HALK MUTFAĞI Anadolu'da her yörenin kendine has yemek kültürü ve damak zevki olduğunu görürüz. Bu kültür, yörenin coğrafi ve iklim özelliklerini üzerinde taşır. Bu nedenle Ardahan'da da tarım ve hayvancılığa dayalı bir mutfak kültürü gelişmiştir. Yörenin yemek kültürü ağırlıklı olarak tahıl, et ve hayvansal ürünlere dayanmaktadır. Tahıl ürünü olarak en çok arpa ile buğday kullanılır. Kaz etinin yörede ayrı bir yeri bulunmaktadır. Sığır ve ko*yun eti de yaz aylarında taze, kış aylarında da kavurma olarak fazlaca tüketîlmektedir. sebze cinsîn*den gıda maddelerinin başında ise patates, kuru fasulye ve soğan gelir. Yörenin kendine özgü birçok yemek çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan çorba olarak ayran aşı, hel-le aşı ve püşrük aşını, hamur işi olarak bişi, mafiş, kayıtma, hingal, kete ve katmeri, tatlı olarak da, baklava, lokum tatlısı, irmik helvası, un helvası ve hasutayı sayabiliriz.



ETLİ MANTI MALZEMELERİ:1Kilogram kıyma, 2 baş soğan, 2 yumurta, yeteri kadar un, tuz , su, kıymaya katmak için karabiber, kimyon ve nane.

YAPILIŞI: Unu 2 yumurta tuz ve suyla kulak memesi kıvamından daha sert bir hamur elde edilir. Üç dört pazıya bölünür.Yufkalar halinde açılarak karelere bölünür. Diğer tarafta kıyma baharat, soğan ve tuzla hazırlanır. Karelere fındık büyüklüğünde yerleştirilir. Üçgen şeklinde kapatılır. Bir tencerede su tuz ilave edilerek kaynatılır. Kaynayan suya mantılar atılır.15-20 dakika bu şekilde pişirilir. Pişen mantıları süzdürerek servis tabağına alınır. Üzerine önce yoğurt sonra kızdırılmış tereyağı dökülerek servis yapılır.

FESELLİ MALZEMELERİ: Un, su, maya, tuz,

YAPILIŞI: Malzemeler birleştirilir. Yoğrularak hamur haline getirilir. Kulak memesi yumuşaklığında yoğrulur. Biraz bekletilir. Hamur küçük küçük kesilerek künt (pazı) yapılır. Oklava ile yufka halinde açılır. Yufkanın içinin yağlayarak rulo halinde bükülür. Tekrar yuvarlak hale getirilir. Yeniden açılır istediği incelikte olabilir. Sacda kısık ateşte pişirilir, isteyen tekrar yağlayabilir.

KATMER MALZEMELERİ: Un, Su, tuz, yağ, maya

YAPILIŞI: Malzemeler karıştırılıp yumuşak hamur haline getirilir. İyice yoğrulur. 10 Dakika bekletilir.Hamur küçük küçük kesilerek künt (pazı) yapılır. Oklava yardımı ile ince yufkalar açılır.Yufkalar tek tek yağlanarak üst üste dizilir. 6 yufka dizilir.rulo halinde bükülerek yuvarlak haline getirilerek tepsi büyüklüğünde elle açılır, üzerine yoğurt yada yumurta sürülerek 200 derece kızgın fırına sürülür. Pişmeye bırakılır. Fırından çıkartılan katmer ılındıktan sonda dilim halinde kesilerek servis yapılır.



KESME AŞI MALZEMELERİ: 1 kg un, tuz , 2 yemek kaşığı salça , karabiber, nane ve kekik, 2 yemek kaşığı tereyağı

YAPILIŞI: Un içine tuz ve su konularak kulak memesinden daha sert bir hamur yoğrularak 2 yada 3 pazı yapılır. Pazının biri diğerlerinden daha küçük olarak ayrılır. Pazılar biraz dinlendirilir. Fazla ince olmayan yufkalar açılır. 5-6cm uzunluğunda kesilir bu şeritler daha sonra enine eriştelik doğranır. Bir tencerede suya tuz ilavesiyle kaynatılır. İçine erişteler atılarak pişirilir. Diğer taraftan ayırdığımız küçük pazıyı küçük parçalara ayırıp yuvarlayarak l er cm uzunluğunda doğranır.(halk dilinde nuğul denir.) Tavada yağ eritilir. Nuğullar yağda kızartılır.Salça ve diğer baharatlar katılır, yemeğin üzerine dökülüp sıcak servis yapılır.



