KAYIP BİR ADRESE MEKTUPLAR

Gidiyorum. Üşümüş ve hırçın kasım yağmurlarında ıslanarak kararmış gölgeme sığınarak gidiyorum. Sabahlara kadar başucunda beklediğim bütün umutlarımın gözlerini mayınlayarak, kör bırakarak gidiyorum. Bozduğum yeminlerden bir ağıt çöle dönen dudaklarımda. Kum fırtınaları sararken bu kalabalık, boş şehri, ardımda ne sallanan bir el, ne mendil bırakmadan gidiyorum.. Biliyorum, bu şehrin göz yaşlarımı düşürdüğüm sokakları hala zonklayıp durur ardımda.Geriye bir kez olsun dönüp bakmadan gidiyorum. Son sigaramı da ucunda ışıyıp duran ömrümle birlikte ağzına kadar dolu kül tablasında söndürdüm. Öğrendim, beynimi tırmalayan bir saatin tik takları kadar sıradanmış hayat. Yalnızlımı da bu kokuşmuş kül yığını hayallerine terk ediyorum. Yağmur yağıyor, düşlerime kadar ıslandım ve üşüyorum. Oysa sen sağanaklar halinde başka yüreklere yağıyorsun, ama sımsıcak. Katliamıma tanıklık eden tüm toplu terkedişleri örtüyorum ve aylardan sonra yorgun bir gülümsemeyi, bir daha görmemek için gözlerime bağlıyorum, kanlı bir mendil yaparak.

Böğrüme saplanan küflü, adından yapılmış hançeri de kırdım. Ellerimin paramparçalığından hala keder bulaşıp dursa da bedenime, annemin ak dualarını beynime sıkıp gidiyorum. Adını soluksuz bir arya gibi bestelediğim dudaklarım sımsıkı kapalı şimdi, yüreğim bir otobüs camının soğukluğuna dayalı. Kentinden geçerken gözlerimi hiç açmıyorum, sımsıkı kapatıyorum. Şehrin hep ağlamalar oldu bana, bir kez olsun gülemedim kentinde. Oysa, kavmimin büyükleri dostluğun, vefanın ve gülümsemelerin kenti derlermiş şehrine.

Bilemezdim ey yar, çok olmuş kentinde gün batıdan doğalı ve katledilmiş sevgi adına ne varsa. Bilmezdim sizin, kentinizde ölü figüranlar gibi dolanıp durduğunuzu. Karantina altına alınmış bir avuç uzak ülke düşünden sonra, hayat hiç de tanıdık gelmiyor. Tutunabileceğim hiçbir şey kalmadı, ablukası sürüp gidiyor umutsuzluğun ve ölmek üzere olmanın kekre tadı sarıyor tüm evreni. Acıyan kelimeler bırakıyorum ardım sıra. Artık biliyorum. Kimsenin bulamayacağı kaybedilmiş aşklardı onlar. Gece bir nebze ilaç olabilirdi belki. Ama kavmim sevmiyor geceyi, loş ve kirli ışıklarıyla vuruyor ardarda. Gece nice zamandır küstür insanlığa, bu gezegene küstür gece...

Biriktirdiğim, kurumuş papatyaları gecenin avuçlarına bırakıyorum ama aç gözlü kavmimin çocukları vefasız sevgilerini taçlandırmak için alıyorlar onları da. Papatyalar toz toz dağılıyorlar hiçliğe doğru.

Ardımda sana adadığım ne varsa dinamitleyip gidiyorum, ömrüm dahil. Gözlerim kanıyor, damlıyor içime, bulanık, kirli ve buz gibi. Asude mevsimlerden geçiyorum. Tüm mevsimler ve kentler suskundur şimdi. Kentlerde bastırılmış bir ayaklanmanın sükutu ve zaman ayarlı ayak seslerinin tedirginliği var. Yaşamak için bir neden hayata sarkıttığım tüm ağlara, pas renkli umutsuzluk takılıyor.

Ey ASKIM !
Uzat ellerini binlerce yıl öteden, bu karanlık kuyuda bırakma beni. Tutulmayan ahitlerden ve acılı akibetlerden kurtar beni.




"AşKLaRı da DeVRaLIr Mı KaLb NaKLi YaPTıRaNLaR"...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 356
favori
like
share
Bitanesinin_Bebegi Tarih: 23.09.2004 01:30
[quote]Orijinalin yazari Köse
"AşKLaRı da DeVRaLIr Mı KaLb NaKLi YaPTıRaNLaR"...

bunun cevabini bir bile bilsem
[/quote]

Köse Tarih: 23.09.2004 00:06
"AşKLaRı da DeVRaLIr Mı KaLb NaKLi YaPTıRaNLaR"...

bunun cevabini bir bile bilsem