek parça yalağı vardır. Hazne örtüsü ahşap çatılı olup, ahşaptan iki konsola oturmaktadır.

Tavan süslemeleri ahşaptan olup koruluğu kabartma motiflidir.

Çeşmenin cephesi 2.38 metre, boyu 2.60 metredir. Ahşap tavan alaturka kiremitle örtülmüştür.

Sarı Camisi Çeşmesi
Cami bitişiğinde olup, haznesi cami çatısıyla örtülmüş durumdadır. Kuzey cephesinin eni 3 metre, boyu 2.70 metredir. Kuzey cephesinde üç, doğu cephesinde bir sivri kemerli niş bulunmaktadır. Suyu akmamaktadır.



Yıldırım Hasan Çelebi Sebili
Üstü açık Sebiller, yani yaz sebillerinin son örneğidir. Bu yönüyle eşi bulunmaz olarak nitelenir. Hasan Çelebi adında biri tarafından Yıldırım Semtinde yaptırılmıştır.

Ekmekçioğlu Sebili
Havlucular Hanı'nın güney tarafında yer alan tarihi sebil iki cepheli olup Osmanlı Klasik üslubundadır. Her cephesinde birer pencere bulunur.

Ekmekçioğlu Sebili'nin üstünde bir zamanlar kahvehane bulunmaktaymış. Tarihçi Ahmet Badi bu kahvenin Edirne'deki en eski kahve olduğunu yazmaktadır.

1752 depreminde Havlucular Hanı'nın üst tarafı ile birlikte bu kahve de yıkılmıştır.

1601 yılında yaptırlan bu sebil Pazarcılar Sebili olarak da bilinir.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1561
favori
like
share
bugulu-gözler Tarih: 16.09.2008 13:00
Yaşam ve zenginliğin ifadesi tarihi çeşmeler

Edirne'deki tarihi çeşmelerin sayıca çokluğunun yanı sıra, ön plana çıkan estetik unsurları, suya büyük önem veren İslamiyet?in de etkisiyle, özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde doruğa ulaşmıştır. Devlet kademesinin üst düzey mevkiindeki isimler kadar, varlıklı kişilerin de kendi isimleri veya yakınlarının ismiyle çeşme inşa ettirmelerinin gerekçesinin "hayırda bulunma" vazifesini yerine getirme ve bir nevi "ölümünden sonra adını yaşatma" arzusu olduğu söylenebilir...



Edirne çeşmeleri konusu nicelik ve nitelik bakımından derinlemesine irdelendiğinde, Osmanlı döneminde Edirne’nin sahip olduğu önem ve zenginliğinin de açık bir göstergesi olarak karşımıza çıkar.

Edirne'de Osmanlı döneminde inşa edilmiş çok sayıda çeşmenin bulunduğunu biliyoruz; Ancak ne yazık ki bu zenginliğin sadece küçük bir kısmı bugünlere ulaşabilmiştir.

Doğma büyüme Edirneli olan ünlü yazar Abdurrahman Hibri, 1635 yılında tamamladığı Enisü’l Müsamirin isimli eserinde, Edirne’de o dönemde 160’dan fazla çeşme ve 17 sebil bulunduğunu belirtir.

Riyaz-ı Belde-i Edirne (Edirne Şehri Bahçeleri) adlı eserin yazarı Ahmet Badi Efendi de, eserinde Edirne çeşmeleri hakkında özel olarak 1300 adedin üzerinde çeşme bulunduğunu, tarihi bilinenleri ve yaptıranları belli olan 123 adedinin isimlerini ve bulundukları yerleri belirtmekte, bunlar haricinde 67 çeşmenin daha bulunduğunu kaydetmektedir.

Edirne çeşmelerinin genel yapısı

Osmanlı döneminde genellikle yerleşim yerlerinin içinde inşa edilen ve hepsi de "hayrat" niteliğinde olan çeşmelerin genel olarak mermer malzeme kullanılarak kesme taştan yapılmış olduğu görülür. Çeşmelerin inşasında mermer kullanımı, kemer, ayna taşları ve diğer yüzeylerin zengin motiflerle işlenmesiyle gösterişli bir görünüm kazanmasını sağlamıştır.