GEVREK MALZEMELERİ: Un, kaymak, tuz (Malzemeler isteğe yada kişi sayısına göre ayrılır.ölçüsüzdür)

YAPILIŞI: Bir kapta kaymak, un ve tuz konularak kulak memesinden biraz yumuşak hamur hazırlanır. Yumurta büyüklüğünde kütler (pazı) hazırlanır. Oklavayla açılan yufkalar bir taraftanda orta ısıda hazırlanmış olan saçta pişirilir. Servisi peynir, çay, yada salatayla yapılır.

PİŞİ MALZEMELERİ: Un, tuz, maya, su.

YAPILIŞI:Bütün malzemelerin katılımıyla kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edilir. Mayalanmaya bırakılır. Hamur mayalanınca, derince ve büyük bir tavanın yarısına kadar yağ doldurulur, bu yağ yüksek ateşte kızdırılır, hamurdan pazılar alarak oklava yardımıyla tavanın genişliğinde açılır, ortasından delinir. Kızgın yağda kızartılır. Servisi sıcak yapılır.

AYRAN ÇORBASI MALZEMELERİ: ½ Kg. Un, 1 yumurta, 250 gr. Süzme yoğurt, tuz, nane, kırmızı biber, 2 yemek kaşığı tereyağı, su

YAPILIŞI: Un, yumurta, tuz suyla kulak memesinden daha sert yoğrulur, yufkalar açılır, eriştelik doğranır, bir taraftan tencereye 3 lt. su konur, tuz ilave edilerek kaynatılır. İçine erişteler atılarak pişirilir, diğer taraftan süzme yoğurt suyla açılarak ( yemeğin suyu fazlaysa bu sudan da alınıp kullanılabilir) kalınca bir ayran haline getirilir. Pişen yemeğe katılır, diğer taraftan tereyağı bir tavada eritilir, içine nane ve kırmızı biber katılır, ayran aşının üzerine dökülür, sıcak servis yapılır.



YÖRESEL HALK OYUNLARI Ardahan'ın bütün yörelerinde hemen hemen aynı oyunlar oynanır. Enstrüman olarak genellikle davul ve zurna, Kafkas oyunlarında ise Akordeon ve Nagara adı verilen davul kullanılır. Ardahan yöresi genelde halay ve bar şekli oyunlar oynar. Bu oyunların oynandığı toplumsal olaylar ise şöyle sıralanabilir; düğün, nişan, asker uğurlama, üzüntü, sevinç gibi duyguların ifade edildiği durumlar. Yöremizde oynanan belli başlı oyunlar ise şunlardır.


A. BAR OYUNLARI B. TEK OYUNLAR
Ağır Bar Ondört
Sallama Şeyh Şamil
Temur Ağa Ay Gizi Bir Mezara Doldurur
Nare Beş Açılan
Lorke Karabat
Şeker Oğlan Hanım Yaylada
Sarı Seyran
Kaççıke
Tavuk Barı
Gazelo
Hoş Bilezik
Haran
Döne
Kıskanç
Kürdün Kızı
Ardahan'ın Yolları (Dümme)
Hafif Bar
Paşa Göçtü



ARDAHAN AĞZI

LEYAKIL DÜŞMEK :Yorgun düşmek

ŞOGURT :Salya

YEĞİN :Çalışkan titiz

ENDEZE :OLMAK Oyalanmak

TUSMAK :Sinmek

MURUSLARINI DÖKMEK : Suratını asmak

YÜNGÜL :Hafif

AĞZINI GÖZÜNÜ TUZ GİBİ YALAMAK :Çok özlenen kimseler için söylenir

GOMBA DÖNMEK :Takla atmak

GIGIL YÜZLÜ :Yüz yapısı küçük olan kimseler için söylenir

HERSLENMEK :Sinirlenmek

ABURSUZ :Rezil

PÜRÇEK :Saç Tutamı

GOLOP :Ağaçtan yapılmış yoğurt kapı

SİTİL :Yoğurt Kabı

GAGAÇ : Zayıf kimseler için söylenir

BİTİG :Köpek yavrusu

CİRTAKOZ :Deli

GANFET :Akide Şekeri

FARS :Kötü rezil kadin

ÇAĞILDAMAK : Gülmek

CİCİP :Ağız kenarında ve yüzde çıkan yaralar

TEŞT :Saç leğen

GEŞLENMEK :Donmak,Üşümek

SOYHA, ANDIR, MERET : Uğursuz şeyler için söylenir

HINGILIM ATMAK :Gereksiz hareket ve işler

KÖÇMEK :Evlenmek

DILDIBIL :Çırılçıplak

GURUĞ TAVUK Anaç tavuk

HARO :Kiler,ambar

OBBAZ :İşe yaramaz aylak

SEĞİRTMEK : Çabuk davranmak

PELLÜK :Ayaktaşi oyunu

YAŞIK :Ağaçtan yapılan kasa

GOPPAL :Büyük burun

PORTLAK :Göz Yapısı büyük plan

VEDRA :Kova

BİBİ :Hala

CUCUL :Civciv

DOY DOY :Güvercin

PEŞ GÜN :Sofra

GUŞGANA :Tencere

CİNCAR :Isırgan Otu

ZIRZA :Aşmalı kilit

BİJLİ :Sivri

PALAZ :Bez

HERZAL :Tekerleksiz el arabası

ZAĞAR :Küçük köpek

İSTOL :Yer sandalyesi

GIJİK :Kıvırcık saç

ÇİRNAĞ :Tırnak

YEKTİ :Yetim

MUÇURLAMAK :Buruşturmak

ŞARILDAYAN :Yıldırım

COPLANMAK :Şişmek

PEŞKİR :Havlu

GIDİK :Oğlak

GUDİK :Küçük Köpek

KARTOPU :Patates

BİŞKA :Kibrit

CAMUŞ :Manda

LAZUT :Mısır

BEDASIL :Soysuz

TEVÜR :Çeşit

GUNÇUL :Uç

GULLEP :Menteşe

GODET :Süpürge sapı

GOTİK :Manda Yavrusu

GAGAL :Göz

SEKÜ :Divan

FURĞUN :Öküz Arabası

KOR ARABA :Kağnı

GAŞGA :At Arabası

İŞKAP :Dolap

CİCE :Büyük Abla

GİZLENGUGİ :Saklambaç

BEYABUR Rezil

BAÇ ETMEK :Öpmek

GIJGIRMAK :Yoğurdun ekşimesi

HARMUTLAMAK :Suyu ılıtmak

GİDİL :Küçük

PİŞİK :Kedi

MOZİK :Dananın büyüğü

GARABAN :Köy evinin girişi

KERSEN :Hamur teknesi

GODA :Büyük zar

FANTİ :İskambil

HERG :Sürülmüş Tarla

HAROS :Nadasa bırakılmış tarla

PULUL :Ot Yığını

GALAMAK :Yakmak

GALAK :Tezek Yığını

KOTETE :Tabure

CEMSE :Askeri araç konvoyu

KAVÇAL :Uzun çene

NİGART :Tavuğun gagası

TAR :Tavukların kümeste üzerine çıktıkları yer

ÇİMMEK :Banyo yapmak

TEREK :Raf GUZUK :Kambur

DILLO :Hafifmeşrep

ÇIKMAK :Yırtmak

GATAKLAMAK :Kovma, Uzaklaştırma

MURUSLARINI DÖKME :Suratını asma

MÜRGÜLEMEK :Uyumak

GAJ GÖZ :Çakır göz

CİNDAL :Kedi Yavrusu

GORUĞÇU :Kır Bekçisi

LOBYE :Fasulye