Çeşme süslemelerinde “yabancı motif” etkisinin görülmesi

Edirne'de bulunan çeşmelerin çok önemli özelliklerinden biri, yabancı motiflerin İstanbul'daki eserlerden daha önce kullanılmış olmasıdır. (İstanbul'a yabancı etkinin girmesi ancak 1722'den sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile oğlu Sait Celebi’nin Paris seyahatinde getirdiği hediyelerin ilgi çekmesi ile olmuştur.)

Edirne’deki çeşmelerde bu etki ilk defa 1669 tarihli Saraçhane semtindeki Sinan Ağa Çeşmesi ayna taşlarında bulunan üzüm salkımlarının köşelerindeki "S" ve "C" kıvrımları ile görülmüştür. Söz konusu bu Barok kökenli motifler, Türk Sanatına sonradan giren yabancı motifler olarak tanımlanmaktadır. Barok kökenli motiflerin kullanıldığı diğer bir çeşme de, İbrahim Çeşmesi olarak da bilinen Kıyık semtindeki 1684 tarihli Musalla çeşmedir. Onun da ayna taşında karşılıklı servi motiflerinin üzerinde doğan kuşları ve onların arasında rokay ile "S" ve "C" kıvrımları görülmektedir.




Mahalle çeşmeleri

Edirne’de tarihi nitelikteki çeşmelerin çoğu "mahalle çeşmeleri" niteliğinde olup, ya o sokağın sınırını belirtecek şekilde bir sokak köşesindedir (çatal çeşme) ya da bir duvar önüne inşa edilmiş, tek yüzlü cephe çeşmeleridir.

Külliye önüne inşa edilmiş olan çeşmeler

Bir külliyenin önüne inşa edilmiş olan çeşmeler de vardır. (Muradiye Camii önündeki Sultan Selim Çeşmesi, II. Bayezid Külliyesi önündeki Sinan Ağa Çeşmesi, Beylerbeyi Camii haziresinin köşesindeki Sinan Ağa Çeşmesi gibi.)

Bu çeşmeler klasik tarzda sivri kemer nişli, çoğunlukla ayna taşları bitkisel motifli kitabesi ve önünde yalağı olan çeşmelerdir.


Menzil yolları üzerine inşa edilmiş çeşmeler

Eskiden menzil yolları (yerleşim yerleri arasındaki ana yollar) üzerinde yapılan çeşmelerin arkalarında mihrap vazifesi gören mihrap nişleri ve önlerinde hayvanların da su içmeleri için uzun yalakları vardır. Bunlar bugün eski menzil yollarının değişmesiyle sapa yerlerde kalmış, tek başına akmaya devam etmekte, bazıları da kurumuş vaziyettedir. Bu çeşmelere en iyi örnek eski Bulgaristan şosesi üzerinde Abdülaziz (Asım Paşa) Çeşmesi ile Açık Cezaevi önündeki Valide Sultan Çeşmesidir.

Meydan Çeşmeleri

Osmanlı döneminde büyük meydanların yapılması, Barok dönemine rastlar. Bu nedenle Edirne'de İstanbul’dakiler gibi büyük meydan çeşmeleri yoktur. 20. yüzyıl başında yapılan Hacı Adil Bey Çeşmesi meydan çeşmesi niteliğindeki çeşmelere örnek olarak gösterilebilir.


Abidevi (abide niteliği taşıyan) çeşmeler

Edirne'de abidevi çeşmelerinin en güzelleri, 17. yüzyıl da Sinan Ağa tarafından yapılan Beylerbeyi Camii köşesindeki Sinan Ağa Çeşmesi ile II. Bayezid Camii önündeki çeşmelerdir.

Arastanın karşısındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çeşmesi’nin orijinali de üç cephelidir. Yanındaki Gülşenî dergâhı yıkılınca, çeşme meydan çeşmesi haline gelmiştir.

Özel mülkiyetteki çeşmeler

Edirne'de ahşap evlerin içlerinde, giriş kapılarının arkalarında da ayna taşları son derece süslü çeşmelerde görülmektedir.