GIJO :Kozalak

BED :Çirkin

CANCUR :Erik

LIBBIZ :Parasız, Züğürt

KAYIŞ :Kemer

TELLÜK :Yünlü takke

MİNTAN :Gömlek

ÇENKÜRMEK :Küçük Köpeğin Havlaması

GOCİK :Kaban

ŞOŞARTMAK :Abartma

ŞUŞLANMAK :Fazla yatma

AĞBUN :Gübre

AKHORA :Yakın bir yer

BADİYE :Geniş ağızlı tas

BULUZ :Elbise

CİCLOBA :Arpacık

ÇİNÇAVAT :Varyemez, cimri

DEYHORA :Uzağı tarif eden işaret zamiri

GÜZGİ :Ayna

ĞUĞUN :Ağlama

HELHEL :Havai kimse

AGOZ :Sabanın açtığı iz

JUJUN :Tatlı kaşıntı

KERSEN :Hamur teknesi

KOLOPA :İçi oyulmuş kap

KÜSGİ :Ağaç sırık

GARAVUL :Bekçi

LÖK :Büyük

PÖRÇÜK :Tırpanı sapına bağlayan yeri

SOKO :Mantar

SAKO :Kolsuz ceket

ŞÜŞİT :Huni

ŞİNEL :Palto

ŞÖHE :Siyah boncuk

TAPUL, PULUL :Ot demeti

TAT :Çorabın ayağa giyilen daban kısmı

TORHOLA :Kabuk tutmamış yumurta

TIĞ :Saman ekin karışımı yığın

DINAZA :Alay etme

ÜLEŞMEK :Bölüşmek

YABA :Beş parmaklı ağaç dirgen

ZAĞ :Keskin sivri

ZABUN :Fakir

ZANGAL :Tabansız uzun çorap

ZEDA :Tarlanın sürülmemiş tarafı

GUZUK :Kambur

ZURGANA :Eğri büğrü vücutlu

ZENNE :Kadın

ZUBUN :Mintan

POCİLEMEK :Baltayı taşa vurma

MÜRGÜLEME :Otururken hafif uykuya dalma

TAĞAYİRLENME :Kendinden geçme

CENÇİKLERİN GEVŞEDİ :Hoşuna gitme

SINAMA :Deneme



YÖREMİZDE EFSANELER

KÜR ÜZERİNDEKİ UĞUZ TAŞI EFSANESİ Ahıska Nekeleye köyü Hırtıs arasında Ardahan'dan gelen Kura suyunun üzerinde Uğuz taşı denen iki kapı boyunda bir kesme taş vardır. Uğuzlar'dan iki kardeş o koca kaya gibi taşı bir taş ocağından keserek buraya köprü kurmak için getiriyorlar. Bunlar taşı kesip Kura'nın kıyısına koyduktan sonra öğle yemeği için evlerine giderler. Bu sırada Uğuzlar'a göre ufak yapılı bir adam da onların evine konuk gider.Uğuz'un atının torbası bir Somar (320-330 kg. kadar) arpa alır. O ufak adam Uğuz'un gözünün koca bir kilim gibi duran atın torbasını doldurduktan sonra gücü yetmediğinden atın başını eğdirir ve kolaylıkla arpa dolu torbayı hayvanın başına takar. Uğuz'un anası bunu görünce oğullarına der ki "Sonunda dünyayı bunlar ele geçirip yiyecekler". Bu durumu gören iki Uğuz kardeş de ufak adamın gücü ile büyük işleri başardığını bu at torbası olayında gözleri ile gördüğünden Kura üzerinde kurmak istedikleri taş köprüyü yapmaktan vazgeçerler. Sonradan o uzun ve dev yapılı Uğuzlar saflık ve hile bilmezliklerinden zamanla yok olup giderler. Uğuzlar sık sık uyumazlarmış. Uyudukları zaman da yedi gün aralıksız uyurlarmış. "Uğuz'un uykusuna yattığı" sözü buradan kalmadır.

ÇILDIR GÖLÜ DİBİNDEKİ ESKİ ŞEHİR Eskiden Çıldır Gölü'nün dibinde bir şehir varmış. Buranın beyi Akçakala'da otururmuş. Çukurda kurulmuş olan bu şehrin, dokuz burma musluklu çeşmesi varmış. Bey "Gece gündüz çeşmeden su alanlar sakın çeşmeyi kapatmayı unutmasınlar yoksa şehri su basar" demiş. Şehirde kadın erkek bu buyruğa uyarmış. Bir gün akşamın karanlığı basmışken çeşmeden su doldurmakta olan bir kıza yedi yıldır gurbette olan ağabeyinin geldiğini müjdelemişler. Dokuz burma musluklu çeşmenin bir musluğundan su dolduran kız sevindiğinden evine koşup giderken burmayı kapatmayı unutur. O gece karanlığında çukur yerlerdeki evleri su basarken artık dokuz burmalı çeşmenin yeri de belli olmaz. Evi biraz yüksekte olanlar işin farkına varınca çoluk çocuğun elinden tutarak hiçbir eşya almadan yokuş yukarı kaçarlar. Ertesi gün şehirden ancak kilisenin kümbeti görülür ve akşama kadar onlarda sular altında kalır. Şehirden sağ kurtulup kaçanlar Akçakala adasına gelirler. Çıldır gölü işte dibindeki o dokuz burmalı çeşmenin suyundan ortaya çıkmıştır. Eğer (güneydeki) Taşbaşından bu gölün ayağı Zarşat'a doğru akmasaydı Akçakala adası ile öteki köyleri de su basardı.

UĞUZ ÇAYIRI VE UĞUZ DAĞI EFSANESİ Eskiler der ki Gürcülükten bile önceleri Cınıvızlar (Cenevizli-Romalılar) daha görünmeden Uğuz dağı ile çevresindeki yaylalarda Uğuz (Oğuz) denilen çok iri yapılı bir millet yaşarmış. Bu Uğuzlar'ın bir beyi varmış ki bütün Ardahan ve Cavk da denilen Akhılkelek ile Zegan (Posof'un Ilgar ve Cin Dağı kesimleri ile Şavşat sınırlarındaki Arsiyan dağı etekleri) bunun mülkü imiş. Bu Uğuz'un dağı ile çevresinde ve Kura suyu üzerindeki kışlaklar bu beyin has otlağı imiş. Öteki dağlar ve anılan yerlerde o zamanlar hep çamlık ve ormanlık imiş. Uğuz dağının yanında her yıl 300 araba ot biçilmekte olan Uğuz'un çayırını bu bey her yaz bir Uğuz'a biçtirirmiş. Biçen adam buralarda yaylayan ve çok iri birisiymiş. Bu Uğuz, Uğuz çayırının 300 arabalık otunu bir günde hem biçer hem de yığarmış. Uğuz bir yaz günü buraları tırpan ile biçerken bacısı kendisine öğle yemeği getirir. Sıcakta biçen*le uğraşırken kendi terinin buğusu gözlerini bürüyen Uğuz çayırın gür bir yerinde kızgın kızgın çalışır. Bu sırada omzunda heybesiyle öğle yemeği getiren ve yanına yaklaşan bacısını gözü görmez ve otlarla birlikte onu da ikiye biçer ve bunu yaparken bile farkına varmaz. Kol başına geldiğinde bel den çıkarttığı masatını tırpanına vurmaya çalışan Uğuz bir de görür ki tırpanı al kana boyanmış. "Bir hayvanın canına mı kıydım" diyerek yazıklanırken hemen o kol boyunu dolaşır. Bir de ne görsün öğle yemeğini getirmiş olan bacısını ikiye biçmiş. Hiddetle masatı yere vurur aktaştan olan mastın yarısı çayıra saplanır. Bugün dışarıda kalan kesimi bir adam boyundan yüksektir. Ellerini yere vurup tırpanı da bırakarak hemen bacısının iki parçasını birleştirip masatın dibine gömer. Kendisi kederinden Uğuz dağının tepesine çıkar ve orada ölür.

KURŞUN ASKER EFSANESİ Posof ilçesine bağlı secede de Kahraman Mehmetçik hudut karakolunda nöbetçidir. Kulağına sesler gelir ve karşı tepeden düşman görünür. Arkadaşları duysun diye silah atar, onlar gelinceye kadar düşman sarar. Ruslar kurşun yağmuruna tutulur. Bu köye "Kurşun Çavuş" denmiştir.

TEKÇAM EFSANESİ İlimizin merkeze bağlı Ovapınar Köyü dağlarında bulunan ormanlık bir alan zamanla yok olur, ancak bir tane çam ağacına kimse dokunmaz. Geceleri ağacın etrafında mumların yandığını gören yöre halkı bu çam ağacının kutsal olduğuna inanır ve dilek dilemek için buraya gelir. Ancak bir gün çevredeki köylerden birinde yaşayan bir adam ağacı kesmeye karar verir. Ağacın yanına gelerek baltasıyla kesmeye başlar ve baltayı vurduğu yerden kan gelir. Ağacı kesmeye kararlı olan adam vazgeçmez ve ağacı keserek evine götürür. O günün akşamında bu bölgeye görülmemiş derecede bir yağmur yağar ve adamın yaşadığı köyden bir sel geçer. Sel köyden sadece bu adamın evini ve ailesini götürürken, başka kimseye zarar vermez Bugün ağacın bulunduğu yerde "Tekçam" denilen bir çeşme akmakta ve yöre halkı yağmur yağmadığı zaman buraya gelerek yağmur duası etmektedir.



HOCA

Eskiden hocalar maaş alamazlarmış, üç hoca bir eve misafir olmuşlar, akşam yemeği hafif yenir.Birisi yatsıdan sonra acıkmış, sayıklama numarası yapmış;
"Kapan geldi üç molla, dosta hediye yolla , yassuluğa helva gele,topar laha" demiş, ev sahibi cevap vermiş;
"Senin dediğin hağdur, o da bizde yoktur. Kavuğunu koltuğuna sığdur.Sayığla , dur sayığla."

MERTEK

Ölüm döşeğinde yatan adam çocuklarını çağırarak;
-Ben öldükten sonra mezarımın üzerini eski merteklerle (evlerin üzerini örtmekte kullanılan tahta) örtün der.
Çocukları bunun köylü tarafından hoş karşılanmayacağını ve kendileri için bir ayıp olduğunu söyleseler de adam eğer vasiyetini getirmezlerse hakkını helal etmeyeceğini söyler ve bir müddet sonra ölür. Bunun üzerine çocukları babalarının vasiyetini yerine getirir ve mezarın üzerini eski merteklerle örterler.
Toprağa verilen adamın yanına melekler gelir ve ilk sorgusunu yapacaklarını söylerler. Hazırlıklı olan adam meleklere çıkışarak;
-Bu ne biçim iştir kardeşim, kaç defa hesap vereceğiz.Beni hatırlamıyorsunuz, şu üzerimdeki tahtaları da mı görmüyorsunuz?Diyerek melekleri geri gönderir.

BUJLANMA

Annesi hastalanan adam, oldukça yaşlı olan annesini doktora götürür.Hastasını muayene eden doktor, nineye;
-Şikayetin ne teyze , diye sorunca,
Yaşlı kadın:
-Ayağlarım bujlaniyir oğlum der.
Bu yöresel terimden hiçbir şey anlamayan doktor bu sefer oğluna sorar.Adam
-Yani doktor bey,demek istediki;Ayağlarım gejerleniyir,tikine duramiyirim.

Gejerlenme-Bujlanma=Uyuşma



TÜRKÜLER

DİMME

Ardahan'ın yollarında
Güller açar bağlarında
Öyle bir yar sevmişim ki
Orıüç ondört çağlarında Eyvah dimme dimme nazlı yar dimme
Ben özüm sarhoş sen şarap verme Dimmeyi ben çayda gördüm
Elinden bir fayda gördüm
İki öptüm bir sevdim
Ondan vefayı da gördüm Eyvah dimme dimme nazlı yar dimme
Ben özüm sarhoş sen şarap verme Semavarı alıştırın
Maşa alıp karıştırın
Yarim benden küsüp gitmiş
Onu benle barıştırın Eyvah dimme dimme nazlı yar dimme
Ben özüm sarhoş sen şarap verme Semavarı al eyledim
Şekeri bal eyledim
O yar gelecek diye
Koçu kurban eyledim Eyvah dimme dimme nazlı yar dimme
Ben özüm sarhoş sen şarap verme



BU GELEN NAHIR MIDIR

Bu gelen nahır mıdır, Ay maral maral maral
Saralan tahıl mıdır, Kız mısın gelin maral
Dediler yarin gelir, Ay maral maral maral
Menzili yakın mıdır, kız mısın gelin maral

Bu dağda maral gezer, Ay maral maral maral
Telini tarar gezer, kız mısın gelin maral
Dağ bizim maral bizim, Ay maral maral maral
Avcı burda ne gezer, kız mısın gelin maral



GÖLELI GELİN

Hele sen Göle'nin neyini gördün
Altmış kız gelinin boyunu gördün
Sürüden ayrılan koyunu gördün Göle'li gelin, elleri kınalı gelin
Göle'li gelin edalı gelin
Kaşları gözleri sürmeli gelin On parmağın onu birden kınalı gelin
Göle'nin dağları, bağlı meşeli
İçlerinde biter, gül menevşe
Yardan ayrılması çetin bişedir. Göle'li gelin edalı gelin
Kaşlari gözleri sürmeli gelin On parmağın onu birden kınalı gelin
İçlerine girsem ne derler
Sevmedikleriyle alay ederler, Göle'li gelin edalı gelin
Kaşları gözleri sürmeli gelin Göle'nin dağlan, kardan geçilmez
Soğuktur suları bir tas içilmez Göle'li gelin edalı gelin
On parmağı birden kınalı gelin.



ÇAYDA ÇINAR AĞACI (TELLO)

Çayda çınar ağacı tello
Çift gezer iki bacı tello
Büyüğü hele mele tello
Küçüğü can ilacı tello Hop tello can tello can tello
Yaktın beni suna can tello Suda balık yan gider tello
Açma yaram kan gider tello
Buna tabib neylesin tello
Ecel gelmiş can gider tello Hop tello can tello can tello
Yaktın beni suna can tello Arpa çayın kenarı tello
Aktı söndü feneri tello
Ben bu derdi çekemem tello
Bölüşek yari yari tello

Hop tello can tello can tello
Yaktın beni suna can tello



ARDAHAN

Nasıl Metedeyim Ardahan seni
Düz ovan geniş, gezmek isterim
Bahar gelince çayır çimen açılır
Sanki gül bahçesi, türlü çiçek açılır. Yağ peynirinden, Anadolu geçinir.
Malı koyunları sürü sürü geliyor
Yaylan senindir, gönül eğliyor
Kız gelinin halay tutmuş oynuyor Dadalar sabaş söylüyor, davulcu vuruyor
Yayla suyun serin akıyor, neşe saçıyor
Nuri bu sözleri, böyle söyledi.
Gezdi dağı, bucağı gönül eğledi.



TOYUĞUM

Benim toyuğum ağıdı balam
Derisi dolu yağıdı balam
Dün bu zaman sağıdı balam
Seni yanaşın toyuğu tutan
Oğlanasan toyuğu çalan Benim toyuğum çil çildi
Kanatları tel tel idi.
Toyuğ değil bir fil idi.
Seni yanaşın toyuğu tutan.
Oğlanasan toyuğu çalan. Zübeyde hala çıhdı dama
Bir sağa bahdı bir de sola
Toyuğu tuttu attı dama
Adlanasan toyuğu tutan.
Oğlanasan toyuğu çalan.



AĞITLAR

1915 ARDAHAN AĞITI

Ardahan'ı dağıttılar
Onbin altın nakd ettiler
Bazıları kaçtı gece,
Kimi zehir diller içe,
Nazlı nazlı kız gelini,
Tipiler tuttu yolunu,
Camii, mescid doldu şivan
Kırdı nafı "Agop" "İvan"
Kırdılar bütün erleri,
Soldu açılmış gülleri
Beylerini çağırttılar
Yandı günahtan Ardahan
Yandın fizahtan Ardahan
Karlı dağlar açtı gece
Ne günler gördün Ardahan
Hani şenliğin Ardahan
Kazaklar büktü belini
Kız, gelin hani Ardahan
Yetim meskeni Ardahan
Orda kuruldu bir divan,
Hani zenginlerin Ardahan
Misafir seven Ardahan
Kazakları görüp sızlar,
Neler gördün sen Ardahan
Oldun hep viran Ardahan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 6722
favori
like
share